RESMİ METİN

**III

  • Şirket unvanının sicilden silinmesi**

Madde 545 - (1) Tasfiyenin sona ermesi üzerine şirkete ait ticaret unvanının sicilden silinmesi tasfiye memurları tarafından sicil müdürlüğünden istenir. İstem üzerine silinme tescil ve ilan edilir. ( 2) (Ek fıkra: 15/7/2016 - 6728/69 md.) Bu Kanun hükümlerine göre tasfiye olunan şirketlerde, 2004 sayılı Kanunun 44 üncü ve 337/a maddesi hükümleri uygulanmaz.


AKADEMİK YORUM VE ANALİZ

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 545. maddesi, anonim şirketlerin (ve yollama suretiyle limited şirket ile sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin) tasfiye sürecinin nihai aşamasını teşkil eden "sicilden terkin" (silinme) müessesesini düzenlemektedir [1]. Tasfiye süreci, esas itibarıyla tüzel kişinin malvarlığının paraya çevrilmesi, alacaklarının tahsili, borçlarının ödenmesi ve nihayetinde kalan bakiye malvarlığının pay sahiplerine dağıtılması adımlarından oluşur. TTK m. 545, tüm bu maddi ve hukuki sürecin tamamlanmasının ardından, şirketin tüzel kişiliğinin hukuk dünyasından resmi olarak silinmesini sağlayan usuli işlemi öngörmektedir.

Maddenin birinci fıkrası, terkin başvurusunun kim tarafından ve ne zaman yapılacağını belirlerken; ikinci fıkrası, 15.07.2016 tarihli ve 6728 sayılı Kanun’un 69. maddesi ile ihdas edilmiş ve uygulamada ciddi sorunlar doğuran İcra ve İflas Kanunu (İİK) m. 44 (ticareti terk edenlerin mal beyanında bulunma zorunluluğu) ile İİK m. 337/a (ticareti terk suçuna ilişkin cezai müeyyideler) hükümlerinin tasfiye usulüne uygun olarak terkin edilen şirketler bakımından uygulanmayacağını açıkça hüküm altına almıştır [1]. Kanun koyucu bu ek fıkra ile, TTK'nın özel, alacaklıları koruyan, ilan ve bekleme sürelerini havi katı tasfiye prosedürünün başarıyla tamamlanması halinde, ayrıca İİK'daki genel "ticareti terk" mekanizmalarına ihtiyaç duyulmadığını vurgulamış ve normlar arası hiyerarşik uyumsuzlukları gidermiştir.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. Tasfiyenin Sona Ermesi ve Silinme İsteminde Bulunma Yetkisi

Maddede ifade edilen "tasfiyenin sona ermesi", tasfiye memurlarının TTK m. 543 uyarınca şirket borçlarını ödemesi, pay bedellerini geri vermesi ve kalan varlığı pay sahipleri arasında dağıtması işlemlerinin eksiksiz ifa edilmesini ifade eder [2]. Ancak bu fiili işlemlerin tamamlanması, şirketin tüzel kişiliğini kendiliğinden sona erdirmez. Şirketin ticaret unvanının sicilden silinmesi (terkini), tasfiye memurlarının asli bir görevidir. Terkin talebinde bulunma yükümlülüğü ve yetkisi inhisari olarak tasfiye memurlarına verilmiştir [1]. Tasfiye memurlarının bu talebi üzerine ticaret sicili müdürlüğü tarafından tescil ve ilan işlemleri gerçekleştirilir [3].

2.2. Sicilden Silinmenin (Terkinin) Hukuki Niteliği: Çift Unsur Teorisi

Sicilden terkinin hukuki niteliği, ticaret hukuku doktrininde uzun yıllardır süregelen temel bir tartışma konusudur. Bir görüşe göre ticaret sicilinden silinme, yalnızca mevcut fiili durumu açıklayıcı (bildirici) bir nitelik taşır [4]. Zıt yöndeki diğer bir görüş ise, tüzel kişiliğin ticaret siciline tescil ile kazanıldığı gibi (TTK m. 355), terkin ile de sona erdiğini, bu bağlamda terkin işleminin kurucu (inşai) nitelikte olduğunu savunmaktadır [4].

Günümüz doktrininde (Poroy/Tekinalp/Çamoğlu, Pulaşlı, Şener vd.) ve Yargıtay içtihatlarında baskın olan görüş ise "Çift Unsur Teorisi"dir [4]. Bu teoriye göre, bir sermaye şirketinin tüzel kişiliğinin hukuken ve fiilen sona erebilmesi için iki unsurun kümülatif olarak gerçekleşmesi şarttır:

  1. Maddi unsur: Tasfiye işlemlerinin (borçların ödenmesi, aktiflerin dağıtımı) tam ve eksiksiz olarak fiilen tamamlanmış olması.
  2. Şekli unsur: Ticaret sicilinden terkin işleminin gerçekleştirilmiş olması [4]. Eğer tasfiye işlemleri maddi anlamda eksik bırakılmış (örneğin şirkete karşı açılmış bir dava derdest iken veya ödenmemiş bir borç varken) ancak şirket şeklen sicilden terkin edilmişse, "haksız/yolsuz terkin" söz konusu olur ve şirketin tüzel kişiliği sona ermiş sayılmaz; bu durumda TTK m. 547 uyarınca ek tasfiye (ihya) mekanizması devreye girer [4, 5].
2.3. İİK m. 44 ve m. 337/a Hükümlerinin Uygulanmaması (İstisna)

TTK m. 545/2 hükmü, tasfiye edilerek sicilden terkin edilen sermaye şirketleri için özel bir bağışıklık getirmiştir [1]. İİK m. 44, ticareti terk eden tacirlerin mal beyanında bulunmasını emreder ve alacaklıların korunmasını hedefler. Oysa sermaye şirketlerinin tasfiyesinde zaten alacaklılara üç kez çağrı yapılmakta (TTK m. 541), alacaklılar biliniyorsa taahhütlü mektupla haberdar edilmekte ve borçlar ödenmeden bakiye dağıtılamamaktadır [2, 6]. Bu sıkı ve şeffaf tasfiye rejimi zaten İİK m. 44'ün amacına çok daha üst düzeyde hizmet ettiği için, tasfiye memurlarının ayrıca icra dairesine mal beyanında bulunması şeklindeki mükerrer yükümlülük ve bunun ihlali halinde doğacak cezai sorumluluklar (İİK m. 337/a) kanun koyucu tarafından bertaraf edilmiştir.

3. Sistematik İlişkiler

  • TTK m. 547 (Ek Tasfiye) — TTK m. 545 uyarınca yapılan terkinin hukuka aykırı veya eksik işlem tespitiyle yapılması halinde, mahkeme kararıyla tüzel kişiliğin canlandırılması (ihya) ve sicile yeniden tescili bu madde ile sağlanır [7, 8].
  • TTK m. 643 (Limited Şirketlere Uygulanma) — Anonim şirketlerin tasfiye usulü ve organların yetkilerine ilişkin hükümler, yollama kuralı gereğince limited şirketlerin tasfiyesinde ve m. 545 anlamında terkininde de uygulama alanı bulur [9].
  • TTK m. 355 (Tüzel Kişiliğin Kazanılması) — Kanun koyucu, tüzel kişiliğin doğumunu tescile bağlarken (m. 355); ölümünü de tescil ve ilana, yani sicilden terkine (m. 545) bağlamıştır. Ancak bu "ölüm" mutlak olmayıp, ek tasfiye kurumunun varlığı karşısında şarta bağlı bir ölümdür [10].
  • TTK m. 82 ve m. 544 (Defterlerin Saklanması) — Şirket sicilden silinmiş olsa dahi, tasfiyeye ilişkin evrak ve şirket ticari defterlerinin silinme kararından itibaren on yıl süreyle saklanması gereklidir [11, 12].

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ile ticaret davalarına bakmakla görevli 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatları, terkin işleminin tüzel kişiliği kural olarak sona erdirdiği, ancak eksik tasfiye durumunda tüzel kişiliğin farazi olarak devam ettiği (Çift Unsur Teorisi) yönündedir.

Örnek İlke Kararı Bağlamı (Yargıtay 11. HD. E. 2003/3782, K. 2003/10390): Yargıtay, bir kararında açıkça şu tespiti yapmaktadır: "Anonim şirketler tescil ve ilan edilmesi ile tüzel kişilik kazanmaktadır. Kazandıkları bu tüzel kişilik tasfiye aşamasında da devam eder... Tasfiye işlemleri gerektiği gibi tamamlanmamış ve tasfiyesi gereken hususlar eksik bırakılmışsa, tüzel kişilik ticaret sicilinden silinse bile, anonim şirketin tüzel kişiliğinin sona erdiğinin kabulü mümkün değildir." [5]. Yüksek Mahkeme, şirketin taraf olduğu bir dava sonuçlanmadan yahut bilinen bir borcu ödenmeden ticaret sicil müdürlüğünden terkin istenmesini ve ticaret unvanının sicilden silinmesini "yolsuz terkin" olarak nitelendirmekte ve tüzel kişiliğin devam ettiğine hükmetmektedir [4, 5]. Bu tür durumlarda davanın görülebilmesi için husumet yokluğu kararı verilmeyip, davacı tarafa şirketin ihyası (ek tasfiye) için dava açması yönünde mehil (süre) verilmektedir.

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1 (kurmaca senaryo): X A.Ş., olağanüstü genel kurul kararı ile tasfiyeye girmiş, üç kez alacaklılara çağrı ilanı yapılmış ve yasal bir yıllık bekleme süresi doldurulmuştur. Tasfiye memurları, tüm borçların ödendiğini ve bakiyenin pay sahiplerine dağıtıldığını tutanak altına almış; kesin bilançoyu genel kurula sunup onaylatmıştır. Tasfiye memurları, görevlerini tamamladıkları inancıyla herhangi bir kuruma bildirim yapmadan evlerine dönmüştür. Bir ay sonra, ticaret sicili müdürlüğü şirketi hala "tasfiye halinde" olarak göstermeye devam etmektedir. Hukuki analiz: TTK m. 545/1 uyarınca fiili tasfiye işlemlerinin bitmesi tüzel kişiliği kendiliğinden sona erdirmez. Tasfiye memurlarının, tasfiyenin sona erdiğini ticaret sicili müdürlüğüne bildirerek şirkete ait ticaret unvanının sicilden silinmesini açıkça talep etmeleri şarttır. Aksi halde tasfiye memurları, yasal yükümlülüklerini ihlal ettikleri için TTK m. 553 kapsamında özen yükümlülüğüne aykırılıktan sorumlu tutulabilirler.

Olay 2 (kurmaca senaryo): Y Limited Şirketi tasfiye memuru M, alacaklılara çağrı sürelerini tamamlamış, bilinen hiçbir borç kalmadığını tespit ederek TTK m. 545 uyarınca şirketi sicilden terkin ettirmiştir. Ancak, şirketin faal olduğu dönemde ürettiği ayıplı bir üründen dolayı Z tarafından açılan ve Yargıtay'da temyiz aşamasında olan bir tazminat davasının varlığı tasfiye memurunun gözünden kaçmıştır. Hukuki analiz: Çift unsur teorisi gereğince, pasifinde derdest bir dava (henüz kesinleşmemiş borç) bulunan şirketin tasfiyesi maddi olarak tamamlanmamıştır [4, 5]. Bu durumda TTK m. 545 uyarınca yapılan terkin işlemi yolsuzdur. Z'nin alacağı tehlikeye girdiğinden, Z derhal TTK m. 547 uyarınca ek tasfiye (ihya) davası açarak Y Limited Şirketinin tüzel kişiliğinin yeniden ticaret siciline tescilini talep etmelidir. İhya kararı verilip şirket tüzel kişiliği canlandıktan sonra, tazminat davasına şirket aleyhine devam edilebilir [7, 13].

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat Yükü: Tasfiye memuru, şirketin terkinini talep ettiğinde, tasfiye sürecine dair tüm yasal ilanların yapıldığını, bilançoların hazırlandığını, borçların ve vergisel yükümlülüklerin (ilişiksizlik belgesi vb.) kapatıldığını sicil müdürlüğüne tevsik edici belgelerle ispatlamakla yükümlüdür.
  • Zamanaşımı / Süreler: Şirket sicilden terkin edilse dahi, tasfiye memurlarının kanuna aykırı, haksız eylemleri veya ihmalleri nedeniyle ortaklar veya alacaklılara verdikleri zararlardan doğan tazminat davaları (TTK m. 553), davacının zararı ve faili öğrendiği tarihten itibaren 2 yıl ve her halde fiilin meydana geldiği tarihten itibaren 5 yıl içinde zamanaşımına uğrar. Sicilden silinmeden sonra dahi yöneticilerin (tasfiye memurlarının) sorumluluğu bu süreler dahilinde devam eder.
  • Görevli/yetkili mahkeme: Terkin işleminin hukuka aykırı olması nedeniyle ihyası istenecekse görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesi, yetkili mahkeme ise şirketin terkin edilmeden önceki son sicil merkezinin bulunduğu yer mahkemesidir [7, 14].
  • Yaygın uygulama hataları: Vergi dairelerinden veya SGK'dan "ilişiksizlik belgesi" (borcu yoktur belgesi) alınmaksızın sicil müdürlüğüne başvurulması sonucu taleplerin reddedilmesi ve derdest ticari, iş veya tüketici davalarının sonucunun beklenmeden (veya karşılığı depo edilmeden) terkin yapılması, uygulamadaki en temel hatalardır.

7. Eleştirel Değerlendirme

Doktrinde TTK m. 545'e yönelik eleştiriler genellikle "çift unsur teorisi" etrafında toplanmaktadır. Reha Poroy, Ünal Tekinalp, Ersin Çamoğlu ve Hasan Pulaşlı gibi duayen hocalarımızın işaret ettiği üzere, terkin işleminin kurucu nitelikte olması kuralı, katı uygulandığında adil olmayan sonuçlar doğurabilmektedir [4, 5]. Zira, terkinle beraber tüzel kişiliğin mutlak şekilde sona erdiği kabul edilirse, terkin tarihinden sonra ortaya çıkan bir şirket varlığı (aktif) veya bir alacaklı (pasif) karşısında muhatap bulunamayacaktır. Bu sebeple kanun koyucu TTK m. 547 ile ek tasfiye (ihya) müessesesini getirmiş ve TTK m. 545'in yarattığı mutlak kurucu etkiyi yumuşatarak telafi edici bir mekanizma kurmuştur.

Ayrıca, 2016 yılında maddeye eklenen ikinci fıkra, tasfiye memurlarını gereksiz bürokrasiden ve İcra ve İflas Kanunu'nun ağır cezai müeyyidelerinden (hapis cezasına varan disiplin cezalarından) kurtarması bakımından doktrin tarafından son derece isabetli bir reform olarak nitelendirilmektedir [1]. Ticaret şirketlerinin tasfiye usulünün kendi kanununda zaten alacaklıları İİK'dan çok daha koruyucu hükümler içerdiği göz önüne alındığında, TTK m. 545/2'nin normatif yeknesaklığı sağladığı kuşkusuzdur.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.

Metodolojik Not

Bu çalışma, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. İçerik, güncel kanun değişiklikleri ve yüksek yargı kararları ışığında revize edilmektedir.