RESMİ METİN

**III

  • Müdürlerin yerleşim yeri**

Madde 628 - (Mülga: 26/6/2012 - 6335/43 md.) IV - Temsil yetkisinin ka psamı, sınırlandırılması


AKADEMİK YORUM VE ANALİZ

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) limited şirketlere ilişkin "Yönetim ve Temsil" başlığı altında yer alan 628. maddesi, kanunun ilk kabul edilen metninde "Müdürlerin yerleşim yeri" hususunu düzenlemekteydi. Ancak söz konusu madde, 6102 sayılı Kanun henüz yürürlüğe girmeden önce, 26.06.2012 tarihli ve 6335 sayılı "Türk Ticaret Kanunu ile Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun"un 43. maddesi uyarınca bütünüyle mülga edilmiştir [1].

Mülga edilen bu hükmün temel amacı ve kaldırılış gerekçesi, ticaret şirketlerinin uluslararası alanda rekabet gücünü artırmak ve yabancı sermaye yatırımlarını teşvik etmektir. 6102 sayılı Kanun'un ilk metninde, gerek anonim şirket yönetim kurulu üyeleri gerekse limited şirket müdürleri bakımından, temsile yetkili olanlardan en az birinin yerleşim yerinin Türkiye'de bulunması ve Türk vatandaşı olması şartı öngörülmekteydi [2]. Ancak bu tür kısıtlamaların günümüz küresel ticaret hacmiyle, sermayenin serbest dolaşımı ilkesiyle ve yabancı yatırımcıların Türkiye'de şirket kurma iradeleriyle bağdaşmadığı yönündeki haklı doktrin eleştirileri neticesinde, kanun koyucu yürürlük öncesinde bir revizyona giderek bu şartı tamamen ortadan kaldırmıştır [2, 3]. Sonuç olarak TTK m. 628 yürürlükten kaldırılarak, limited şirket müdürlerinin yerleşim yerlerinin yurt dışında bulunmasının önündeki yasal engel bertaraf edilmiştir.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. Yerleşim Yeri (İkametgâh) Şartının Kaldırılmasının Hukuki Niteliği

Türk Medeni Kanunu anlamında yerleşim yeri, bir kimsenin sürekli kalma niyetiyle oturduğu yerdir. Şirketler hukuku dogmatiği bakımından yönetici organın yerleşim yerinin kanunla sınırlandırılması, "yabancılık unsuru" taşıyan şirket yapılanmalarında ciddi bir hukuki engel teşkil etmektedir. TTK m. 628'in ilga edilmesi, limited şirketlerde yönetim hakkı ve temsil yetkisini haiz müdürlerin yerleşim yerinin nerede olduğunun şirket tüzel kişiliğinin işleyişi ve geçerliliği bakımından önemsiz hale gelmesi demektir. Bu hukuki durum, yabancı gerçek veya tüzel kişilerin, Türkiye'de ikamet etmeksizin veya bir Türk vatandaşını zorunlu olarak müdür atamaksızın Türkiye'de limited şirket kurabilmelerine veya mevcut şirketlere müdür olabilmelerine imkân tanımıştır.

2.2. Müdür Sıfatı ve Yabancılık Unsuru

Limited şirketlerde yönetim ve temsil, kanun veya şirket sözleşmesiyle bir veya birden fazla ortağa ya da üçüncü kişilere verilebilir (TTK m. 623/1) [4, 5]. Mülga 628. madde bağlamında yönetici organın nitelikleri incelendiğinde, kanun koyucunun yönetici seçilme yeterliliğini yalnızca ehliyet kuralları çerçevesinde sınırlandırdığı görülmektedir. TTK m. 628'in kaldırılmasıyla "yabancılık unsuru", şirket müdürlüğüne seçilmede bir ehliyetsizlik veya sınırlandırma sebebi olmaktan çıkarılmış; böylece ticaret hukukuna hâkim olan "sözleşme özgürlüğü" ve "girişim hürriyeti" ilkelerine uygun bir hukuki zemin tesis edilmiştir.

3. Sistematik İlişkiler

  • TTK m. 359/1 (Anonim Şirket Yönetim Kurulunun Teşkili): TTK m. 628'in ilgası, anonim şirketlere ilişkin TTK m. 359/1 hükmünde 6335 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle tam bir sistematik paralellik arz eder. Değişikliğe uğramadan önce, temsile yetkili yönetim kurulu üyelerinden en az bir tanesinin Türk vatandaşı olması ve yerleşim yerinin Türkiye'de bulunması şartı, 6335 sayılı Kanun m. 43 ile kaldırılarak [2], her iki sermaye şirketi türünde de yöneticilerin uyruk ve yerleşim yeri serbestisi sağlanmıştır [3].
  • TTK m. 536/4 (Tasfiye Memurları): Kanun koyucu, limited ve anonim şirketlerde aktif yönetim organı olan müdürler ve yönetim kurulu üyeleri bakımından yerleşim yeri ve vatandaşlık şartını kaldırmış olmasına rağmen, tasfiye sürecine giren şirketler bakımından bu şartı korumuştur. TTK m. 536/4 uyarınca "temsile yetkili tasfiye memurlarından en az birinin Türk vatandaşı olması ve yerleşim yerinin Türkiye’de bulunması şarttır" [6, 7]. Doktrinde Abuzer Kendigelen tarafından ifade edildiği üzere, yönetim kurulu üyeleri ve müdürler açısından ayrımcılık yarattığı gerekçesiyle kaldırılan bu koşulun, tasfiye memurları açısından halen yürürlükte bırakılması kanunun kendi iç sistematiğinde ciddi bir çelişki (insicamsızlık) yaratmaktadır ve bu düzenlemenin de aynı gerekçelerle kaldırılması gerekmektedir [2].
  • TTK m. 623 (Müdürlerin Temsil Yetkisi): Limited şirketin temsil yetkisi müdürlere aittir ve mülga 628. madde ile bu yetkinin kullanımı, coğrafi bir sınırlamadan bağımsız hale getirilerek m. 623 hükmünün sınırötesi uygulanabilirliği sağlanmıştır [8].

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Madde metni kanun yürürlüğe girmeden önce mülga edildiği için, 6102 sayılı TTK m. 628'in doğrudan uygulanmasına veya ihlaline ilişkin bir Yargıtay içtihadı bulunmamaktadır. Ancak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve 11. Hukuk Dairesi'nin limited ve anonim şirketlerde temsil yetkisi ve yöneticilerin niteliklerine ilişkin yerleşik içtihatlarında, ticaret siciline usulüne uygun şekilde tescil ve ilan edilmiş müdürlerin –yerleşim yerleri yurt dışında olsa dahi– şirketi ilzama yetkili oldukları kabul edilmektedir. Yüksek Mahkeme, şirket yöneticilerinin yerleşim yerinin neresi olduğuna değil, şirket adına yaptıkları işlemlerin TTK m. 371 ve 629 hükümleri kapsamında işletme konusu ile uyumlu olup olmadığına ve ehliyet kurallarına odaklanmaktadır.

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1 (Kurmaca senaryo): Almanya'da yerleşik ve Alman vatandaşı olan (A) ve (B), Türkiye'de bir limited şirket kurmaya karar vermişler ve kendilerini şirket sözleşmesiyle müdür olarak atamışlardır. Şirketin faaliyetleri sırasında her iki müdür de yaşamlarını Berlin'de sürdürmekte ve şirketi yurt dışından yönetmektedirler. Şirket alacaklısı (C), şirketin Türkiye'de yerleşik bir müdürü olmadığı gerekçesiyle şirketin organsız kaldığını ve temsilde sakatlık bulunduğunu ileri sürerek dava açmıştır. Hukuki analiz: 6102 sayılı TTK'nın ilk metninde yer alan m. 628 hükmü 6335 sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırıldığından [1], limited şirket müdürlerinin Türkiye'de yerleşik olması veya Türk vatandaşı olması gibi bir zorunluluk bulunmamaktadır. Şirketin organ yokluğu nedeniyle organsız kaldığı (TTK m. 636/1-d atfıyla m. 530) iddiası hukuki dayanaktan yoksundur. Yabancı uyruklu (A) ve (B), şirket müdürü sıfatını hukuka uygun olarak haizdir.

Olay 2 (Kurmaca senaryo): Türkiye'de kurulu ve tek ortağı İtalyan vatandaşı (X) olan bir limited şirket, mali zorluklar nedeniyle fesih kararı almış ve tasfiye sürecine girmiştir. (X), Roma'da yaşamakta olup, şirketin tasfiye işlemlerini yürütmek üzere yine İtalya'da yaşayan İtalyan vatandaşı (Y)'yi tek tasfiye memuru olarak atamıştır. Ticaret Sicil Müdürlüğü bu tescil talebini reddetmiştir. Hukuki analiz: Limited şirket aktif olarak ticari hayatına devam ederken yöneticilerinin (müdürlerinin) Türkiye'de yerleşik olması şartı (mülga TTK m. 628) bulunmamasına rağmen; şirket tasfiyeye girdiğinde TTK m. 536/4 hükmü devreye girer. Bu emredici hükme göre, temsile yetkili tasfiye memurlarından en az birinin Türk vatandaşı olması ve yerleşim yerinin Türkiye'de bulunması şarttır [6, 7]. Sicil müdürlüğünün tescili reddetmesi hukuka uygundur; zira tasfiye organının teşkili, aktif yönetim organından farklı kanuni kısıtlamalara tabidir.

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat yükü: Yönetici organın yerleşim yeri kuralı ilga edildiği için, sicil müdürlükleri kuruluş veya müdür ataması tescillerinde müdürlerden Türkiye'de ikametgâhlarını ispatlayan bir belge (yerleşim yeri belgesi vb.) talep edemezler.
  • Zamanaşımı / Süreler: Yöneticilerin yerleşim yerlerine ilişkin bir ihtilaf kanunen mümkün olmadığından, bu bağlamda işletilecek bir zamanaşımı süresi de söz konusu değildir.
  • Görevli/yetkili mahkeme: Şirketin yurt dışındaki yöneticisine yöneltilecek husumetlerde, HMK m. 14 uyarınca şirketin merkezinin bulunduğu yer mahkemeleri kesin yetkilidir [9]. Yöneticinin şahsına yöneltilecek sorumluluk davalarında da şirket merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesi (TTK m. 644/1-a atfıyla m. 561) yetkilidir [10, 11].
  • Yaygın uygulama hataları: Uygulamada, limited şirket kuruluşlarında veya pay devri sonrası yeni müdür atamalarında, yabancı ortaklardan Türkiye'de bir ikametgâh adresi göstermelerinin veya en azından bir Türk vatandaşı müdür atamalarının istenmesi, mülga m. 628'in varlığının zannedilmesinden kaynaklanan temel bir hukuki hatadır. Ayrıca, şirketin tasfiyesi halinde de TTK m. 536/4 kuralının gözden kaçırılarak yabancı ve yurt dışında mukim kişilerin tek tasfiye memuru atanmaya çalışılması da sıklıkla karşılaşılan bir diğer tescil reddi sebebidir.

7. Eleştirel Değerlendirme

6102 sayılı TTK'nın 628. maddesinin ve anonim şirketlere ilişkin m. 359/1'deki benzer ifadelerin 6335 sayılı Kanun ile kanun yürürlüğe dahi girmeden metinden çıkarılması, doktrinde genel ve haklı bir destek görmüştür [2, 3]. Ticaret hayatının uluslararasılaşması, şirketlerin sınırötesi operasyonları ve doğrudan yabancı yatırımların ülkeye çekilmesi hedefleri doğrultusunda, bir ticaret şirketinin yöneticisinin uyruğuna veya ikamet ettiği coğrafyaya bakılarak ehliyet sınırlandırması getirilmesi modern şirketler hukuku yaklaşımlarıyla tamamen zıttır.

Ancak doktrindeki temel ve en sert eleştiri, bu serbestinin kanunun diğer ilgili kurumlarında tam bir sistematik bütünlükle uygulanmamış olmasındadır. Kendigelen'in isabetle işaret ettiği üzere, işleyen bir şirketin yüz milyonlarca liralık varlığını ve operasyonunu yurt dışından yönetebilen ve Türkiye'de yerleşik olması aranmayan yöneticilere duyulan yasal güvenin, şirket tasfiye aşamasına geldiğinde tasfiye memurlarından esirgenmesi (TTK m. 536/4) ağır bir çelişkidir [2]. Tasfiye memurlarından en az birinin Türk vatandaşı ve Türkiye'de yerleşik olmasının zorunlu kılınması, TTK m. 628'in mülga edilmesinin arkasındaki ratio legis'i (kanunun konuluş amacını) tasfiye sürecinde tamamen yok saymaktadır. Hukuki sistematiğin sağlanabilmesi adına, kanun koyucunun TTK m. 536/4 hükmündeki yerleşim yeri ve uyruk şartını da ilga edecek bir reform yapması, doktrinsel tutarlılık açısından zaruri görünmektedir.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.

Metodolojik Not

Bu çalışma, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. İçerik, güncel kanun değişiklikleri ve yüksek yargı kararları ışığında revize edilmektedir.