1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 582. maddesi, limited şirketlerin kuruluşu aşamasında kurucular tarafından şirket hesabına alınan malların bedelleri ile şirketin kuruluş sürecinde emeği geçenlere sağlanacak menfaatlerin şeffaflık ve aleniyet ilkeleri çerçevesinde şirket sözleşmesinde gösterilmesi zorunluluğunu düzenlemektedir [1]. TTK’nın "Limited Şirket" başlıklı Altıncı Kısmının, "Tanım ve Kuruluş" başlıklı Birinci Bölümünde yer alan bu hüküm, esas itibarıyla şirket alacaklılarının, mevcut ve gelecekteki ortakların korunması gayesine hizmet eder.
Sermaye şirketlerinde hâkim olan en temel prensiplerden biri olan "sermayenin korunması" (ve doktrindeki daha geniş ifadesiyle malvarlığının korunması) ilkesi gereğince, kuruluş aşamasında ortaklıktan dışarıya aktarılacak her türlü ekonomik değerin sıkı bir denetime ve aleniyete tabi tutulması şarttır [2], [3]. TTK m. 582'nin ratio legis'i (konuluş amacı), şirketin henüz tüzel kişilik kazanmadığı ön kuruluş aşamasında kurucuların kendi lehlerine veya üçüncü kişiler lehine gizli anlaşmalarla şirketin içini boşaltmalarını engellemek ve işlem güvenliğini tahkim etmektir. Kurucu menfaatlerinin bir paya bağlı olmaksızın bizzat şahısların kendilerine tanınan haklar olması sebebiyle, bunların sınırları ve kapsamı şirket sözleşmesiyle net bir şekilde tayin edilmelidir [4].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Kurucular Tarafından Şirket Hesabına Alınan Malların Bedelleri
Kurucular, şirket tüzel kişilik kazanmadan önce şirketin faaliyete geçebilmesi için elzem olan birtakım malvarlığı değerlerini (makine, teçhizat, hammadde vb.) şirket nam ve hesabına iktisap edebilirler. Kanun koyucu, bu malların bedellerinin şirket sözleşmesinde açıkça gösterilmesini emretmektedir [1]. Buradaki temel hukuki saik, ayni sermaye getirilmesi usulünün (TTK m. 128) "satım sözleşmesi" adı altında peçelenerek dolanılmasının (kanuna karşı hile) önüne geçmektir [5]. Eğer bu malların bedelleri sözleşmede yer almazsa, şirket tüzel kişilik kazandıktan sonra bu borçlardan sorumlu tutulamaz; sorumluluk bizzat işlemi yapan kuruculara ait olur (TTK m. 588) [6].
2.2. Şirketin Kurulmasında Hizmeti Geçenlere Tanınan Menfaatler (Kurucu Menfaatleri)
Kurucu menfaatleri, şirketin kuruluş sürecinde fikirsel veya fiziksel çaba sarf eden, projenin hayata geçirilmesini sağlayan kişilere bu hizmetleri mukabilinde şirket sözleşmesi ile tanınan mali haklardır [7]. Doktrinde bu haklar, bir paya veya pay grubuna bağlı olmayıp "şahsa bağlı haklar" olarak nitelendirilmektedir [4]. Söz konusu menfaatlerin geçerli olarak doğabilmesi için "ilk esas sözleşmede" açıkça yer almaları zorunludur [8]. Aksi halde, sonradan genel kurul kararıyla kuruculara bu yönde imtiyaz veya menfaat sağlanması mümkün değildir.
2.3. TTK m. 128 Hükmünün Saklı Tutulması
TTK m. 582/2 bendi, ayni sermaye konulmasına ilişkin TTK m. 128 hükmünü açıkça saklı tutmaktadır [1]. TTK m. 128, taşınmazların, fikri mülkiyet haklarının ve diğer ayni değerlerin sermaye olarak konulması halinde, bu değerlerin mahkemece atanacak bilirkişi tarafından değerlemesinin yapılması, tapuya veya ilgili sicillere şerh verilmesi gibi katı şekil ve denetim kuralları içerir [9], [10]. Kanun koyucu, 582. maddedeki "mal alımı" müessesesinin, 128. maddedeki ayni sermaye denetiminden kaçmak için bir arka kapı olarak kullanılmasını engellemek amacıyla bu yollamayı yapmıştır.
3. Sistematik İlişkiler
- TTK m. 128 (Ayni Sermaye): Şirket hesabına alınan malların bedeli ile ayni sermaye arasındaki ince çizgi bu madde ile çekilir. Taahhüt edilen ayni sermayenin mülkiyetinin şirkete geçişi ve değerlemesi bu emredici kurallara tabidir [9].
- TTK m. 348 (Kurucu Menfaatlerinin Sınırları): Her ne kadar anonim şirketlere ilişkin olsa da, sınırlı sorumluluk ilkesinin geçerli olduğu limited şirketlerde de sermayenin korunması bakımından TTK m. 348 ilkesel olarak dikkate alınır. Kuruculara "şirket sermayesinin azalması sonucunu doğurabilecek bir menfaat tanınamaz" kuralı [11], TTK m. 582 uygulaması için doktrinel bir sınır çizer.
- TTK m. 576 ve 577 (Şirket Sözleşmesinin İçeriği): Limited şirket sözleşmesinin zorunlu ve ihtiyari kayıtlarının düzenlendiği bu maddelerle [12], [13] birlikte okunduğunda, 582. maddedeki hususlar sözleşmenin bağlayıcı unsurları arasına katılır.
- TTK m. 588/3-4 (Tüzel Kişilik Öncesi İşlemler): Tescilden önce şirket adına işlem yapanlar şahsen ve müteselsilen sorumludur. Ancak sözleşmede belirtilen ve tescilden sonra 3 ay içinde şirketçe kabul edilen taahhütler şirketi bağlar [6].
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay uygulamalarında ve Hukuk Genel Kurulu kararlarında, şirket kurucularına sağlanacak menfaatlerin ve kuruluş masraflarının şirket tüzel kişiliğini bağlayabilmesi için iki temel unsur aranmaktadır: Birincisi şirket sözleşmesinde açık bir kaydın bulunması, ikincisi ise tüzel kişiliğin kazanılmasından (tescilden) sonra yetkili organlarca bu harcamaların/menfaatlerin zımnen veya açıkça benimsenmiş olması.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarına göre (örneğin; 11. HD, 8.12.2014, E. 2014/12007, K. 2014/19252), kurucu intifa senetleri ve kurucu menfaatleri ancak "kuruluş esas sözleşmesinde öngörülmesi halinde" geçerlilik kazanır [8]. Kuruluş anında sözleşmeye derç edilmeyen bir kurucu menfaati, sonradan alınan bir genel kurul kararıyla yaratılamaz; yaratılsa dahi bu durum anonim ve limited şirketler hukukunun emredici normlarına aykırılık teşkil edeceğinden batıldır. Şirket alacaklılarının korunması bakımından Yargıtay, kuruculara dağıtılacak kâr payının ve menfaatin mutlaka dağıtılabilir safi kârdan karşılanması gerektiğini vurgular.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1:
(A) ve (B), "X Lojistik Limited Şirketi"ni kurmak üzere anlaşır ve tescil öncesinde, şirket faaliyetlerinde kullanılmak üzere 2.000.000 TL değerinde beş adet ticari tırı (A)'nın şahsi tanıdığı olan bir galeriden şirket adına vadeli olarak satın alırlar. Ancak ticaret siciline tescil edilen şirket sözleşmesinde, TTK m. 582/1 hükmüne aykırı olarak bu malların bedeline ve satın alım işlemine yer verilmez. Şirket faaliyete geçtikten sonra galeri, borcun ödenmesi için tüzel kişiliğe icra takibi başlatır.
Hukuki Analiz: TTK m. 582/1 uyarınca şirket hesabına alınan malların bedelinin şirket sözleşmesine yazılması zorunludur [1]. Bu şekil şartına uyulmaması ve işlemin TTK m. 588 kapsamında şirket tarafından açıkça üstlenilmemesi halinde tüzel kişilik bu borçtan sorumlu tutulamaz. Galeri, alacağını doğrudan doğruya işlemi yapan kurucular (A) ve (B)'den şahsen ve müteselsilen talep etmek durumundadır.
Olay 2:
Bir teknoloji limited şirketinin kuruluşunda olağanüstü yazılım desteği sağlayan kurucu ortak (C) lehine, şirket sözleşmesine "Şirketin her yıl elde edeceği cironun (gayrisafi hasılatın) %15'i kurucu menfaati olarak (C)'ye ödenecektir" şeklinde bir hüküm konulmuştur.
Hukuki Analiz: Bu hüküm TTK m. 582 uyarınca sözleşmeye yazılmış olsa da, sermayenin korunması (malvarlığının korunması) ilkesine açıkça aykırıdır [3]. Kuruculara sağlanacak menfaatler, şirketin anaparasını eritecek veya zarar etmesi halinde dahi ödeme yapılmasını gerektirecek "ciro" üzerinden değil, yalnızca "dağıtılabilir net kâr" üzerinden hesaplanabilir. Hüküm, TTK'nın emredici kurallarına aykırılık teşkil ettiği için batıldır (TTK m. 579, TMK m. 27).
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat yükü: Kurucu menfaati talep eden kişi, bu menfaatin usulüne uygun şekilde kuruluş sözleşmesinde yazıldığını ispatla mükelleftir (TMK m. 6).
- Zamanaşımı / Süreler: Şirketin kuruluşu sırasında belgelerin ve beyanların kanuna aykırı olmasından doğan sorumluluk davaları (TTK m. 549, m. 553), davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve her halde zararı doğuran fiilin üzerinden beş yıl geçmesiyle zamanaşımına uğrar (TTK m. 560).
- Görevli/yetkili mahkeme: Haksız alınan kurucu menfaatlerinin iadesi veya sözleşmeye aykırılık iddialarına ilişkin davalar "mutlak ticari dava" niteliğindedir (TTK m. 4) ve görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesidir (TTK m. 5) [14]. Yetkili mahkeme ise kural olarak şirket merkezinin bulunduğu yer mahkemesidir.
- Yaygın uygulama hataları: Uygulamada en sık rastlanan hata, limited şirketlerin kuruluşlarında matbu (standart) şirket sözleşmelerinin kullanılması ve tescil öncesi yapılan ciddi yatırımların (mal alımları, mimari/teknik projeler için ödenen bedeller) sözleşmeye derç edilmesinin unutulmasıdır. Bu durum, sonradan vergi mevzuatı (VUK m. 282 kuruluş ve örgütlenme giderleri [15]) ile TTK arasında uyumsuzluklara ve kurucuların şahsi sorumluluklarına yol açmaktadır.
7. Eleştirel Değerlendirme
Doktrinde Prof. Dr. Reha Poroy ve Prof. Dr. Ünal Tekinalp, anonim ve limited şirketlerde "sermayenin korunması" ilkesinin aslında dar bir kavram olduğunu, kanunun asıl amacının "malvarlığının korunması" olduğunu vurgulamaktadırlar [3]. TTK m. 582 lafzı, kurucu menfaatlerinin sözleşmeye yazılmasını emretmekle yetinmiş, menfaatin üst sınırına veya niteliğine dair (TTK m. 348'de anonim şirketler için yapılan türden) açık ve detaylı bir sınırlama getirmemiştir.
Bu durum, yasa yapma tekniği açısından bir eksiklik olarak değerlendirilebilir. Zira TTK m. 578, ayni sermaye ve özel menfaatler hakkında anonim şirketlere ilişkin hükümlerin uygulanacağını belirtmektedir [16]. Ancak 582. maddenin bizzat kendi içinde kurucu menfaatlerinin "sadece net kârdan ve belli bir oranda" verilebileceğine ilişkin açık bir kısıtlama içermemesi, uygulamacılar (özellikle ticaret sicil müdürlükleri) nezdinde tereddütlere yol açabilmektedir. Kanun koyucunun, 582. maddeye "Söz konusu menfaatlerin niteliği ve sınırları bakımından 348. madde hükümleri kıyasen uygulanır" şeklinde bir fıkra eklemesi, normatif bütünlük ve hukuki güvenlik açısından son derece isabetli bir reform olacaktır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 582. maddesi, limited şirketlerin kuruluşu aşamasında kurucular tarafından şirket hesabına alınan malların bedelleri ile şirketin kuruluş sürecinde emeği geçenlere sağlanacak menfaatlerin şeffaflık ve aleniyet ilkeleri çerçevesinde şirket sözleşmesinde gösterilmesi zorunluluğunu düzenlemektedir [1]. TTK’nın "Limited Şirket" başlıklı Altıncı Kısmının, "Tanım ve Kuruluş" başlıklı Birinci Bölümünde yer alan bu hüküm, esas itibarıyla şirket alacaklılarının, mevcut ve gelecekteki ortakların korunması gayesine hizmet eder.
Sermaye şirketlerinde hâkim olan en temel prensiplerden biri olan "sermayenin korunması" (ve doktrindeki daha geniş ifadesiyle malvarlığının korunması) ilkesi gereğince, kuruluş aşamasında ortaklıktan dışarıya aktarılacak her türlü ekonomik değerin sıkı bir denetime ve aleniyete tabi tutulması şarttır [2], [3]. TTK m. 582'nin ratio legis'i (konuluş amacı), şirketin henüz tüzel kişilik kazanmadığı ön kuruluş aşamasında kurucuların kendi lehlerine veya üçüncü kişiler lehine gizli anlaşmalarla şirketin içini boşaltmalarını engellemek ve işlem güvenliğini tahkim etmektir. Kurucu menfaatlerinin bir paya bağlı olmaksızın bizzat şahısların kendilerine tanınan haklar olması sebebiyle, bunların sınırları ve kapsamı şirket sözleşmesiyle net bir şekilde tayin edilmelidir [4].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Kurucular Tarafından Şirket Hesabına Alınan Malların Bedelleri
Kurucular, şirket tüzel kişilik kazanmadan önce şirketin faaliyete geçebilmesi için elzem olan birtakım malvarlığı değerlerini (makine, teçhizat, hammadde vb.) şirket nam ve hesabına iktisap edebilirler. Kanun koyucu, bu malların bedellerinin şirket sözleşmesinde açıkça gösterilmesini emretmektedir [1]. Buradaki temel hukuki saik, ayni sermaye getirilmesi usulünün (TTK m. 128) "satım sözleşmesi" adı altında peçelenerek dolanılmasının (kanuna karşı hile) önüne geçmektir [5]. Eğer bu malların bedelleri sözleşmede yer almazsa, şirket tüzel kişilik kazandıktan sonra bu borçlardan sorumlu tutulamaz; sorumluluk bizzat işlemi yapan kuruculara ait olur (TTK m. 588) [6].
2.2. Şirketin Kurulmasında Hizmeti Geçenlere Tanınan Menfaatler (Kurucu Menfaatleri)
Kurucu menfaatleri, şirketin kuruluş sürecinde fikirsel veya fiziksel çaba sarf eden, projenin hayata geçirilmesini sağlayan kişilere bu hizmetleri mukabilinde şirket sözleşmesi ile tanınan mali haklardır [7]. Doktrinde bu haklar, bir paya veya pay grubuna bağlı olmayıp "şahsa bağlı haklar" olarak nitelendirilmektedir [4]. Söz konusu menfaatlerin geçerli olarak doğabilmesi için "ilk esas sözleşmede" açıkça yer almaları zorunludur [8]. Aksi halde, sonradan genel kurul kararıyla kuruculara bu yönde imtiyaz veya menfaat sağlanması mümkün değildir.
2.3. TTK m. 128 Hükmünün Saklı Tutulması
TTK m. 582/2 bendi, ayni sermaye konulmasına ilişkin TTK m. 128 hükmünü açıkça saklı tutmaktadır [1]. TTK m. 128, taşınmazların, fikri mülkiyet haklarının ve diğer ayni değerlerin sermaye olarak konulması halinde, bu değerlerin mahkemece atanacak bilirkişi tarafından değerlemesinin yapılması, tapuya veya ilgili sicillere şerh verilmesi gibi katı şekil ve denetim kuralları içerir [9], [10]. Kanun koyucu, 582. maddedeki "mal alımı" müessesesinin, 128. maddedeki ayni sermaye denetiminden kaçmak için bir arka kapı olarak kullanılmasını engellemek amacıyla bu yollamayı yapmıştır.
3. Sistematik İlişkiler
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay uygulamalarında ve Hukuk Genel Kurulu kararlarında, şirket kurucularına sağlanacak menfaatlerin ve kuruluş masraflarının şirket tüzel kişiliğini bağlayabilmesi için iki temel unsur aranmaktadır: Birincisi şirket sözleşmesinde açık bir kaydın bulunması, ikincisi ise tüzel kişiliğin kazanılmasından (tescilden) sonra yetkili organlarca bu harcamaların/menfaatlerin zımnen veya açıkça benimsenmiş olması.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarına göre (örneğin; 11. HD, 8.12.2014, E. 2014/12007, K. 2014/19252), kurucu intifa senetleri ve kurucu menfaatleri ancak "kuruluş esas sözleşmesinde öngörülmesi halinde" geçerlilik kazanır [8]. Kuruluş anında sözleşmeye derç edilmeyen bir kurucu menfaati, sonradan alınan bir genel kurul kararıyla yaratılamaz; yaratılsa dahi bu durum anonim ve limited şirketler hukukunun emredici normlarına aykırılık teşkil edeceğinden batıldır. Şirket alacaklılarının korunması bakımından Yargıtay, kuruculara dağıtılacak kâr payının ve menfaatin mutlaka dağıtılabilir safi kârdan karşılanması gerektiğini vurgular.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1: (A) ve (B), "X Lojistik Limited Şirketi"ni kurmak üzere anlaşır ve tescil öncesinde, şirket faaliyetlerinde kullanılmak üzere 2.000.000 TL değerinde beş adet ticari tırı (A)'nın şahsi tanıdığı olan bir galeriden şirket adına vadeli olarak satın alırlar. Ancak ticaret siciline tescil edilen şirket sözleşmesinde, TTK m. 582/1 hükmüne aykırı olarak bu malların bedeline ve satın alım işlemine yer verilmez. Şirket faaliyete geçtikten sonra galeri, borcun ödenmesi için tüzel kişiliğe icra takibi başlatır. Hukuki Analiz: TTK m. 582/1 uyarınca şirket hesabına alınan malların bedelinin şirket sözleşmesine yazılması zorunludur [1]. Bu şekil şartına uyulmaması ve işlemin TTK m. 588 kapsamında şirket tarafından açıkça üstlenilmemesi halinde tüzel kişilik bu borçtan sorumlu tutulamaz. Galeri, alacağını doğrudan doğruya işlemi yapan kurucular (A) ve (B)'den şahsen ve müteselsilen talep etmek durumundadır.
Olay 2: Bir teknoloji limited şirketinin kuruluşunda olağanüstü yazılım desteği sağlayan kurucu ortak (C) lehine, şirket sözleşmesine "Şirketin her yıl elde edeceği cironun (gayrisafi hasılatın) %15'i kurucu menfaati olarak (C)'ye ödenecektir" şeklinde bir hüküm konulmuştur. Hukuki Analiz: Bu hüküm TTK m. 582 uyarınca sözleşmeye yazılmış olsa da, sermayenin korunması (malvarlığının korunması) ilkesine açıkça aykırıdır [3]. Kuruculara sağlanacak menfaatler, şirketin anaparasını eritecek veya zarar etmesi halinde dahi ödeme yapılmasını gerektirecek "ciro" üzerinden değil, yalnızca "dağıtılabilir net kâr" üzerinden hesaplanabilir. Hüküm, TTK'nın emredici kurallarına aykırılık teşkil ettiği için batıldır (TTK m. 579, TMK m. 27).
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
Doktrinde Prof. Dr. Reha Poroy ve Prof. Dr. Ünal Tekinalp, anonim ve limited şirketlerde "sermayenin korunması" ilkesinin aslında dar bir kavram olduğunu, kanunun asıl amacının "malvarlığının korunması" olduğunu vurgulamaktadırlar [3]. TTK m. 582 lafzı, kurucu menfaatlerinin sözleşmeye yazılmasını emretmekle yetinmiş, menfaatin üst sınırına veya niteliğine dair (TTK m. 348'de anonim şirketler için yapılan türden) açık ve detaylı bir sınırlama getirmemiştir.
Bu durum, yasa yapma tekniği açısından bir eksiklik olarak değerlendirilebilir. Zira TTK m. 578, ayni sermaye ve özel menfaatler hakkında anonim şirketlere ilişkin hükümlerin uygulanacağını belirtmektedir [16]. Ancak 582. maddenin bizzat kendi içinde kurucu menfaatlerinin "sadece net kârdan ve belli bir oranda" verilebileceğine ilişkin açık bir kısıtlama içermemesi, uygulamacılar (özellikle ticaret sicil müdürlükleri) nezdinde tereddütlere yol açabilmektedir. Kanun koyucunun, 582. maddeye "Söz konusu menfaatlerin niteliği ve sınırları bakımından 348. madde hükümleri kıyasen uygulanır" şeklinde bir fıkra eklemesi, normatif bütünlük ve hukuki güvenlik açısından son derece isabetli bir reform olacaktır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.