1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 581. maddesi, limited şirketlerde sermaye olarak getirilebilecek malvarlığı unsurlarını ve ayni sermaye kavramının sınırlarını düzenlemektedir [1, 2]. Şirketler hukuku sistematiği içerisinde bu madde, limited şirketlerin kuruluş ve sermaye yapısına ilişkin emredici kuralların temelini oluşturur. Kanun koyucu, TTK m. 127'de ticaret şirketlerine getirilebilecek sermaye unsurlarını genel bir çerçevede saymışken, TTK m. 581 ile limited şirketler (ve TTK m. 342 ile anonim şirketler) özelinde daraltıcı ve korumacı bir rejim öngörmüştür [3-6].
Sermaye şirketlerinde ortakların sorumluluğunun kural olarak taahhüt ettikleri sermaye ile sınırlı olması, üçüncü kişiler ve şirket alacaklıları bakımından yegâne teminatın "şirket malvarlığı" (esas sermaye) olmasını sonucunu doğurur [7, 8]. Bu husus, ticaret hukukunda "sermayenin korunması ilkesi" olarak adlandırılmaktadır [9-11]. TTK m. 581, sermayenin korunması ilkesinin kuruluş ve sermaye artırımı aşamasındaki en somut görünümlerinden biridir. Madde, şirkete ayni sermaye olarak getirilecek unsurların likidite kabiliyetini, değerinin objektif olarak tespit edilebilirliğini ve şirketin bu malvarlığı üzerinde serbestçe tasarruf edebilmesini güvence altına almayı amaçlamaktadır (Ratio Legis) [12, 13].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Maddenin lafzı incelendiğinde, ayni sermaye olabilecek ve olamayacak unsurların pozitif ve negatif şartlara bağlandığı görülmektedir.
2.1. Üzerinde Sınırlı Ayni Hak, Haciz veya Tedbir Bulunmaması Şartı (Negatif Şart)
Kanun koyucu, limited şirkete ayni sermaye olarak getirilecek malvarlığı değerinin üzerinde herhangi bir sınırlı ayni hak (rehin, intifa, irtifak vb.), haciz veya ihtiyati tedbir bulunmamasını emredici bir şart olarak koşmuştur [2, 4]. Şirketin ayni sermaye üzerinde derhal ve kısıtlamasız malik sıfatıyla tasarrufta bulunabilmesi gerekir [14, 15]. Üzerinde ipotek bulunan bir taşınmazın veya hacizli bir aracın sermaye olarak getirilmesi, alacaklılar için teminat teşkil etmesi gereken esas sermayenin likiditesini ve güvence fonksiyonunu tehlikeye düşüreceğinden kesin olarak yasaklanmıştır [4, 6].
2.2. Nakden Değerlendirilebilme ve Devrolunabilme Şartı (Pozitif Şart)
Ayni sermaye unsurunun objektif, parasal bir değere dönüştürülebilir olması ve hukuken devrine bir engel bulunmaması şarttır [2, 16]. Zira, değer tespitinin yapılması (TTK m. 343 kıyasen uygulanır) ve tescil ile birlikte bu değerin şirket bilançosuna yansıması gerekir [17]. Fikrî mülkiyet hakları (marka, patent, faydalı model vb.) ile sanal ortamlar, alan adları (domain names) ve işaretler bu kapsama dahil edilerek modern ticari hayatın ihtiyaçları karşılanmıştır [18-20]. Nitekim doktrinde, fikri mülkiyet haklarının ve sanal ortamların değerinin bilirkişi marifetiyle tespit edilebildiği sürece ayni sermaye vasfı taşıyacağı belirtilmektedir [21, 22].
2.3. Sermaye Olarak Konulamayacak Değerler: Hizmet Edimleri, Kişisel Emek, Ticari İtibar ve Vadesi Gelmemiş Alacaklar
Şahıs şirketleri (kollektif ve komandit) bakımından ortakların müteselsil ve sınırsız sorumluluğu bulunduğundan, bu şirketlere kişisel emek ve ticari itibar sermaye olarak konulabilir [5, 23, 24]. Ancak limited şirketler sermaye şirketi niteliğini haiz olduğundan, ortakların şirkete ve üçüncü kişilere karşı sorumluluğu taahhüt ettikleri sermaye payı ile sınırlıdır [7, 25]. Kişisel emek, hizmet edimleri veya ticari itibar gibi unsurlar, objektif ve kesin bir parasal değere dönüştürülemez ve cebri icra yoluyla paraya çevrilerek alacaklılara dağıtılamaz [4, 24]. Aynı şekilde, henüz vadesi gelmemiş (müeccel) bir alacağın tahsil edilebilirliği şüpheli olduğundan, nakit akışını ve sermayenin gerçekliğini tehlikeye atması sebebiyle sermaye olarak kabulü yasaklanmıştır [2, 4].
2.4. TTK m. 127'ye Atıf (Sistematik Uyum)
Maddenin 2. fıkrasında yer alan "127 nci madde hükmü saklıdır" ibaresi, limited şirkete getirilebilecek sermaye unsurlarının temel çerçevesinin TTK m. 127'de sayılan (para, alacak, kıymetli evrak, fikri mülkiyet, taşınır ve taşınmazlar vb.) malvarlığı değerlerine dayandığını göstermektedir [2, 5, 16]. Bu atıf, ticaret şirketlerine dair genel hükümler ile limited şirkete dair özel hükümler arasındaki köprüyü kurar.
3. Sistematik İlişkiler
Bu madde, ticaret hukukunun diğer kurumları ve medeni/borçlar hukuku kuralları ile dikey ve yatay çapraz bağlantılar içerisindedir:
- TTK m. 128 (Sermaye Koyma Borcunun İfası): Taahhüt edilen ayni sermayenin mülkiyetinin şirkete geçişi TTK m. 128'de düzenlenmiştir [26, 27]. Taşınmazların tapuya şerh verilmesi, fikri mülkiyet haklarının özel sicillerine kaydedilmesi ve taşınırların güvenilir kişiye tevdi edilmesi şartı, TTK m. 581'in hayata geçirilmesinin usuli güvenceleridir [28-31]. Özel sicile yapılan bu kayıtlar iyiniyeti ortadan kaldırarak sermayenin şirket alacaklıları nezdinde korunmasını sağlar [29, 30].
- TTK m. 342 ve m. 343 (Anonim Şirketlerde Ayni Sermaye ve Değer Biçme): TTK m. 581, lafzı itibarıyla anonim şirketlerdeki ayni sermaye düzenlemesi olan m. 342 ile birebir aynıdır [4, 6]. Ayrıca limited şirkete konulan ayni sermayenin değerinin tespiti için anonim şirketlere uygulanan asliye ticaret mahkemesi tarafından bilirkişi atanması kuralı (m. 343) kıyasen devreye girer [13, 17].
- Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 2 (Dürüstlük Kuralı) ve İcra ve İflas Kanunu (İİK): Sermaye olarak konulacak malvarlığının "hacizsiz ve tedbirsiz" olması şartı, doğrudan İİK'daki haciz müessesesi ile ilişkilidir. Şirkete sermaye getirilmesi adı altında mal kaçırma işlemlerinin veya alacaklıları zarara uğratıcı muvazaalı tasarrufların (TBK m. 19 ve İİK İptal Davaları) önüne geçilmesi, bu kesin yasağın temelini oluşturur.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili ihtisas daireleri (özellikle Yargıtay 11. Hukuk Dairesi), sermayenin korunması ilkesi ekseninde katı bir tutum sergilemektedir. Yargıtay kararlarında, şirketin tescilinden evvel veya sermaye artırımı sırasında getirilen ayni sermaye üzerinde en ufak bir takyidatın (haciz, rehin, ipotek) varlığı, işlemin tesciline mutlak engel olarak kabul edilmektedir [4, 11, 32].
Ayrıca Yargıtay, ayni sermayenin değerlemesinde bilirkişi raporlarının denetime elverişli olmasını ve emsal rayiç bedellerden sapmamasını aramaktadır. TTK m. 551 kapsamında "değer biçilmesinde yolsuzluk" halleri [33], yani ayni sermayeye emsaline oranla yüksek değer biçilmesi, kurucuların ve müdürlerin şahsi ve müteselsil sorumluluğuna (TBK haksız fiil ve vekalet hükümleriyle bağlantılı olarak) yol açmaktadır [34, 35]. Yargıtay, değer tespitindeki fahiş hataların şirket alacaklılarını doğrudan zarara uğrattığı gerekçesiyle, kusurlu organ üyelerinin zararı şirket malvarlığına iade etmeleri gerektiğine hükmetmektedir.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Kurmaca Senaryo):
Türkiye'nin önde gelen bir teknoloji firması, yeni bir limited şirket kurma kararı alır. Şirket sözleşmesinde, kuruculardan Bay (A)'nın, mülkiyeti kendisine ait olan ve üzerinde bir banka lehine ipotek bulunan bir fabrikayı 5.000.000 TL ayni sermaye olarak şirkete getireceği taahhüt edilmiştir. Ayrıca Bay (B), şirketin yazılım projelerini yöneteceğini ve bu "kişisel emeğinin" 1.000.000 TL sermaye payı olarak tescil edilmesini talep etmiştir.
Hukuki Analiz: TTK m. 581'in amir hükmü karşısında bu taleplerin ikisi de hukuka aykırıdır ve ticaret sicil müdürlüğü tarafından reddedilmelidir. Öncelikle, Bay (A)'nın getirmek istediği fabrikanın üzerinde sınırlı ayni hak (ipotek) bulunmaktadır; ayni sermayenin takyidatsız olması emredicidir [2]. İkinci olarak, Bay (B)'nin kişisel emeği, limited şirketler bir sermaye şirketi olduğu için nakden değerlendirilip devrolunabilen bir aktif niteliğinde değildir. TTK m. 581/1 uyarınca "kişisel emek ve hizmet edimleri" limited şirkete sermaye olarak konulamaz [2, 23].
Olay 2 (Kurmaca Senaryo):
Kurulacak olan bir "e-ticaret" limited şirketinde, ortaklardan (C), kendisine ait olan tescilli bir markayı ve oldukça yüksek trafiğe sahip bir "alan adını (domain)" sermaye olarak getirmeyi taahhüt etmiştir. (C), bu markanın değerinin 500.000 TL olduğunu belirterek şirket sözleşmesine bu değeri yazmak istemektedir.
Hukuki Analiz: TTK m. 581/1 hükmü gereğince, fikri mülkiyet hakları ve sanal ortamlar (marka ve alan adı) nakden değerlendirilebilir ve devredilebilir olmaları şartıyla ayni sermaye olarak konulabilir [2, 18, 19, 21]. Ancak (C)'nin kendi biçtiği değer ile tescil yapılamaz. TTK m. 128/2 ve kıyasen m. 343 gereği, ayni sermayeye şirket merkezinin bulunacağı yerdeki asliye ticaret mahkemesince atanacak uzman bilirkişiler (marka değerleme uzmanları) tarafından değer biçilmesi zorunludur [17, 36]. Mahkemenin onayladığı kesinleşen bilirkişi raporundaki değer esas sözleşmeye yazılabilir ve bu fikri haklar Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde sicile şerh edilmelidir [31, 37].
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat yükü ve Değerleme Süreci: Ayni sermayenin nakden değerlendirilebilir bir değere sahip olduğunu ve takyidatsız bulunduğunu ispat yükü, kurucu ortaklara düşer. Mahkemece atanan bilirkişi raporunun somut olayın özelliklerine uygun, hesap verme ilkesini karşılayan, şeffaf ve denetlenebilir olması şarttır [13, 17].
- Zamanaşımı / Süreler: Şirket sözleşmesinde bilirkişi tarafından belirlenen değerlerle yer alan unsurlar (örneğin taşınmazlar), taahhüdün yerine getirilmemesi halinde temerrüt yaptırımlarına (TTK m. 129 ve devamı) tabidir. Ayni sermaye niteliğindeki taşınırların güvenilir bir kişiye (yediemine) tevdii işlemi tescilden önce tamamlanmalıdır [28-30].
- Görevli/yetkili mahkeme: Ayni sermayeye değer biçilmesi amacıyla bilirkişi atanması talepleri için görevli ve kesin yetkili mahkeme, şirket merkezinin bulunacağı yerdeki Asliye Ticaret Mahkemesi'dir (TTK m. 343 atfıyla) [13, 17]. Bu bir "ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi"dir (TTK m. 4).
- Yaygın uygulama hataları: Uygulamada, kurucuların mülkiyeti muhafazalı olarak sattıkları makine veya demirbaşları ayni sermaye olarak göstermeye çalışmaları ya da bilirkişi atanmadan kendi belirledikleri fatura bedelleri üzerinden şirket sözleşmesi hazırlamaları sıklıkla karşılaşılan tescil ret sebeplerindendir.
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Ticaret Kanunu'nun 581. maddesi (ve eşdeğeri m. 342), Kıta Avrupası hukuk sistemindeki sermayenin korunması (capital maintenance) doktrininin en katı uygulamalarından birini temsil etmektedir [38, 39]. Reha Poroy, Ünal Tekinalp ve Ersin Çamoğlu gibi otoritelerin vurguladığı üzere, ayni sermaye üzerindeki her türlü haciz, tedbir ve sınırlı ayni hak yasağının temelinde, şirketin özvarlığının manipülasyonlardan uzak tutulması yatar [12, 40, 41].
Ancak doktrinde bu mutlak yasağın (örneğin taşınmaz üzerinde küçük bir miktarda dahi rehin/ipotek bulunmasının ayni sermaye olarak kabulü tamamen engellemesinin), günümüzün kredili ve finansmana dayalı ticari yaşamı için aşırı kısıtlayıcı olabildiği yönünde eleştiriler de mevcuttur. Bazı hukukçular, üzerinde ipotek bulunan bir taşınmazın, ipotek bedeli düşüldükten sonra kalan net rayiç değeri (net aktif değeri) üzerinden ayni sermaye olarak konulabilmesinin ticari dolaşımı hızlandırabileceğini savunmaktadır. Buna karşılık kanun koyucu, 6102 sayılı TTK ile İsviçre ve Alman menşeli klasik "katı sermaye güvencesi" modelini tercih etmiş; değerleme yolsuzluklarının önüne geçmek (TTK m. 551) adına işlem güvenliğini ve alacaklıların menfaatini, finansman esnekliğine tercih etmiştir [33, 34].
Sonuç olarak TTK m. 581, limited şirketlerin ekonomik ve hukuki şeffaflığını sağlayan, "dürüst resim ilkesi"ne uygun malvarlığı tespitini zorunlu kılan ve ortakların şahsi malvarlıkları ile şirket malvarlığı arasındaki geçişkenliği kesin sınırlarla ayıran mihenk taşı niteliğinde bir düzenlemedir [40, 42].
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 581. maddesi, limited şirketlerde sermaye olarak getirilebilecek malvarlığı unsurlarını ve ayni sermaye kavramının sınırlarını düzenlemektedir [1, 2]. Şirketler hukuku sistematiği içerisinde bu madde, limited şirketlerin kuruluş ve sermaye yapısına ilişkin emredici kuralların temelini oluşturur. Kanun koyucu, TTK m. 127'de ticaret şirketlerine getirilebilecek sermaye unsurlarını genel bir çerçevede saymışken, TTK m. 581 ile limited şirketler (ve TTK m. 342 ile anonim şirketler) özelinde daraltıcı ve korumacı bir rejim öngörmüştür [3-6].
Sermaye şirketlerinde ortakların sorumluluğunun kural olarak taahhüt ettikleri sermaye ile sınırlı olması, üçüncü kişiler ve şirket alacaklıları bakımından yegâne teminatın "şirket malvarlığı" (esas sermaye) olmasını sonucunu doğurur [7, 8]. Bu husus, ticaret hukukunda "sermayenin korunması ilkesi" olarak adlandırılmaktadır [9-11]. TTK m. 581, sermayenin korunması ilkesinin kuruluş ve sermaye artırımı aşamasındaki en somut görünümlerinden biridir. Madde, şirkete ayni sermaye olarak getirilecek unsurların likidite kabiliyetini, değerinin objektif olarak tespit edilebilirliğini ve şirketin bu malvarlığı üzerinde serbestçe tasarruf edebilmesini güvence altına almayı amaçlamaktadır (Ratio Legis) [12, 13].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Maddenin lafzı incelendiğinde, ayni sermaye olabilecek ve olamayacak unsurların pozitif ve negatif şartlara bağlandığı görülmektedir.
2.1. Üzerinde Sınırlı Ayni Hak, Haciz veya Tedbir Bulunmaması Şartı (Negatif Şart)
Kanun koyucu, limited şirkete ayni sermaye olarak getirilecek malvarlığı değerinin üzerinde herhangi bir sınırlı ayni hak (rehin, intifa, irtifak vb.), haciz veya ihtiyati tedbir bulunmamasını emredici bir şart olarak koşmuştur [2, 4]. Şirketin ayni sermaye üzerinde derhal ve kısıtlamasız malik sıfatıyla tasarrufta bulunabilmesi gerekir [14, 15]. Üzerinde ipotek bulunan bir taşınmazın veya hacizli bir aracın sermaye olarak getirilmesi, alacaklılar için teminat teşkil etmesi gereken esas sermayenin likiditesini ve güvence fonksiyonunu tehlikeye düşüreceğinden kesin olarak yasaklanmıştır [4, 6].
2.2. Nakden Değerlendirilebilme ve Devrolunabilme Şartı (Pozitif Şart)
Ayni sermaye unsurunun objektif, parasal bir değere dönüştürülebilir olması ve hukuken devrine bir engel bulunmaması şarttır [2, 16]. Zira, değer tespitinin yapılması (TTK m. 343 kıyasen uygulanır) ve tescil ile birlikte bu değerin şirket bilançosuna yansıması gerekir [17]. Fikrî mülkiyet hakları (marka, patent, faydalı model vb.) ile sanal ortamlar, alan adları (domain names) ve işaretler bu kapsama dahil edilerek modern ticari hayatın ihtiyaçları karşılanmıştır [18-20]. Nitekim doktrinde, fikri mülkiyet haklarının ve sanal ortamların değerinin bilirkişi marifetiyle tespit edilebildiği sürece ayni sermaye vasfı taşıyacağı belirtilmektedir [21, 22].
2.3. Sermaye Olarak Konulamayacak Değerler: Hizmet Edimleri, Kişisel Emek, Ticari İtibar ve Vadesi Gelmemiş Alacaklar
Şahıs şirketleri (kollektif ve komandit) bakımından ortakların müteselsil ve sınırsız sorumluluğu bulunduğundan, bu şirketlere kişisel emek ve ticari itibar sermaye olarak konulabilir [5, 23, 24]. Ancak limited şirketler sermaye şirketi niteliğini haiz olduğundan, ortakların şirkete ve üçüncü kişilere karşı sorumluluğu taahhüt ettikleri sermaye payı ile sınırlıdır [7, 25]. Kişisel emek, hizmet edimleri veya ticari itibar gibi unsurlar, objektif ve kesin bir parasal değere dönüştürülemez ve cebri icra yoluyla paraya çevrilerek alacaklılara dağıtılamaz [4, 24]. Aynı şekilde, henüz vadesi gelmemiş (müeccel) bir alacağın tahsil edilebilirliği şüpheli olduğundan, nakit akışını ve sermayenin gerçekliğini tehlikeye atması sebebiyle sermaye olarak kabulü yasaklanmıştır [2, 4].
2.4. TTK m. 127'ye Atıf (Sistematik Uyum)
Maddenin 2. fıkrasında yer alan "127 nci madde hükmü saklıdır" ibaresi, limited şirkete getirilebilecek sermaye unsurlarının temel çerçevesinin TTK m. 127'de sayılan (para, alacak, kıymetli evrak, fikri mülkiyet, taşınır ve taşınmazlar vb.) malvarlığı değerlerine dayandığını göstermektedir [2, 5, 16]. Bu atıf, ticaret şirketlerine dair genel hükümler ile limited şirkete dair özel hükümler arasındaki köprüyü kurar.
3. Sistematik İlişkiler
Bu madde, ticaret hukukunun diğer kurumları ve medeni/borçlar hukuku kuralları ile dikey ve yatay çapraz bağlantılar içerisindedir:
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili ihtisas daireleri (özellikle Yargıtay 11. Hukuk Dairesi), sermayenin korunması ilkesi ekseninde katı bir tutum sergilemektedir. Yargıtay kararlarında, şirketin tescilinden evvel veya sermaye artırımı sırasında getirilen ayni sermaye üzerinde en ufak bir takyidatın (haciz, rehin, ipotek) varlığı, işlemin tesciline mutlak engel olarak kabul edilmektedir [4, 11, 32].
Ayrıca Yargıtay, ayni sermayenin değerlemesinde bilirkişi raporlarının denetime elverişli olmasını ve emsal rayiç bedellerden sapmamasını aramaktadır. TTK m. 551 kapsamında "değer biçilmesinde yolsuzluk" halleri [33], yani ayni sermayeye emsaline oranla yüksek değer biçilmesi, kurucuların ve müdürlerin şahsi ve müteselsil sorumluluğuna (TBK haksız fiil ve vekalet hükümleriyle bağlantılı olarak) yol açmaktadır [34, 35]. Yargıtay, değer tespitindeki fahiş hataların şirket alacaklılarını doğrudan zarara uğrattığı gerekçesiyle, kusurlu organ üyelerinin zararı şirket malvarlığına iade etmeleri gerektiğine hükmetmektedir.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Kurmaca Senaryo): Türkiye'nin önde gelen bir teknoloji firması, yeni bir limited şirket kurma kararı alır. Şirket sözleşmesinde, kuruculardan Bay (A)'nın, mülkiyeti kendisine ait olan ve üzerinde bir banka lehine ipotek bulunan bir fabrikayı 5.000.000 TL ayni sermaye olarak şirkete getireceği taahhüt edilmiştir. Ayrıca Bay (B), şirketin yazılım projelerini yöneteceğini ve bu "kişisel emeğinin" 1.000.000 TL sermaye payı olarak tescil edilmesini talep etmiştir. Hukuki Analiz: TTK m. 581'in amir hükmü karşısında bu taleplerin ikisi de hukuka aykırıdır ve ticaret sicil müdürlüğü tarafından reddedilmelidir. Öncelikle, Bay (A)'nın getirmek istediği fabrikanın üzerinde sınırlı ayni hak (ipotek) bulunmaktadır; ayni sermayenin takyidatsız olması emredicidir [2]. İkinci olarak, Bay (B)'nin kişisel emeği, limited şirketler bir sermaye şirketi olduğu için nakden değerlendirilip devrolunabilen bir aktif niteliğinde değildir. TTK m. 581/1 uyarınca "kişisel emek ve hizmet edimleri" limited şirkete sermaye olarak konulamaz [2, 23].
Olay 2 (Kurmaca Senaryo): Kurulacak olan bir "e-ticaret" limited şirketinde, ortaklardan (C), kendisine ait olan tescilli bir markayı ve oldukça yüksek trafiğe sahip bir "alan adını (domain)" sermaye olarak getirmeyi taahhüt etmiştir. (C), bu markanın değerinin 500.000 TL olduğunu belirterek şirket sözleşmesine bu değeri yazmak istemektedir. Hukuki Analiz: TTK m. 581/1 hükmü gereğince, fikri mülkiyet hakları ve sanal ortamlar (marka ve alan adı) nakden değerlendirilebilir ve devredilebilir olmaları şartıyla ayni sermaye olarak konulabilir [2, 18, 19, 21]. Ancak (C)'nin kendi biçtiği değer ile tescil yapılamaz. TTK m. 128/2 ve kıyasen m. 343 gereği, ayni sermayeye şirket merkezinin bulunacağı yerdeki asliye ticaret mahkemesince atanacak uzman bilirkişiler (marka değerleme uzmanları) tarafından değer biçilmesi zorunludur [17, 36]. Mahkemenin onayladığı kesinleşen bilirkişi raporundaki değer esas sözleşmeye yazılabilir ve bu fikri haklar Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde sicile şerh edilmelidir [31, 37].
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Ticaret Kanunu'nun 581. maddesi (ve eşdeğeri m. 342), Kıta Avrupası hukuk sistemindeki sermayenin korunması (capital maintenance) doktrininin en katı uygulamalarından birini temsil etmektedir [38, 39]. Reha Poroy, Ünal Tekinalp ve Ersin Çamoğlu gibi otoritelerin vurguladığı üzere, ayni sermaye üzerindeki her türlü haciz, tedbir ve sınırlı ayni hak yasağının temelinde, şirketin özvarlığının manipülasyonlardan uzak tutulması yatar [12, 40, 41].
Ancak doktrinde bu mutlak yasağın (örneğin taşınmaz üzerinde küçük bir miktarda dahi rehin/ipotek bulunmasının ayni sermaye olarak kabulü tamamen engellemesinin), günümüzün kredili ve finansmana dayalı ticari yaşamı için aşırı kısıtlayıcı olabildiği yönünde eleştiriler de mevcuttur. Bazı hukukçular, üzerinde ipotek bulunan bir taşınmazın, ipotek bedeli düşüldükten sonra kalan net rayiç değeri (net aktif değeri) üzerinden ayni sermaye olarak konulabilmesinin ticari dolaşımı hızlandırabileceğini savunmaktadır. Buna karşılık kanun koyucu, 6102 sayılı TTK ile İsviçre ve Alman menşeli klasik "katı sermaye güvencesi" modelini tercih etmiş; değerleme yolsuzluklarının önüne geçmek (TTK m. 551) adına işlem güvenliğini ve alacaklıların menfaatini, finansman esnekliğine tercih etmiştir [33, 34].
Sonuç olarak TTK m. 581, limited şirketlerin ekonomik ve hukuki şeffaflığını sağlayan, "dürüst resim ilkesi"ne uygun malvarlığı tespitini zorunlu kılan ve ortakların şahsi malvarlıkları ile şirket malvarlığı arasındaki geçişkenliği kesin sınırlarla ayıran mihenk taşı niteliğinde bir düzenlemedir [40, 42].
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.