RESMİ METİN

**II

  • Yetkisiz imza**

Madde 678 - (1) Temsile yetkili olmadığı hâlde bir kişinin temsilcisi sıfatıyla bir poliçeye imzasını koyan kişi, o poliçeden dolayı bizzat sorumludur; bu poliçeyi ödediği takdirde, temsil olunduğu kabul edilen ki şinin haiz olabileceği haklara sahip olur. Yetkisini aşan temsilci için de hüküm böyledir.


AKADEMİK YORUM VE ANALİZ

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Kambiyo senetleri hukuku, ticari hayatın hız ve güven ihtiyacını karşılamak üzere sıkı şekil şartlarına ve görünüşe güven ilkesine dayalı spesifik bir kurallar bütünü olarak tasarlanmıştır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 678. maddesi, kambiyo senetlerinde (poliçe, atıf yoluyla bono ve çek) yetkisiz temsil veya yetki aşımı hallerinde ortaya çıkacak hukuki sonuçları düzenleyen, kambiyo hukukunun temel yapı taşlarından biridir.

Söz konusu madde, "Temsile yetkili olmadığı hâlde bir kişinin temsilcisi sıfatıyla bir poliçeye imzasını koyan kişi, o poliçeden dolayı bizzat sorumludur" amir hükmü ile, Türk Borçlar Kanunu'nda (TBK) yer alan genel yetkisiz temsil düzenlemelerinden (TBK m. 46-47) radikal bir biçimde ayrılmaktadır. TBK sistematiğinde yetkisiz temsilcinin yaptığı işlem, temsil olunan icazet (onay) vermedikçe askıda hükümsüzdür ve icazet verilmemesi halinde yetkisiz temsilci kural olarak işlemin karşı tarafının "menfi zararını" tazminle yükümlü tutulur [1, 2]. Buna mukabil TTK m. 678, kambiyo senetlerinin tedavül kabiliyetini ve soyutluk (mücerretlik) ilkesini korumak saikiyle, yetkisiz temsilciyi senedin bizzat ve asli borçlusu statüsüne yükselterek, onu senet bedelinin tamamından (ifa menfaati/müspet zarar bağlamında) sorumlu tutmaktadır [3].

Kanun koyucunun buradaki temel gayesi (ratio legis), kambiyo senedini devralan iyiniyetli üçüncü kişilerin (hamillerin) işlem güvenliğini temin etmektir [3]. Kambiyo senedi üzerindeki bir imzanın, temsil edilen kişiyi bağlamaması halinde senedin değersiz bir kâğıt parçasına dönüşmesini engellemek için, kanun koyucu o imzayı atan yetkisiz kişiyi bizzat taahhüt altına sokmaktadır. Bu husus, aynı zamanda TTK m. 677'de düzenlenen "imzaların bağımsızlığı (istiklali) ilkesi"nin de doğal bir tamamlayıcısıdır.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. Temsilcisi Sıfatıyla İmza Koyma

Madde hükmünün uygulama alanı bulabilmesi için, senede imza koyan kişinin işlemi "kendi adına" değil, açıkça veya zımnen "bir başkası (temsil olunan) adına ve hesabına" yaptığını senet metninden anlaşılır kılması şarttır. Temsilcinin senedi imzalarken şirket kaşesini kullanması, "vekaleten", "temsilen" veya "adına" gibi ibareler düşmesi bu sıfatın kullanıldığını gösterir [4, 5]. Şayet kişi, temsilci sıfatıyla hareket ettiğini senede derç etmez ve salt kendi imzasını atarsa, yetkisiz temsil kurumu değil, doğrudan doğruya kendi adına kambiyo taahhüdüne giriştiği kabul edilir ve aslen sorumlu olur.

2.2. Temsile Yetkili Olmama (Yetkisiz Temsil)

Yetkisiz temsil olgusu, hukuken iki farklı şekilde ortaya çıkabilir:

  1. Yetkinin Hiç Bulunmaması: İmza koyan kişinin, adına hareket ettiği kişi veya kurumu temsile ilişkin hiçbir yasal veya iradi yetkisi yoktur.
  2. Yetkinin Sona Ermiş Olması: Önceden var olan bir temsil yetkisi (örneğin anonim şirket yönetim kurulu üyeliği, ticari vekillik, genel müdürlük), azil, istifa veya süre bitimi gibi nedenlerle sona ermiş olmasına rağmen temsilci sıfatıyla imza atılmasıdır.

Kambiyo senetlerinde sahte imza (forgery) ile yetkisiz temsil kavramları birbirinden kesin çizgilerle ayrılmalıdır. Sahte imzada, failin bir başkasını temsil etme iradesi yoktur; fail, doğrudan doğruya senedin asıl borçlusunun el yazısını taklit ederek onu borç altına sokmaya çalışır. Yetkisiz temsilde ise kişi kendi imzasını "temsilci" sıfatıyla atar [6, 7].

2.3. Bizzat Sorumluluk

Madde metnindeki "o poliçeden dolayı bizzat sorumludur" ibaresi, yetkisiz temsilcinin hukuki statüsünü belirler. Yetkisiz temsilci, senedin düzenleyeni, cirantası, avalisti veya muhatabı gibi hangi sıfatla imza atmışsa, o sıfatın gerektirdiği kambiyo yükümlülüklerine bizzat muhatap olur. Bu sorumluluk kusursuz sorumluluk niteliğinde olup, zarar doğup doğmamasından bağımsızdır [3].

2.4. Yetki Aşımı

TTK m. 678'in son cümlesi, "Yetkisini aşan temsilci için de hüküm böyledir" şeklindedir. Yetki aşımı, temsilcinin yetkili olduğu işlemin miktar veya konu sınırlarını ihlal etmesidir (Örneğin; 50.000 TL'ye kadar bono düzenleme yetkisi olan ticari temsilcinin 150.000 TL'lik bono düzenlemesi). Kanun lafzı, yetkiyi aşan temsilcinin de bizzat sorumlu olacağını açıkça belirtmişse de, bu sorumluluğun sınırları doktrinde derin tartışmalara vücut vermiştir (Bu husus "Eleştirel Değerlendirme" bölümünde detaylandırılacaktır).

2.5. Halefiyet (Temsil Olunanın Haklarına Sahip Olma)

Kanun koyucu, yetkisiz temsilciyi ağır bir sorumluluk altına sokarken, ona hakkaniyet gereği bir rücu imkânı tanımıştır. Yetkisiz temsilci, kambiyo senedi bedelini hamile ödediği takdirde, temsil olunduğu kabul edilen (fakat gerçekte bağlamadığı) kişinin eğer işlemi bizzat yapsaydı sahip olabileceği hakları kanuni halefiyet yoluyla iktisap eder [3, 8]. Örneğin, temel ilişkide temsil olunanın bir alacağı varsa ve bu senet o borcun ifası için verilmişse, bedeli ödeyen yetkisiz temsilci, temel ilişkideki bu alacak haklarına halef olur.

3. Sistematik İlişkiler

  • TTK m. 677 (İmzaların Bağımsızlığı / İstiklali İlkesi): TTK m. 678, imzaların bağımsızlığı ilkesinin doğrudan bir uzantısıdır. Yetkisiz temsilcinin imzası, temsil olunan tüzel kişiyi veya gerçek kişiyi bağlamasa da, senet üzerindeki diğer imzaların (örneğin geçerli bir avalist veya ciranta imzası) sıhhatini ve geçerliliğini etkilemez [7, 9].
  • TBK m. 46-47 (Genel Hükümlerde Yetkisiz Temsil): TBK m. 47 fıkra 1 uyarınca, genel hükümlere tabi işlemlerde karşı taraf (üçüncü kişi), temsilcinin yetkisiz olduğunu biliyor veya bilmesi gerekiyorsa, yetkisiz temsilciden zararının tazminini isteyemez. TTK m. 678'de bu yönde açık bir istisna (karşı tarafın iyiniyetli olmaması hali) yer almadığından, bu husus Yargıtay içtihatları ve doktrin yorumuyla şekillenmiştir [1, 10, 11].
  • TTK m. 778/2-e ve TTK m. 818/1-c: TTK m. 678 kuralı poliçeler için getirilmiş olmakla birlikte, atıf maddeleri uyarınca bonolarda ve çeklerde de aynen uygulanır [12].
  • 5941 sayılı Çek Kanunu m. 5/3: Çek Kanunu m. 5/3, gerçek kişilerin vekil veya temsilci aracılığıyla çek düzenlemesini yasaklamıştır. Bu yasağa rağmen temsilci çek düzenlerse, çek geçerli olmakla birlikte hukuki ve cezai sorumluluk temsilciye değil, bizzat hesap sahibi gerçek kişiye ait olmaktadır. Bu durum, TTK m. 678 kuralının gerçek kişi tacirlerin çek keşidesi bağlamında istisnasını oluşturmaktadır [13-17].

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay kararlarında TTK m. 678 (eski TTK m. 590) uygulaması, özellikle "üçüncü kişinin (hamilin) kötüniyeti" ve "şirket kaşesi kullanımı" hususlarında belirgin ilkeler etrafında şekillenmiştir.

  • Şirket Kaşesi ve Sorumluluk: Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarına göre, temsile yetkisi olmayan bir kimse, şirketin kaşesi üzerine imza atarak kambiyo taahhüdünde bulunursa, şirket bu taahhütle bağlı olmaz. Ancak, TTK m. 678 gereğince o imzayı atan yetkisiz temsilci senetten bizzat sorumlu olur. Borçlunun "ben bu senedi şahsen değil, şirket adına imzaladım" şeklindeki savunması, temsil yetkisi ispatlanamadığı sürece onu şahsi sorumluluktan kurtarmaz [18-21].
  • Alacaklının/Hamilin Yetkisizliği Bilmesi (Müspet Vukuf): Yargıtay 19. Hukuk Dairesi ve Hukuk Genel Kurulu kararlarında, her ne kadar TTK m. 678'de hamilin durumuna ilişkin bir ayrım yapılmamış olsa da, alacaklının (hamilin), senedi imzalayan kişinin yetkisiz olduğunu bildiği (müspet vukuf) durumlarda, yetkisiz temsilcinin TTK m. 678 kapsamında şahsen sorumlu tutulamayacağı kabul edilmektedir. İlgili içtihatlarda, hamilin, temsilcinin yetkisiz olduğunu bilerek senedi kabul etmesi durumunda artık korunmaya değer bir işlem güvenliği ve iyiniyet bulunmadığı (TMK m. 2 dürüstlük kuralı bağlamında) ifade edilmektedir [22-24].
  • İspat Yükü: Yargıtay uygulamasına göre, senedi imzalayan kişinin şirketi temsile yetkili olduğu iddiasının ispat yükü, senede dayanarak talepte bulunan alacaklıya aittir. Buna karşılık, yetkisiz temsil nedeniyle şahsen sorumlu tutulan imza sahibinin, "alacaklının/hamilin yetkisizliği bildiğini" ileri sürerek sorumluluktan kurtulmaya çalışması halinde, bu kötüniyeti (müspet vukufu) ispat yükü yetkisiz temsilciye düşmektedir [25].

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1: A Anonim Şirketi'nin esas sözleşmesi ve ticaret siciline tescil edilen sirkülerine göre, şirketin kambiyo taahhüdü altına girebilmesi için Yönetim Kurulu Üyesi X ve Y'nin müşterek (çift) imzası şarttır. X, tedarikçi konumundaki (B) Limited Şirketi'nden mal alımı sırasında, A Anonim Şirketi kaşesi üzerine tek başına imza atarak 100.000 TL bedelli bir bono düzenlemiş ve (B)'ye teslim etmiştir. Vadesinde bono ödenmemiş, (B) senedi takibe koymuştur. Hukuki Analiz: TTK m. 370 ve TTK m. 36/3 uyarınca ticaret siciline tescil edilen "çift imza" kuralı, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı hüküm ifade eder. A Anonim Şirketi kaşesi üzerine sadece X'in imza atması nedeniyle şirket senedin borçlusu sıfatını kazanmaz ve şirket yönünden senet geçersizdir (TTK m. 677). Ancak, TTK m. 678 uyarınca, işlemi tek imza ile yapan X, yetkisini (çift imza kuralını) aşan temsilci sıfatıyla bonodan dolayı bizzat sorumlu hale gelir. (B), icra takibini A Anonim Şirketi'ne karşı değil, doğrudan doğruya X'in şahsına karşı yöneltmek zorundadır. [26-28]

Olay 2: T, tacir olan (M)'nin ticari vekilidir. TBK m. 551/2 uyarınca ticari vekillerin kambiyo taahhüdünde bulunabilmesi için özel olarak yetkilendirilmeleri şarttır. T, özel yetkisi olmadığı halde (M)'yi temsilen lehtar (L)'ye bir poliçe düzenleyip vermiştir. Lehtar (L), durumu bilmesine rağmen senedi ciro ederek, yetkisizlik olgusunu bilmeyen iyiniyetli hamil (H)'ye devretmiştir. Hukuki Analiz: T'nin özel yetkisi olmaksızın giriştiği kambiyo taahhüdü (M)'yi bağlamaz. TTK m. 678 uyarınca T bizzat sorumlu olur. Her ne kadar ilk lehtar (L) yetkisizliği bilse de (müspet vukuf), senet ciro yoluyla iyiniyetli üçüncü kişi (H)'ye geçmiştir. T, "senet metninden anlaşılamayan" bu yetkisizlik ve kötüniyet def'ini (şahsi def'i), TTK m. 687 uyarınca iyiniyetli (H)'ye karşı ileri süremez. Dolayısıyla T, (H)'ye karşı poliçe bedelini ödemek mecburiyetindedir. [29-33]

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat Yükü: Kambiyo senedinde temsil yetkisinin varlığını ispat külfeti, senede dayanarak temsil olunandan (şirket/gerçek kişi) talepte bulunan alacaklıya aittir. Yetkisiz temsilci konumunda kalarak bizzat sorumlu tutulan şahsın, alacaklının (örneğin ilk lehtarın) yetkisizliği veya yetki aşımını açıkça bildiğini (müspet vukuf) ispat etmesi halinde bizzat sorumluluktan kurtulması mümkündür; burada ispat külfeti yetkisiz temsilcinin üzerindedir [25, 34].
  • Zamanaşımı / Süreler: Yetkisiz temsilci, TTK m. 678 uyarınca senedin bizzat tarafı (örneğin düzenleyeni) haline geldiğinden, o kambiyo senedine özgü zamanaşımı süreleri doğrudan yetkisiz temsilci için de uygulanır. Örneğin poliçe ve bonolarda düzenleyene (veya asıl borçlu durumundaki kabul eden muhataba) karşı açılacak davalar vadeden itibaren üç (3) yıllık zamanaşımına tabidir (TTK m. 749).
  • Görevli ve Yetkili Mahkeme: TTK m. 4 uyarınca kambiyo senetlerinden doğan tüm uyuşmazlıklar mutlak ticari dava niteliğindedir. Bu nedenle yetkisiz temsilcinin sorumluluğuna gidilecek menfi tespit veya istirdat davalarında görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesidir. İcra hukukunda ise, "kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takip" yapıldığında, imza veya temsil yetkisi itirazları İcra Hukuk Mahkemesi'ne yöneltilir.
  • Yaygın Uygulama Hataları:
    • Tüzel kişiler adına senedi imzalayan yöneticilerin, sadece şirket kaşesini basmalarının kendilerini her halükarda kişisel sorumluluktan kurtaracağını zannetmeleri.
    • Alacaklıların, senet üzerinde yer alan kaşe ve imzanın ticaret sicilindeki güncel imza sirküleriyle uyuşup uyuşmadığını (özellikle müşterek imza kuralını) kontrol etmemeleri.

7. Eleştirel Değerlendirme

TTK m. 678 doktrinde yoğun tartışmalara konu olan bazı yapısal ve kavramsal eksiklikler barındırmaktadır.

İlk doktriner tartışma, yetki aşımı (exceeding authority) hususundadır. TTK m. 678, yetkisini aşan temsilcinin bizzat sorumlu olacağını ifade etmekle yetinmiş, bu sorumluluğun senedin tüm bedeli üzerinden mi yoksa yalnızca yetkiyi aşan kısım üzerinden mi olacağına dair açık bir sınır çizmemiştir. Doktrinde Reha Poroy / Ünal Tekinalp ve Hasan Pulaşlı gibi yazarların savunduğu birinci görüşe göre; kambiyo senedinin bölünemezliği ilkesi gereğince, temsil olunan kişi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz, bedelin tamamından sadece yetkisini aşan temsilci şahsen sorumlu olur. İkinci görüş (örneğin Fatih Arıcı, Serdar Acar), temsilcinin yetkisini aştığı kısımdan şahsen sorumlu olması, yetki verilen miktar için ise temsil olunan ile yetkisiz temsilcinin müteselsilen sorumlu tutulması gerektiğini savunur. Hâkim eğilim, kambiyo senetlerinin kesin ve şartsız ödeme vaadi içermesi sebebiyle, yetki aşımının bedel bölünmesi yoluyla senede yansıtılamayacağı, bu sebeple temsilcinin tüm bedelden sorumlu tutulması yönündedir [17, 35-39].

İkinci önemli eleştiri noktası, TTK m. 678'in lafzında alacaklının/üçüncü kişinin iyiniyeti koşuluna yer verilmemiş olmasıdır. TBK m. 47/1'de yer alan "işlemin yapıldığı sırada karşı tarafın, kendisinin yetkisiz olduğunu bildiğini veya bilmesi gerektiğini ispat ederse, kendisinden zararın giderilmesi istenemez" kuralının TTK m. 678'de olmaması, hukuki görünüşe güvenin korunmadığı hallerde dahi yetkisiz temsilciyi ağır bir yük altına sokmaktadır. Her ne kadar Alman (BGB) ve İsviçre (OR) hukuklarındaki uygulamalara paralel olarak Yargıtay içtihatlarıyla "müspet vukuf" (kesin bilme) halinde sorumluluk daraltılmışsa da, "bilmesi gerekme" (ağır ihmal) hallerinin kanun metninde düzenlenmemesi hukuki güvenlik zafiyeti yaratmaktadır. Öğretide İsmail Kırca ve Murat Gürel gibi yazarlar, TTK m. 678'in kıyasen veya amaçsal yorumla genişletilerek, alacaklının açıkça kötüniyetli olduğu durumlarda def'i sistematiği (TTK m. 687) içinde çözümlenmesi gerektiğini vurgulamışlardır [24, 29, 40-44].

Sonuç olarak, TTK m. 678 hükmü, kambiyo senetlerinin sürat ve güven içinde tedavülünü sağlamak açısından vazgeçilmez bir fonksiyona sahiptir. Ancak, özellikle yetki aşımı durumlarında müteselsil sorumluluğun veya oransal sorumluluğun sınırlarının yasa koyucu tarafından de lege ferenda (olması gereken hukuk) bağlamında daha net ifade edilmesi, ticari hayatın ihtiyaçlarına daha uygun düşecektir.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.

Metodolojik Not

Bu çalışma, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. İçerik, güncel kanun değişiklikleri ve yüksek yargı kararları ışığında revize edilmektedir.