RESMİ METİN

Madde 636


Madde 636 - (1) Limited şirket aşağıdaki hâllerde s ona erer: a) Şirket sözleşmesinde öngörülen sona erme sebeplerinden birinin gerçekleşmesiyle.


AKADEMİK YORUM VE ANALİZ

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 636. maddesi, limited şirketlerin sona erme (infisah ve fesih) sebeplerini, organ eksikliği durumunda izlenecek usulü ve özellikle "haklı sebeple fesih" kurumunu son derece kapsamlı bir biçimde düzenleyen temel bir normdur [1, 2]. Madde, toplam beş fıkradan oluşmakta olup; birinci fıkrada genel ve iradi sona erme sebepleri, ikinci fıkrada organ eksikliği nedeniyle fesih, üçüncü fıkrada haklı sebeple fesih ve hâkimin alternatif çözüm yetkisi, dördüncü fıkrada mahkemenin alabileceği ihtiyati tedbirler ve beşinci fıkrada ise sona ermenin sonuçları (tasfiye) bakımından anonim şirket hükümlerine yapılan atıf yer almaktadır [1-3].

Eski 6762 sayılı mülga Türk Ticaret Kanunu’nun (eTK) 549. maddesinde yer alan katı fesih rejiminden farklı olarak, yeni TTK m. 636 özellikle üçüncü fıkrasıyla şirketler hukuku doktrininde köklü bir paradigma değişikliği yaratmıştır [4, 5]. Zira eTK döneminde, haklı sebeplerin varlığı hâlinde hâkimin takdir yetkisi yalnızca feshe karar verip vermemekle sınırlı iken; TTK m. 636/3 ile birlikte "işletmenin devamlılığı (sürekliliği)" ilkesi ön plana çıkarılmış ve mahkemeye, fesih yerine davacı ortağın payının gerçek değeri ödenerek şirketten çıkarılmasına veya "duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme" hükmetme yetkisi tanınmıştır [4-7]. Bu durum, limited şirketin feshi davasını tam anlamıyla bir "ultima ratio" (son çare) kurumu hâline getirmiştir [8, 9].

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. İradi ve Kanuni Sona Erme Hâlleri (m. 636/1)

Maddenin birinci fıkrası, limited şirketi sona erdiren genel sebepleri tahdidi olmayan bir biçimde saymaktadır.

  • Şirket Sözleşmesinde Öngörülen Sebeplerin Gerçekleşmesi (m. 636/1-a): Kurucular, şirket sözleşmesine belirli bir sürenin dolması veya projenin tamamlanması gibi infisah sebepleri koyabilirler. Bu şartın gerçekleşmesiyle şirket kendiliğinden tasfiye sürecine girer [1].
  • Genel Kurul Kararı ile Fesih (m. 636/1-b): Ortaklığın iradi olarak sona erdirilmesidir. TTK m. 616/1-f uyarınca şirketin feshi, genel kurulun devredilemez yetkilerindendir [10]. Bu kararın alınabilmesi için TTK m. 621 uyarınca ağırlaştırılmış yetersayı olan "temsil edilen oyların en az üçte ikisinin ve oy hakkı bulunan esas sermayenin tamamının salt çoğunluğunun" bir arada bulunması şarttır [10].
  • İflasın Açılması (m. 636/1-c): Şirketin iflasına karar verilmesiyle birlikte tüzel kişilik tasfiye (iflas masası) sürecine girer [1].
  • Kanunda Öngörülen Diğer Hâller (m. 636/1-d): Şirket sermayesinin kanuni asgari sınırın altına düşmesi veya birleşme, tam bölünme gibi yapısal değişiklikler sonucunda ticaret sicilinden terkin edilmesi gibi diğer kanuni sona erme hallerini kapsar [1, 11].
2.2. Organ Eksikliği Nedeniyle Fesih (m. 636/2)

Şirketin uzun süreden beri kanunen zorunlu organlarından birinden (özellikle müdürler kurulu veya genel kurul) yoksun kalması ya da genel kurulun toplanamaması durumunda, ortaklardan veya şirket alacaklılarından birinin talebi üzerine mahkemece fesih kararı verilebilmesini düzenler [1, 2]. Hükmün amacı, "organsız" ve işlemez hâle gelmiş, hukuki muhatabı bulunmayan "tabela şirketlerinin" tasfiyesini sağlamaktır. Mahkeme, fesih kararı vermeden önce durumu kanuna uygun hâle getirmesi için şirkete (müdürleri dinleyerek) mutlaka kesin bir süre vermek zorundadır [2].

2.3. Haklı Sebeple Fesih (m. 636/3)

Sürekli borç ilişkilerinde geçerli olan "katlanılmazlık" ilkesinin limited şirketler hukukundaki yansımasıdır. Haklı sebep kavramı kanunda bilerek tanımlanmamış, içinin doldurulması somut olayın özelliklerine, dürüstlük kuralına (TMK m. 2) ve yargı içtihatlarına bırakılmıştır [12-14]. Doktrinde haklı sebep; şirket sözleşmesi kurulurken öngörülemeyen ve sonradan ortaya çıkarak ortaklık ilişkisine devam edilmesini dürüstlük kuralı çerçevesinde davacı ortaktan beklenemeyecek derecede çekilmez kılan nesnel veya öznel nitelikteki olaylar bütünü olarak tanımlanmaktadır [13, 15, 16]. Anonim şirketlerden (TTK m. 531) farklı olarak limited şirketlerde haklı sebeple fesih davası açma hakkı, sermaye oranına bakılmaksızın her bir ortağa münferiden tanınmıştır [17]. Bu hak, emredici nitelikte olup vazgeçilemez ve şirket sözleşmesiyle ortadan kaldırılamaz [18].

2.4. Hâkimin Alternatif Çözüm Yetkisi (m. 636/3, İkinci Cümle)

TTK m. 636'nın en devrimci boyutu, mahkemeye fesih dışında alternatif çözüm yolları üretme yetkisi vermesidir [4, 6, 7]. Hâkim, haklı sebebin varlığını tespit etse dahi, şirketin feshinin "ölçülülük" ilkesine veya "şirketin ekonomik değeri ile binlerce işçinin istihdamı" gibi makroekonomik gerçeklere aykırı olduğunu öngörürse [19, 20], davacı ortağın payının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değeri ödenerek şirketten çıkarılmasına hükmedebilir [2, 3]. Kanun koyucu, "duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüm" diyerek (örneğin kâr dağıtımına zorlama, müdürleri görevden alma, yeni bir müdür atama veya kısmi tasfiye gibi) mahkemeye İsviçre hukuku kökenli oldukça geniş bir müdahale alanı bırakmıştır [21, 22].

3. Sistematik İlişkiler

  • TTK m. 531 (Anonim Şirketlerde Haklı Sebeple Fesih) ile İlişkisi: Her iki düzenleme de haklı sebeple feshi düzenlese de, TTK m. 531 uyarınca AŞ'lerde bu dava yalnızca azınlık (sermayenin %10'u, halka açık şirketlerde %5'i) tarafından açılabilirken; TTK m. 636/3 uyarınca limited şirketlerde pay oranı ne olursa olsun "her bir ortak" bu davayı ikame edebilir [17, 23].
  • TTK m. 621 (Önemli Kararlar ve Yetersayılar) ile İlişkisi: TTK m. 636/1-b uyarınca genel kurulun iradi fesih kararı alabilmesi, TTK m. 621'de düzenlenen ağırlaştırılmış çifte nisaba (2/3 temsil edilen oy ve salt çoğunluk sermaye) bağlanmıştır [10].
  • TTK m. 638 vd. (Çıkma ve Çıkarılma) ile İlişkisi: Çıkma davası (m. 638/2) yalnızca ortağın kendi payını alıp ayrılmasını konu alırken, fesih davası tüm şirketin tasfiyesini hedef alır. Fesih davasında hâkimin alternatif olarak "çıkarma" kararı vermesi, aslında çıkma/çıkarılma kurumlarıyla doğrudan bir usuli-maddi köprü kurar [24-26].
  • TTK m. 643 ve AŞ Tasfiye Hükümleri (TTK m. 533 vd.): Fesih davası tasfiye ile sonuçlandığında, TTK m. 643 atfı gereği, tasfiye usulü ve tasfiye memurlarının sorumlulukları bakımından anonim şirketlerin tasfiyesine ilişkin kurallar (m. 533-548) kıyasen limited şirketlere de uygulanır [27, 28].

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin istikrar kazanmış içtihatlarında TTK m. 636 bağlamında şekillenen temel prensipler şunlardır:

  1. Ultima Ratio (Son Çare) İlkesi: Yargıtay kararlarına göre haklı sebeple fesih davası, ortaklar arası menfaat çatışmalarının giderilmesinde başvurulacak en son çaredir [8, 29]. Yargıtay; eğer ortadaki haklı sebep (örneğin müdürün usulsüz işlemleri, kâr payı dağıtılmaması), müdürler aleyhine sorumluluk davası açılması (TTK m. 644 atfıyla m. 553), müdürün azli (TTK m. 630) veya genel kurul kararlarının iptali (TTK m. 622) gibi daha hafif (tali) yollarla bertaraf edilebiliyorsa, fesih davasının reddedilmesi gerektiğini vurgulamaktadır [8, 30, 31].
  2. Pasif Husumet (Davalı Sıfatı): Yargıtay'ın eski kararlarında karmaşa olmakla birlikte, güncel yerleşik içtihatlara göre haklı sebeple fesih davasında pasif husumet yalnızca ortaklık tüzel kişiliğine (şirkete) yöneltilmelidir; davanın diğer ortaklara karşı açılması hâlinde husumet yokluğundan ret kararı verilmesi gerekir [32]. İki ortaklı şirketlerde de kural budur [32, 33].
  3. Haklı Sebep Sayılan Hâller: Yargıtay içtihatlarında; şirketin sürekli zarar etmesi, kuruluş gayesinin gerçekleşmesine imkân kalmaması, ortaklar arasında şiddetli ve giderilemez husumet (kavga, ceza davaları, haksız fiiller), şirketin tamamen atıl (gayrifaal) duruma düşmesi, yöneticinin diğer ortağı şirkete sokmaması, çoğunluğun azınlığı sistematik olarak kâr payından mahrum bırakması (temettü açlığı) gibi hususlar haklı sebep olarak kabul edilmektedir [34-38].

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1 (Haklı Sebep ve Alternatif Çözüm Pratiği): X Limited Şirketi, %50-%50 paya sahip A ve B ortaklarından oluşmaktadır. B aynı zamanda tek müdürdür. B, son dört yıl boyunca ortak A'yı şirket merkezine almamakta, genel kurulları usulsüz çağrılarla tek başına toplayıp kârın tamamını fiktif danışmanlık faturalarıyla kendisine aktarmaktadır. A, şirket aleyhine TTK m. 636/3 kapsamında fesih davası açar. Hukuki analiz: Somut olayda B'nin sadakat ve özen yükümlülüklerini ağır şekilde ihlali, "katlanılmazlık" eşiğini aşarak haklı sebep teşkil etmektedir. Ancak, mahkeme yapacağı bilirkişi incelemesinde şirketin piyasada yüksek bir pazar payına, çok sayıda patente ve 300 çalışana sahip ekonomik bir değer olduğunu tespit ederse, fesih (tasfiye) kararı vermemelidir. Mahkeme, "işletmenin devamlılığı" ilkesi gereğince fesih talebini reddetmeksizin alternatif yetkisini kullanmalı; davacı A'nın veya (eğer A talep etmişse ve kusurlu olan B ise) dürüstlük kuralı uyarınca davalı/kusurlu B'nin payının gerçek değeri üzerinden hesaplanarak şirketten çıkarılmasına hükmetmelidir.

Olay 2 (Organ Eksikliği Pratiği): Y Limited Şirketi'nde müdürler kurulunun görev süresi dolmuştur. Ortaklar arasındaki anlaşmazlık nedeniyle ardı ardına üç olağan genel kurulda yeni bir müdür atanamamış ve genel kurul nisap yetersizliğinden toplanamaz hâle gelmiştir. Şirketin vergi ve SGK borçları birikmektedir. Şirket alacaklısı C Bankası, TTK m. 636/2 uyarınca davası açar. Hukuki analiz: Burada bir "organ eksikliği" mevcuttur. Asliye Ticaret Mahkemesi, derhâl fesih kararı vermez. TTK m. 636/2 uyarınca, öncelikle şirkete mevcut eski müdürleri de dinleyerek durumu kanuna uygun hâle getirmesi (genel kurulu toplayıp yeni müdür ataması) için makul ve kesin bir süre verir. Verilen süre içerisinde organ eksikliği giderilmezse, şirket hukuken felç durumda sayılır ve mahkemece şirketin feshine ve tasfiye sürecine girmesine karar verilir.

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat Yükü: Haklı sebeplerin mevcudiyetini, şirketin işlemez hâle geldiğini veya azınlık/ortak haklarının ihlal edildiğini ispat yükü, iddia eden taraf olarak davacı ortağın (TMK m. 6) üzerindedir [39].
  • Zamanaşımı / Süreler: Kanun koyucu, TTK m. 636 bağlamında fesih davası açmak için herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süre öngörmmemiştir [33]. Ancak doktrin ve Yargıtay, olayın üzerinden uzun yıllar geçtikten (örneğin 10 yıl sonra) sonra fesih talep edilmesinin TMK m. 2 (hakkın kötüye kullanılması yasağı) teşkil edeceğini; dolayısıyla davanın sebebin "öğrenilmesinden" itibaren "makul bir süre" içinde açılması gerektiğini kabul etmektedir [26, 33, 40, 41].
  • Görevli ve Yetkili Mahkeme: Yetkili mahkeme kesin yetki kuralı gereğince şirket merkezinin bulunduğu yer mahkemesidir. Görevli mahkeme ise mutlak ticari dava (TTK m. 4) olması hasebiyle Asliye Ticaret Mahkemesi'dir [2, 42, 43].
  • Yaygın Uygulama Hataları: Uygulamada davacı avukatlarının sıklıkla husumeti diğer ortaklara (özellikle kusurlu olan ortağa) yönelttikleri görülmektedir; oysa davanın tek davalısı limited şirket tüzel kişiliğidir. Bir diğer hata ise, öncelikle iptal, butlan veya sorumluluk davalarıyla çözülebilecek uyuşmazlıklarda, doğrudan "ultima ratio" niteliğindeki fesih davasına başvurulmasıdır ki bu durum davanın usulden/esastan reddine sebep olur [8, 30].

7. Eleştirel Değerlendirme

TTK m. 636/3’te hâkime tanınan "duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebilir" yetkisi, doktrinde (Reha Poroy, Ünal Tekinalp, Ersin Çamoğlu, Erdoğan Moroğlu gibi otoriteler nezdinde) hararetli tartışmalara neden olmuştur.

Bir kısım doktrin (özellikle E. Moroğlu), hâkime verilen bu aşırı geniş yetkinin taleple bağlılık kuralına (HMK m. 26) ve sözleşme özgürlüğü ilkesine müdahale niteliği taşıdığını, öngörülebilirliği zedelediğini, yargıcın adeta şirketin genel kurulu ya da yönetim organı yerine geçerek kararlar almasına (örneğin kâr dağıtımına zorlama, sermaye yapısını değiştirme) yol açabileceğini belirterek eleştirmektedir [44]. Buna mukabil çoğunluk görüşü (Tekinalp/Poroy/Çamoğlu, Pulaşlı, Bahtiyar), sermaye ortaklıklarında "işletmenin devamlılığı"nın salt pay sahiplerinin menfaatlerinden üstün olduğunu, millî servetin yok olmasını (tasfiyeyi) engellemek adına İsviçre hukukundan (İsv. BK m. 828) alınan bu esnek mekanizmanın adaleti ve makro ekonomiyi korumak adına zorunlu ve isabetli bir tercih olduğunu savunmaktadır [21, 22, 31].

Bununla birlikte, kanun koyucunun fesih davası bakımından belirli bir hak düşürücü süre öngörmemesi bir eksiklik olarak değerlendirilmektedir. Zira şirketin başının üzerinde sürekli bir "fesih kılıcı"nın sallanması, tüzel kişinin kredi ilişkilerini, üçüncü kişilerle olan işlemlerini ve ticari itibarını tehlikeye atan bir unsurdur. İsviçre Hukuku tasarılarında ve öğretide tartışılan bu durum, Türk hukukunda yalnızca "dürüstlük kuralı (TMK m. 2)" ile frenlenmeye çalışılmaktadır ki bu, yeknesaklıktan uzak bir uygulamaya kapı aralamaktadır [33, 40, 41].


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.

Metodolojik Not

Bu çalışma, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. İçerik, güncel kanun değişiklikleri ve yüksek yargı kararları ışığında revize edilmektedir.