1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 696. maddesi, kambiyo senetleri hukukunun temelini oluşturan "poliçenin kabulü" müessesesini ve bu beyanın sınırlarını düzenlemektedir. Kambiyo senetlerinin en belirgin özelliklerinden biri olan "kayıtsız ve şartsız belirli bir bedeli ödeme vaadi veya havalesi" kuralı, senedin tedavül kabiliyetini ve ticari hayattaki güvenilirliğini sağlamaktadır. Poliçede, düzenleyenin muhataba yönelttiği bu şartsız havale emri, muhatap tarafından da kural olarak aynı kayıtsızlık ve şartsızlık ekseninde kabul edilmelidir [1-3].
TTK m. 696 fıkra 1 uyarınca kabul, tek yanlı, kayıtsız ve şartsız yazılı bir irade beyanı niteliğindedir [1]. Maddenin sistematiği, kambiyo taahhüdünün soyutluğu (mücerretliği) ilkesini koruma gayesi gütmektedir. Poliçe ilişkisine dâhil olan muhatap, senedi kabul etmek suretiyle poliçenin asıl borçlusu konumuna gelir ve senedin hamili ile arasında poliçe bedelini vadede ödeme yönünde kesin bir taahhüt doğar [4, 5]. Ancak kanun koyucu, ticari hayatın pratik gereksinimlerini göz önünde bulundurarak bu kurala istisnai bir alan açmış ve "kısmi kabul" kurumuna cevaz vermiştir.
Maddenin ikinci fıkrası ise, muhatabın kabul beyanını kısmi miktar haricinde başka koşullara bağlaması (şartlı kabul) durumunda doğacak hukuki sonuçları ihdas etmektedir. Bu hüküm ikili bir yapıya sahiptir: Bir yandan poliçenin kambiyo hukuku anlamında "kabul edilmemiş" sayılarak hamilin müracaat haklarını (kabul etmeme protestosu çekerek) kullanabilmesinin önünü açmakta, diğer yandan ise kabul edenin kendi koyduğu şartlar dairesinde hukuken sorumlu olmaya devam edeceğini belirterek ahde vefa (pacta sunt servanda) ilkesini kambiyo hukukuna entegre etmektedir [2, 3, 6].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Kayıtsız ve Şartsız Kabul Kuralı
Kambiyo hukuku teorisinde poliçe, temel (alt) ilişkiden bağımsız, soyut bir borç ikrarıdır [7, 8]. Bu soyutluk, kabul beyanı için de geçerlidir. TTK m. 696/1'in ilk cümlesinde ifade edilen "Kabul, kayıtsız şartsız olmalıdır" emredici kuralı, muhatabın poliçeyi kabul ederken ödeme taahhüdünü herhangi bir şarta (taliki veya infisahi) bağlamasını yasaklamaktadır. Nitekim doktrinde Poroy ve Tekinalp'in de ifade ettiği üzere, meblağ sınırlaması dışında poliçe üzerine konulacak herhangi bir şart, poliçe taahhüdünün soyutluluğu ile bağdaşmamaktadır [9].
2.2. Kısmi Kabul (Miktar Sınırlandırması)
Kayıtsız şartsızlık kuralının yegâne istisnası, "kısmi kabul"dür. Muhatap, poliçe bedelinin tamamını kabul etmek zorunda olmayıp, sorumluluğunu bedelin sadece bir kısmı ile sınırlandırabilecektir [6, 10]. Örneğin, 150.000 TL bedelli bir poliçenin muhatabı, senet üzerine "100.000 TL'si için kabulümdür" şeklinde bir beyan dercedebilir [6]. Kısmi kabulün geçerli olabilmesi için poliçe üzerinde bu durumun açık bir ibare ile belirtilmesi ve el yazısı (ıslak imza) ile imzalanmış olması yasal bir zorunluluktur; aksi takdirde poliçenin tamamına aval veya kabul verilmiş sayılır [10]. Doktrinde Pulaşlı'nın da işaret ettiği üzere, hamilin bu kısmi kabule rıza göstermesi gerekmektedir; aksi halde hamil o oranda (kabul edilen kısım bakımından da) müracaat haklarını kaybeder [11, 12].
2.3. Şartlı Kabul ve İkili Sorumluluk Rejimi
Muhatabın kabul beyanını, miktar sınırlaması dışında herhangi bir farklı şarta (örneğin "Mallar 12.03.2013 tarihinde yüklenirse, kabulümdür" şeklinde) bağlaması durumunda TTK m. 696/2 devreye girer [13]. Bu durumda kanun koyucu kesin bir yaptırım öngörmüştür: Poliçe kabul edilmemiş sayılır. Bu kurgu, poliçenin bir dolaşım (kredi) aracı olma vasfını korur. Hamil, şarta bağlanmış bu kabulü reddederek derhal "kabul etmeme protestosu" düzenleyebilir ve vadeden önce düzenleyene, cirantalara ve avalistlere müracaat edebilir [14, 15].
Ancak fıkranın ikinci cümlesinde yer alan "Bununla beraber kabul eden, kabul beyanındaki şartlar çerçevesinde sorumludur" hükmü, son derece özgün bir düzenlemedir [3]. Kambiyo vasfı açısından kabul gerçekleşmemiş sayılsa da, muhatabın irade beyanı tamamen batıl olmaz. Şartın tahakkuk etmesi halinde muhatap, senedin hamiline karşı, bizzat senet üzerine dercettiği koşullar dairesinde sorumlu olmaya devam edecektir [6].
3. Sistematik İlişkiler
Bu maddenin Türk hukuk sistematiğindeki diğer düzenlemelerle olan illiyet bağları şu şekildedir:
- TTK m. 671/1-b (Kayıtsız ve Şartsız Havale): TTK 671 poliçenin zorunlu unsurlarını sayarken "kayıtsız ve şartsız havale" içermesini emreder [16]. TTK m. 696'daki "kabulün şartsız olması" kuralı, poliçenin bu asli zorunlu unsurunun muhatap nezdindeki bir tezahürü ve tamamlayıcısıdır.
- TTK m. 698 (Kabulün Hükümleri): Muhatap kabul beyanında bulunmakla vadede ödemeyi taahhüt eder [5]. TTK m. 696 kapsamında geçerli bir kısmi kabul varsa, muhatabın m. 698 kapsamındaki asli borçluluğu sadece kabul ettiği kısım için doğar [4, 5].
- TTK m. 713, 714 (Müracaat Hakkı ve Protesto): TTK m. 696/2 uyarınca şartlı kabul, "kabul etmeme" sayıldığından, hamil TTK m. 714 gereği kabul etmeme protestosu çekerek m. 713 kapsamında vadeden önce müracaat haklarını kullanabilme salahiyetini elde eder [15, 17, 18].
- TTK m. 728 (Kısmi Kabul Halinde Makbuz): TTK m. 696/1 bağlamında yapılan kısmi kabul neticesinde, hamil başvurma hakkını kullandığında, poliçe bedelinin kabul edilmeyen kısmını ödeyen başvuru borçlusu, TTK m. 728 uyarınca bu ödemenin poliçeye yazılmasını ve makbuz verilmesini isteyebilmektedir [19, 20].
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili ihtisas daireleri (özellikle 11. ve 12. Hukuk Daireleri), kambiyo senetlerinde soyutluk (mücerretlik) ilkesini ve kayıtsız şartsız ödeme vaadi/havalesi koşulunu son derece katı bir biçimde uygulamaktadır. TTK m. 696 eksenindeki içtihatların temeli, kabul beyanının şarta bağlanamayacağı; ancak kambiyo senedi üzerindeki ibarelerin "şart" teşkil edip etmediğinin senet metninden somut ve dar yorumlanması gerektiği üzerinedir.
Örneğin, Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin E. 1997/4826, K. 1997/173 sayılı kararında, poliçede yer alan "hisse devri karşılığı" ifadesinin poliçenin şarta bağlandığı anlamına gelmediği, bu ibarenin sadece senedin düzenlenme nedenini (alt ilişkiyi) gösteren bir "bedel kaydı" olduğu ve poliçenin tahsilinin koşula bağlanmadığı açıkça vurgulanmıştır [21, 22]. Bu içtihat, muhatabın kabul şerhine eklediği ve yalnızca bedel ilişkisini yansıtan ibarelerin TTK m. 696/2 anlamında poliçeyi geçersiz kılacak nitelikte (bozucu) bir "şartlı kabul" sayılamayacağı yönündeki doktrinel kabulle doğrudan paralellik taşır.
Bunun yanı sıra, Yargıtay poliçe vadesinin dahi şarta bağlanamayacağını, aksi takdirde kambiyo senedi niteliğinin kaybedileceğini (TTK m. 703) yerleşik kararlarında vurgulamaktadır [23]. Dolayısıyla muhatap, ödeme için vade dışında farklı bir olgunun gerçekleşmesini talep eder tarzda bir kabul şerhi yazarsa (örneğin "X inşaatı bittiğinde kabulümdür"), Yargıtay kararları ışığında bu metin açıkça şarta bağlılık taşıdığından senet kabul edilmemiş sayılacak; kambiyo hukukunun sert yaptırımları senedin düzenleyenine ve cirantalarına yönelecektir.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Kısmi Kabul Senaryosu):
A (düzenleyen), ticari mal satışı karşılığında B (lehtar) emrine ve C (muhatap) üzerine 500.000 TL bedelli bir poliçe keşide etmiştir. B, vadeden evvel poliçeyi kabule arz için C'ye ibraz ettiğinde; C poliçenin ön yüzüne "Yalnızca 300.000 TL'lik kısmı için kabulümdür, [Tarih], [İmza]" şerhini düşer.
Hukuki analiz: TTK m. 696/1 gereğince C'nin yaptığı bu işlem geçerli bir kısmi kabuldür. B, kısmi kabule icabet ederse, muhatap C vade tarihinde 300.000 TL ödemekle yükümlü asli borçlu haline gelir. Kalan 200.000 TL için B, derhal "kabul etmeme protestosu" tanzim ettirerek vadeden önce poliçe düzenleyeni A'ya ve varsa cirantalara rücu edebilir [6, 19].
Olay 2 (Şartlı Kabul Senaryosu):
İhracatçı X şirketi, ithalatçı Y şirketi üzerine 1.000.000 USD bedelli bir poliçe düzenlemiş ve Z bankasına ciro etmiştir. Z bankası poliçeyi Y'ye ibraz eder. Y, senet üzerine "Gümrükteki malların kontrolünde defo çıkmaması şartıyla kabul edilmiştir, [İmza]" yazar.
Hukuki analiz: TTK m. 696/2 hükmü gereğince, kabul beyanı içeriğe "defo çıkmaması" şeklinde açık bir infisahi şart eklediğinden poliçe hukuken kabul edilmemiş sayılır [6, 13]. Z bankası (hamil), derhal kabul etmeme protestosu çekerek X şirketine (düzenleyen) başvurma hakkını kazanır. Ancak mallar gerçekten defosuz çıkarsa, Y şirketinin (muhatap) Z bankasına karşı yazdığı şart dairesindeki sorumluluğu borçlar hukuku temellerinde devam eder [6].
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat Yükü: Şartlı kabul beyanı içeren durumlarda (m. 696/2 son cümle uyarınca muhataba başvurulmak istendiğinde), kabul şerhinde belirtilen şartın gerçekleştiğini veya gerçekleşmediğini ispat yükü, iddia eden tarafa (genellikle senedin muhataptan tahsilini isteyen hamile) aittir.
- Zamanaşımı / Süreler: Kısmi kabul halinde veya şarta bağlı kabul neticesinde poliçenin "kabul edilmemiş" sayılması durumunda, hamil TTK m. 714 gereği kanuni süreler içerisinde (kural olarak kabule arz için geçerli sürede) kabul etmeme protestosu çekmek zorundadır [18, 24]. Aksi halde müracaat hakları m. 730 uyarınca düşer [25]. Poliçeyi kabul etmiş muhataba karşı açılacak davalar ise TTK m. 749 gereği 3 yıllık zamanaşımına tabidir [26].
- Görevli/Yetkili Mahkeme: Kambiyo senetlerinden doğan tüm uyuşmazlıklar "mutlak ticari dava" niteliğindedir. Bu sebeple kısmi kabul veya şartlı kabule dayalı maddi hukuk veya menfi tespit iddialarında görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemeleridir [27]. İcra takiplerine itiraz yeri ise İcra Hukuk Mahkemesidir.
- Yaygın Uygulama Hataları: Uygulamada sıklıkla muhatabın kabul şerhi yazarken bedel ilişkisine dair bir atfı (örn. "74 no'lu faturaya istinaden") şartlı kabul gibi değerlendirip, hamilin senedi kabul edilmemiş sayması hatasına düşülmektedir. Şartlı kabul ile bedel kaydı ayrımı içtihatlar doğrultusunda dikkatle yapılmalıdır.
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Ticaret Kanunu m. 696'nın düzenleniş biçimi, mehaz kanun olan İsviçre Borçlar Kanunu (ve paralelindeki Cenevre Konvansiyonu) ile tam bir uyum içindedir. Doktrinde Prof. Dr. Reha Poroy ve Prof. Dr. Ünal Tekinalp, şarta bağlı kabulün, kambiyo evrakının tedavül hızı ve güvenliği (soyutluk) ilkeleriyle bağdaşmadığı için kanun koyucunun bunu "yazılmamış" veya "kabul edilmemiş" saymasının isabetini vurgular [2, 9].
Ancak m. 696/2'nin son cümlesinde yer alan "Bununla beraber kabul eden, kabul beyanındaki şartlar çerçevesinde sorumludur" hükmü, salt kambiyo hukuku bağlamında teorik bir paradoks gibi algılanabilmektedir. Zira kambiyo taahhüdü doğmamış (kabul edilmemiş) bir poliçede, yazılı ibarenin hala kişiyi sorumlu tutabilmesi, senedin kambiyo senedi vasfını bir nevi ispat vesikasına veya adi borç senedine dönüştürmektedir.
Doktrindeki ağırlıklı bilimsel eleştiri, bu sorumluluğun artık "kambiyo (poliçe) sorumluluğu" olmadığı, genel hükümlere (TBK) dayalı bir taahhüt sorumluluğu olduğu yönündedir. Bu lafzi ikilik, uygulamada bankaların ve finansal kuruluşların şartlı kabul ihtiva eden senetleri "acaba genel hükümlere göre icra takibine konu edebilir miyiz?" sorusuyla boğuşmasına yol açmaktadır. Kanun koyucunun, ikinci cümlenin niteliğini salt Borçlar Hukuku taahhüdü olarak daha sarih ifade etmesi, ticari hayattaki olası tereddütleri gidermek adına daha rasyonel bir yasamaya hizmet edebilirdi.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 696. maddesi, kambiyo senetleri hukukunun temelini oluşturan "poliçenin kabulü" müessesesini ve bu beyanın sınırlarını düzenlemektedir. Kambiyo senetlerinin en belirgin özelliklerinden biri olan "kayıtsız ve şartsız belirli bir bedeli ödeme vaadi veya havalesi" kuralı, senedin tedavül kabiliyetini ve ticari hayattaki güvenilirliğini sağlamaktadır. Poliçede, düzenleyenin muhataba yönelttiği bu şartsız havale emri, muhatap tarafından da kural olarak aynı kayıtsızlık ve şartsızlık ekseninde kabul edilmelidir [1-3].
TTK m. 696 fıkra 1 uyarınca kabul, tek yanlı, kayıtsız ve şartsız yazılı bir irade beyanı niteliğindedir [1]. Maddenin sistematiği, kambiyo taahhüdünün soyutluğu (mücerretliği) ilkesini koruma gayesi gütmektedir. Poliçe ilişkisine dâhil olan muhatap, senedi kabul etmek suretiyle poliçenin asıl borçlusu konumuna gelir ve senedin hamili ile arasında poliçe bedelini vadede ödeme yönünde kesin bir taahhüt doğar [4, 5]. Ancak kanun koyucu, ticari hayatın pratik gereksinimlerini göz önünde bulundurarak bu kurala istisnai bir alan açmış ve "kısmi kabul" kurumuna cevaz vermiştir.
Maddenin ikinci fıkrası ise, muhatabın kabul beyanını kısmi miktar haricinde başka koşullara bağlaması (şartlı kabul) durumunda doğacak hukuki sonuçları ihdas etmektedir. Bu hüküm ikili bir yapıya sahiptir: Bir yandan poliçenin kambiyo hukuku anlamında "kabul edilmemiş" sayılarak hamilin müracaat haklarını (kabul etmeme protestosu çekerek) kullanabilmesinin önünü açmakta, diğer yandan ise kabul edenin kendi koyduğu şartlar dairesinde hukuken sorumlu olmaya devam edeceğini belirterek ahde vefa (pacta sunt servanda) ilkesini kambiyo hukukuna entegre etmektedir [2, 3, 6].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Kayıtsız ve Şartsız Kabul Kuralı
Kambiyo hukuku teorisinde poliçe, temel (alt) ilişkiden bağımsız, soyut bir borç ikrarıdır [7, 8]. Bu soyutluk, kabul beyanı için de geçerlidir. TTK m. 696/1'in ilk cümlesinde ifade edilen "Kabul, kayıtsız şartsız olmalıdır" emredici kuralı, muhatabın poliçeyi kabul ederken ödeme taahhüdünü herhangi bir şarta (taliki veya infisahi) bağlamasını yasaklamaktadır. Nitekim doktrinde Poroy ve Tekinalp'in de ifade ettiği üzere, meblağ sınırlaması dışında poliçe üzerine konulacak herhangi bir şart, poliçe taahhüdünün soyutluluğu ile bağdaşmamaktadır [9].
2.2. Kısmi Kabul (Miktar Sınırlandırması)
Kayıtsız şartsızlık kuralının yegâne istisnası, "kısmi kabul"dür. Muhatap, poliçe bedelinin tamamını kabul etmek zorunda olmayıp, sorumluluğunu bedelin sadece bir kısmı ile sınırlandırabilecektir [6, 10]. Örneğin, 150.000 TL bedelli bir poliçenin muhatabı, senet üzerine "100.000 TL'si için kabulümdür" şeklinde bir beyan dercedebilir [6]. Kısmi kabulün geçerli olabilmesi için poliçe üzerinde bu durumun açık bir ibare ile belirtilmesi ve el yazısı (ıslak imza) ile imzalanmış olması yasal bir zorunluluktur; aksi takdirde poliçenin tamamına aval veya kabul verilmiş sayılır [10]. Doktrinde Pulaşlı'nın da işaret ettiği üzere, hamilin bu kısmi kabule rıza göstermesi gerekmektedir; aksi halde hamil o oranda (kabul edilen kısım bakımından da) müracaat haklarını kaybeder [11, 12].
2.3. Şartlı Kabul ve İkili Sorumluluk Rejimi
Muhatabın kabul beyanını, miktar sınırlaması dışında herhangi bir farklı şarta (örneğin "Mallar 12.03.2013 tarihinde yüklenirse, kabulümdür" şeklinde) bağlaması durumunda TTK m. 696/2 devreye girer [13]. Bu durumda kanun koyucu kesin bir yaptırım öngörmüştür: Poliçe kabul edilmemiş sayılır. Bu kurgu, poliçenin bir dolaşım (kredi) aracı olma vasfını korur. Hamil, şarta bağlanmış bu kabulü reddederek derhal "kabul etmeme protestosu" düzenleyebilir ve vadeden önce düzenleyene, cirantalara ve avalistlere müracaat edebilir [14, 15].
Ancak fıkranın ikinci cümlesinde yer alan "Bununla beraber kabul eden, kabul beyanındaki şartlar çerçevesinde sorumludur" hükmü, son derece özgün bir düzenlemedir [3]. Kambiyo vasfı açısından kabul gerçekleşmemiş sayılsa da, muhatabın irade beyanı tamamen batıl olmaz. Şartın tahakkuk etmesi halinde muhatap, senedin hamiline karşı, bizzat senet üzerine dercettiği koşullar dairesinde sorumlu olmaya devam edecektir [6].
3. Sistematik İlişkiler
Bu maddenin Türk hukuk sistematiğindeki diğer düzenlemelerle olan illiyet bağları şu şekildedir:
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili ihtisas daireleri (özellikle 11. ve 12. Hukuk Daireleri), kambiyo senetlerinde soyutluk (mücerretlik) ilkesini ve kayıtsız şartsız ödeme vaadi/havalesi koşulunu son derece katı bir biçimde uygulamaktadır. TTK m. 696 eksenindeki içtihatların temeli, kabul beyanının şarta bağlanamayacağı; ancak kambiyo senedi üzerindeki ibarelerin "şart" teşkil edip etmediğinin senet metninden somut ve dar yorumlanması gerektiği üzerinedir.
Örneğin, Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin E. 1997/4826, K. 1997/173 sayılı kararında, poliçede yer alan "hisse devri karşılığı" ifadesinin poliçenin şarta bağlandığı anlamına gelmediği, bu ibarenin sadece senedin düzenlenme nedenini (alt ilişkiyi) gösteren bir "bedel kaydı" olduğu ve poliçenin tahsilinin koşula bağlanmadığı açıkça vurgulanmıştır [21, 22]. Bu içtihat, muhatabın kabul şerhine eklediği ve yalnızca bedel ilişkisini yansıtan ibarelerin TTK m. 696/2 anlamında poliçeyi geçersiz kılacak nitelikte (bozucu) bir "şartlı kabul" sayılamayacağı yönündeki doktrinel kabulle doğrudan paralellik taşır.
Bunun yanı sıra, Yargıtay poliçe vadesinin dahi şarta bağlanamayacağını, aksi takdirde kambiyo senedi niteliğinin kaybedileceğini (TTK m. 703) yerleşik kararlarında vurgulamaktadır [23]. Dolayısıyla muhatap, ödeme için vade dışında farklı bir olgunun gerçekleşmesini talep eder tarzda bir kabul şerhi yazarsa (örneğin "X inşaatı bittiğinde kabulümdür"), Yargıtay kararları ışığında bu metin açıkça şarta bağlılık taşıdığından senet kabul edilmemiş sayılacak; kambiyo hukukunun sert yaptırımları senedin düzenleyenine ve cirantalarına yönelecektir.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Kısmi Kabul Senaryosu): A (düzenleyen), ticari mal satışı karşılığında B (lehtar) emrine ve C (muhatap) üzerine 500.000 TL bedelli bir poliçe keşide etmiştir. B, vadeden evvel poliçeyi kabule arz için C'ye ibraz ettiğinde; C poliçenin ön yüzüne "Yalnızca 300.000 TL'lik kısmı için kabulümdür, [Tarih], [İmza]" şerhini düşer. Hukuki analiz: TTK m. 696/1 gereğince C'nin yaptığı bu işlem geçerli bir kısmi kabuldür. B, kısmi kabule icabet ederse, muhatap C vade tarihinde 300.000 TL ödemekle yükümlü asli borçlu haline gelir. Kalan 200.000 TL için B, derhal "kabul etmeme protestosu" tanzim ettirerek vadeden önce poliçe düzenleyeni A'ya ve varsa cirantalara rücu edebilir [6, 19].
Olay 2 (Şartlı Kabul Senaryosu): İhracatçı X şirketi, ithalatçı Y şirketi üzerine 1.000.000 USD bedelli bir poliçe düzenlemiş ve Z bankasına ciro etmiştir. Z bankası poliçeyi Y'ye ibraz eder. Y, senet üzerine "Gümrükteki malların kontrolünde defo çıkmaması şartıyla kabul edilmiştir, [İmza]" yazar. Hukuki analiz: TTK m. 696/2 hükmü gereğince, kabul beyanı içeriğe "defo çıkmaması" şeklinde açık bir infisahi şart eklediğinden poliçe hukuken kabul edilmemiş sayılır [6, 13]. Z bankası (hamil), derhal kabul etmeme protestosu çekerek X şirketine (düzenleyen) başvurma hakkını kazanır. Ancak mallar gerçekten defosuz çıkarsa, Y şirketinin (muhatap) Z bankasına karşı yazdığı şart dairesindeki sorumluluğu borçlar hukuku temellerinde devam eder [6].
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Ticaret Kanunu m. 696'nın düzenleniş biçimi, mehaz kanun olan İsviçre Borçlar Kanunu (ve paralelindeki Cenevre Konvansiyonu) ile tam bir uyum içindedir. Doktrinde Prof. Dr. Reha Poroy ve Prof. Dr. Ünal Tekinalp, şarta bağlı kabulün, kambiyo evrakının tedavül hızı ve güvenliği (soyutluk) ilkeleriyle bağdaşmadığı için kanun koyucunun bunu "yazılmamış" veya "kabul edilmemiş" saymasının isabetini vurgular [2, 9].
Ancak m. 696/2'nin son cümlesinde yer alan "Bununla beraber kabul eden, kabul beyanındaki şartlar çerçevesinde sorumludur" hükmü, salt kambiyo hukuku bağlamında teorik bir paradoks gibi algılanabilmektedir. Zira kambiyo taahhüdü doğmamış (kabul edilmemiş) bir poliçede, yazılı ibarenin hala kişiyi sorumlu tutabilmesi, senedin kambiyo senedi vasfını bir nevi ispat vesikasına veya adi borç senedine dönüştürmektedir.
Doktrindeki ağırlıklı bilimsel eleştiri, bu sorumluluğun artık "kambiyo (poliçe) sorumluluğu" olmadığı, genel hükümlere (TBK) dayalı bir taahhüt sorumluluğu olduğu yönündedir. Bu lafzi ikilik, uygulamada bankaların ve finansal kuruluşların şartlı kabul ihtiva eden senetleri "acaba genel hükümlere göre icra takibine konu edebilir miyiz?" sorusuyla boğuşmasına yol açmaktadır. Kanun koyucunun, ikinci cümlenin niteliğini salt Borçlar Hukuku taahhüdü olarak daha sarih ifade etmesi, ticari hayattaki olası tereddütleri gidermek adına daha rasyonel bir yasamaya hizmet edebilirdi.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.