1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) limited şirketlere ilişkin "Sona Erme ve Ayrılma" bölümünde yer alan 633. maddesi, limited şirketlerde sermaye kaybı ve borca batıklık hallerinde izlenecek usulü düzenlemektedir [1]. Sermayenin korunması ilkesi, sermaye şirketleri hukukunun en temel yapıtaşlarından biridir. Zira limited şirketlerde ortakların sorumluluğu kural olarak taahhüt ettikleri esas sermaye payı ile sınırlı olduğundan (TTK m. 573/2) [2], alacaklıların yegâne güvencesi şirketin malvarlığıdır. Bu malvarlığının, özellikle de bilançoda yer alan esas sermayenin karşılıksız kalması, alacaklılar ve ticari hayatın güvenliği açısından ciddi riskler barındırır.
Kanun koyucu, TTK m. 633 hükmünde limited şirketler için müstakil bir sermaye kaybı ve borca batıklık usulü ihdas etmek yerine, yasa yapma tekniği açısından "kıyas yoluyla uygulama" metodunu benimsemiş ve anonim şirketlere ilişkin ilgili hükümlere (özellikle TTK m. 376) atıf yapmıştır [1]. Ancak, anonim şirketlerden farklı olarak limited şirketlerin yapısında şahıs şirketi unsurlarının da bulunabilmesi ve bu bağlamda "ek ödeme yükümlülüğü" adı verilen kuruma yer verilmiş olması sebebiyle, maddenin ikinci cümlesinde "Ek ödeme yükümlülüğü hakkındaki hükümler saklıdır" denilmek suretiyle bu atfa önemli bir istisna getirilmiştir [1].
Bu maddenin temel amacı; şirketin finansal durumunun bozulması, sermayenin erimesi veya şirketin pasiflerinin aktiflerini aşması (borca batıklık) durumlarında şirket müdürlerine erken uyarı sistemini çalıştırma, genel kurulu acil tedbirler almak üzere toplantıya çağırma ve gerekiyorsa mahkemeye başvurarak iflas isteme mükellefiyeti yüklemektir [3], [4].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Esas Sermayenin Kaybı ve Borca Batıklık (TTK m. 376'ya Kıyasen Atıf)
TTK m. 633 uyarınca anonim şirketlere yapılan atıf, doğrudan TTK m. 376 hükmünün limited şirket müdürleri ve genel kurulu tarafından uygulanmasını gerektirir [1]. Bu kapsamda üç farklı finansal kriz seviyesi ve buna bağlı hukuki sonuçlar ortaya çıkmaktadır:
- Sermayenin Yarısının Kaybı (TTK m. 376/1): Son yıllık bilançodan, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının yarısının zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşılırsa, şirket müdürleri, genel kurulu derhâl toplantıya çağırmak ve uygun gördüğü iyileştirici önlemleri (sanierungsmaßnahmen) sunmakla yükümlüdür [5], [6]. Bu aşamada şirket henüz infisah etmez, ancak yönetim organına şirketi kurtarma yükümlülüğü doğar.
- Sermayenin Üçte İkisinin Kaybı (TTK m. 376/2): Son yıllık bilançoya göre sermaye ve kanuni yedek akçeler toplamının üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kalması durumunda, durum çok daha ciddidir. Bu halde müdürlerin çağrısı üzerine toplanan genel kurul iki karardan birini almak zorundadır: Ya sermayenin üçte biri ile yetinilmesine (sermaye azaltımı yapılarak zararın bünye dışına atılmasına) ya da sermayenin tamamlanmasına karar verilecektir [7], [8], [6]. Eğer genel kurul bu iki karardan birini almazsa veya toplantı yapılamazsa, limited şirket kendiliğinden sona erer (infisah eder) [7], [9].
- Borca Batıklık (TTK m. 376/3): Şirketin aktiflerinin şirket alacaklılarının alacaklarını karşılamaya yetmemesi durumudur [10], [11]. Şirketin borca batık durumda bulunduğu şüphesini uyandıran işaretler varsa, müdürler aktiflerin hem işletmenin devamlılığı (going concern) esasına göre hem de muhtemel satış fiyatları (tasfiye değeri) üzerinden bir ara bilanço çıkartmak zorundadır [12], [9]. Borca batıklık saptanırsa, müdürler durumu asliye ticaret mahkemesine bildirmek ve şirketin iflasını istemekle mükelleftir [13], [9].
2.2. Ek Ödeme Yükümlülüğü Hükümlerinin Saklı Tutulması
TTK m. 633 hükmünün en kritik noktası, anonim şirketlerden farklı olarak limited şirket sözleşmesinde öngörülebilen "ek ödeme yükümlülüğü"nün (TTK m. 603 vd.) saklı tutulmasıdır [14], [1]. Ek ödeme yükümlülüğü, limited şirketin finansal yönden kötü duruma düşmesi ve bilanço açığı bulunması hallerinde ortakların, esas sermaye payı bedelleri dışında şirkete nakdi ödemede bulunma zorunluluğudur [15], [16].
Kanun koyucu, TTK m. 376'daki ağır sonuçlar (infisah veya iflas) doğmadan önce, limited şirketin kendi iç dinamikleriyle kurtarılmasını arzulamıştır. TTK m. 603/1-a uyarınca, şirket esas sermayesi ile kanuni yedek akçeler toplamı şirketin zararını karşılayamazsa (ki bu durum TTK m. 376'daki sermaye kaybı ve borca batıklık halleriyle doğrudan örtüşür), müdürler ortaklardan ek ödemeleri yerine getirmelerini istemelidir [17], [14]. Dolayısıyla, m. 633'teki "saklıdır" ibaresi; şirketin esas sözleşmesinde ek ödeme yükümlülüğü öngörülmüşse, borca batıklık bildirimi veya sermayenin 1/3'ü ile yetinme kararı alınmadan evvel bu ek ödemelerin tahsil edilerek bilançonun iyileştirilmesinin öncelikli (primum remedium) olduğu anlamına gelir [18], [19].
3. Sistematik İlişkiler
- TTK m. 376 (Sermayenin Kaybı ve Borca Batık Olma Durumu): Maddenin kalbini oluşturan ve limited şirketlere kıyasen uygulanan temel normdur [5], [6]. Kıyasen uygulamada anonim şirket yönetim kurulunun görevlerini limited şirkette müdür/müdürler kurulu yerine getirir.
- TTK m. 603 ve m. 604 (Ek Ödeme Yükümlülüğü): Maddenin açıkça saklı tuttuğu müessesedir. Borca batık bir limited şirketin iflasını önlemek amacıyla, şirket müdürleri doğrudan iflas istemek yerine öncelikle m. 603 kapsamında ortaklara başvurarak sermaye açığını kapatmak zorundadır [20], [14].
- TTK m. 592 (Esas Sermayenin Azaltılması): Anonim şirketlerin sermaye azaltımına ilişkin hükümlerinin limited şirketlere de kıyasen uygulanacağını belirten m. 592, ek ödeme yükümlülüğünün önemini bir kez daha vurgular: "Esas sermaye borca batık bilançonun iyileştirilmesi amacıyla, ancak şirket sözleşmesinde öngörülen ek ödeme yükümlülüklerinin tamamen ödenmesi hâlinde azaltılabilir." [21], [22]. Bu sistematik ilişki, m. 633'teki saklı tutma halinin somut bir yansımasıdır.
- İİK m. 179 vd. (İflasın Ertelenmesi ve Uzlaşma Yoluyla Yeniden Yapılandırma): TTK m. 376/3 uyarınca mahkemeye yapılan iflas bildirimi sırasında, şirket müdürleri veya alacaklılar, şirketin mali durumunun iyileştirilmesinin mümkün olduğuna dair bir iyileştirme projesi sunarak iflasın ertelenmesini veya konkordato (TTK m. 634 atfıyla İİK konkordato hükümleri) talep edebilirler [23], [24], [25].
- TTK m. 553 (Yöneticilerin Sorumluluğu): Sermaye kaybı ve borca batıklık hallerinde kanunun emrettiği tedbirleri almayan, derhal genel kurulu toplamayan veya mahkemeye bildirimde bulunmayan müdürler, görevlerini (özen ve bağlılık yükümünü) ihlal etmiş sayılır ve doğan zarardan TTK m. 553 kapsamında şirket, ortaklar ve alacaklılara karşı müteselsilen sorumlu olurlar [26], [27], [28].
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili ticaret dairelerinin (özellikle 11. HD ve 19. HD, yeni yapılanmada ilgili daireler) TTK m. 376 ve m. 633'ün uygulanmasına dair istikrar kazanmış içtihat ilkeleri şu şekildedir:
- İnfisahın Kendiliğindenliği İlkesi: Yargıtay, TTK m. 376/2 (eski TK m. 324/2) uyarınca, sermayenin 2/3'ü karşılıksız kaldığında genel kurulun sermayenin tamamlanması veya kalan 1/3 ile devam kararı almaması halinde, şirketin kendiliğinden münfesih sayılacağını (otomatik sona erme) açıkça hükme bağlamaktadır. Mahkemenin burada verdiği karar inşai (yenilik doğurucu) değil, tespit niteliğindedir [29], [30].
- Rayiç (Gerçek) Değerler Üzerinden Ara Bilanço Zorunluluğu: Yargıtay kararlarında, şirketin borca batık olup olmadığının sadece vergi dairesine sunulan tarihi maliyet esaslı bilançolara göre değil, aktiflerin "muhtemel satış fiyatları" ve "işletmenin devamlılığı" esasına göre hazırlanmış (rayiç değerleri yansıtan) bir "ara bilanço" ile saptanması gerektiği vurgulanmaktadır [31], [29]. Mahkemeye iflas bildirimi yapılıp yapılmayacağına bu ara bilanço sonucunda karar verilmelidir [32], [33].
- Müdürlerin Hukuki ve Cezai Sorumluluğu: Yargıtay, borca batıklık durumunda iflas istememe (bildirmeme) eylemini, İİK m. 345/a kapsamında suç kabul etmekte ve müdürlerin cezai sorumluluğuna hükmetmektedir [24]. Hukuki açıdan ise bildirim yükümlülüğünü yerine getirmeyerek alacaklıların zarara uğramasına veya zararın artmasına neden olan müdürler, TTK m. 553 uyarınca tazminata mahkum edilmektedir.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (2/3 Sermaye Kaybı ve İnfisah Durumu):
X Limited Şirketi'nin esas sermayesi 600.000 TL, kanuni yedek akçeleri ise 60.000 TL'dir. Şirket son faaliyet yılında 500.000 TL zarar etmiştir. Şirket müdürü (A), genel kurulu toplantıya çağırmamıştır. Şirket alacaklısı (B), şirketin infisah ettiğinin tespiti talebiyle dava açmıştır.
Hukuki Analiz: Şirketin sermaye ve yedek akçeler toplamı 660.000 TL'dir. Bunun 2/3'ü 440.000 TL'dir. Şirketin zararı 500.000 TL olduğundan, 2/3'lük eşik aşılmıştır. TTK m. 633 atfıyla m. 376/2 uyarınca, müdür (A) derhal genel kurulu toplantıya çağırmalıydı. Çağrılmaması ve genel kurulca "sermayenin tamamlanması" veya "kalan kısım ile yetinilmesi" kararı alınmaması sebebiyle şirket kanun gereği kendiliğinden infisah etmiştir. Mahkemece şirketin münfesih olduğuna yönelik tespit kararı verilmesi ve tasfiye sürecinin başlaması hukuka uygundur.
Olay 2 (Borca Batıklık ve Ek Ödeme Yükümlülüğü):
Y Limited Şirketi'nin aktiflerinin muhtemel satış değeri 1.000.000 TL, üçüncü kişilere olan muaccel ve müeccel borçları toplamı ise 1.500.000 TL'dir. Şirket sözleşmesinde her bir ortak için esas sermaye payının iki katı oranında ek ödeme yükümlülüğü öngörülmüştür ve ortakların taahhüt ettiği toplam ek ödeme potansiyeli 800.000 TL'dir. Şirket müdürleri, borca batıklık bilançosunu gördükten sonra doğrudan Asliye Ticaret Mahkemesi'ne başvurarak iflas talebinde bulunmuşlardır.
Hukuki Analiz: İşlem hatalıdır ve kanuna aykırıdır. TTK m. 633, borca batıklık halinde anonim şirket hükümlerini (m. 376/3) uygularken "Ek ödeme yükümlülüğü hakkındaki hükümler saklıdır" kuralını âmir kılmıştır. Aynı zamanda TTK m. 603/1-a uyarınca şirket zararı esas sermaye ve yedek akçelerle karşılanamıyorsa, müdürler ek ödemeleri istemelidir. Şirketin 500.000 TL olan pasif fazlalığı (borca batıklığı), 800.000 TL'lik ek ödeme potansiyeli tahsil edilerek rahatlıkla giderilebilir durumdadır. Müdürler, ortaklardan ek ödemeleri tahsil etmeden doğrudan mahkemeye iflas bildiriminde bulunamazlar. Bu eylem, özen yükümlülüğünün (TTK m. 626) ağır bir ihlali olup müdürlerin sorumluluğunu doğurur.
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat Yükü: Şirketin borca batık olmadığı veya sermayesinin 2/3'ünün kaybedilmediği yönündeki ispat yükü, bunu iddia eden şirket tüzel kişiliğine ve yönetim organına aittir. Finansal tablolar (özellikle m. 376/3 uyarınca hazırlanan rayiç değer bilançoları) ve bağımsız denetim/bilirkişi raporları bu ispatın temel vasıtalarıdır [34], [35].
- Zamanaşımı / Süreler: Müdürlerin borca batıklığı mahkemeye bildirme veya genel kurulu toplantıya çağırma yükümlülüğü "derhâl" yerine getirilmelidir (TTK m. 376/1, 2). Müdürlerin bu yükümlülüğü ihlal etmelerinden doğacak TTK m. 553 kapsamındaki sorumluluk davaları, davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve her hâlde zararı doğuran fiilin meydana geldiği günden itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrar (TTK m. 560) [36].
- Görevli ve Yetkili Mahkeme: TTK m. 376/3 uyarınca yapılacak iflas veya iflasın ertelenmesi/konkordato bildirimi, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki Asliye Ticaret Mahkemesi'ne yapılır [37], [4].
- Yaygın Uygulama Hataları: Uygulamada şirket müdürlerinin Vergi Usul Kanunu (VUK) esaslarına göre hazırlanan bilançolardaki kayıpları dikkate alarak iflas davası açtıkları görülmektedir. Oysa TTK m. 376/3 emredici şekilde "aktiflerin muhtemel satış fiyatları üzerinden bir ara bilanço" çıkartılmasını zorunlu kılar [38]. Pasiflerin aktifleri geçip geçmediği salt tarihi maliyetlere (defter değerlerine) bakılarak tespit edilemez [39]. Ayrıca, TTK m. 633 açık hükmüne rağmen, şirket sözleşmesinde mevcut olan ek ödeme yükümlülüğünün tahsil edilmeden doğrudan iflas/infisah sarmalına girilmesi hukuki açıdan kusurlu bir uygulamadır.
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Ticaret Kanunu doktrininde TTK m. 633 ve bu maddenin m. 376 ile m. 603 arasındaki yarattığı sistematik ahenk yoğun biçimde tartışılmıştır. Öğretide (Reha Poroy, Ünal Tekinalp, Ersin Çamoğlu) limited şirketlerin şahıs şirketi unsuru taşıyan "ek ödeme yükümlülüğü"nün, salt sermayeye dayalı anonim şirket sistematiğine (m. 376) dahil edilmesinin gerekliliği haklı olarak savunulmuştur [40], [41]. Tekinalp, ek ödemelerin, sermaye açığını kapatan karşılıksız bir sermaye olmadığını, darda kalan ortaklığa tahsis edilen geçici bir ek finansman aracı olduğunu belirtmektedir [41], [42].
Doktrinde Oruç Hami Şener, Hasan Pulaşlı ve Mehmet Bahtiyar gibi otoriteler, TTK m. 633'te yer alan "saklı tutma" ifadesinin, kanun koyucunun limited şirketi tasfiye veya iflastan önce son bir hamleyle kurtarma iradesinin (ratio legis) açık bir tezahürü olduğunu belirtmektedir [3], [18], [19].
Ancak kanundaki bu çapraz atıfların (m. 633 -> m. 376 ve m. 603) uygulamada bazı sorunlar yarattığı bir gerçektir. Zira m. 376/2 uyarınca genel kurul sermayenin tamamlanmasına karar veremezse şirket münfesih sayılmaktadır. Fakat limited şirkette, genel kurul kararına dahi gerek kalmaksızın, "kanuni yedek akçeler ve sermayenin zararı karşılayamaması" nesnel şartı oluştuğunda müdürler doğrudan m. 603 uyarınca ek ödemeleri talep edebilmektedir [43]. Doktrindeki tartışmalardan biri de şudur: Genel kurul m. 376/2 gereği "sermayenin tamamlanması" kararı almazsa infisah gerçekleşir mi, yoksa müdürler genel kurula rağmen m. 603'ü işleterek şirketi hayatta tutabilir mi? Hâkim görüş, kanunun lafzı ve amacı gereği (sermayenin korunması ve alacaklıların tatmini), m. 603'teki kurumsal yapının (eğer ana sözleşmede varsa) infisaha giden yolda öncelikli bir bariyer teşkil etmesi gerektiği yönündedir.
Sonuç itibarıyla TTK m. 633 hükmü, limited şirketleri anonim şirketlerin katı sermaye rejiminin risklerinden bir nebze olsun koruyan, şahıs şirketi esnekliğini sisteme entegre eden başarılı ancak uygulaması son derece titiz finansal ve hukuki analiz gerektiren bir normdur.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) limited şirketlere ilişkin "Sona Erme ve Ayrılma" bölümünde yer alan 633. maddesi, limited şirketlerde sermaye kaybı ve borca batıklık hallerinde izlenecek usulü düzenlemektedir [1]. Sermayenin korunması ilkesi, sermaye şirketleri hukukunun en temel yapıtaşlarından biridir. Zira limited şirketlerde ortakların sorumluluğu kural olarak taahhüt ettikleri esas sermaye payı ile sınırlı olduğundan (TTK m. 573/2) [2], alacaklıların yegâne güvencesi şirketin malvarlığıdır. Bu malvarlığının, özellikle de bilançoda yer alan esas sermayenin karşılıksız kalması, alacaklılar ve ticari hayatın güvenliği açısından ciddi riskler barındırır.
Kanun koyucu, TTK m. 633 hükmünde limited şirketler için müstakil bir sermaye kaybı ve borca batıklık usulü ihdas etmek yerine, yasa yapma tekniği açısından "kıyas yoluyla uygulama" metodunu benimsemiş ve anonim şirketlere ilişkin ilgili hükümlere (özellikle TTK m. 376) atıf yapmıştır [1]. Ancak, anonim şirketlerden farklı olarak limited şirketlerin yapısında şahıs şirketi unsurlarının da bulunabilmesi ve bu bağlamda "ek ödeme yükümlülüğü" adı verilen kuruma yer verilmiş olması sebebiyle, maddenin ikinci cümlesinde "Ek ödeme yükümlülüğü hakkındaki hükümler saklıdır" denilmek suretiyle bu atfa önemli bir istisna getirilmiştir [1].
Bu maddenin temel amacı; şirketin finansal durumunun bozulması, sermayenin erimesi veya şirketin pasiflerinin aktiflerini aşması (borca batıklık) durumlarında şirket müdürlerine erken uyarı sistemini çalıştırma, genel kurulu acil tedbirler almak üzere toplantıya çağırma ve gerekiyorsa mahkemeye başvurarak iflas isteme mükellefiyeti yüklemektir [3], [4].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Esas Sermayenin Kaybı ve Borca Batıklık (TTK m. 376'ya Kıyasen Atıf)
TTK m. 633 uyarınca anonim şirketlere yapılan atıf, doğrudan TTK m. 376 hükmünün limited şirket müdürleri ve genel kurulu tarafından uygulanmasını gerektirir [1]. Bu kapsamda üç farklı finansal kriz seviyesi ve buna bağlı hukuki sonuçlar ortaya çıkmaktadır:
2.2. Ek Ödeme Yükümlülüğü Hükümlerinin Saklı Tutulması
TTK m. 633 hükmünün en kritik noktası, anonim şirketlerden farklı olarak limited şirket sözleşmesinde öngörülebilen "ek ödeme yükümlülüğü"nün (TTK m. 603 vd.) saklı tutulmasıdır [14], [1]. Ek ödeme yükümlülüğü, limited şirketin finansal yönden kötü duruma düşmesi ve bilanço açığı bulunması hallerinde ortakların, esas sermaye payı bedelleri dışında şirkete nakdi ödemede bulunma zorunluluğudur [15], [16].
Kanun koyucu, TTK m. 376'daki ağır sonuçlar (infisah veya iflas) doğmadan önce, limited şirketin kendi iç dinamikleriyle kurtarılmasını arzulamıştır. TTK m. 603/1-a uyarınca, şirket esas sermayesi ile kanuni yedek akçeler toplamı şirketin zararını karşılayamazsa (ki bu durum TTK m. 376'daki sermaye kaybı ve borca batıklık halleriyle doğrudan örtüşür), müdürler ortaklardan ek ödemeleri yerine getirmelerini istemelidir [17], [14]. Dolayısıyla, m. 633'teki "saklıdır" ibaresi; şirketin esas sözleşmesinde ek ödeme yükümlülüğü öngörülmüşse, borca batıklık bildirimi veya sermayenin 1/3'ü ile yetinme kararı alınmadan evvel bu ek ödemelerin tahsil edilerek bilançonun iyileştirilmesinin öncelikli (primum remedium) olduğu anlamına gelir [18], [19].
3. Sistematik İlişkiler
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili ticaret dairelerinin (özellikle 11. HD ve 19. HD, yeni yapılanmada ilgili daireler) TTK m. 376 ve m. 633'ün uygulanmasına dair istikrar kazanmış içtihat ilkeleri şu şekildedir:
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (2/3 Sermaye Kaybı ve İnfisah Durumu): X Limited Şirketi'nin esas sermayesi 600.000 TL, kanuni yedek akçeleri ise 60.000 TL'dir. Şirket son faaliyet yılında 500.000 TL zarar etmiştir. Şirket müdürü (A), genel kurulu toplantıya çağırmamıştır. Şirket alacaklısı (B), şirketin infisah ettiğinin tespiti talebiyle dava açmıştır. Hukuki Analiz: Şirketin sermaye ve yedek akçeler toplamı 660.000 TL'dir. Bunun 2/3'ü 440.000 TL'dir. Şirketin zararı 500.000 TL olduğundan, 2/3'lük eşik aşılmıştır. TTK m. 633 atfıyla m. 376/2 uyarınca, müdür (A) derhal genel kurulu toplantıya çağırmalıydı. Çağrılmaması ve genel kurulca "sermayenin tamamlanması" veya "kalan kısım ile yetinilmesi" kararı alınmaması sebebiyle şirket kanun gereği kendiliğinden infisah etmiştir. Mahkemece şirketin münfesih olduğuna yönelik tespit kararı verilmesi ve tasfiye sürecinin başlaması hukuka uygundur.
Olay 2 (Borca Batıklık ve Ek Ödeme Yükümlülüğü): Y Limited Şirketi'nin aktiflerinin muhtemel satış değeri 1.000.000 TL, üçüncü kişilere olan muaccel ve müeccel borçları toplamı ise 1.500.000 TL'dir. Şirket sözleşmesinde her bir ortak için esas sermaye payının iki katı oranında ek ödeme yükümlülüğü öngörülmüştür ve ortakların taahhüt ettiği toplam ek ödeme potansiyeli 800.000 TL'dir. Şirket müdürleri, borca batıklık bilançosunu gördükten sonra doğrudan Asliye Ticaret Mahkemesi'ne başvurarak iflas talebinde bulunmuşlardır. Hukuki Analiz: İşlem hatalıdır ve kanuna aykırıdır. TTK m. 633, borca batıklık halinde anonim şirket hükümlerini (m. 376/3) uygularken "Ek ödeme yükümlülüğü hakkındaki hükümler saklıdır" kuralını âmir kılmıştır. Aynı zamanda TTK m. 603/1-a uyarınca şirket zararı esas sermaye ve yedek akçelerle karşılanamıyorsa, müdürler ek ödemeleri istemelidir. Şirketin 500.000 TL olan pasif fazlalığı (borca batıklığı), 800.000 TL'lik ek ödeme potansiyeli tahsil edilerek rahatlıkla giderilebilir durumdadır. Müdürler, ortaklardan ek ödemeleri tahsil etmeden doğrudan mahkemeye iflas bildiriminde bulunamazlar. Bu eylem, özen yükümlülüğünün (TTK m. 626) ağır bir ihlali olup müdürlerin sorumluluğunu doğurur.
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Ticaret Kanunu doktrininde TTK m. 633 ve bu maddenin m. 376 ile m. 603 arasındaki yarattığı sistematik ahenk yoğun biçimde tartışılmıştır. Öğretide (Reha Poroy, Ünal Tekinalp, Ersin Çamoğlu) limited şirketlerin şahıs şirketi unsuru taşıyan "ek ödeme yükümlülüğü"nün, salt sermayeye dayalı anonim şirket sistematiğine (m. 376) dahil edilmesinin gerekliliği haklı olarak savunulmuştur [40], [41]. Tekinalp, ek ödemelerin, sermaye açığını kapatan karşılıksız bir sermaye olmadığını, darda kalan ortaklığa tahsis edilen geçici bir ek finansman aracı olduğunu belirtmektedir [41], [42].
Doktrinde Oruç Hami Şener, Hasan Pulaşlı ve Mehmet Bahtiyar gibi otoriteler, TTK m. 633'te yer alan "saklı tutma" ifadesinin, kanun koyucunun limited şirketi tasfiye veya iflastan önce son bir hamleyle kurtarma iradesinin (ratio legis) açık bir tezahürü olduğunu belirtmektedir [3], [18], [19].
Ancak kanundaki bu çapraz atıfların (m. 633 -> m. 376 ve m. 603) uygulamada bazı sorunlar yarattığı bir gerçektir. Zira m. 376/2 uyarınca genel kurul sermayenin tamamlanmasına karar veremezse şirket münfesih sayılmaktadır. Fakat limited şirkette, genel kurul kararına dahi gerek kalmaksızın, "kanuni yedek akçeler ve sermayenin zararı karşılayamaması" nesnel şartı oluştuğunda müdürler doğrudan m. 603 uyarınca ek ödemeleri talep edebilmektedir [43]. Doktrindeki tartışmalardan biri de şudur: Genel kurul m. 376/2 gereği "sermayenin tamamlanması" kararı almazsa infisah gerçekleşir mi, yoksa müdürler genel kurula rağmen m. 603'ü işleterek şirketi hayatta tutabilir mi? Hâkim görüş, kanunun lafzı ve amacı gereği (sermayenin korunması ve alacaklıların tatmini), m. 603'teki kurumsal yapının (eğer ana sözleşmede varsa) infisaha giden yolda öncelikli bir bariyer teşkil etmesi gerektiği yönündedir.
Sonuç itibarıyla TTK m. 633 hükmü, limited şirketleri anonim şirketlerin katı sermaye rejiminin risklerinden bir nebze olsun koruyan, şahıs şirketi esnekliğini sisteme entegre eden başarılı ancak uygulaması son derece titiz finansal ve hukuki analiz gerektiren bir normdur.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.