RESMİ METİN

**IV

  • Def’iler**

Madde 687 - (1) Poliçeden dolayı kendisine başvurulan kişi, düzenleyen veya önceki hamillerden bir iyle kendi arasında doğrudan doğruya var olan ilişkilere dayanan def’ileri başvuran hamile karşı ileri süremez; meğerki, hamil, poliçeyi iktisap ederken bile bile borçlunun zararına hareket etmiş olsun. (2) Alacağın temliki yoluyla yapılan devirlere ilişk in hükümler saklıdır.


AKADEMİK YORUM VE ANALİZ

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Türk Ticaret Kanunu (TTK) madde 687, kambiyo senetleri hukukunun en temel prensiplerinden biri olan "maddi soyutluk" (mücerretlik) ilkesini ve bu ilkenin borçlunun savunma imkânlarına (def’i sistemine) yansımasını düzenlemektedir [1], [2], [3]. Poliçeye ilişkin kısımlarda yer almasına karşın, TTK m. 778/1-a bendi yollamasıyla bonolara ve TTK m. 818/1-e bendi yollamasıyla çeklere de uygulanma kabiliyetine sahip olan bu madde, kambiyo senetlerinde "kişisel (şahsi) def'ilerin" sınırlandırılmasını ifade eder [4], [5], [6], [7].

Kıymetli evrak hukukunda, senedin düzenlenmesine veya devrine dayanak teşkil eden asıl hukuki ilişkiye "temel borç ilişkisi" (alt ilişki) adı verilmektedir [8], [9]. TTK m. 687'nin birinci fıkrası, kambiyo taahhüdünün temel borç ilişkisinden bağımsız (soyut) doğması sebebiyle, borçlunun temel ilişkiden kaynaklanan şahsi def'ilerini senedi ciro yoluyla devralan iyiniyetli üçüncü kişilere (hamillere) karşı kural olarak ileri süremeyeceğini hüküm altına almıştır [1], [10], [2]. Bu kuralın yegâne istisnası, hamilin senedi iktisap ederken "bile bile borçlunun zararına hareket etmiş" olmasıdır [11], [12], [13]. Maddenin ikinci fıkrası ise, senedin ciro değil alacağın temliki hükümleri uyarınca devredilmesi ihtimalinde, soyutluk ilkesinin esneyeceğini ve temlik borçlusunun sahip olduğu def'ilerin yeni alacaklıya karşı ileri sürülebileceğini belirtmektedir [14], [15], [16].

Bu düzenlemenin temel felsefesi ve ratio legis'i (kanun koyucunun amacı), kambiyo senetlerinin piyasadaki tedavül güvenliğini sağlamak ve senedi devralan üçüncü kişilerin, senedin arka planındaki gizli ilişkilere (veya hukuki sakatlıklara) dair risklerden korunmasını temin etmektir [17], [18], [19].

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. Şahsi (Kişisel) Def'iler

Şahsi def'iler, senetteki kambiyo taahhüdünün objektif geçerliliğine hiçbir etkisi bulunmayan, yalnızca borçlu ile belirli bir senet alacaklısı arasındaki (doğrudan doğruya) hukuki ilişkiden kaynaklanan savunma vasıtalarıdır [8], [20], [21]. Senedin verilmesine neden olan satım, eser veya vekâlet sözleşmesindeki ayıp, eksik ifa veya ifa etmeme itirazları, hatır senedi (bedelsizlik) iddiaları, taraflar arasındaki takas, ibra, vade uzatımı veya inançlı işlem mutabakatları şahsi def'i kapsamındadır [8], [22], [23], [24]. Kural olarak bu def'iler sadece doğrudan ilişki içinde bulunulan kişilere karşı ileri sürülebilir; senedi ciro yoluyla devralan üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez [8], [25], [2], [21].

2.2. Soyutluk (Mücerretlik) İlkesi

Kambiyo senetlerinde soyutluk, "biçimsel soyutluk" ve "maddi soyutluk" olmak üzere iki boyutta incelenir [1]. TTK m. 687, maddi soyutluğun yasal dayanağıdır [1]. Bir kambiyo işlemi (düzenleme, ciro, aval vb.) yapılmasına amil olan temel ilişkiden tamamen bağımsızdır [18]. Temel ilişki sakat olsa, hiç doğmamış olsa veya sonradan ortadan kalksa dahi kambiyo taahhüdü geçerliliğini korur [18], [26]. Maddi soyutluk, senedin iyiniyetli bir üçüncü kişinin eline geçmesiyle birlikte tam anlamıyla etkisini gösterir ve temel ilişkiden doğan def'ilerin bu üçüncü kişiye karşı ileri sürülmesini engeller [1], [2].

2.3. "Bile Bile Borçlunun Zararına Hareket Etmek" İstisnası

Maddenin birinci fıkrasında yer alan "meğerki, hamil, poliçeyi iktisap ederken bile bile borçlunun zararına hareket etmiş olsun" ibaresi, şahsi def'ilerin üçüncü kişilere karşı ileri sürülememesi kuralının katı bir istisnasıdır [11], [12], [13]. Bu kavram, Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 3'te düzenlenen genel "kötüniyet" kavramından daha dardır ve farklılık arz eder [27], [6]. Hamilin, sadece borçlunun önceki hamile karşı bir def'isi olduğunu bilmesi (müsbet vukuf) tek başına yeterli değildir; aynı zamanda bu senedi, borçluyu sahip olduğu bu def'iden mahrum bırakmak ve ona zarar vermek kastıyla devralmış olması gerekir [28], [12], [29]. Doktrinde belirtildiği üzere, hamilin senedi devralmakta kendi haklı ve meşru bir menfaati (örneğin tahsil edemediği başka bir alacağına mahsuben senedi devralması) bulunuyorsa, "bile bile zararına hareket" kastından söz edilemez [30].

2.4. Alacağın Temliki Hükümlerinin Saklı Tutulması

TTK m. 687'nin ikinci fıkrası uyarınca, kambiyo senedi ciro ve zilyetliğin devri yoluyla değil de Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 183 ve devamında düzenlenen "alacağın temliki" hükümlerine (yazılı devir beyanı) göre devredilmişse, şahsi def'ilerin sınırlandırılması kuralı uygulanmaz [15], [16], [31], [32]. Bu durumda TBK m. 188 gereğince, borçlu, temlik edene (önceki alacaklıya) karşı sahip olduğu tüm savunmaları ve şahsi def'ileri, senedi devralan yeni hamile karşı da ileri sürebilecektir [15], [16], [33].

3. Sistematik İlişkiler

  • TTK m. 778/1-a ve TTK m. 818/1-e: Poliçelere özgü olarak kaleme alınan TTK m. 687, bu yollama maddeleri sayesinde bonolar ve çekler bakımından da aynen uygulanır [11], [5], [6], [7].
  • TTK m. 825/2: Emre yazılı senetlere ilişkin genel hükümler arasında yer alan bu madde, TTK m. 687 ile neredeyse kelimesi kelimesine aynı içeriğe sahiptir. Kambiyo senetleri haricindeki emre yazılı senetlerde de aynı kuralın uygulanmasını tesis eder [11], [5], [34], [35].
  • TBK m. 188: Alacağın temliki durumunda borçlunun def'ilerini düzenler. TTK m. 687/2'de yapılan "alacağın temliki" atfı doğrultusunda, senet bu yolla devredilmişse devreye giren ve borçluyu koruyan temel borçlar hukuku normudur [15], [16], [32].
  • TMK m. 3: İyiniyet kuralı. Kambiyo hukukundaki "bile bile zararına hareket etme", TMK m. 3'teki ağır ihmali veya genel kötüniyeti aşan, spesifik bir "kasıt" arayan özel bir kavramdır [27], [6].

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili daireleri (özellikle kapatılan 19. Hukuk Dairesi ve 11. Hukuk Dairesi ile İcra işlemlerini denetleyen 12. Hukuk Dairesi), TTK m. 687'nin uygulamasına dair kapsamlı içtihatlar geliştirmiştir. Yargıtay, doktrindeki "özel kasıt/zarar verme bilinci aranmalıdır" görüşünden zaman zaman uzaklaşarak, "bile bile zararına hareket" kavramını hukuken "haksız fiil" ve geniş anlamda "kötüniyet" olarak nitelemektedir [27], [36], [37].

Yerleşik Yargıtay kararlarına göre, hamilin bilerek borçlunun zararına hareket ettiğini kanıtlama (ispat) yükü, bu iddiayı ileri süren senet borçlusuna aittir [28], [38], [30]. Kanun koyucu bu ispat noktasında herhangi bir şekil şartı öngörmediğinden, bu husus (haksız fiil niteliğinde olduğu gerekçesiyle) tanık dâhil her türlü delille ispatlanabilmektedir [39], [30], [37]. Yargıtay; senedi ciro yoluyla devralan hamilin, cirantanın eşi, damadı, kayınpederi, karısı, şirket ortaklığından dolayı yakını veya müdürü olması gibi organik veya yakın bağların bulunduğu durumlarda, hamilin senedi alırken borçlunun şahsi def'ilerini bildiğini ve "bile bile borçlunun zararına hareket etmiş" sayılacağını karine olarak kabul etmektedir [40], [41]. Bu tarz fiili karineler, borçlunun ispat yükünü önemli ölçüde hafifletmektedir.

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1 (kurmaca senaryo): B (borçlu), (A) A.Ş. ile yapmış olduğu ticari satım sözleşmesi uyarınca teslim edilecek tekstil ürünleri karşılığında (A) lehine 500.000 TL bedelli bir bono düzenlemiştir. (A) A.Ş., henüz ürünleri teslim etmeden bu bonoyu kendi kumaş tedarikçisi olan faktoring şirketi veya tedarikçi (C)'ye temlik cirosu ile devretmiştir. Vadesi geldiğinde (C), bonoyu B'ye ibraz etmiş; B ise ürünlerin kendisine teslim edilmediği ("bedelsizlik/sözleşmenin ifa edilmediği") def'isini ileri sürerek ödemeden kaçınmıştır. Hukuki analiz: Senedin düzenlenmesine neden olan temel ilişkideki (satım sözleşmesi) edimin ifa edilmediğine yönelik savunma, tipik bir şahsi (kişisel) def'idir [8], [20], [22], [10]. TTK m. 687/1 gereği B, (A)'ya karşı sahip olduğu bu şahsi def'iyi, senedi ciro yoluyla devralan (C)'ye karşı ileri süremez. Ancak B, (C)'nin senedi iktisap ederken malların teslim edilmediğini bildiğini ve sırf B'nin ödemezlik def'isini bertaraf etmek kastıyla "bile bile zararına hareket ettiğini" (örneğin A ve C arasındaki muvazaalı bir işlemi) ispat edebilirse, bu def'iyi (C)'ye karşı da ileri sürebilecektir [11], [12], [13].

Olay 2 (kurmaca senaryo): (X), nakit sıkışıklığı çeken arkadaşı (Y)'nin bankadan kredi çekebilmesi (veya bir ihalede teminat gösterebilmesi) amacıyla, arkasında hiçbir ticari borç ilişkisi bulunmayan 1.000.000 TL tutarında bir "hatır senedi" düzenleyip (Y)'ye vermiştir. (Y), bu bonoyu eşi (Z)'ye ciro etmiş; (Z) ise icra takibi başlatmıştır. Hukuki analiz: Hatır senedinde (temel ilişkide bedelsizlik), düzenleyenin borçlu olmadığı savunması şahsi bir def'idir [23], [42]. Kural olarak ciro ile senedi devralanlara karşı ileri sürülemez. Ancak Yargıtay'ın yerleşik içtihadı uyarınca, cirantanın (Y) senedi eşi olan (Z)'ye ciro etmesi durumunda, eşin aradaki hatır ilişkisini ve senedin bedelsiz olduğunu bildiği karine olarak kabul edilir [40], [41]. Bu sebeple (Z)'nin "bile bile borçlunun zararına hareket ettiği" sonucuna varılır ve (X), şahsi def'isi olan bedelsizlik itirazını (Z)'ye karşı başarıyla ileri sürebilir.

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat yükü: Borçlunun, ciranta (veya önceki hamil) ile kendisi arasındaki temel ilişkiye dayanan kişisel def'isini son hamile karşı ileri sürebilmesi için, hamilin "bile bile kendi zararına hareket ettiğini" ispatlaması zorunludur. İspat yükü davalı konumundaki borçluya aittir [28], [38], [30].
  • İspat vasıtaları: Şahsi def'inin varlığının (örneğin hatır senedi olduğunun veya bedelsizliğin) yazılı delille ispat edilmesi (senetle ispat kuralı) zorunlu olmakla birlikte; hamilin bunu bildiği ve "bile bile zarara hareket ettiği" hususu, Yargıtay uygulamasına göre haksız fiil boyutunda değerlendirildiği için tanık dâhil her türlü delille ispat edilebilir [39], [30], [37].
  • Görevli/yetkili mahkeme: Kambiyo senetlerine dayalı başlatılan takiplerde, borçlunun TTK m. 687 kapsamındaki şahsi def'ilerini ileri sürerek (örneğin bedelsizlik) açacağı menfi tespit davalarında, HMK ve TTK hükümleri uyarınca kural olarak Asliye Ticaret Mahkemeleri görevlidir. İcra Hukuk Mahkemeleri, senedin kambiyo vasfına (mutlak def'ilere) yönelik şikâyet ve itirazları incelemekle yetkilidir; geniş bir tahkikat gerektiren şahsi def'ilerin incelenme yeri genel mahkemelerdir.
  • Yaygın uygulama hataları: Uygulamada borçluların veya vekillerinin, şahsi def'iler (örneğin karşılıklı edimlerin ifa edilmediği, inançlı işlem vb.) ile mutlak def'ileri (şekil eksikliği, tahrifat, zorla imza attırma) birbirine karıştırması sıkça görülmektedir [43], [44], [45]. Mutlak def'iler herkese karşı her durumda ileri sürülebilirken; şahsi def'ilerin banka, faktoring şirketi gibi kurumsal ve iyiniyetli üçüncü kişilere karşı "bile bile zararına hareket" boyutu ispatlanmaksızın ileri sürülmeye çalışılması davaların reddine neden olmaktadır [46].

7. Eleştirel Değerlendirme

Türk Ticaret Kanunu m. 687'de yer alan "bile bile borçlunun zararına hareket" kriteri, Türk ticaret hukuku doktrininde köklü tartışmalara konu olmuştur. Reha Poroy, Ünal Tekinalp, Mehmet Bahtiyar gibi otoriteler, hükmün lafzının son derece spesifik olduğuna ve İsviçre/Alman hukuku menşeli olduğuna dikkat çekerek; yalnızca "bilmek" (müsbet vukuf) ve hatta "ihmal göstermek" (ağır kusur) durumunun dahi bu maddenin uygulanması için yeterli olamayacağını savunmaktadırlar [27], [29], [6]. Doktrin, hamilin senedi edinmede hiçbir hukuki ve meşru menfaati olmaksızın, salt borçluyu sahip olduğu savunma hakkından yoksun bırakmak (ona zarar vermek) için senedi ciro yoluyla kendi üzerine almasını aramaktadır [30].

Ancak Yargıtay uygulaması, zaman zaman ticari pratikleri ve hakkaniyeti önceleyerek, bu şartı genişletmekte ve "bile bile zararına hareket" durumunu, Medeni Hukuktaki basit "kötüniyet" (TMK m. 3) seviyesine indirgeyebilmektedir [27], [36]. Yargıtay'ın, hamilin devredeni tanıması, aralarında akrabalık veya ticari ortaklık bulunması gibi fiili durumlardan doğrudan "kötüniyet" ve "bile bile zararına hareket" karinesi çıkartması, doktrin tarafından kanunun amir hükmüne (ve kambiyo senetlerinin tedavül kabiliyeti amacına) aykırı bulunarak eleştirilmektedir [27], [36], [6]. Bu yönüyle kanuni lafız ile mahkeme pratikleri arasında, hukuki güvenlik ve senede güven ilkesi ile hakkaniyet arasında ciddi bir gerilim hattı mevcuttur.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.

Metodolojik Not

Bu çalışma, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. İçerik, güncel kanun değişiklikleri ve yüksek yargı kararları ışığında revize edilmektedir.