1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 677. maddesi, kambiyo senetleri hukukunun temel yapıtaşlarından biri olan "İmzaların İstiklali (Bağımsızlığı) İlkesi"ni düzenlemektedir [1, 2]. Madde, TTK'nın Üçüncü Kitap (Kıymetli Evrak), Dördüncü Kısım (Kambiyo Senetleri), Birinci Bölüm (Poliçe) başlığı altında yer almakta olup; kanuni atıflar yoluyla poliçenin yanı sıra bono (TTK m. 778/2-d) ve çek (TTK m. 818/1-c) için de uygulama alanı bulmaktadır [3-6].
Kambiyo senetleri, nitelikleri gereği tedavül kabiliyeti yüksek olan ve ticari hayatta nakit yerine veya kredi vasıtası olarak işlev gören kıymetli evraklardır. Bu senetlerin tedavül güvenliğinin sağlanması, senedi devralan iyiniyetli üçüncü kişilerin haklarının korunmasını zorunlu kılar. TTK m. 677 ile ihdas edilen imzaların bağımsızlığı ilkesi uyarınca; bir poliçe, bono veya çek üzerinde yer alan imzalardan birinin veya birkaçının herhangi bir sebeple geçersiz olması (sahtelik, ehliyetsizlik, yetkisiz temsil vb.), senet üzerindeki diğer geçerli imzaların hukuki bağlayıcılığını ortadan kaldırmaz [2, 7, 8].
Kıymetli evrak doktrininde Reha Poroy, Ünal Tekinalp, Sabih Arkan, Mehmet Bahtiyar ve Fırat Öztan gibi otoriteler tarafından da altı çizildiği üzere; ticari senetteki geçersiz imza sadece o imzanın sahibini veya adına imza atılan kişiyi bağlamama sonucu doğurur, ciro zincirini koparmaz ve geçerli imza sahiplerinin (keşideci, ciranta, avalist vb.) kambiyo sorumluluğundan kurtulmasına dayanak teşkil edemez [4, 8, 9]. Bu ilke, kambiyo senetlerinin her devir işleminde yeni ve bağımsız bir taahhüt yarattığı fikrine (kambiyo taahhüdünün bağımsızlığı) dayanmaktadır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Borçlanmaya Ehil Olmayan Kişilerin İmzası
Kambiyo senedi düzenlemek, ciro etmek veya aval vermek suretiyle kambiyo taahhüdü altına girmek, tam fiil ehliyetini gerektirir (TTK m. 670). Ayırt etme gücünden yoksun olanların, küçüklerin veya kısıtlıların senet üzerine attıkları imzalar, bu kişileri kambiyo hukuku bakımından borç altına sokmaz. Ancak TTK m. 677 gereğince, senet üzerinde yer alan diğer imza sahipleri (örneğin tam ehliyetli olan bir ciranta veya avalist), senedi imzalayan kişilerden birinin ehliyetsiz olduğunu ileri sürerek kendi borcundan kaçınamaz [2, 8].
2.2. Sahte İmzalar
Sahte imza, bir kişinin rızası ve bilgisi dışında, onun adını ve imzasını taklit etmek suretiyle senede atılan imzadır. Sahte imza, adına imza atılan kişiyi kesinlikle bağlamaz (mutlak def'i niteliğindedir) [7, 10]. Ne var ki, imzaların istiklali ilkesi uyarınca sahte imzanın varlığı senedin bütününü batıl kılmaz. Senedi sahte imzadan önce veya sonra geçerli bir şekilde imzalayan gerçek cirantalar, keşideci veya avalistler, "senetteki şu imza sahtedir" diyerek hamilin talebini reddedemezler [8, 9].
2.3. Hayali Kişilerin İmzaları
Gerçekte yaşamayan, hukuken varlığı bulunmayan (fiktif) kişilerin (örneğin tarihi bir figür veya tamamen uydurma bir isim) imzalarının senede dercedilmesi halidir. Doktrinde sıkça örnek verildiği üzere, senedin üzerinde "Cengiz Han" veya "Albert Einstein" gibi sanal olduğu açıkça anlaşılan veya hiç var olmayan bir kişinin imzasının bulunması senedin geçerliliğini etkilemez [11]. Şeklen geçerli bir imza görünümü olduğu müddetçe, bu hayali imza yok sayılır ancak senetteki diğer gerçek kişilerin taahhütleri tam hukuki sonuç doğurmaya devam eder [11, 12].
2.4. İmzası Bulunanı Herhangi Bir Sebeple Bağlamayan İmzalar
Bu kategori; hata, hile, ikrah (korkutma) gibi irade sakatlığı halleri ile yetkisiz temsil (TTK m. 678) durumlarını kapsar. Bir kişi silah zoruyla (vis absoluta) senedi imzalamışsa veya bir temsilci şirketi temsile yetkili olmadığı halde (veya yetkisini aşarak) şirket kaşesi altına imza atmışsa, bu durum asıl borçluyu (temsil edileni) bağlamaz [13, 14]. Ancak bu sakatlıklar yalnızca o imzanın bağlayıcılığını ortadan kaldırır; senedi sonradan devralan ve geçerli bir ciro ile imza atan diğer sorumlular taahhütlerinden kurtulamazlar [9].
2.5. Şeklen Geçerli Bir Senedin Varlığı Ön Şartı
İmzaların bağımsızlığı ilkesinin uygulanabilmesi için, ön koşul olarak dış görünüşü itibarıyla TTK'da aranan zorunlu şekil şartlarına sahip bir kambiyo senedinin (poliçe, bono, çek) varlığı şarttır [11]. Eğer senette, örneğin "bono" kelimesi eksikse veya zorunlu unsur olan "düzenleyenin imzası" hiç atılmamışsa, senet baştan itibaren kıymetli evrak vasfı kazanmaz [15, 16]. Ancak düzenleyenin imzası sahte veya ehliyetsiz bir kişiye aitse, senet şeklen tam kabul edildiğinden ilke devreye girer ve senet geçerliliğini korur [11].
3. Sistematik İlişkiler
- TTK m. 778/2-d ve TTK m. 818/1-c: TTK m. 677 hükmü, poliçeler için düzenlenmiş olmakla birlikte, kanunun sarih yollaması ile bonolar ve çekler hakkında da mutlak surette uygulanır [4-6].
- TTK m. 678 (Yetkisiz Temsil): TTK 677'yi tamamlayıcı niteliktedir. Temsile salahiyeti olmadığı halde bir şahsın temsilcisi sıfatıyla poliçeye imza atan kişi bizzat sorumlu olur [17, 18]. Burada temsil olunan kişi için TTK 677 bağlamında "bağlamayan imza" söz konusudur, ancak diğer imzaların ve bizzat yetkisiz temsilcinin sorumluluğu devam eder [13, 19].
- TTK m. 748 (Metinde Tahrifat): Senedin metninde değişiklik (tahrifat) yapılması halinde, tahrifattan önce imza atanlar eski metne, sonra imza atanlar değişmiş metne göre sorumlu olurlar. İmzaların bağımsızlığı ilkesi, tahrifat hallerinde de tarafların hangi kapsamda bağımsız sorumlu olacaklarını tayin etmek açısından bu maddeyle etkileşim içindedir [20, 21].
- İİK m. 170 (İmzaya İtiraz): İcra hukuku bakımından, kambiyo senetlerine özgü haciz yolunda borçlu imzanın kendisine ait olmadığı def'ini ileri sürebilir. İcra mahkemesi imzanın borçluya ait olmadığını tespit ederse sadece o borçlu yönünden takibi durdurur/iptal eder; senetteki diğer borçlular yönünden (TTK 677 gereği) takip geçerliliğini korur [22].
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili dairelerinin (özellikle 11., 12. ve 19. Hukuk Daireleri) yerleşik içtihatları, imzaların istiklali ilkesini son derece katı ve senedin tedavülünü koruyucu bir biçimde yorumlamaktadır.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi ve 19. Hukuk Dairesi kararlarında değişmez biçimde şu ilke vurgulanır: "Zincirleme ve birbirine bağlı cirolar hak sahipliğine karine sayılır. Ciro zincirinin düzgünlüğü sadece dış görünüm (şekil) bakımından incelenir. Cirantalardan birinin imzasının sahte olması veya temsil yetkisinden yoksun bir şahıs tarafından atılması ciro zincirini koparmaz." [9, 23].
Yargıtay'ın sıkça karşılaştığı bir olay türünde; keşideci, senedi düzenleyip lehtara verir, daha sonra senedin sahte cirolarla yetkili hamil görünen kişiye geçtiği iddia edilir. Keşideci, "lehtarın cirosu sahtedir, dolayısıyla hamil meşru değildir" diyerek borcu ödemekten kaçınmak ister. Yargıtay bu savunmayı reddetmekte ve “İmzaların istiklali ilkesi gereği, lehtarın ciro imzasının lehtara ait olmaması, keşideci asıl borçluyu sorumluluktan kurtarmaz” sonucuna varmaktadır [24, 25]. Bu durum, TTK 677'nin meşru hamilin hakkını önceki sakatlıklardan nasıl izole ettiğinin yargısal tescilidir.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1:
(A) Anonim Şirketi'nin yetkisiz çalışanı (X), şirket kaşesini çalarak (B) lehine 500.000 TL bedelli bir bono düzenler. (B), bu senedi ticari ilişkisi sebebiyle tam ehliyetli olan (C)'ye ciro eder. (C) ise borcuna karşılık senedi (D)'ye devretmek isterken, (C)'nin imzasını taklit eden bir dolandırıcı (Z), senedi (D) lehine cirolar. Senedi yasal yollarla iktisap edememesine rağmen şeklen meşru hamil konumunda olan (D), vade geldiğinde asıl borçlu (A) A.Ş. ile ciranta (B)'ye başvurur.
Hukuki analiz: TTK m. 677 ve TTK m. 678 ışığında; (A) A.Ş. adına atılan imza şirketi bağlamaz, zira (X) yetkisizdir. (A) A.Ş. bu mutlak def'iyi ileri sürerek borçtan kurtulur. Ancak senedin şeklen "bono" vasfı vardır. (B), senedi geçerli iradesiyle imzalamıştır. (C)'nin imzası sahtedir. İmzaların bağımsızlığı ilkesi gereği (A) A.Ş.'nin bağlanmaması ve (C)'nin imzasının sahte olması, (B)'nin geçerli imzasından doğan sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Hamil (D), senedin bedelini bizzat ciranta (B)'den veya yetkisiz imza sahibi (X)'ten (TTK 678) tahsil edebilir.
Olay 2:
Tam ehliyetli (K), 16 yaşındaki küçük (L) lehine bir çek keşide eder. (L), çeki kanuni temsilcisinin (velisinin) onayı olmaksızın (M)'ye ciro eder. (M) de çeki bankaya ibraz etmeden önce teminat sağlamak amacıyla, borçlu görünümündeki (N)'den aval alır. Banka çeki karşılıksız diye yazar. Hamil (M), keşideci (K) ve avalist (N)'ye icra takibi başlatır.
Hukuki analiz: Küçük (L)'nin attığı ciro imzası, fiil ehliyetsizliği nedeniyle kendisini bağlamaz ve (L)'ye başvurulamaz [8]. Ne var ki TTK m. 677 uyarınca (L)'nin ehliyetsiz olması ciro zincirini şeklen koparmaz ve senetteki diğer imzaların sıhhatini etkilemez. Bu nedenle keşideci (K) ve avalist (N), "bu senetteki ciro ehliyetsiz bir kişiye ait, senet batıldır" def'inde bulunamazlar. Hamil (M), (K) ve (N)'den kambiyo hukuku çerçevesinde alacağını tahsil etme hakkına haizdir.
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat yükü: Kambiyo senedine dayalı bir takipte, imzanın sahteliğini iddia eden borçlu (İİK m. 170 bağlamında "imzaya itiraz"), itirazını ispat külfeti ile baş başa değildir; imzanın borçluya ait olduğunu ispat yükü alacaklıya (hamile) aittir [26]. Menfi tespit davalarında ise genel ispat kuralları işler.
- Zamanaşımı / Süreler: Senette sahte, hayali veya ehliyetsiz kişilere ait imzaların bulunması, senedin kambiyo senedi vasfını ortadan kaldırmayacağından, TTK m. 749, 778, 814 uyarınca öngörülen poliçe (ve bono) için 3 yıllık, çek için kanuni ibraz süresinden itibaren 3 yıllık zamanaşımı süreleri aynen işler [27, 28].
- Görevli/yetkili mahkeme: İmzaların bağımsızlığı ilkesi çerçevesinde bir imzanın sahteliğine, ehliyetsizliğine dayanılarak açılacak "kambiyo senedinden borçlu bulunmadığının tespiti" (menfi tespit) davalarında görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesidir. İcra takiplerinde doğrudan imzaya veya borca yönelik itirazlar İcra Mahkemesi'ne yapılır [22, 29, 30].
- Yaygın uygulama hataları: Uygulamada en sık düşülen hata, borçluların "kendisinden önceki cirantanın imzasının sahte olması" argümanını kullanarak kendi borcundan kurtulabileceğini sanmasıdır. TTK m. 677 karşısında hiç kimse bir başkasının imza sakatlığına dayanarak def'i ileri süremez; herkes sadece ve sadece kendi imzasının bağlayıcı olmadığı (sahtelik, yetkisizlik) iddiasında bulunabilir [4, 8, 12, 31].
7. Eleştirel Değerlendirme
Doktrinde (Öztan, Poroy/Tekinalp, Bahtiyar), imzaların istiklali ilkesinin "kambiyo senetlerinin iktisadi amacına (sürat ve güven) en uygun çözüm" olduğu konusunda icma bulunmaktadır [8, 32-34]. Ancak ilkenin uygulanması, zaman zaman senedi devralanları gizli risklere karşı tamamen savunmasız bırakabildiği gerekçesiyle eleştirilebilmektedir. Zira hamil, ciro zincirinde imzaların kime ait olduğunu, sahte olup olmadığını araştırmak gibi pratik olarak imkansız bir yüke katlanamaz. Kanun koyucu bu riski bilerek dağıtmış; sahteciliğe uğrayan kişinin malvarlığını korurken (imzanın ona karşı mutlak defi olması), senedi tedavül ettirenlerin sorumluluğunu baki tutarak senedin piyasadaki nakit değerini (ve güvenilirliğini) teminat altına almıştır [12, 35].
Bazı yazarlar (örneğin Karayalçın ve Kınacıoğlu), sahtecilik ve yetkisiz temsil hallerinde ağır bedeller ödeyen meşru tarafların korunması için daha katı denetim mekanizmalarının ticari örfe kazandırılması gerektiğini savunsa da; modern hukuk sistemlerinde Cenevre Yeknesak Kuralları’nın getirdiği bu kural, hukuk güvenliği ve tedavül ihtiyacını en iyi dengeleyen müessese olarak kabul görmeye devam etmektedir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 677. maddesi, kambiyo senetleri hukukunun temel yapıtaşlarından biri olan "İmzaların İstiklali (Bağımsızlığı) İlkesi"ni düzenlemektedir [1, 2]. Madde, TTK'nın Üçüncü Kitap (Kıymetli Evrak), Dördüncü Kısım (Kambiyo Senetleri), Birinci Bölüm (Poliçe) başlığı altında yer almakta olup; kanuni atıflar yoluyla poliçenin yanı sıra bono (TTK m. 778/2-d) ve çek (TTK m. 818/1-c) için de uygulama alanı bulmaktadır [3-6].
Kambiyo senetleri, nitelikleri gereği tedavül kabiliyeti yüksek olan ve ticari hayatta nakit yerine veya kredi vasıtası olarak işlev gören kıymetli evraklardır. Bu senetlerin tedavül güvenliğinin sağlanması, senedi devralan iyiniyetli üçüncü kişilerin haklarının korunmasını zorunlu kılar. TTK m. 677 ile ihdas edilen imzaların bağımsızlığı ilkesi uyarınca; bir poliçe, bono veya çek üzerinde yer alan imzalardan birinin veya birkaçının herhangi bir sebeple geçersiz olması (sahtelik, ehliyetsizlik, yetkisiz temsil vb.), senet üzerindeki diğer geçerli imzaların hukuki bağlayıcılığını ortadan kaldırmaz [2, 7, 8].
Kıymetli evrak doktrininde Reha Poroy, Ünal Tekinalp, Sabih Arkan, Mehmet Bahtiyar ve Fırat Öztan gibi otoriteler tarafından da altı çizildiği üzere; ticari senetteki geçersiz imza sadece o imzanın sahibini veya adına imza atılan kişiyi bağlamama sonucu doğurur, ciro zincirini koparmaz ve geçerli imza sahiplerinin (keşideci, ciranta, avalist vb.) kambiyo sorumluluğundan kurtulmasına dayanak teşkil edemez [4, 8, 9]. Bu ilke, kambiyo senetlerinin her devir işleminde yeni ve bağımsız bir taahhüt yarattığı fikrine (kambiyo taahhüdünün bağımsızlığı) dayanmaktadır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Borçlanmaya Ehil Olmayan Kişilerin İmzası
Kambiyo senedi düzenlemek, ciro etmek veya aval vermek suretiyle kambiyo taahhüdü altına girmek, tam fiil ehliyetini gerektirir (TTK m. 670). Ayırt etme gücünden yoksun olanların, küçüklerin veya kısıtlıların senet üzerine attıkları imzalar, bu kişileri kambiyo hukuku bakımından borç altına sokmaz. Ancak TTK m. 677 gereğince, senet üzerinde yer alan diğer imza sahipleri (örneğin tam ehliyetli olan bir ciranta veya avalist), senedi imzalayan kişilerden birinin ehliyetsiz olduğunu ileri sürerek kendi borcundan kaçınamaz [2, 8].
2.2. Sahte İmzalar
Sahte imza, bir kişinin rızası ve bilgisi dışında, onun adını ve imzasını taklit etmek suretiyle senede atılan imzadır. Sahte imza, adına imza atılan kişiyi kesinlikle bağlamaz (mutlak def'i niteliğindedir) [7, 10]. Ne var ki, imzaların istiklali ilkesi uyarınca sahte imzanın varlığı senedin bütününü batıl kılmaz. Senedi sahte imzadan önce veya sonra geçerli bir şekilde imzalayan gerçek cirantalar, keşideci veya avalistler, "senetteki şu imza sahtedir" diyerek hamilin talebini reddedemezler [8, 9].
2.3. Hayali Kişilerin İmzaları
Gerçekte yaşamayan, hukuken varlığı bulunmayan (fiktif) kişilerin (örneğin tarihi bir figür veya tamamen uydurma bir isim) imzalarının senede dercedilmesi halidir. Doktrinde sıkça örnek verildiği üzere, senedin üzerinde "Cengiz Han" veya "Albert Einstein" gibi sanal olduğu açıkça anlaşılan veya hiç var olmayan bir kişinin imzasının bulunması senedin geçerliliğini etkilemez [11]. Şeklen geçerli bir imza görünümü olduğu müddetçe, bu hayali imza yok sayılır ancak senetteki diğer gerçek kişilerin taahhütleri tam hukuki sonuç doğurmaya devam eder [11, 12].
2.4. İmzası Bulunanı Herhangi Bir Sebeple Bağlamayan İmzalar
Bu kategori; hata, hile, ikrah (korkutma) gibi irade sakatlığı halleri ile yetkisiz temsil (TTK m. 678) durumlarını kapsar. Bir kişi silah zoruyla (vis absoluta) senedi imzalamışsa veya bir temsilci şirketi temsile yetkili olmadığı halde (veya yetkisini aşarak) şirket kaşesi altına imza atmışsa, bu durum asıl borçluyu (temsil edileni) bağlamaz [13, 14]. Ancak bu sakatlıklar yalnızca o imzanın bağlayıcılığını ortadan kaldırır; senedi sonradan devralan ve geçerli bir ciro ile imza atan diğer sorumlular taahhütlerinden kurtulamazlar [9].
2.5. Şeklen Geçerli Bir Senedin Varlığı Ön Şartı
İmzaların bağımsızlığı ilkesinin uygulanabilmesi için, ön koşul olarak dış görünüşü itibarıyla TTK'da aranan zorunlu şekil şartlarına sahip bir kambiyo senedinin (poliçe, bono, çek) varlığı şarttır [11]. Eğer senette, örneğin "bono" kelimesi eksikse veya zorunlu unsur olan "düzenleyenin imzası" hiç atılmamışsa, senet baştan itibaren kıymetli evrak vasfı kazanmaz [15, 16]. Ancak düzenleyenin imzası sahte veya ehliyetsiz bir kişiye aitse, senet şeklen tam kabul edildiğinden ilke devreye girer ve senet geçerliliğini korur [11].
3. Sistematik İlişkiler
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili dairelerinin (özellikle 11., 12. ve 19. Hukuk Daireleri) yerleşik içtihatları, imzaların istiklali ilkesini son derece katı ve senedin tedavülünü koruyucu bir biçimde yorumlamaktadır.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi ve 19. Hukuk Dairesi kararlarında değişmez biçimde şu ilke vurgulanır: "Zincirleme ve birbirine bağlı cirolar hak sahipliğine karine sayılır. Ciro zincirinin düzgünlüğü sadece dış görünüm (şekil) bakımından incelenir. Cirantalardan birinin imzasının sahte olması veya temsil yetkisinden yoksun bir şahıs tarafından atılması ciro zincirini koparmaz." [9, 23].
Yargıtay'ın sıkça karşılaştığı bir olay türünde; keşideci, senedi düzenleyip lehtara verir, daha sonra senedin sahte cirolarla yetkili hamil görünen kişiye geçtiği iddia edilir. Keşideci, "lehtarın cirosu sahtedir, dolayısıyla hamil meşru değildir" diyerek borcu ödemekten kaçınmak ister. Yargıtay bu savunmayı reddetmekte ve “İmzaların istiklali ilkesi gereği, lehtarın ciro imzasının lehtara ait olmaması, keşideci asıl borçluyu sorumluluktan kurtarmaz” sonucuna varmaktadır [24, 25]. Bu durum, TTK 677'nin meşru hamilin hakkını önceki sakatlıklardan nasıl izole ettiğinin yargısal tescilidir.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1: (A) Anonim Şirketi'nin yetkisiz çalışanı (X), şirket kaşesini çalarak (B) lehine 500.000 TL bedelli bir bono düzenler. (B), bu senedi ticari ilişkisi sebebiyle tam ehliyetli olan (C)'ye ciro eder. (C) ise borcuna karşılık senedi (D)'ye devretmek isterken, (C)'nin imzasını taklit eden bir dolandırıcı (Z), senedi (D) lehine cirolar. Senedi yasal yollarla iktisap edememesine rağmen şeklen meşru hamil konumunda olan (D), vade geldiğinde asıl borçlu (A) A.Ş. ile ciranta (B)'ye başvurur.
Hukuki analiz: TTK m. 677 ve TTK m. 678 ışığında; (A) A.Ş. adına atılan imza şirketi bağlamaz, zira (X) yetkisizdir. (A) A.Ş. bu mutlak def'iyi ileri sürerek borçtan kurtulur. Ancak senedin şeklen "bono" vasfı vardır. (B), senedi geçerli iradesiyle imzalamıştır. (C)'nin imzası sahtedir. İmzaların bağımsızlığı ilkesi gereği (A) A.Ş.'nin bağlanmaması ve (C)'nin imzasının sahte olması, (B)'nin geçerli imzasından doğan sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Hamil (D), senedin bedelini bizzat ciranta (B)'den veya yetkisiz imza sahibi (X)'ten (TTK 678) tahsil edebilir.
Olay 2: Tam ehliyetli (K), 16 yaşındaki küçük (L) lehine bir çek keşide eder. (L), çeki kanuni temsilcisinin (velisinin) onayı olmaksızın (M)'ye ciro eder. (M) de çeki bankaya ibraz etmeden önce teminat sağlamak amacıyla, borçlu görünümündeki (N)'den aval alır. Banka çeki karşılıksız diye yazar. Hamil (M), keşideci (K) ve avalist (N)'ye icra takibi başlatır.
Hukuki analiz: Küçük (L)'nin attığı ciro imzası, fiil ehliyetsizliği nedeniyle kendisini bağlamaz ve (L)'ye başvurulamaz [8]. Ne var ki TTK m. 677 uyarınca (L)'nin ehliyetsiz olması ciro zincirini şeklen koparmaz ve senetteki diğer imzaların sıhhatini etkilemez. Bu nedenle keşideci (K) ve avalist (N), "bu senetteki ciro ehliyetsiz bir kişiye ait, senet batıldır" def'inde bulunamazlar. Hamil (M), (K) ve (N)'den kambiyo hukuku çerçevesinde alacağını tahsil etme hakkına haizdir.
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
Doktrinde (Öztan, Poroy/Tekinalp, Bahtiyar), imzaların istiklali ilkesinin "kambiyo senetlerinin iktisadi amacına (sürat ve güven) en uygun çözüm" olduğu konusunda icma bulunmaktadır [8, 32-34]. Ancak ilkenin uygulanması, zaman zaman senedi devralanları gizli risklere karşı tamamen savunmasız bırakabildiği gerekçesiyle eleştirilebilmektedir. Zira hamil, ciro zincirinde imzaların kime ait olduğunu, sahte olup olmadığını araştırmak gibi pratik olarak imkansız bir yüke katlanamaz. Kanun koyucu bu riski bilerek dağıtmış; sahteciliğe uğrayan kişinin malvarlığını korurken (imzanın ona karşı mutlak defi olması), senedi tedavül ettirenlerin sorumluluğunu baki tutarak senedin piyasadaki nakit değerini (ve güvenilirliğini) teminat altına almıştır [12, 35].
Bazı yazarlar (örneğin Karayalçın ve Kınacıoğlu), sahtecilik ve yetkisiz temsil hallerinde ağır bedeller ödeyen meşru tarafların korunması için daha katı denetim mekanizmalarının ticari örfe kazandırılması gerektiğini savunsa da; modern hukuk sistemlerinde Cenevre Yeknesak Kuralları’nın getirdiği bu kural, hukuk güvenliği ve tedavül ihtiyacını en iyi dengeleyen müessese olarak kabul görmeye devam etmektedir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.