1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) Sona Erme ve Tasfiye başlığını taşıyan Onuncu Bölümü içinde, 547. maddede yer alan "Ek Tasfiye" (İsviçre Hukukundaki adlandırmasıyla Nachtragsliquidation) kurumu, tasfiye sürecinin tamamlanıp şirketin ticaret sicilinden terkin edilmesinden sonra ortaya çıkan hukuki ve fiili eksikliklerin giderilmesi amacıyla öngörülmüş istisnai ve geçici bir hukuki mekanizmadır [1, 2]. Mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (eTTK) döneminde pozitif bir kanun hükmü olarak yer almayan bu müessese, öğretideki görüşler ve Yargıtay içtihatlarıyla "ihya (şirketin canlandırılması)" adı altında uygulanagelmiş; 6102 sayılı Kanun ile mehaz İsviçre ve Alman hukukları (AktG m. 273, OR m. 746) dikkate alınarak kanuni bir zemine kavuşturulmuştur [2, 3].
TTK m. 547 hükmünün konuluş amacı (ratio legis), şeklen tasfiye süreci bitmiş ve sicilden terkin edilmiş görünse de, maddi anlamda tasfiyesi tamamlanmamış bir anonim şirketin hukuki varlığının, eksik kalan işlemlerin tamamlanabilmesi adına geçici olarak yeniden tesis edilmesidir [1, 4]. Hüküm, şirket alacaklılarının, pay sahiplerinin ve üçüncü kişilerin menfaatlerini korumak suretiyle işlem güvenliğini sağlamayı hedeflemektedir. Bu yönüyle ek tasfiye, yeni baştan yürütülecek bir tasfiye süreci olmayıp, önceki tasfiye işlemlerini tamamlayıcı nitelikte dar kapsamlı bir süreçtir [2, 5].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Ek Tasfiyenin Hukuki Niteliği ve Çift Unsur Teorisi
Şirketin ticaret sicilinden terkin edilmesiyle birlikte kural olarak tüzel kişiliği sona erer. Ancak doktrinde Prof. Dr. Reha Poroy, Prof. Dr. Ünal Tekinalp ve Prof. Dr. Ersin Çamoğlu gibi yazarlar tarafından da vurgulandığı üzere, tüzel kişiliğin sona ermesi için ticaret sicilinden terkin işleminin yanı sıra "tasfiye işlemlerinin eksiksiz ve maddi gerçeğe uygun olarak tamamlanmış olması" da şarttır [6]. Bu yaklaşım doktrinde "çift unsur teorisi" olarak adlandırılmaktadır [6, 7]. Eğer şirkete ait bir malvarlığı unsuru dağıtılmamış, bir borç ödenmemiş veya organlara karşı sorumluluk davası açılması ihtiyacı doğmuşsa, maddi anlamda tasfiye bitmediği için sicilden terkin işlemi kurucu (inşai) nitelik taşımaz; yalnızca açıklayıcı bir işlem olarak kalır [6]. Ek tasfiye müessesesi, işte bu çift unsur teorisinin yasal düzlemdeki tezahürüdür ve şeklen silinmiş tüzel kişiliğe geçici işlem ehliyeti kazandırır [3, 5].
2.2. Ek Tasfiye Başvurusunun Maddi Şartları
TTK m. 547 uyarınca ek tasfiye kararı verilebilmesi için belirli şartların kümülatif olarak gerçekleşmesi aranmaktadır:
- Tasfiyenin Yapılmış Olması: Şirketin sicilden terkin edilmiş olması şarttır [4]. Eğer şirket henüz terkin edilmemişse, zaten hukuki varlığı devam ettiğinden ek tasfiyeye gerek yoktur.
- Ek İşlemlerin Zorunlu Olması: Tasfiye sonrasında ortaya çıkan malvarlığı veya borçların mevcudiyeti, sicilden silinen şirketin yeniden ihyasını "zorunlu" kılmalıdır [4]. Örneğin, şirketin unvanına kayıtlı bir taşınmazın devri veya bir alacak davasının yürütülmesi gibi, ancak şirketin tüzel kişilik kazanmasıyla yapılabilecek işlemlerin bulunması gerekir [4, 8].
- Hukuki Menfaat: Talebin mahkemeye sunulmasında korunmaya değer, güncel ve meşru bir hukuki menfaat bulunmalıdır [9].
2.3. Ek Tasfiyeyi Gerektiren Başlıca Hâller (Zorunluluk Halleri)
Doktrinde ve yargı uygulamasında ek tasfiyeye yol açan durumlar ana hatlarıyla şunlardır:
- Şirkete Ait Bazı Aktiflerin Dağıtım Sırasında Dikkate Alınmaması: Tasfiye sırasında unutulan veya sonradan ortaya çıkan malvarlığı değerlerinin pay sahiplerine dağıtılması ihtiyacı [8].
- Şirket Borçlarının Ödenmemiş Olması: Vadesi gelmiş veya gelmemiş borçların tasfiye sürecinde ödenmemesi, teminata bağlanmaması veya alacaklıların davet edilmemesi hallerinde alacaklıların tatmini [10, 11].
- Organlara Karşı Sorumluluk Davası Açılması: Şirketin zararına yol açan kurucu, yönetim kurulu üyesi veya tasfiye memurlarına karşı TTK m. 553 kapsamında sorumluluk davası açılabilmesi için şirketin taraf ehliyetinin yeniden tesisi [12, 13].
- Haksız Alınan Tasfiye Paylarının İadesi: Pay sahiplerine haksız yere veya kanuna aykırı ödenen tasfiye paylarının şirkete iadesinin (TTK m. 543 ve m. 512 kapsamında) sağlanması [14, 15].
2.4. Aktif Husumet Ehliyeti (Davacı Sıfatı)
Madde lafzı gereği, ek tasfiye talebinde bulunabilecek kişiler sınırlı olarak (numerus clausus) sayılmıştır: "son tasfiye memurları, yönetim kurulu üyeleri, pay sahipleri veya alacaklılar" [16]. Doktrinde, mülga eTTK döneminde Yargıtay'ın benimsediği geniş yorumun aksine, madde metninde yer almayan üçüncü kişilerin (örneğin yalnızca bir hakkın tesisi ile ilgisi olan sıradan 3. kişilerin) kural olarak bu davayı açamayacağı ifade edilmektedir [16].
3. Sistematik İlişkiler
- TTK m. 545 ve m. 32 (Ticaret Sicilinden Terkin): Ek tasfiye, m. 545 uyarınca yapılan terkin işleminin maddi hukuka uygun olmadığı hallerde devreye girer [17].
- TTK m. 536 - 544 (Tasfiye Hükümleri): Yeniden atanan tasfiye memurlarının yetki ve sınırları, genel tasfiye hükümlerine (m. 536 vd.) tabi olacaktır. Ancak ek tasfiye memurunun yetkisi, yalnızca ihyaya konu edilen "ek işlemin" (sınırlı amacın) tamamlanmasıyla daraltılmıştır [5].
- TTK m. 553 (Organların Sorumluluğu): Tasfiye sürecini kasten veya ihmal ile eksik yürüterek şirketin terkinine sebep olan tasfiye memurları ve yönetim organı üyelerinin kusura dayalı sorumluluğu ile ek tasfiye kurumu arasında organik bir bağ vardır [12, 18]. Ek tasfiye, bu sorumluluk davasının açılabilmesi için bir ön şart mahiyetindedir.
- TTK Geçici m. 7 (Resen Terkin Edilen Şirketlerin İhyası): Geçici m. 7 uyarınca ticaret sicilinden resen silinen şirketlerin ihyası için öngörülen süreç ile olağan yollarla tasfiye edilip terkin edilen şirketler için işletilen TTK m. 547 süreci birbirinden farklıdır. Geçici m. 7'ye dayalı ihyada kanun koyucu "beş yıllık" bir hak düşürücü süre öngörmüşken, TTK m. 547'de süreye ilişkin özel bir sınırlama getirilmemiştir [19, 20].
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi ve Hukuk Genel Kurulu kararlarında, TTK m. 547 uyarınca açılacak ihya (ek tasfiye) davalarında husumetin (pasif dava ehliyetinin) kime yöneltileceği hususu uzun yıllar tartışılmıştır. Yargıtay'ın yerleşik içtihadına göre, sicilden terkin işlemini gerçekleştiren Ticaret Sicili Müdürlüğü ile şirketin terkininden önce görev yapan son tasfiye memurları davanın zorunlu yasal hasmı konumundadır [7, 19]. Ticaret Sicili Müdürlüğünün yasal hasım statüsünde olması nedeniyle, davada aleyhine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmemesi Yargıtay kararlarında bir ilke olarak benimsenmiştir [19].
Buna karşın doktrinde Prof. Dr. Hasan Pulaşlı ve Prof. Dr. Oruç Hami Şener gibi isimler, tasfiye memurlarının kanuna aykırı işlemleriyle sicilden silinmeye sebep olmaları halinde davanın sicil müdürlüğüne yöneltilmesini eleştirmekte, çift unsur teorisi bağlamında henüz tüzel kişiliğini yitirmemiş sayılan şirketin bizzat kendisinin taraf olarak gösterilmesi gerektiğini savunmaktadırlar [7]. Yargıtay ise işlemi yapan idari makam sıfatıyla sicil müdürlüğünün davalı gösterilmesini usul ekonomisi ve pratik fayda açısından elzem görmektedir [7].
Ayrıca, mahkeme ihya kararı verdiğinde, genel kural olarak önceki tasfiye memurlarını yeniden görevlendirir [21]. Ancak önceki memurların görevini ihmal ettiği, kusurlu davrandığı veya bu görevi ifa edemeyecek durumda oldukları anlaşılırsa, mahkemenin re'sen veya talep üzerine dışarıdan bağımsız yeni bir tasfiye memuru ataması da içtihatlarla sabittir [21].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Malvarlığının Unutulması Senaryosu):
X Anonim Şirketi tasfiye sürecini tamamlamış ve 2021 yılında ticaret sicilinden terkin edilmiştir. 2024 yılında, şirketin geçmişte bir taşınmaz iktisap ettiği ancak bu taşınmazın tapu kayıtlarında halen X A.Ş. adına tescilli olduğu, tasfiye memurlarınca fark edilmeyerek pay sahiplerine dağıtılmadığı anlaşılmıştır.
Hukuki Analiz: Tüzel kişiliği sona ermiş bir şirket tapu sicilinde işlem yapamaz. Bu durumda pay sahiplerinden biri, TTK m. 547 uyarınca asliye ticaret mahkemesinde ek tasfiye (ihya) davası açmalıdır. Mahkeme, sicil müdürlüğünü ve eski tasfiye memurlarını davalı olarak gösterecek bu yargılamada, taşınmazın varlığını tespit ederek şirketi sadece "bu taşınmazın satışı veya paylaştırılması" işlemleriyle sınırlı olarak yeniden tescil ettirir. İşlem bittikten sonra şirket tekrar terkin edilir [5, 8].
Olay 2 (Görülmekte Olan Davanın Unutulması Senaryosu):
Y Limited Şirketi'nin Z A.Ş.'ye karşı açmış olduğu bir alacak davası derdest iken, Y Limited Şirketi'nin tasfiye memurları bu davanın sonucunu beklemeden tasfiye bilançosunu kesinleştirmiş ve şirketi ticaret sicilinden sildirmiştir. Dava dosyasında şirketin tüzel kişiliğinin kalmadığı görülmüştür.
Hukuki Analiz: Taraf ehliyeti yitirildiği için mahkeme davaya devam edemez. Bu aşamada Z A.Ş. (alacaklı/davalı sıfatıyla hukuki menfaati bulunduğundan) veya Y Ltd. Şti. pay sahipleri, TTK m. 547/1 kapsamında ek tasfiye talep etmelidir. Yargıtay uygulamasına göre ek tasfiye kararı verildikten sonra mahkeme yeni bir tasfiye memuru atayacak ve bu memur Y Ltd. Şti.'yi anılan alacak davasında temsil ederek işlemleri sonuçlandıracaktır [5, 22].
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat Yükü: Ek tasfiye davası açan davacı (pay sahibi, alacaklı vb.), tasfiyenin maddi olarak eksik bırakıldığını, ek işlemin zorunluluğunu ve bu talepte korunmaya değer bir güncel hukuki menfaati bulunduğunu inandırıcı delillerle (tapu kaydı, derdest mahkeme dosyası, ödenmemiş senet vb.) ispatlamakla yükümlüdür [9].
- Zamanaşımı / Süreler: TTK m. 547 hükmünde açık bir zamanaşımı veya hak düşürücü süre öngörülmemiştir. Ancak doktrinde hâkim görüş, talebin dürüstlük kuralı (TMK m. 2) sınırları içinde ve makul bir sürede ileri sürülmesi gerektiği yönündedir; nitekim terkinden onlarca yıl sonra açılan ve hukuki istikrarı ağır biçimde zedeleyen ihya talepleri hakkın kötüye kullanılması yasağına çarpabilir [19, 23].
- Görevli ve Yetkili Mahkeme: Yetkili mahkeme kesin olarak "şirket merkezinin bulunduğu yerdeki" mahkemedir. Görevli mahkeme ise "Asliye Ticaret Mahkemesi"dir (TTK m. 547/1) [16].
- Yaygın Uygulama Hataları: İhya (ek tasfiye) davasının doğrudan sicilden silinmiş, tüzel kişiliği kalmayan "şirketin kendisine" yöneltilmesi usul hukuku bakımından geçersizdir (ölü kişiye karşı dava açılamaz ilkesi). Doğru pasif husumet, Ticaret Sicili Müdürlüğü ve son tasfiye memurlarıdır [7]. Diğer bir yaygın hata, mahkemeden genel bir ihya talep edilmesidir; mahkemenin ihyayı sadece tespit edilen sınırlı amaç (ek işlem) için ve geçici olarak kurması gerekmektedir [5, 24].
7. Eleştirel Değerlendirme
Doktrinde TTK m. 547 düzenlemesi genel olarak isabetli bulunmakla birlikte, bazı hususlarda eleştirilmektedir. Kanun metninde "şirketin yeniden tescili" ifadesi kullanılmıştır ki bu, tüzel kişiliğin geçmişe dönük mü (ex tunc) yoksa geleceğe etkili mi (ex nunc) kurulduğu sorusunu gündeme getirmektedir. Öğretideki baskın görüşe göre (çift unsur teorisi) şirket aslında maddi tasfiye bitmediği için hiç tam anlamıyla ölmemiştir, dolayısıyla yeniden tescil yalnızca sicil kayıtlarındaki "görünüşte" silinmeyi düzeltir ve hukuki devamlılığı temin eder [6, 7].
Bununla birlikte, kanun koyucunun ihya davaları için azami bir zamanaşımı (örneğin 10 yıl) öngörmemiş olması, ticari hayatta hukuki güvenlik ve belirlilik ilkeleri bakımından eleştirilmektedir [23]. TTK Geçici m. 7'de yer alan beş yıllık sürenin olağan tasfiyelerde m. 547 için de kıyasen uygulanıp uygulanamayacağı tartışmalı olsa da, açık bir kanuni kısıtlama olmaksızın kıyas yapılması mümkün görülmemektedir [19]. Ayrıca, Yargıtay'ın Ticaret Sicili Müdürlüğünü zorunlu hasım kabul eden katı içtihadı usul ekonomisi sağlasa da, sırf görevini yaptı diye idari merciin davalı yapılması, Alman ve İsviçre hukuklarındaki çekişmesiz yargı mantığına ters düştüğü gerekçesiyle doktrinde haklı eleştirilere konu olmaktadır [7].
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) Sona Erme ve Tasfiye başlığını taşıyan Onuncu Bölümü içinde, 547. maddede yer alan "Ek Tasfiye" (İsviçre Hukukundaki adlandırmasıyla Nachtragsliquidation) kurumu, tasfiye sürecinin tamamlanıp şirketin ticaret sicilinden terkin edilmesinden sonra ortaya çıkan hukuki ve fiili eksikliklerin giderilmesi amacıyla öngörülmüş istisnai ve geçici bir hukuki mekanizmadır [1, 2]. Mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (eTTK) döneminde pozitif bir kanun hükmü olarak yer almayan bu müessese, öğretideki görüşler ve Yargıtay içtihatlarıyla "ihya (şirketin canlandırılması)" adı altında uygulanagelmiş; 6102 sayılı Kanun ile mehaz İsviçre ve Alman hukukları (AktG m. 273, OR m. 746) dikkate alınarak kanuni bir zemine kavuşturulmuştur [2, 3].
TTK m. 547 hükmünün konuluş amacı (ratio legis), şeklen tasfiye süreci bitmiş ve sicilden terkin edilmiş görünse de, maddi anlamda tasfiyesi tamamlanmamış bir anonim şirketin hukuki varlığının, eksik kalan işlemlerin tamamlanabilmesi adına geçici olarak yeniden tesis edilmesidir [1, 4]. Hüküm, şirket alacaklılarının, pay sahiplerinin ve üçüncü kişilerin menfaatlerini korumak suretiyle işlem güvenliğini sağlamayı hedeflemektedir. Bu yönüyle ek tasfiye, yeni baştan yürütülecek bir tasfiye süreci olmayıp, önceki tasfiye işlemlerini tamamlayıcı nitelikte dar kapsamlı bir süreçtir [2, 5].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Ek Tasfiyenin Hukuki Niteliği ve Çift Unsur Teorisi
Şirketin ticaret sicilinden terkin edilmesiyle birlikte kural olarak tüzel kişiliği sona erer. Ancak doktrinde Prof. Dr. Reha Poroy, Prof. Dr. Ünal Tekinalp ve Prof. Dr. Ersin Çamoğlu gibi yazarlar tarafından da vurgulandığı üzere, tüzel kişiliğin sona ermesi için ticaret sicilinden terkin işleminin yanı sıra "tasfiye işlemlerinin eksiksiz ve maddi gerçeğe uygun olarak tamamlanmış olması" da şarttır [6]. Bu yaklaşım doktrinde "çift unsur teorisi" olarak adlandırılmaktadır [6, 7]. Eğer şirkete ait bir malvarlığı unsuru dağıtılmamış, bir borç ödenmemiş veya organlara karşı sorumluluk davası açılması ihtiyacı doğmuşsa, maddi anlamda tasfiye bitmediği için sicilden terkin işlemi kurucu (inşai) nitelik taşımaz; yalnızca açıklayıcı bir işlem olarak kalır [6]. Ek tasfiye müessesesi, işte bu çift unsur teorisinin yasal düzlemdeki tezahürüdür ve şeklen silinmiş tüzel kişiliğe geçici işlem ehliyeti kazandırır [3, 5].
2.2. Ek Tasfiye Başvurusunun Maddi Şartları
TTK m. 547 uyarınca ek tasfiye kararı verilebilmesi için belirli şartların kümülatif olarak gerçekleşmesi aranmaktadır:
2.3. Ek Tasfiyeyi Gerektiren Başlıca Hâller (Zorunluluk Halleri)
Doktrinde ve yargı uygulamasında ek tasfiyeye yol açan durumlar ana hatlarıyla şunlardır:
2.4. Aktif Husumet Ehliyeti (Davacı Sıfatı)
Madde lafzı gereği, ek tasfiye talebinde bulunabilecek kişiler sınırlı olarak (numerus clausus) sayılmıştır: "son tasfiye memurları, yönetim kurulu üyeleri, pay sahipleri veya alacaklılar" [16]. Doktrinde, mülga eTTK döneminde Yargıtay'ın benimsediği geniş yorumun aksine, madde metninde yer almayan üçüncü kişilerin (örneğin yalnızca bir hakkın tesisi ile ilgisi olan sıradan 3. kişilerin) kural olarak bu davayı açamayacağı ifade edilmektedir [16].
3. Sistematik İlişkiler
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi ve Hukuk Genel Kurulu kararlarında, TTK m. 547 uyarınca açılacak ihya (ek tasfiye) davalarında husumetin (pasif dava ehliyetinin) kime yöneltileceği hususu uzun yıllar tartışılmıştır. Yargıtay'ın yerleşik içtihadına göre, sicilden terkin işlemini gerçekleştiren Ticaret Sicili Müdürlüğü ile şirketin terkininden önce görev yapan son tasfiye memurları davanın zorunlu yasal hasmı konumundadır [7, 19]. Ticaret Sicili Müdürlüğünün yasal hasım statüsünde olması nedeniyle, davada aleyhine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmemesi Yargıtay kararlarında bir ilke olarak benimsenmiştir [19].
Buna karşın doktrinde Prof. Dr. Hasan Pulaşlı ve Prof. Dr. Oruç Hami Şener gibi isimler, tasfiye memurlarının kanuna aykırı işlemleriyle sicilden silinmeye sebep olmaları halinde davanın sicil müdürlüğüne yöneltilmesini eleştirmekte, çift unsur teorisi bağlamında henüz tüzel kişiliğini yitirmemiş sayılan şirketin bizzat kendisinin taraf olarak gösterilmesi gerektiğini savunmaktadırlar [7]. Yargıtay ise işlemi yapan idari makam sıfatıyla sicil müdürlüğünün davalı gösterilmesini usul ekonomisi ve pratik fayda açısından elzem görmektedir [7].
Ayrıca, mahkeme ihya kararı verdiğinde, genel kural olarak önceki tasfiye memurlarını yeniden görevlendirir [21]. Ancak önceki memurların görevini ihmal ettiği, kusurlu davrandığı veya bu görevi ifa edemeyecek durumda oldukları anlaşılırsa, mahkemenin re'sen veya talep üzerine dışarıdan bağımsız yeni bir tasfiye memuru ataması da içtihatlarla sabittir [21].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Malvarlığının Unutulması Senaryosu): X Anonim Şirketi tasfiye sürecini tamamlamış ve 2021 yılında ticaret sicilinden terkin edilmiştir. 2024 yılında, şirketin geçmişte bir taşınmaz iktisap ettiği ancak bu taşınmazın tapu kayıtlarında halen X A.Ş. adına tescilli olduğu, tasfiye memurlarınca fark edilmeyerek pay sahiplerine dağıtılmadığı anlaşılmıştır. Hukuki Analiz: Tüzel kişiliği sona ermiş bir şirket tapu sicilinde işlem yapamaz. Bu durumda pay sahiplerinden biri, TTK m. 547 uyarınca asliye ticaret mahkemesinde ek tasfiye (ihya) davası açmalıdır. Mahkeme, sicil müdürlüğünü ve eski tasfiye memurlarını davalı olarak gösterecek bu yargılamada, taşınmazın varlığını tespit ederek şirketi sadece "bu taşınmazın satışı veya paylaştırılması" işlemleriyle sınırlı olarak yeniden tescil ettirir. İşlem bittikten sonra şirket tekrar terkin edilir [5, 8].
Olay 2 (Görülmekte Olan Davanın Unutulması Senaryosu): Y Limited Şirketi'nin Z A.Ş.'ye karşı açmış olduğu bir alacak davası derdest iken, Y Limited Şirketi'nin tasfiye memurları bu davanın sonucunu beklemeden tasfiye bilançosunu kesinleştirmiş ve şirketi ticaret sicilinden sildirmiştir. Dava dosyasında şirketin tüzel kişiliğinin kalmadığı görülmüştür. Hukuki Analiz: Taraf ehliyeti yitirildiği için mahkeme davaya devam edemez. Bu aşamada Z A.Ş. (alacaklı/davalı sıfatıyla hukuki menfaati bulunduğundan) veya Y Ltd. Şti. pay sahipleri, TTK m. 547/1 kapsamında ek tasfiye talep etmelidir. Yargıtay uygulamasına göre ek tasfiye kararı verildikten sonra mahkeme yeni bir tasfiye memuru atayacak ve bu memur Y Ltd. Şti.'yi anılan alacak davasında temsil ederek işlemleri sonuçlandıracaktır [5, 22].
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
Doktrinde TTK m. 547 düzenlemesi genel olarak isabetli bulunmakla birlikte, bazı hususlarda eleştirilmektedir. Kanun metninde "şirketin yeniden tescili" ifadesi kullanılmıştır ki bu, tüzel kişiliğin geçmişe dönük mü (ex tunc) yoksa geleceğe etkili mi (ex nunc) kurulduğu sorusunu gündeme getirmektedir. Öğretideki baskın görüşe göre (çift unsur teorisi) şirket aslında maddi tasfiye bitmediği için hiç tam anlamıyla ölmemiştir, dolayısıyla yeniden tescil yalnızca sicil kayıtlarındaki "görünüşte" silinmeyi düzeltir ve hukuki devamlılığı temin eder [6, 7].
Bununla birlikte, kanun koyucunun ihya davaları için azami bir zamanaşımı (örneğin 10 yıl) öngörmemiş olması, ticari hayatta hukuki güvenlik ve belirlilik ilkeleri bakımından eleştirilmektedir [23]. TTK Geçici m. 7'de yer alan beş yıllık sürenin olağan tasfiyelerde m. 547 için de kıyasen uygulanıp uygulanamayacağı tartışmalı olsa da, açık bir kanuni kısıtlama olmaksızın kıyas yapılması mümkün görülmemektedir [19]. Ayrıca, Yargıtay'ın Ticaret Sicili Müdürlüğünü zorunlu hasım kabul eden katı içtihadı usul ekonomisi sağlasa da, sırf görevini yaptı diye idari merciin davalı yapılması, Alman ve İsviçre hukuklarındaki çekişmesiz yargı mantığına ters düştüğü gerekçesiyle doktrinde haklı eleştirilere konu olmaktadır [7].
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.