1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (“TTK”) 537. maddesi, anonim ortaklıkların tasfiye sürecinde görev yapan tasfiye memurlarının (ve tasfiye memuru sıfatıyla hareket eden yönetim kurulu üyelerinin) görevden alınması müessesesini düzenlemektedir [1-3]. Şirketin sona ermesiyle birlikte başlayan tasfiye aşaması, ortaklığın mevcut malvarlığının paraya çevrilmesi, alacakların tahsili ve borçların ödenmesi suretiyle tüzel kişiliğin nihai olarak ortadan kaldırılması amacına hizmet eder [4, 5]. Bu hassas sürecin yürütülmesi, geniş yetkilerle donatılmış tasfiye memurlarına tevdi edilmiştir [6].
Söz konusu hüküm, tasfiye sürecinin güvenliğini, şeffaflığını ve pay sahipleri ile alacaklıların menfaatlerini korumak gayesiyle (ratio legis) kaleme alınmıştır [2, 3]. Madde sistematiği incelendiğinde, kanun koyucunun görevden alma yetkisini iki farklı organa ve usule bağladığı görülmektedir: Bir yanda şirket içi iradeyi temsil eden ve mutlak yetkiye sahip olan "genel kurul", diğer yanda ise azınlık veya bireysel pay sahibi haklarını güvence altına alan "mahkeme" [2, 3]. Maddenin son fıkrası ise doğrudan doğruya devletin egemenlik hakları ve kamu düzeni mülahazalarıyla getirilmiş olan "temsile yetkili memurların tabiiyeti ve yerleşim yeri" şartının müeyyidesini oluşturmaktadır [5, 7]. Doktrinde Bahtiyar, Poroy/Tekinalp/Çamoğlu ve Pulaşlı gibi yazarların da sıklıkla vurguladığı üzere, bu düzenleme, organlar arası yetki dağılımı ile azınlık haklarının korunması arasındaki hassas dengeyi tesis etmektedir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Genel Kurul Tarafından "Her Zaman" Görevden Alma (m. 537/1)
Maddenin birinci fıkrası, genel kurula, tasfiye memurlarını hiçbir gerekçe veya "haklı sebep" göstermeksizin "her zaman" görevden alma yetkisi tanımıştır [2, 3]. Bu yetki, tasfiye memurlarının atanma usulünden (esas sözleşmeyle veya genel kurul kararıyla atanmış olmalarından) bağımsızdır [2, 3]. Doktrinde bu durum, genel kurulun ortaklığın en üst karar organı olması ve "organ egemenliği" ilkesinin bir tezahürü olarak açıklanır. Tasfiye memurları ile ortaklık arasındaki hukuki ilişki, temelinde bir vekâlet akdi niteliği taşıdığından, Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 512 uyarınca vekâletin her zaman tek taraflı olarak geri alınabilmesi kuralının şirketler hukukundaki yansımasıdır. Görevden alınan tasfiye memurunun, şayet aralarında bir hizmet veya vekâlet sözleşmesi var ve görevden alma haksız ise, tazminat talep etme hakkı genel hükümler çerçevesinde saklıdır.
2.2. Mahkeme Kararıyla Görevden Alma ve "Haklı Sebep" Kavramı (m. 537/2)
İkinci fıkra, bireysel pay sahipliği haklarının korunması bağlamında büyük bir öneme sahiptir. Düzenlemeye göre, pay sahiplerinden her biri (sermaye payının oranına bakılmaksızın), "haklı sebeplerin" mevcudiyeti hâlinde tasfiye memurunun görevden alınmasını mahkemeden talep edebilir [3, 5].
"Haklı sebep" (just cause) kanunda tahdidi olarak sayılmamış, ucu açık bir hukuki kavram (belirsiz hukuki kavram) olarak hâkimin takdirine (TMK m. 4) bırakılmıştır [8, 9]. Doktrin ve Yargıtay içtihatları ışığında haklı sebep; tasfiye memurunun görevini ağır surette ihmal etmesi, sadakat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranması, şahsi menfaatlerini şirket menfaatlerine üstün tutması, tasfiye sürecini haksız yere uzatması veya şirket malvarlığını (aktifleri) rayiç bedelin çok altında satarak (TTK m. 538) pay sahiplerini zarara uğratması gibi fiillerdir [5, 10, 11]. Mahkemenin bu fıkra uyarınca vereceği karar inşai (yenilik doğuran) niteliktedir ve bu yolla atanan tasfiye memurları mahkeme kararına istinaden tescil ve ilan olunur [5, 7].
2.3. Tabiiyet ve Yerleşim Yeri Şartına Dayalı Görevden Alma (m. 537/3)
TTK m. 536/4 hükmü, şirketi temsile yetkili tasfiye memurlarından en az birinin Türk vatandaşı olmasını ve yerleşim yerinin Türkiye'de bulunmasını emretmektedir [3]. M. 537/3 ise bu emredici kuralın ihlali durumunda işletilecek mekanizmayı düzenler. Bu şartın ihlali hâlinde, salt pay sahipleri değil, "alacaklılar" ve kamu düzenini teminen "Gümrük ve Ticaret Bakanlığı" da (yeni adıyla Ticaret Bakanlığı) mahkemeye başvurarak şarta uygun birinin atanmasını isteyebilir [5, 7]. Bu hüküm, tasfiye sürecinde devletin denetim imkânını muhafaza etme ve alacaklıların Türkiye sınırları içerisinde muhatap bulabilmesini (jurisdiction) sağlama amacını güder [5].
3. Sistematik İlişkiler
- TTK m. 364 (Yönetim Kurulu Üyelerinin Görevden Alınması): TTK m. 537/1 hükmü, anonim şirketlerde yönetim kurulu üyelerinin haklı bir sebep olmaksızın genel kurul tarafından her zaman görevden alınabilmesini düzenleyen TTK m. 364 hükmü ile tam bir paralellik arz eder [12]. Her iki hüküm de organ ve vekâlet ilişkisinin güven esasına dayanmasından beslenir.
- TTK m. 536 (Tasfiye Memurlarının Atanması): Tasfiye memurlarının kimlerden oluşacağı ve asgari nitelikleri (Türk vatandaşı olma ve Türkiye'de yerleşim yeri bulunma şartı dâhil) TTK m. 536'da düzenlenmiştir [6]. 537. madde, 536. maddedeki kuralların usuli güvencesini ve yaptırım mekanizmasını oluşturur.
- TBK m. 512 (Vekâletin Sona Ermesi): Tasfiye memurları ile ortaklık arasındaki ilişki kural olarak vekâlet akdi veya hizmet akdi niteliğindedir. TBK m. 512 uyarınca vekil eden (genel kurul), vekâleti her zaman geri alabilir. TTK m. 537/1, bu borçlar hukuku prensibinin şirketler hukukundaki özel tecellisidir.
- TMK m. 2 (Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı): Her bir pay sahibine mahkemeden görevden alma talep etme hakkı tanınmış olsa da (m. 537/2), bu hakkın sırf tasfiye sürecini kilitlemek veya diğer ortaklara zarar vermek amacıyla kullanılması TMK m. 2 uyarınca hukuki himaye görmez [13, 14].
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarına göre, haklı sebep kavramı son derece titizlikle değerlendirilmelidir. Yüksek Mahkeme, basit uyuşmazlıkları, salt görüş ayrılıklarını veya ticari risk kapsamındaki olağan hataları tasfiye memurunun görevden alınması için yeterli "haklı sebep" olarak kabul etmemektedir [15, 16]. Yargıtay'a göre haklı sebep; tasfiye memurunun ortaklık malvarlığını kasten zarara uğratması, hesap ve bilançoları (TTK m. 540) kanuna aykırı düzenlemesi, alacaklıları ve ortakları (TTK m. 541, 543) kasten bilgisiz bırakması veya zimmetine para geçirmesi gibi somut, ispatlanabilir ve tasfiyenin güvenliğini kökünden sarsan ağır ihlallerdir [5, 10, 17].
Ayrıca Yargıtay, görevden alınma davalarında husumetin doğrudan doğruya "tasfiye memuruna" ve zorunlu dava arkadaşlığı kapsamında "şirket tüzel kişiliğine" yöneltilmesi gerektiğine hükmetmektedir (İlgili kararlarda HMK m. 190 gereği ispat yükünün davacı pay sahibinde olduğu açıkça belirtilmiştir) [5].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Kurmaca Senaryo):
X Anonim Şirketi tasfiye sürecine girmiş ve esas sözleşme uyarınca (A) tasfiye memuru olarak atanmıştır. Tasfiye süreci olağan seyrinde devam ederken, pay sahipleri arasında oluşan bir konsensüs neticesinde toplanan olağanüstü genel kurul, hiçbir gerekçe göstermeksizin (A)'yı görevden almış ve yerine (B)'yi atamıştır. (A), görevini kusursuz yürüttüğünü ve ortada haklı bir sebep olmadığını iddia ederek genel kurul kararının iptali ile göreve iadesi talebiyle dava açmıştır.
Hukuki Analiz: TTK m. 537/1 lafzı son derece açıktır. Genel kurul, esas sözleşmeyle atanmış tasfiye memurlarını "her zaman" görevden alabilir [2, 3]. Bu işlem için bir "haklı sebep" şartı aranmaz. Dolayısıyla (A)'nın göreve iade veya genel kurul kararının iptali yönündeki talebi mahkemece reddedilmelidir. Ancak (A)'nın, şayet haksız azil nedeniyle doğan bir maddi zararı varsa (bakiye ücret alacağı gibi), TBK hükümleri çerçevesinde sadece tazminat talep etme hakkı mahfuzdur.
Olay 2 (Kurmaca Senaryo):
Y Anonim Şirketi'nin tasfiye memuru (C), şirkete ait olan ve rayiç değeri 10 Milyon TL olan bir gayrimenkulü, kendi eşinin sahibi olduğu bir şirkete 2 Milyon TL bedelle satmak üzere sözleşme yapmıştır. Bu durumu öğrenen %1 pay sahibi (D), genel kurulun toplanıp (C)'yi görevden almasını beklemeden derhal mahkemeye başvurarak (C)'nin görevden alınmasını ve yerine kayyım niteliğinde yeni bir tasfiye memuru atanmasını talep etmiştir.
Hukuki Analiz: TTK m. 537/2 uyarınca, pay sahiplerinden birinin (sermaye oranına bakılmaksızın) haklı sebep iddiasıyla mahkemeye başvurma hakkı mevcuttur [2, 3]. (C)'nin şirket aktiflerini rayiç bedelin çok altında, üstelik yakın akrabasına devretmesi, sadakat yükümlülüğünün (TTK m. 369 kıyasen) açık ve ağır bir ihlalidir [5]. Mahkeme, ispat yükünü (HMK m. 190) yerine getiren davacı (D)'nin talebini kabul ederek, TTK m. 537/2 gereğince (C)'yi derhal görevden almalı ve şirketin tasfiye gayesini gerçekleştirecek yeni bir tasfiye memurunu resen atamalıdır [5].
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat Yükü: TTK m. 537/2 uyarınca mahkemeden tasfiye memurunun görevden alınmasını talep eden pay sahibi, "haklı sebebin" varlığını ispatla mükelleftir (HMK m. 190, TMK m. 6) [5].
- Zamanaşımı / Süreler: Haklı sebebe dayalı görevden alma davası (m. 537/2) herhangi bir hak düşürücü süreye veya zamanaşımına tabi tutulmamıştır; tasfiye süreci (tüzel kişilik ticaret sicilinden terkin edilene kadar) devam ettiği müddetçe açılabilir [18]. Ancak TMK m. 2 gereği makul sürede dava açılmaması, zımni icazet sayılarak hakkın kötüye kullanılması yasağına takılabilir.
- Görevli/yetkili mahkeme: Uyuşmazlığın çözümünde kesin yetkili mahkeme, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki (TTK m. 531, 542 vd. maddelerle sağlanan sistematik bütünlük gereği) Asliye Ticaret Mahkemesidir [19-21].
- Yaygın uygulama hataları: Uygulamada, genel kurulun TTK m. 537/1 uyarınca aldığı azil kararlarına karşı, memurların "ortada haklı sebep yoktur" itirazıyla iptal davası açtıkları görülmektedir. Bu beyhude bir çabadır zira m. 537/1'de haklı sebep şartı yoktur. Bir diğer hata ise, m. 537/3'teki uyrukluk şikâyetlerinin genel mahkemeler yerine idari kurumlara yapılmasıdır; fıkra açıkça "mahkeme... atar" demektedir [3].
7. Eleştirel Değerlendirme
Doktrinde TTK m. 537 hükmü genellikle isabetli bulunmakla birlikte, özellikle m. 537/2 hükmündeki "pay sahiplerinden birinin istemiyle" şeklindeki ifade eleştiri konusu olabilmektedir. Pay oranına bakılmaksızın %0.01 paya sahip bir ortağın dahi mahkemeye başvurarak görevden alma ve tedbir talep edebilmesi, tasfiye sürecini haksız yere bloke etmek isteyen "şantajcı azınlık" (strike suits) yaratma riskini barındırmaktadır. Her ne kadar bu risk mahkemelerin "haklı sebep" takdiri ile dengelenmeye çalışılsa da, tasfiye sürecinin uzamasına sebebiyet vermektedir.
Öte yandan m. 537/3'teki "Türk vatandaşı" şartı, tamamı yabancı sermayeli olan ve tasfiyeye giren çok uluslu şirketlerin Türkiye'deki iştirakleri bakımından ağır bürokratik engeller doğurmaktadır [3, 5]. Globalleşen sermaye piyasalarında, sadece "Türkiye'de yerleşim yeri" şartının aranmasının alacaklıları ve devleti korumak için yeterli olacağı, uyrukluk şartının ise çağdaş şirketler hukuku eğilimleriyle (esneklik ilkesi) tam bağdaşmadığı ileri sürülebilir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (“TTK”) 537. maddesi, anonim ortaklıkların tasfiye sürecinde görev yapan tasfiye memurlarının (ve tasfiye memuru sıfatıyla hareket eden yönetim kurulu üyelerinin) görevden alınması müessesesini düzenlemektedir [1-3]. Şirketin sona ermesiyle birlikte başlayan tasfiye aşaması, ortaklığın mevcut malvarlığının paraya çevrilmesi, alacakların tahsili ve borçların ödenmesi suretiyle tüzel kişiliğin nihai olarak ortadan kaldırılması amacına hizmet eder [4, 5]. Bu hassas sürecin yürütülmesi, geniş yetkilerle donatılmış tasfiye memurlarına tevdi edilmiştir [6].
Söz konusu hüküm, tasfiye sürecinin güvenliğini, şeffaflığını ve pay sahipleri ile alacaklıların menfaatlerini korumak gayesiyle (ratio legis) kaleme alınmıştır [2, 3]. Madde sistematiği incelendiğinde, kanun koyucunun görevden alma yetkisini iki farklı organa ve usule bağladığı görülmektedir: Bir yanda şirket içi iradeyi temsil eden ve mutlak yetkiye sahip olan "genel kurul", diğer yanda ise azınlık veya bireysel pay sahibi haklarını güvence altına alan "mahkeme" [2, 3]. Maddenin son fıkrası ise doğrudan doğruya devletin egemenlik hakları ve kamu düzeni mülahazalarıyla getirilmiş olan "temsile yetkili memurların tabiiyeti ve yerleşim yeri" şartının müeyyidesini oluşturmaktadır [5, 7]. Doktrinde Bahtiyar, Poroy/Tekinalp/Çamoğlu ve Pulaşlı gibi yazarların da sıklıkla vurguladığı üzere, bu düzenleme, organlar arası yetki dağılımı ile azınlık haklarının korunması arasındaki hassas dengeyi tesis etmektedir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Genel Kurul Tarafından "Her Zaman" Görevden Alma (m. 537/1)
Maddenin birinci fıkrası, genel kurula, tasfiye memurlarını hiçbir gerekçe veya "haklı sebep" göstermeksizin "her zaman" görevden alma yetkisi tanımıştır [2, 3]. Bu yetki, tasfiye memurlarının atanma usulünden (esas sözleşmeyle veya genel kurul kararıyla atanmış olmalarından) bağımsızdır [2, 3]. Doktrinde bu durum, genel kurulun ortaklığın en üst karar organı olması ve "organ egemenliği" ilkesinin bir tezahürü olarak açıklanır. Tasfiye memurları ile ortaklık arasındaki hukuki ilişki, temelinde bir vekâlet akdi niteliği taşıdığından, Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 512 uyarınca vekâletin her zaman tek taraflı olarak geri alınabilmesi kuralının şirketler hukukundaki yansımasıdır. Görevden alınan tasfiye memurunun, şayet aralarında bir hizmet veya vekâlet sözleşmesi var ve görevden alma haksız ise, tazminat talep etme hakkı genel hükümler çerçevesinde saklıdır.
2.2. Mahkeme Kararıyla Görevden Alma ve "Haklı Sebep" Kavramı (m. 537/2)
İkinci fıkra, bireysel pay sahipliği haklarının korunması bağlamında büyük bir öneme sahiptir. Düzenlemeye göre, pay sahiplerinden her biri (sermaye payının oranına bakılmaksızın), "haklı sebeplerin" mevcudiyeti hâlinde tasfiye memurunun görevden alınmasını mahkemeden talep edebilir [3, 5]. "Haklı sebep" (just cause) kanunda tahdidi olarak sayılmamış, ucu açık bir hukuki kavram (belirsiz hukuki kavram) olarak hâkimin takdirine (TMK m. 4) bırakılmıştır [8, 9]. Doktrin ve Yargıtay içtihatları ışığında haklı sebep; tasfiye memurunun görevini ağır surette ihmal etmesi, sadakat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranması, şahsi menfaatlerini şirket menfaatlerine üstün tutması, tasfiye sürecini haksız yere uzatması veya şirket malvarlığını (aktifleri) rayiç bedelin çok altında satarak (TTK m. 538) pay sahiplerini zarara uğratması gibi fiillerdir [5, 10, 11]. Mahkemenin bu fıkra uyarınca vereceği karar inşai (yenilik doğuran) niteliktedir ve bu yolla atanan tasfiye memurları mahkeme kararına istinaden tescil ve ilan olunur [5, 7].
2.3. Tabiiyet ve Yerleşim Yeri Şartına Dayalı Görevden Alma (m. 537/3)
TTK m. 536/4 hükmü, şirketi temsile yetkili tasfiye memurlarından en az birinin Türk vatandaşı olmasını ve yerleşim yerinin Türkiye'de bulunmasını emretmektedir [3]. M. 537/3 ise bu emredici kuralın ihlali durumunda işletilecek mekanizmayı düzenler. Bu şartın ihlali hâlinde, salt pay sahipleri değil, "alacaklılar" ve kamu düzenini teminen "Gümrük ve Ticaret Bakanlığı" da (yeni adıyla Ticaret Bakanlığı) mahkemeye başvurarak şarta uygun birinin atanmasını isteyebilir [5, 7]. Bu hüküm, tasfiye sürecinde devletin denetim imkânını muhafaza etme ve alacaklıların Türkiye sınırları içerisinde muhatap bulabilmesini (jurisdiction) sağlama amacını güder [5].
3. Sistematik İlişkiler
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarına göre, haklı sebep kavramı son derece titizlikle değerlendirilmelidir. Yüksek Mahkeme, basit uyuşmazlıkları, salt görüş ayrılıklarını veya ticari risk kapsamındaki olağan hataları tasfiye memurunun görevden alınması için yeterli "haklı sebep" olarak kabul etmemektedir [15, 16]. Yargıtay'a göre haklı sebep; tasfiye memurunun ortaklık malvarlığını kasten zarara uğratması, hesap ve bilançoları (TTK m. 540) kanuna aykırı düzenlemesi, alacaklıları ve ortakları (TTK m. 541, 543) kasten bilgisiz bırakması veya zimmetine para geçirmesi gibi somut, ispatlanabilir ve tasfiyenin güvenliğini kökünden sarsan ağır ihlallerdir [5, 10, 17]. Ayrıca Yargıtay, görevden alınma davalarında husumetin doğrudan doğruya "tasfiye memuruna" ve zorunlu dava arkadaşlığı kapsamında "şirket tüzel kişiliğine" yöneltilmesi gerektiğine hükmetmektedir (İlgili kararlarda HMK m. 190 gereği ispat yükünün davacı pay sahibinde olduğu açıkça belirtilmiştir) [5].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Kurmaca Senaryo): X Anonim Şirketi tasfiye sürecine girmiş ve esas sözleşme uyarınca (A) tasfiye memuru olarak atanmıştır. Tasfiye süreci olağan seyrinde devam ederken, pay sahipleri arasında oluşan bir konsensüs neticesinde toplanan olağanüstü genel kurul, hiçbir gerekçe göstermeksizin (A)'yı görevden almış ve yerine (B)'yi atamıştır. (A), görevini kusursuz yürüttüğünü ve ortada haklı bir sebep olmadığını iddia ederek genel kurul kararının iptali ile göreve iadesi talebiyle dava açmıştır. Hukuki Analiz: TTK m. 537/1 lafzı son derece açıktır. Genel kurul, esas sözleşmeyle atanmış tasfiye memurlarını "her zaman" görevden alabilir [2, 3]. Bu işlem için bir "haklı sebep" şartı aranmaz. Dolayısıyla (A)'nın göreve iade veya genel kurul kararının iptali yönündeki talebi mahkemece reddedilmelidir. Ancak (A)'nın, şayet haksız azil nedeniyle doğan bir maddi zararı varsa (bakiye ücret alacağı gibi), TBK hükümleri çerçevesinde sadece tazminat talep etme hakkı mahfuzdur.
Olay 2 (Kurmaca Senaryo): Y Anonim Şirketi'nin tasfiye memuru (C), şirkete ait olan ve rayiç değeri 10 Milyon TL olan bir gayrimenkulü, kendi eşinin sahibi olduğu bir şirkete 2 Milyon TL bedelle satmak üzere sözleşme yapmıştır. Bu durumu öğrenen %1 pay sahibi (D), genel kurulun toplanıp (C)'yi görevden almasını beklemeden derhal mahkemeye başvurarak (C)'nin görevden alınmasını ve yerine kayyım niteliğinde yeni bir tasfiye memuru atanmasını talep etmiştir. Hukuki Analiz: TTK m. 537/2 uyarınca, pay sahiplerinden birinin (sermaye oranına bakılmaksızın) haklı sebep iddiasıyla mahkemeye başvurma hakkı mevcuttur [2, 3]. (C)'nin şirket aktiflerini rayiç bedelin çok altında, üstelik yakın akrabasına devretmesi, sadakat yükümlülüğünün (TTK m. 369 kıyasen) açık ve ağır bir ihlalidir [5]. Mahkeme, ispat yükünü (HMK m. 190) yerine getiren davacı (D)'nin talebini kabul ederek, TTK m. 537/2 gereğince (C)'yi derhal görevden almalı ve şirketin tasfiye gayesini gerçekleştirecek yeni bir tasfiye memurunu resen atamalıdır [5].
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
Doktrinde TTK m. 537 hükmü genellikle isabetli bulunmakla birlikte, özellikle m. 537/2 hükmündeki "pay sahiplerinden birinin istemiyle" şeklindeki ifade eleştiri konusu olabilmektedir. Pay oranına bakılmaksızın %0.01 paya sahip bir ortağın dahi mahkemeye başvurarak görevden alma ve tedbir talep edebilmesi, tasfiye sürecini haksız yere bloke etmek isteyen "şantajcı azınlık" (strike suits) yaratma riskini barındırmaktadır. Her ne kadar bu risk mahkemelerin "haklı sebep" takdiri ile dengelenmeye çalışılsa da, tasfiye sürecinin uzamasına sebebiyet vermektedir. Öte yandan m. 537/3'teki "Türk vatandaşı" şartı, tamamı yabancı sermayeli olan ve tasfiyeye giren çok uluslu şirketlerin Türkiye'deki iştirakleri bakımından ağır bürokratik engeller doğurmaktadır [3, 5]. Globalleşen sermaye piyasalarında, sadece "Türkiye'de yerleşim yeri" şartının aranmasının alacaklıları ve devleti korumak için yeterli olacağı, uyrukluk şartının ise çağdaş şirketler hukuku eğilimleriyle (esneklik ilkesi) tam bağdaşmadığı ileri sürülebilir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.