RESMİ METİN

**B) Borçlunun def’ileri I

  • Genel olarak**

Madde 659 - (1) Borçlu hamile yazılı bir senetten doğan alacağa karşı, ancak senedin geçersizliğine ilişkin veya senedin metninden anlaşılan def’ilerle, alacaklı her kim ise ona karşı şahsen sahip olduğu def’ileri ileri sürebilir . (2) Borçlu ile önceki hamillerden biri arasında doğrudan doğruya var olan ilişkilere dayanan def’ilerin ileri sürülmesi, ancak senedi iktisap ederken hamilin bilerek borçlunun zararına hareket etmiş olması hâlinde geçerlidir. (3) Senedin, borçlunun rızas ı olmaksızın tedavüle çıkarıldığı yolunda bir def’i ileri sürülemez.


AKADEMİK YORUM VE ANALİZ

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 659. maddesi, kıymetli evrak hukukunun temel sacayaklarından biri olan "hamiline yazılı senetlerde borçlunun def’ileri" (savunmaları) rejimini düzenlemektedir. Kıymetli evrak hukuku, şekil kurallarının ve tedavül güvenliğinin (kamu itimadının) mutlak surette hâkim olduğu bir hukuk dalıdır [1]. TTK m. 659, bu doğrultuda hamiline yazılı senetlerin yüksek tedavül yeteneğini korumak amacıyla borçlunun savunma imkânlarını sınırlandırmış ve belirli ilkelere bağlamıştır.

Madde sistematiği incelendiğinde, kanun koyucunun def’ileri etkilerine ve ileri sürülebileceği kişilere göre üçlü bir ayrıma tabi tuttuğu görülmektedir [2]. Birinci fıkra, "mutlak def’iler" (senedin geçersizliğine ilişkin veya senet metninden anlaşılan def’iler) ile yalnızca akidi olan alacaklıya karşı ileri sürülebilen "şahsi (kişisel) def’ileri" kurala bağlamıştır [3]. İkinci fıkra, şahsi def’ilerin üçüncü kişilere (hamile) karşı ileri sürülebilmesinin tek istisnası olan "bilerek borçlunun zararına hareket etme" olgusunu düzenlerken [4]; üçüncü fıkra, hamiline yazılı senetlerin tedavül gücünü zirveye taşıyan "rızası hilafına tedavüle çıkarılma" def'inin yasaklanmasını hüküm altına almıştır [5]. Bu madde, kıymetli evrakın maddi soyutluk (mücerretlik) ilkesinin hamiline yazılı senetlerdeki somutlaşmış halidir [6].

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. Senedin Geçersizliğine İlişkin Def'iler (Mutlak Def'iler)

Madde 659/1 uyarınca borçlu, senedin geçersizliğine ilişkin def'ileri herkese karşı ileri sürebilir. Bu def'iler, senedin bir kambiyo taahhüdü olarak doğmasını engelleyen temel hukuki sakatlıklardır. Doktrinde Reha Poroy ve Ünal Tekinalp'in de ifade ettiği üzere, imza sahibinin ehliyetsizliği, imzanın sahteliği, yetkisiz temsil ve imzanın fiziki cebir (vis absoluta) altında attırılmış olması gibi haller bu kapsama girer [7][8]. Bu tür def'iler, senedi devralan kişinin iyiniyetli olup olmadığına bakılmaksızın (mutlak olarak) ileri sürülebilir; zira ortada borçluya isnat edilebilecek geçerli bir irade beyanı bulunmamaktadır [9][10].

2.2. Senet Metninden Anlaşılan Def'iler (Mutlak Def'iler)

Senet metninden anlaşılan def'iler, senedin ön veya arka yüzüne bakıldığında açıkça görülebilen, senedin şekline veya üzerindeki kayıtlara ilişkin def'ilerdir [11]. Zorunlu şekil şartlarının eksikliği, vadenin henüz gelmemiş olması, ciro zincirindeki kopukluk veya zamanaşımının dolmuş olması bu grupta yer alır [12][13]. Alacaklı, senedi o haliyle devraldığı için bu def'inin varlığını bilmektedir; dolayısıyla korunmaya değer bir iyiniyeti bulunmaz [11][14].

2.3. Şahsi (Kişisel) Def'iler ve "Bilerek Zararına Hareket" İstisnası

Kişisel def'iler, borçlunun belirli bir alacaklı ile arasındaki temel ilişkiden (satım, kira, vekâlet vb.) veya özel bir anlaşmadan (hatır senedi, bedelsizlik vb.) kaynaklanan savunmalardır [15][16]. Kural olarak, kıymetli evrakın soyutluk ilkesi gereği borçlu bu def'ileri iyiniyetli üçüncü kişilere (hamillere) karşı ileri süremez [6][17].

Ancak TTK m. 659/2, bu kurala hayati bir istisna getirmiştir: Hamil senedi iktisap ederken "bilerek borçlunun zararına hareket etmiş" ise, borçlu şahsi def'ilerini bu hamile karşı da ileri sürebilir [18][4]. Doktrinde bu kavramın salt "kötüniyet"ten (bilme veya bilmesi gerekme) daha dar olduğu kabul edilir; hamilin sırf borçluyu sahip olduğu bir savunma imkânından yoksun bırakmak amacıyla senedi devralması gerekir [19][20].

2.4. Rızası Hilafına Tedavüle Çıkarılma Def'i Yasağı (TTK m. 659/3)

Maddenin üçüncü fıkrası, hamiline yazılı senetleri diğer kıymetli evrak türlerinden ayıran en belirgin özelliktir. Hamiline yazılı bir senet, borçlunun kasasından çalınmış veya borçlu tarafından kaybedilmiş olsa dahi (rızası hilafına tedavüle çıksa dahi), borçlu bu durumu iyiniyetli hamile karşı bir def'i olarak ileri süremez [5][21]. Abuzer Kendigelen ve Fırat Öztan gibi yazarların vurguladığı üzere, bu katı kuralın amacı, piyasadaki hamiline yazılı senetlere olan kamu itimadını (güvenini) mutlak surette korumaktır [21][22].

3. Sistematik İlişkiler

  • TTK m. 825 ve TTK m. 687: TTK m. 659, hamiline yazılı senetleri düzenlerken; TTK m. 825 emre yazılı senetleri, TTK m. 687 ise poliçeleri (ve atıf yoluyla bonoları) düzenler [23][24]. Üç madde de şahsi def'ilerin üçüncü kişilere karşı ancak "zararına hareket" şartıyla ileri sürülebileceğini hükme bağlar. Ancak doktrinde TTK m. 687'deki "bile bile" ifadesi ile TTK m. 659'daki "bilerek" ifadesi arasında lafzi bir farklılık olduğu; TTK m. 659'un hamilin kötüniyetini (bilmesini) yeterli saydığı yönünde tartışmalar mevcutsa da, Yargıtay uygulamasında bu iki kavram çoğunlukla aynı amaca matruf değerlendirilmektedir [25][26].
  • TMK m. 990: TMK m. 990 uyarınca, hamiline yazılı senetleri iyiniyetle iktisap eden kimseye karşı taşınır davası açılamaz. TTK m. 659/3'te yer alan rıza dışı tedavül def'inin yasaklanması kuralı, doğrudan TMK m. 990'ın ticaret hukukundaki yansımasıdır ve bu iki hüküm tam bir uyum içindedir [5][27].
  • HMK m. 200 vd. (Senetle İspat Kuralı): Şahsi def'ilerin ispatı kural olarak yazılı delil (senet) gerektirir. Ancak hamilin "bilerek borçlunun zararına hareket ettiği" iddiası, hukuki niteliği itibariyle bir haksız fiil (muvazaa/kötüniyet) teşkil ettiğinden, HMK istisnaları bağlamında tanık dâhil her türlü delille ispat edilebilir [28][29].

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay, TTK m. 659 ve muadili maddelerdeki (m. 687, m. 825) şahsi def'ilerin üçüncü kişilere karşı ileri sürülme şartlarını dar yorumlamaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili dairelerin (özellikle 11., 12. ve 19. Hukuk Daireleri) yerleşik içtihatlarına göre:

  1. Akrabalık ve Yakın Ticari İlişki: Yargıtay, hamil ile senedi devreden (ciranta/lehtar) arasında karı-koca, baba-oğul gibi yakın akrabalık veya organik bir ticari bağ (aynı şirketin ortağı olma, aynı adreste faaliyet gösterme vb.) bulunmasını, hamilin "bilerek borçlunun zararına hareket ettiğine" dair güçlü bir karine olarak kabul etmektedir [30][31][32].
  2. İspat Yükü ve Yöntemi: Yargıtay, hamilin bilerek borçlunun zararına hareket ettiğini ispat yükünün açıkça senet borçlusunda olduğunu belirtmektedir [29][33]. İspat standardı açısından Yargıtay, bu iddiayı haksız fiil kapsamında değerlendirerek tanık dinletilmesine cevaz vermektedir [34][29].
  3. Hukuki Görünüşe Güven: Borçlu, senedi isteyerek tedavüle çıkarmışsa (örneğin hatır senedi olarak veya teminat amacıyla), aralarındaki temel ilişkinin geçersizliğini veya bedelsizliği iyiniyetli hamile karşı ileri süremez [35].

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1 (Rıza Dışı Tedavül): (A) Anonim Şirketi, tedarikçisine ödeme yapmak amacıyla 500.000 TL tutarında hamiline yazılı bir çek düzenlemiş, ancak çeki henüz teslim etmeden şirket kasasına kilitlemiştir. Geceleyin şirkete giren hırsız (H), çeki kasadan çalmış ve ertesi gün piyasada mal alımı yaptığı iyiniyetli (C)'ye teslim etmiştir. (C), çeki ibraz ettiğinde (A) Şirketi, çekin kasadan çalındığını, tedavüle çıkarma iradeleri olmadığını belirterek ödemeden kaçınmak istemektedir. Hukuki analiz: TTK m. 659/3'ün amir hükmü gereğince, hamiline yazılı senetlerde borçlu, senedin rızası hilafına tedavüle çıkarıldığı def'ini ileri süremez [5][27]. (C), senedin çalındığını bilmiyorsa ve bilmesinde ağır kusuru yoksa, (A) Şirketi bu çeki (C)'ye ödemekle yükümlüdür. Borçlunun çalınma iddiası mutlak bir def'i değildir.

Olay 2 (Bilerek Zararına Hareket / Bedelsizlik): Tüketici (K), müteahhit (M)'den alacağı daire karşılığında emre/hamiline yazılı bir senet düzenleyip vermiştir. (M), inşaatı tamamlamamış ve senedi, dairenin teslim edilmediğini ve (K)'nın borçlu olmadığını çok iyi bilen kardeşi (H)'ye ciro/teslim yoluyla devretmiştir. (H), senedi icraya koymuştur. Hukuki analiz: Kural olarak (K)'nın (M)'ye karşı sahip olduğu "bedelsizlik" (inşaatın bitmemesi) def'i şahsi bir def'idir ve üçüncü kişilere ileri sürülemez. Ancak somut olayda (H), senedin bedelsiz kaldığını bilmekte ve kardeşi (M) ile anlaşıp (K)'yı def'i hakkından yoksun bırakmak amacıyla hareket etmektedir. TTK m. 659/2 (ve m. 825/2) uyarınca, (H)'nin "bilerek borçlu (K)'nın zararına hareket ettiği" tanık dâhil her türlü delille ispat edilerek şahsi def'i (H)'ye karşı da ileri sürülebilir ve menfi tespit davası kazanılır [28][30][19].

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat Yükü: Senet metninden anlaşılan veya mutlak def'ileri ileri süren borçlu, sadece bu kaydın/sakatlığın varlığını göstermekle yetinir. Ancak şahsi def'ilerin üçüncü kişiye karşı ileri sürülmesinde ispat yükü tamamen borçlunun (davacının/muterizin) üzerindedir. Borçlu, hamilin "bilerek zararına hareket ettiğini" ispatlamalıdır [28][29].
  • Zamanaşımı / Süreler: Senet metninden anlaşılan def'iler arasında yer alan zamanaşımı def'i, ilgili kambiyo senedinin türüne (poliçe, bono, çek) göre kanunda öngörülen sürelere tabidir [11]. Örneğin çeklerde zamanaşımı ibraz süresinin bitiminden itibaren 3 yıldır (TTK m. 814) [36]. Sürenin geçtiği senet metninden açıkça anlaşıldığı için mutlak def'i olarak değerlendirilir.
  • Görevli/yetkili mahkeme: Hamiline yazılı senetlerden kaynaklanan def'ilerin ileri sürüldüğü menfi tespit veya istirdat davaları, TTK m. 4 uyarınca "mutlak ticari dava" niteliğindedir. Görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesidir [37].
  • Yaygın uygulama hataları: Uygulamada borçluların, hamiline yazılı senedin çalınması veya kaybolması durumunda kıymetli evrakın iptali (zayi) davası açmak yerine, doğrudan hamile karşı "imza bana ait ama kendi isteğimle vermedim" savunması yapmaları sık görülen bir usul hatasıdır. Yasa (m. 659/3) bunu açıkça yasaklamıştır.

7. Eleştirel Değerlendirme

Doktrinde TTK m. 659'un kaleme alınış biçimi ve özellikle üçüncü fıkradaki kuralın katılığının borçluyu aşırı mağdur edip etmediği hususunda yoğun tartışmalar mevcuttur.

İsviçre Borçlar Kanunu (OR) m. 979/2 ile paralellik arz eden m. 659/2 bağlamında doktrinde, hamiline yazılı senetler için "bilerek zararına hareket etme" koşulunun aranıp aranmayacağı tartışılmıştır. Zira m. 659/2 lafzında "bilerek" kelimesi kullanılırken, emre yazılı senetlere ilişkin TTK m. 687'de "bile bile" kelimesi kullanılmıştır. Hukuk terminolojisinde "bilerek" sadece vakıayı bilmeyi (kötüniyeti), "bile bile" ise özel bir kastı (zarar verme iradesini) ifade eder [25][38]. Doktrinde bazı yazarlar kanun koyucunun hamiline yazılı senetlerde tedavülü çok yüksek olduğu için kast unsurunu aramadığını savunurken; Mehmet Bahtiyar, Abuzer Kendigelen gibi otoriteler, kıymetli evrak hukukunun yeknesaklığı gereği her iki kavramın da "kötüniyetli iktisap ve borçluyu def'iden mahrum bırakma kastı" olarak dar ve aynı şekilde yorumlanması gerektiğini vurgulamaktadır [39][40][26].

Üçüncü fıkra yönünden ise, rıza dışı tedavülün mutlak surette bir def'i olmaktan çıkarılması, borçluya "kusursuz sorumluluk" yüklemektedir. Bir tacirin kasasından çalınan ve sahte ciro ile değil, bizzat hamiline olduğu için sadece teslimle devredilen senedin ödenmek zorunda kalınması, hakkaniyet bağlamında eleştirilmektedir [41]. Ancak Reha Poroy ve Ünal Tekinalp'in de ısrarla altını çizdiği üzere; kıymetli evrak hukuku, "kişisel adalet"ten ziyade "işlem güvenliğini ve kamu itimadını" önceleyen bir daldır [42][43]. Bu denli yüksek tedavül aracının her el değiştirmesinde "acaba rıza ile mi çıktı" endişesi taşıması, piyasa ekonomisini kilitleyeceğinden, mevcut sistematiğin rasyonelliği doktrin tarafından büyük ölçüde meşru görülmektedir.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.

Metodolojik Not

Bu çalışma, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. İçerik, güncel kanun değişiklikleri ve yüksek yargı kararları ışığında revize edilmektedir.