1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 667. maddesi, “Kıymetli Evrak” başlıklı Üçüncü Kitap, “Hamile Yazılı Senetler” başlıklı Üçüncü Kısım altında “Kuponlarda Usul” başlığı ile düzenlenmiştir [1]. Kıymetli evrak hukukuna egemen olan temel prensiplerden biri, hakkın senede bağlı olması ve senetsiz ileri sürülememesidir [2, 3]. Bu durum, senedin zıyaı (irade dışı elden çıkması, kaybolması veya kullanılamaz hâle gelmesi) durumunda hak sahibinin mağduriyetine yol açabileceği için kanun koyucu tarafından çeşitli iptal usulleri öngörülmüştür [4-6].
Hamile yazılı senetlerin genel iptal usulü TTK m. 661 ve devamında düzenlenmiş olup, mahkeme kararı ile üç defa ilan yapılması gibi katı ve masraflı şekil şartlarına bağlanmıştır [7, 8]. Ancak kanun koyucu, TTK m. 661/1 hükmünde “münferit kuponlar hariç olmak üzere” diyerek, asıl senetten bağımsızlaşmış münferit kuponları genel iptal usulünün dışında bırakmıştır [7]. Bu istisnanın tamamlayıcısı olarak TTK m. 667, münferit kuponların iptali için çok daha basit, ilansız ve pratik bir prosedür ihdas etmiştir [9].
Bu basitleştirilmiş usulün (ratio legis) temel gerekçesi; münferit kuponların temsil ettiği değerin genellikle asıl senede (örneğin hisse senedi veya tahvile) kıyasla çok daha düşük olması ve bu küçük meblağlar için uzun, masraflı bir ilan ve yargılama sürecinin işletilmesinin usul ekonomisiyle bağdaşmamasıdır [9]. İlan prosedürü yerine, üç yıllık bir "bekleme ve tevdi (yatırma)" süresi öngörülerek, hem senedi zayi eden kişinin hakkına kavuşması sağlanmış hem de senedi elinde bulundurabilecek iyiniyetli üçüncü kişilerin hakları korunmaya çalışılmıştır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Münferit Kupon (Bireysel Kupon)
Kuponlar, tahvillerde faiz, pay senetlerinde (hisse senetleri) ise kâr payı (temettü) alacağını temsil eden, asıl senetten bağımsız olarak tedavül edebilen ve kural olarak hamile yazılı olan alt kıymetli evraklardır. "Münferit kupon" ifadesi, kupon tablosunun tamamını (esas kupon belgelerini) değil, vadesi gelmiş veya gelecek olan tekil (bireysel) kupon yapraklarını ifade eder. Eğer hamil, münferit kuponu değil de kupon tablosunun tamamını veya talonu kaybetmişse, bu durumda TTK m. 667'deki basitleştirilmiş usul değil, TTK m. 661'deki genel iptal usulü uygulanacaktır [10].
2.2. Bedelin Mahkemeye Yatırılması (Tevdi)
Kıymetli evrakta borçlu, kural olarak senedin kendisine ibrazı karşılığında ödeme yapmakla yükümlüdür (TTK m. 646) [11]. Ancak zıya hâlinde hamil senedi ibraz edemeyeceği için, mahkeme, zıyaı yaklaşık ispat ile tespit ettiğinde borçlunun (örneğin anonim şirketin) ödemeyi hak iddia edene yapmasına değil, mahkeme veznesine (veya mahkemenin belirleyeceği bir banka hesabına) yatırmasına karar verir [1, 9]. Kuponun vadesi gelmemişse vade gününde, vadesi halihazırda dolmuşsa derhâl yatırılma kararı verilir. Bu karar, esasen borçluyu temerrütten kurtaran ve muhtemel çifte ödeme riskini bertaraf eden koruyucu bir tedbir niteliğindedir.
2.3. Üç Yıllık Bekleme Süresi ve Hakkın İadesi
TTK m. 667/2 uyarınca, bedelin mahkemeye tevdi edilmesinin üzerinden değil; "vadenin dolmasından itibaren" üç yıl geçmesi ve bu süre zarfında başka hiçbir hak sahibinin (kuponu fiziken elinde bulunduran bir üçüncü kişinin) mahkemeye başvurmaması şartı aranmıştır [1]. Bu sürenin dolmasıyla birlikte, mahkeme herhangi bir ilana gerek duymaksızın, yatırılan bedelin dilekçe sahibine verilmesine hükmeder [9]. Burada mahkemece verilen karar, teknik anlamda senedin teşhis fonksiyonunu sona erdiren bir "iptal kararı" yerine geçerek bedelin tahsiline imkân tanıyan bir eda emri niteliğindedir.
3. Sistematik İlişkiler
- TTK m. 661 (Hamile Yazılı Senetlerin İptali): TTK m. 661/1, münferit kuponları genel iptal prosedüründen sarih biçimde istisna etmiştir [7]. Dolayısıyla münferit kuponların iptalinde TTK m. 661 vd. hükümleri uygulanamaz; mahkemeden ilan yoluyla senedin getirilmesi talep edilemez.
- TTK m. 660 (Hamile Yazılı Faiz Kuponları): Borçlu, hamile yazılı faiz kuponlarından doğan alacağa karşı ana paranın ödendiği def'inde bulunamaz [12]. Faiz kuponlarının zıyaı hâlinde m. 667 usulü işletildiğinde, şirket yetkilileri ana borcun ödendiğini bahane ederek kupon bedelini mahkemeye depo etmekten kaçınamaz.
- TBK m. 147 (Beş Yıllık Zamanaşımı): Türk Borçlar Kanunu uyarınca dönemsel edimler (faiz, kâr payı vb.) 5 yıllık zamanaşımına tabidir. Ancak TTK m. 667, kıymetli evrak hukukuna özgü, maddi hukuku şekillendiren "üç yıllık" özel bir hak arama/bekleme süresi ihdas etmiştir. Bu yönüyle TTK m. 667, TBK'daki genel zamanaşımı sürelerine kıyasla lex specialis (özel kanun) niteliğindedir.
- HMK m. 382 (Çekişmesiz Yargı İşleri): Kıymetli evrakın iptali davaları (ve dolayısıyla kupon bedelinin tevdii talepleri), Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca çekişmesiz yargı işlerindendir [13]. Dava hasımsız olarak açılır ve maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmez.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay içtihatlarında kıymetli evrakın zıyaı nedeniyle iptal davaları ve kuponlarda usul konuları, genellikle çekişmesiz yargının "maddi hukuka etkisizliği" prensibi etrafında şekillenmektedir [14, 15]. Yargıtay (örneğin 11. Hukuk Dairesi) yerleşik kararlarında şu hususları vurgulamaktadır:
- Yaklaşık İspatın Yeterliliği: Hasımsız açılan bu davalarda, dilekçe sahibinin senede/kupona zilyet olduğunu ve kuponun iradesi dışında elden çıktığını kesin delillerle değil, "inandırıcı" (yaklaşık ispat) düzeyde göstermesi yeterlidir [16, 17]. Hak iddia edenin aşırı ispat külfeti altına sokulması, kurumun amacıyla bağdaşmaz.
- Görevli Mahkeme: Asliye Ticaret Mahkemesidir. İhtiyati tedbir veya ödeme yasağı ile bedelin tevdii taleplerinde değer esasına bakılmaksızın mutlak olarak ticaret mahkemeleri görevlidir [18, 19].
- Kararın Niteliği: Mahkemece verilecek ödeme kararı, maddi hukuk anlamında kesin hüküm niteliği taşımaz [14]. Şayet üç yıllık süre dolmadan veya dolduktan sonra kuponu fiilen elinde bulunduran ve iyiniyetle iktisap etmiş olan meşru bir hamil ortaya çıkarsa, sebepsiz zenginleşme veya iade davası (istirdat) yoluyla bedelin asıl sahibine dönmesi mümkündür.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Vadesi Gelmemiş Kuponun Zıyaı):
(A) Anonim Şirketi'ne ait tahvillerin hamili olan B, yaklaşan faiz ödemesine ait 3 no'lu faiz kuponunu evini taşırken kaybetmiştir. Kuponun vadesine henüz 4 ay vardır. B, Asliye Ticaret Mahkemesi'ne başvurarak TTK m. 667 uyarınca talepte bulunur.
Hukuki analiz: Mahkeme, B'nin iddialarını inandırıcı bulursa, (A) Anonim Şirketi'ne bir müzekkere yazarak, 3 no'lu faiz kuponunun vadesi geldiğinde bedelinin şirkete değil, mahkeme veznesine (veya tayin edilen banka hesabına) yatırılmasına karar verir. Herhangi bir ilan yapılmaz. Vade tarihinden itibaren 3 yıl boyunca hiç kimse kuponla birlikte şirkete veya mahkemeye başvurmazsa, 3 yılın hitamında mahkeme kararıyla depo edilen tutar B'ye ödenir.
Olay 2 (Süre İşlerken Meşru Hamilin Ortaya Çıkması):
C, vadesi dolmuş bir temettü kuponunu çaldırmıştır. Mahkemeye başvurmuş ve bedel derhâl mahkeme veznesine depo edilmiştir. Bekleme süresinin 2. yılında, D isimli bir kişi elinde fiziki kuponla şirkete ödeme talebiyle gelir. Şirket, bedelin mahkemeye depo edildiğini D'ye bildirir.
Hukuki analiz: D, kuponu elinde bulundurduğu için TTK m. 658 vd. hükümleri uyarınca şeklen hak sahibi konumundadır. D, durumu mahkemeye bildirdiğinde, TTK m. 667/2'deki "üç yıl geçtikten sonra hiçbir hak sahibi başvurmaz" şartı ihlal edilmiş olur. Bu aşamada mahkeme veznesindeki paranın kime ait olduğu çekişmeli hâle gelir. Çekişmesiz yargı işi sona erer ve tarafların (C ve D) genel hükümlere göre birbirlerine karşı mülkiyetin tespiti veya istirdat davası açması gerekir. D'nin kuponu ağır kusuru olmaksızın iyiniyetle iktisap edip etmediği genel mahkemede incelenir.
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat yükü: Dilekçe sahibi, senedin/kuponun daha önce kendi zilyetliğinde bulunduğunu ve zayi olduğunu yaklaşık olarak ispat etmelidir (TTK m. 661/3 kıyasen) [10]. Tanıdık beyanları, şirket nezdindeki temettü/faiz ödeme geçmişi kayıtları bu ispatta kullanılabilir.
- Zamanaşımı / Süreler: İşlemin odağında katı bir "3 yıllık" hak düşürücü/bekleme süresi vardır. Bu süre kuponun mahkemeye yatırıldığı tarihten değil, "vadenin dolduğu tarihten" itibaren başlar (TTK m. 667/2) [1].
- Görevli/yetkili mahkeme: Görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesidir. Yetkili mahkeme ise, genel yetki kurallarına ek olarak TTK m. 661/2 atfıyla borçlunun (şirketin) yerleşim yeri mahkemesidir [10].
- Yaygın uygulama hataları:
- Hukukçuların, münferit kupon kaybını "kıymetli evrakın zıyaı" bağlamında genel usule tabi sanıp mahkemeden Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde 3 defa ilan talebinde bulunması. Kanun m. 661 ve 667 ile bu talebi açıkça dışlamıştır [7, 9].
- Borçlu şirketin, kupon bedelini depo kararına rağmen elinde tutmaya çalışması. Karar ihlal edilirse şirket faiziyle birlikte ikinci kez ödeme riskiyle (muhataba yönelik ödeme yasağı) karşılaşabilir.
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk ticaret hukuku doktrininde, TTK m. 667 düzenlemesinin pratik faydası övülmekle birlikte, iyiniyetli üçüncü kişilerin korunması noktasında çeşitli eleştiriler de bulunmaktadır. Prof. Dr. Hasan Pulaşlı, bu maddedeki prosedürün "çok daha basit" olduğuna dikkat çekmekte ve "esas farklılığın ilan işlemlerinin yapılmamasında" yattığını vurgulamaktadır [9].
Ancak ilan yapılmaması, kuponu iyiniyetle devralan ancak piyasa pratiği gereği hemen tahsile gitmeyen bir üçüncü kişinin (meşru hamilin), sırf ilandan haberdar olmadığı için 3 yıllık süre sonunda hakkını kaybedebileceği riskini doğurur. Kanun koyucu, bu zafiyeti "3 yıllık uzun bir bekleme süresi" ile dengelemeye çalışmıştır. Üç yıllık süre, ticari hayatın hızı göz önüne alındığında bir meşru hamilin faiz veya kâr payını tahsil etmek için beklemesi muhtemel azami süreyi fazlasıyla karşılar niteliktedir.
Yine de doktrinde, modern finansal piyasaların hızı ve kaydî sisteme (MKK) geçişle birlikte fiziki kupon basımının büyük ölçüde ortadan kalktığı (Sermaye Piyasası Kanunu m. 13 kapsamındaki kaydileştirme zorunluluğu) dikkate alındığında, bu maddenin uygulama alanının halka kapalı ve nama yazılı hisse senetleri ihraç etmeyip hâlâ hamiline fiziki senet ve kupon basan sınırlı sayıdaki anonim şirketlerle daraldığı belirtilmelidir. Maddenin lafzi yorumu usul ekonomisine büyük katkı sağlasa da, gai (amaçsal) yorum yapıldığında kaydi sisteme entegre edilemeyen kalıntı bir hüküm olduğu yönünde yapısal zayıflıklar barındırdığı söylenebilir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 667. maddesi, “Kıymetli Evrak” başlıklı Üçüncü Kitap, “Hamile Yazılı Senetler” başlıklı Üçüncü Kısım altında “Kuponlarda Usul” başlığı ile düzenlenmiştir [1]. Kıymetli evrak hukukuna egemen olan temel prensiplerden biri, hakkın senede bağlı olması ve senetsiz ileri sürülememesidir [2, 3]. Bu durum, senedin zıyaı (irade dışı elden çıkması, kaybolması veya kullanılamaz hâle gelmesi) durumunda hak sahibinin mağduriyetine yol açabileceği için kanun koyucu tarafından çeşitli iptal usulleri öngörülmüştür [4-6].
Hamile yazılı senetlerin genel iptal usulü TTK m. 661 ve devamında düzenlenmiş olup, mahkeme kararı ile üç defa ilan yapılması gibi katı ve masraflı şekil şartlarına bağlanmıştır [7, 8]. Ancak kanun koyucu, TTK m. 661/1 hükmünde “münferit kuponlar hariç olmak üzere” diyerek, asıl senetten bağımsızlaşmış münferit kuponları genel iptal usulünün dışında bırakmıştır [7]. Bu istisnanın tamamlayıcısı olarak TTK m. 667, münferit kuponların iptali için çok daha basit, ilansız ve pratik bir prosedür ihdas etmiştir [9].
Bu basitleştirilmiş usulün (ratio legis) temel gerekçesi; münferit kuponların temsil ettiği değerin genellikle asıl senede (örneğin hisse senedi veya tahvile) kıyasla çok daha düşük olması ve bu küçük meblağlar için uzun, masraflı bir ilan ve yargılama sürecinin işletilmesinin usul ekonomisiyle bağdaşmamasıdır [9]. İlan prosedürü yerine, üç yıllık bir "bekleme ve tevdi (yatırma)" süresi öngörülerek, hem senedi zayi eden kişinin hakkına kavuşması sağlanmış hem de senedi elinde bulundurabilecek iyiniyetli üçüncü kişilerin hakları korunmaya çalışılmıştır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Münferit Kupon (Bireysel Kupon)
Kuponlar, tahvillerde faiz, pay senetlerinde (hisse senetleri) ise kâr payı (temettü) alacağını temsil eden, asıl senetten bağımsız olarak tedavül edebilen ve kural olarak hamile yazılı olan alt kıymetli evraklardır. "Münferit kupon" ifadesi, kupon tablosunun tamamını (esas kupon belgelerini) değil, vadesi gelmiş veya gelecek olan tekil (bireysel) kupon yapraklarını ifade eder. Eğer hamil, münferit kuponu değil de kupon tablosunun tamamını veya talonu kaybetmişse, bu durumda TTK m. 667'deki basitleştirilmiş usul değil, TTK m. 661'deki genel iptal usulü uygulanacaktır [10].
2.2. Bedelin Mahkemeye Yatırılması (Tevdi)
Kıymetli evrakta borçlu, kural olarak senedin kendisine ibrazı karşılığında ödeme yapmakla yükümlüdür (TTK m. 646) [11]. Ancak zıya hâlinde hamil senedi ibraz edemeyeceği için, mahkeme, zıyaı yaklaşık ispat ile tespit ettiğinde borçlunun (örneğin anonim şirketin) ödemeyi hak iddia edene yapmasına değil, mahkeme veznesine (veya mahkemenin belirleyeceği bir banka hesabına) yatırmasına karar verir [1, 9]. Kuponun vadesi gelmemişse vade gününde, vadesi halihazırda dolmuşsa derhâl yatırılma kararı verilir. Bu karar, esasen borçluyu temerrütten kurtaran ve muhtemel çifte ödeme riskini bertaraf eden koruyucu bir tedbir niteliğindedir.
2.3. Üç Yıllık Bekleme Süresi ve Hakkın İadesi
TTK m. 667/2 uyarınca, bedelin mahkemeye tevdi edilmesinin üzerinden değil; "vadenin dolmasından itibaren" üç yıl geçmesi ve bu süre zarfında başka hiçbir hak sahibinin (kuponu fiziken elinde bulunduran bir üçüncü kişinin) mahkemeye başvurmaması şartı aranmıştır [1]. Bu sürenin dolmasıyla birlikte, mahkeme herhangi bir ilana gerek duymaksızın, yatırılan bedelin dilekçe sahibine verilmesine hükmeder [9]. Burada mahkemece verilen karar, teknik anlamda senedin teşhis fonksiyonunu sona erdiren bir "iptal kararı" yerine geçerek bedelin tahsiline imkân tanıyan bir eda emri niteliğindedir.
3. Sistematik İlişkiler
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay içtihatlarında kıymetli evrakın zıyaı nedeniyle iptal davaları ve kuponlarda usul konuları, genellikle çekişmesiz yargının "maddi hukuka etkisizliği" prensibi etrafında şekillenmektedir [14, 15]. Yargıtay (örneğin 11. Hukuk Dairesi) yerleşik kararlarında şu hususları vurgulamaktadır:
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Vadesi Gelmemiş Kuponun Zıyaı): (A) Anonim Şirketi'ne ait tahvillerin hamili olan B, yaklaşan faiz ödemesine ait 3 no'lu faiz kuponunu evini taşırken kaybetmiştir. Kuponun vadesine henüz 4 ay vardır. B, Asliye Ticaret Mahkemesi'ne başvurarak TTK m. 667 uyarınca talepte bulunur. Hukuki analiz: Mahkeme, B'nin iddialarını inandırıcı bulursa, (A) Anonim Şirketi'ne bir müzekkere yazarak, 3 no'lu faiz kuponunun vadesi geldiğinde bedelinin şirkete değil, mahkeme veznesine (veya tayin edilen banka hesabına) yatırılmasına karar verir. Herhangi bir ilan yapılmaz. Vade tarihinden itibaren 3 yıl boyunca hiç kimse kuponla birlikte şirkete veya mahkemeye başvurmazsa, 3 yılın hitamında mahkeme kararıyla depo edilen tutar B'ye ödenir.
Olay 2 (Süre İşlerken Meşru Hamilin Ortaya Çıkması): C, vadesi dolmuş bir temettü kuponunu çaldırmıştır. Mahkemeye başvurmuş ve bedel derhâl mahkeme veznesine depo edilmiştir. Bekleme süresinin 2. yılında, D isimli bir kişi elinde fiziki kuponla şirkete ödeme talebiyle gelir. Şirket, bedelin mahkemeye depo edildiğini D'ye bildirir. Hukuki analiz: D, kuponu elinde bulundurduğu için TTK m. 658 vd. hükümleri uyarınca şeklen hak sahibi konumundadır. D, durumu mahkemeye bildirdiğinde, TTK m. 667/2'deki "üç yıl geçtikten sonra hiçbir hak sahibi başvurmaz" şartı ihlal edilmiş olur. Bu aşamada mahkeme veznesindeki paranın kime ait olduğu çekişmeli hâle gelir. Çekişmesiz yargı işi sona erer ve tarafların (C ve D) genel hükümlere göre birbirlerine karşı mülkiyetin tespiti veya istirdat davası açması gerekir. D'nin kuponu ağır kusuru olmaksızın iyiniyetle iktisap edip etmediği genel mahkemede incelenir.
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk ticaret hukuku doktrininde, TTK m. 667 düzenlemesinin pratik faydası övülmekle birlikte, iyiniyetli üçüncü kişilerin korunması noktasında çeşitli eleştiriler de bulunmaktadır. Prof. Dr. Hasan Pulaşlı, bu maddedeki prosedürün "çok daha basit" olduğuna dikkat çekmekte ve "esas farklılığın ilan işlemlerinin yapılmamasında" yattığını vurgulamaktadır [9].
Ancak ilan yapılmaması, kuponu iyiniyetle devralan ancak piyasa pratiği gereği hemen tahsile gitmeyen bir üçüncü kişinin (meşru hamilin), sırf ilandan haberdar olmadığı için 3 yıllık süre sonunda hakkını kaybedebileceği riskini doğurur. Kanun koyucu, bu zafiyeti "3 yıllık uzun bir bekleme süresi" ile dengelemeye çalışmıştır. Üç yıllık süre, ticari hayatın hızı göz önüne alındığında bir meşru hamilin faiz veya kâr payını tahsil etmek için beklemesi muhtemel azami süreyi fazlasıyla karşılar niteliktedir.
Yine de doktrinde, modern finansal piyasaların hızı ve kaydî sisteme (MKK) geçişle birlikte fiziki kupon basımının büyük ölçüde ortadan kalktığı (Sermaye Piyasası Kanunu m. 13 kapsamındaki kaydileştirme zorunluluğu) dikkate alındığında, bu maddenin uygulama alanının halka kapalı ve nama yazılı hisse senetleri ihraç etmeyip hâlâ hamiline fiziki senet ve kupon basan sınırlı sayıdaki anonim şirketlerle daraldığı belirtilmelidir. Maddenin lafzi yorumu usul ekonomisine büyük katkı sağlasa da, gai (amaçsal) yorum yapıldığında kaydi sisteme entegre edilemeyen kalıntı bir hüküm olduğu yönünde yapısal zayıflıklar barındırdığı söylenebilir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.