RESMİ METİN

**II

  • Hükümleri
  1. Genel olarak**

Madde 698 - (1) Muhatap, poliçeyi kabul etmekle bedelini vadede ödemeyi taahhüt etmiş olur. (2) Ödememe hâlinde hamil, düzenleyen dahi olsa, poliçeden dolayı 725 ve 726 ncı maddeler gereğince istenebilecek her şeyi kabul edenden doğrudan doğruya isteme hakkını haizdir.


AKADEMİK YORUM VE ANALİZ

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) Üçüncü Kitabı olan Kıymetli Evrak Hukuku içerisinde, poliçeye ilişkin hükümlerin düzenlendiği bölümde yer alan 698. madde, poliçede "kabul" müessesesinin doğurduğu hukuki sonuçları ve muhatabın statüsündeki dönüşümü ihdas eden temel normdur [1].

Poliçe, hukuki mahiyeti itibarıyla "çifte yetki veren nitelikli bir havale" ilişkisine dayanır [2]. Bu ilişkide başlangıçta üç temel taraf bulunur: Düzenleyen (keşideci), lehtar ve muhatap [3, 4]. Senedin düzenlenmesi aşamasında muhatap, poliçe metninde kendisine ödeme emri yöneltilen kişi olarak yer alsa da, henüz kambiyo ilişkisinin bir tarafı değildir ve senedin düzenlenmesi tek başına muhatap açısından herhangi bir borç doğurmaz [5, 6]. Muhatabın poliçede yer alan bu ödeme emrini yerine getirme yükümlülüğü altına girmesi, ancak ve ancak "kabul" beyanı ile mümkündür [7].

TTK m. 698/1 hükmü, muhatabın poliçeyi kabul etmesiyle birlikte bedelini vadede ödemeyi taahhüt etmiş olacağını açıkça düzenler [1]. Bu an itibarıyla muhatap, kambiyo taahhüdünün "asıl (esas) borçlusu" sıfatını kazanır [8-10]. Maddenin ikinci fıkrası ise, bu asli borçluluk sıfatının usuli ve maddi sonuçlarını düzenleyerek; poliçenin vadesinde ödenmemesi durumunda hamilin (bu hamil senedi düzenleyen olsa dahi) doğrudan doğruya kabul eden muhataba başvurarak TTK m. 725 ve 726'da sayılan alacak kalemlerini talep etme hakkına sahip olduğunu ifade eder [6].

Özetle, TTK m. 698, muhatabın dışsal bir figür olmaktan çıkıp poliçenin merkezindeki asli borçlu haline gelişini ve bu asli borçluluğa bağlanan mutlak sorumluluğu tesis eden, Kıymetli Evrak Hukuku'nun soyutluk ve tedavül güvenliği ilkelerinin en somut yansımalarından biridir [7, 9].

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. Muhatabın Asıl Borçlu Sıfatını Kazanması (Kabul Beyanının Mahiyeti)

TTK m. 698/1 uyarınca kabul, muhatabı doğrudan poliçe ilişkisine sokan "soyut bir taahhüttür" [7]. Muhatap, poliçeyi kabul edene kadar kambiyo ilişkisinin tamamen dışındadır [11]. Kabul beyanı (TTK m. 695) ile birlikte muhatap, düzenleyen ile arasındaki iç ilişkiye (bedel veya karşılık ilişkisine) bakılmaksızın, poliçe bedelini vadede ödemeyi kayıtsız ve şartsız olarak üstlenir [8, 12].

Türk ticaret hukuku doktrininde (örneğin Reha Poroy, Ünal Tekinalp, Sabih Arkan gibi hocaların eserlerinde sıklıkla vurgulandığı üzere) poliçede yer alan havale ilişkisinin bir kambiyo taahhüdüne dönüşmesi bu noktada gerçekleşir. Kabul eden muhatap, poliçe bedelinin ödenmesinden birinci derecede sorumlu olur; yani müracaat (başvuru) borçlusu değil, "asıl borçlu" sıfatını taşır [10]. Asıl borcun ifası, sadece muhatabın kendi borcunu değil, poliçede sorumluluk altına girmiş olan düzenleyen, cirantalar ve avalistlerin tümünün borcunu ortadan kaldırır [13].

2.2. Doğrudan Doğruya İsteme Hakkı

Maddenin ikinci fıkrasında yer alan "kabul edenden doğrudan doğruya isteme hakkı", asıl borçlu sıfatının doğrudan bir neticesidir [6, 14]. Kambiyo senetlerinde rücu (müracaat) borçlularına (düzenleyen, cirantalar) başvurabilmek için senedin vadesinde ödenmediğinin "protesto" (ödememe protestosu) ile tespiti kural olarak zorunludur [2]. Oysa kabul eden muhatap asıl borçlu olduğundan, ona başvurabilmek için vadenin gelmiş olması yeterlidir; protesto çekilmesine veya başka bir şekli şartın yerine getirilmesine gerek yoktur [10]. Dahası, poliçeyi ödeyerek senedi geri alan kişi bizzat senedi düzenleyen dahi olsa, ödediği meblağı asıl borçlu olan muhataptan doğrudan doğruya talep edebilir [6].

2.3. Sorumluluğun Kapsamı (TTK m. 725 ve 726 Atfı)

TTK m. 698/2, hamilin kabul edenden talep edebileceği kalemleri belirlemek üzere rücu hakkının kapsamını düzenleyen TTK m. 725 ve 726'ya atıf yapmaktadır [14]. Bu atıf çerçevesinde, kabul eden muhataptan; poliçenin ödenmemiş bedeli, şayet şart kılınmışsa akdi faiz, vadenin gelmesinden itibaren işleyecek temerrüt faizi, protesto ve ihbar masrafları ile poliçe bedelinin binde ikisini aşmamak üzere komisyon ücreti talep edilebilir [15-17].

3. Sistematik İlişkiler

  • TTK m. 695 (Kabulün Şekli): TTK m. 698 uyarınca muhatabın sorumluluğunun doğabilmesi için, öncelikle TTK m. 695'e uygun bir "kabul" beyanının bulunması şarttır [18]. Sadece poliçenin ön yüzüne atılan bir imza veya "kabul edilmiştir" ibaresiyle atılan imza bu şartı sağlar [18]. Geçerli bir kabul şekli yoksa TTK m. 698 uygulanamaz.
  • TTK m. 749/1 (Zamanaşımı): Kabul eden muhataba karşı ileri sürülecek poliçeden doğan istemler, vadenin geldiği tarihten itibaren "üç yıl" geçmekle zamanaşımına uğrar [19, 20]. Müracaat borçluları için öngörülen bir yıllık (veya altı aylık) kısa zamanaşımı sürelerinin aksine, asıl borçlu için üç yıllık sürenin öngörülmesi, m. 698'deki asli borçluluk statüsünün doğrudan bir sonucudur.
  • TTK m. 687 (Def'iler): Muhatabın m. 698 uyarınca soyut bir taahhüt altına girmesi, onun hamil karşısında ileri sürebileceği def'ileri TTK m. 687 ile sınırlar. Muhatap, düzenleyen ile arasındaki alt ilişkiye (örneğin satım sözleşmesine) dayanarak senedi iyiniyetle iktisap eden hamile karşı ödemekten kaçınamaz [21].
  • TBK m. 89 ve m. 90 (İfa Yeri): Poliçe bedelinin ödenmesi, kural olarak aranılacak bir borç niteliğindedir. Alacaklı vadesinde poliçeyi borçluya (muhataba) ödeme yerinde ibraz etmekle yükümlüdür (TTK m. 708) [22]. Bu durum, TBK'nın genel hükümlerindeki para borçlarının götürülecek borç olduğuna dair kuralın kambiyo hukukundaki önemli bir istisnasıdır [23].

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay kararlarında, muhatabın poliçeden dolayı sorumlu tutulabilmesi için "kabul" işleminin mutlak surette mevcudiyeti aranmaktadır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarına göre (örneğin 1988/1839 E. 1988/6117 K. sayılı ilamı): "TTK'nın 610. (yeni 698.) maddesi hükmüne göre muhatap ancak poliçeyi kabul ettiği takdirde poliçe bedelini ödeme taahhüdü altına girer... Olayda ise muhatap durumundaki davacıların poliçeyi kabul ettikleri iddia edilmemiş, aksine poliçenin kabul edilmediği noterce düzenlenen kabul etmeme protestosuyla sabit olmuştur... Bu durumda davalı hamilin poliçeye dayanarak poliçeyi kabul etmeyen davacılardan poliçe bedelini istemeye hakkı yoktur." [24].

Yargıtay bu kararıyla, muhatabın poliçeyi imzalamadığı sürece senedin tamamen dışında kaldığını ve kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla dahi takip edilemeyeceğini kesin bir dille ortaya koymaktadır. Temel ilişkiye dayalı alacak davaları ise genel mahkemelerde ve genel hükümlere göre ispatlanmak zorundadır [24].

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1 (Kurmaca Senaryo): Bursa'da yerleşik tekstil toptancısı (A), üretici (B) firmasından aldığı kumaşların bedeli olarak, kendi alacaklısı olduğu perakendeci (C) üzerine 500.000 TL bedelli bir poliçe düzenler ve bunu lehtar (B)'ye teslim eder. Lehtar (B), senedi (C)'ye ibraz eder. (C), poliçenin ön yüzüne "kabulümdür" yazıp imzalar. Vade tarihi geldiğinde (B) senedi ödeme için ibraz ettiğinde, (C) kumaş toptancısı (A)'nın kendisine teslim etmesi gereken ürünleri teslim etmediğini belirterek ödeme yapmaktan kaçınır. Hukuki analiz: TTK m. 698/1 gereğince (C), poliçeyi kabul etmekle bedeli vadede ödemeyi taahhüt eden asli borçlu haline gelmiştir. Poliçe borcu, (A) ile (C) arasındaki temel ilişkiden (satım sözleşmesinden) bağımsız, soyut (mücerret) bir borçtur. TTK m. 687 uyarınca (C), (A) ile olan kişisel def'ilerini iyiniyetli lehtar (B)'ye karşı ileri süremez. (B), senedi protesto ettirmeksizin dahi doğrudan asıl borçlu olan (C)'ye karşı kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takip başlatabilir.

Olay 2 (Kurmaca Senaryo): (X) A.Ş., (Y) Ltd. Şti. üzerine 1.000.000 TL'lik bir poliçe düzenleyip alacaklısı (Z)'ye ciro ve teslim etmiştir. Poliçe üzerinde (Y) Ltd. Şti.'nin ticari unvanı "muhatap" hanesinde yazılıdır, ancak senedin üzerinde muhatabın herhangi bir imzası bulunmamaktadır. Vade geldiğinde hamil (Z), doğrudan (Y) Ltd. Şti.'ye başvurur ve icra takibi başlatır. Hukuki analiz: (Y) Ltd. Şti.'nin muhatap olarak senede yazılmış olması, onu borçlu yapmaz. TTK m. 695'e uygun bir "kabul" beyanı ve imzası bulunmadığı için TTK m. 698/1 devreye girmez. (Y) Ltd. Şti. kambiyo ilişkisinin tarafı ve borçlusu değildir [4, 24]. Hamil (Z)'nin (Y) Ltd. Şti.'ne karşı giriştiği takip, borca itiraz üzerine iptal edilecektir. (Z)'nin yapması gereken, durumu protesto ile tespit ettirip müracaat borçlusu olan (X) A.Ş.'ye başvurmaktır.

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat Yükü: Kabul beyanını içeren bir poliçenin hamili, muhataba karşı açacağı alacak veya takip davasında sadece senedin ibrazı ile alacağını ispat etmiş sayılır. İspat yükü yer değiştirerek borçluya (muhataba) geçer; muhatap ödeme yaptığını veya hamilin senedi kötüniyetle iktisap ettiğini (TTK m. 687) yazılı delille ispatlamak zorundadır [25, 26].
  • Zamanaşımı / Süreler: Kabul eden muhataba karşı yöneltilecek taleplerde zamanaşımı, poliçenin vadesinden itibaren 3 yıldır (TTK m. 749/1) [19]. Başvuru (müracaat) borçlularındaki 1 yıllık süre ile karıştırılmamalıdır.
  • Görevli/Yetkili Mahkeme: Poliçeden doğan her türlü uyuşmazlık, tarafların tacir olup olmadığına bakılmaksızın mutlak ticari dava niteliğindedir (TTK m. 4). Dolayısıyla görevli mahkeme "Asliye Ticaret Mahkemesi"dir [27]. Yetkili mahkeme ise genel kurallara göre davalının (muhatabın) yerleşim yeri mahkemesidir.
  • Yaygın Uygulama Hataları: Uygulamada sıklıkla düşülen hata, kabul beyanı (imzası) olmayan poliçelerde sırf isim yazılı diye muhataba karşı icra takibi başlatılmasıdır. Kambiyo vasfı bu halde muhatap için işlemeyecektir. Ayrıca asıl borçlu olan muhataba karşı süresinde ibraz yapılmamış veya protesto çekilmemiş olsa dahi muhatabın sorumluluğu ortadan kalkmaz (müracaat borçlularınınkinin aksine), zira asıl borçludur.

7. Eleştirel Değerlendirme

Türk Ticaret Kanunu'nun m. 698 hükmü, Cenevre Tektip Poliçe Kanunu'nun ruhuna uygun olarak poliçedeki havale ilişkisini bir kredi ve ödeme aracına dönüştüren hayati bir normdur. Kıymetli evrak hukukunun önde gelen akademisyenlerinden Reha Poroy ve Ünal Tekinalp, poliçede "kabul" müessesesinin muhatabı doğrudan ilişkiye sokan en önemli yapı taşı olduğunu haklı olarak vurgularlar. Sabih Arkan ve Mehmet Bahtiyar gibi otoriteler de kabulün "soyutluğu" ilkesinin, kambiyo senedinin tedavül kabiliyetini yaratan ana unsur olduğunu eserlerinde detaylandırmışlardır.

Hükmün doktriner açıdan en güçlü yanı, ikinci fıkrasındaki atıf sistematiğidir. Kabul edenin sorumluluk kapsamının TTK m. 725 ve 726'ya bağlanmış olması, müracaat borçluları ile asli borçlular arasındaki "istenebilecek meblağ" farklılıklarını ortadan kaldırmış, hukuki güvenlik ve yeknesaklık sağlamıştır. Ancak uygulamada, özellikle kabul imzasının "şirket yetkilisine" ait olup olmadığı noktasındaki "yetkisiz temsil" (TTK m. 678) iddiaları, ticaret sicilinin aleni etkisine rağmen icra mahkemelerinin şekli inceleme sınırlarına takılmakta ve alacaklıların tahsilat süreçlerini uzatabilmektedir. Kanun koyucunun lafzi ve sistematik tutarlılığı tam olmakla birlikte, tüzel kişilerin muhatap olduğu durumlarda kabul beyanındaki imza yetkisi sorunlarına yönelik usul hukuku bazında daha hızlı çözüm üretecek içtihatların Yargıtay nezdinde yeknesaklaştırılması, ticari hayatın hızına katkı sağlayacaktır.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.

Metodolojik Not

Bu çalışma, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. İçerik, güncel kanun değişiklikleri ve yüksek yargı kararları ışığında revize edilmektedir.