RESMİ METİN

C) Sınır


Madde 506 - (1) 504 ve 505 inci madde hükümlerine bağlı borçlanma senetlerinin toplam tutarı, sermaye ile bilançoda yer alan yedek akçelerin toplamını aşamaz; kanunların bilançoya konulmasına izin verdiği yeniden değerleme fonları da toplama katılır. Kanunlardaki istisnalar saklıdır. (2) Sermaye Piyasası Kanunu ile ilgili mevzuat hükümleri saklıdır. SEKİZİNCİ BÖLÜM Kâr, Kazanç ve Tasfiye Payı A) Kâr ve tasfiye payı hakkı I - Genel olarak MADDE 5 07 - (1) Her pay sahibi, kanun ve esas sözleşme hükümlerine göre pay sahiplerine dağıtılması kararlaştırılmış net dönem kârına, payı oranında katılma hakkını haizdir. Şirketin sona ermesi hâlinde her pay sahibi, esas sözleşmede sona eren şirketin mal varlığ ının kullanılmasına ilişkin, başka bir hüküm bulunmadığı takdirde, tasfiye sonucunda kalan tutara payı oranında katılır. (2) Esas sözleşmede payların bazı türlerine tanınan imtiyaz haklarıyla özel menfaatler saklıdır. (3) Sermaye Piyasası Kanunu ve ilgili mevzuat hükümleri saklıdır.


AKADEMİK YORUM VE ANALİZ

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (“TTK”) 506. maddesi, anonim ortaklıkların yabancı kaynak (borç) temini amacıyla ihraç edecekleri menkul kıymetlerin miktar itibarıyla tabi olduğu yasal tavanı düzenlerken; müteakip 507. madde ise pay sahibinin şirketteki temel mali hakları olan kâr payı ve tasfiye payı haklarını güvence altına almaktadır [1, 2]. Kanun koyucu, bu iki maddeyi sırasıyla “Borçlanma Senetleriyle Alma ve Değiştirme Hakkını İçeren Menkul Kıymetler” ve “Kâr, Kazanç ve Tasfiye Payı” başlıkları altında sistematize etmiştir.

Anonim şirketler, finansman ihtiyaçlarını özkaynak (sermaye artırımı) veya yabancı kaynak (borçlanma araçları ihracı) yoluyla karşılarlar. TTK m. 506, şirketin borçlanma senetleri ihraç ederek aşırı borçlanmasını önlemek ve hem şirket alacaklılarını hem de pay sahiplerini riskli finansal yapılardan korumak amacıyla ihraç tavanını emredici bir kural olarak belirlemiştir [1]. TTK m. 507 ise, anonim ortaklığın temel gayesi olan "kazanç elde etme ve paylaşma" olgusunun somutlaşmış hali olan kâr payı hakkı ile tüzel kişiliğin sona ermesi halindeki tasfiye payı hakkını düzenlemektedir [1-3]. Pay sahipliği sıfatından doğan bu temel mali haklar, ortaklık ile pay sahibi arasındaki bağın ekonomik temelini oluşturur.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. Borçlanma Senetleri İhracında Yasal Sınır (TTK m. 506)

TTK m. 506 uyarınca, genel kurul (TTK m. 504) veya yetkilendirilmişse yönetim kurulu (TTK m. 505) kararıyla ihraç edilecek tahvil, finansman bonosu ve varlığa dayalı senet gibi borçlanma araçlarının toplam tutarı; "sermaye ile bilançoda yer alan yedek akçelerin toplamını" aşamaz [1, 4, 5]. Kanunların bilançoya konulmasına izin verdiği yeniden değerleme fonları da bu toplama dâhil edilir [1]. Buradaki sınırın temel ratio legis’i (konuluş amacı), şirketin özkaynak yapısıyla orantısız bir biçimde borçlanmasını engelleyerek, alacaklıların tatmin kabiliyetini korumak ve şirketin borca batık duruma düşme riskini (TTK m. 376) minimize etmektir. TTK, Sermaye Piyasası Kanunu (SerPK) ve ilgili mevzuat hükümlerini saklı tutarak, halka açık anonim ortaklıklar bakımından Sermaye Piyasası Kurulu'nun (SPK) belirleyeceği farklı (genellikle daha esnek) ihraç tavanlarının uygulanmasına da alan açmıştır [1, 6].

2.2. Kâr Payı Hakkı (TTK m. 507/1)

Kâr payı, pay sahibinin ortaklık ilişkisinden doğan asli ve vazgeçilmez mali hakkıdır. TTK m. 507/1, her pay sahibinin, kanun ve esas sözleşme hükümlerine göre dağıtılması kararlaştırılmış "net dönem kârına" payı oranında katılma hakkını haiz olduğunu amir hüküm olarak düzenlemiştir [1, 2]. Kâr payı, ancak net dönem kârından ve serbest yedek akçelerden dağıtılabilir (TTK m. 509) [7, 8]. Kâr payı hakkının özüne dokunan, pay sahibini makul ve hukuki bir sebep (örneğin şirketin gelişimi için yatırım yapılması ihtiyacı - TTK m. 523/2) olmaksızın sürekli kârdan mahrum bırakan genel kurul kararları, TTK m. 447 bağlamında sermayenin korunması ve pay sahibinin vazgeçilmez haklarının ihlali gerekçesiyle butlan (kesin hükümsüzlük) yaptırımı ile karşılaşır [7, 9].

2.3. Tasfiye Payı Hakkı (TTK m. 507/1)

Tasfiye payı alma hakkı, şirketin faaliyetini sürdürüp fesih ve tasfiye aşamasına girmesi, borçlarının ödenmesi ve sermaye bedellerinin iadesinden sonra kalan (artan) malvarlığı değeri (tasfiye bakiyesi) üzerinde pay sahibinin sahip olduğu haktır [3, 10]. TTK m. 507/1 gereği, şirket sözleşmesinde sona eren şirketin malvarlığının kullanılmasına ilişkin "başka bir hüküm bulunmadığı takdirde", her pay sahibi tasfiye sonucunda kalan tutara "payı oranında" katılır [1, 2]. Doktrinde Reha Poroy, Ünal Tekinalp ve Ersin Çamoğlu'nun ifade ettiği üzere, tasfiye payı hakkı nispi bir müktesep hak niteliğindedir [11, 12]. Esas sözleşme ile tasfiye bakiyesinin bir vakfa bırakılması veya rüçhan hakkı gibi farklı statülere özgülenmesi mümkündür; ancak bu değişikliklerin pay sahiplerinin rızası hilafına yapılması hakkın özüne dokunma yasağı kapsamında değerlendirilir [12, 13].

2.4. İmtiyazlı Paylar ve Özel Menfaatler (TTK m. 507/2)

Kanun, eşitlik ilkesinin (TTK m. 357) bir istisnası olarak [14], ilk esas sözleşme ile veya esas sözleşme değiştirilerek bazı paylara imtiyaz tanınmasına cevaz vermektedir (TTK m. 478) [15]. TTK m. 507/2, esas sözleşmede kâr ve tasfiye paylarına ilişkin tanınan bu imtiyaz haklarını açıkça saklı tutmuştur [2]. Kâr payında imtiyaz, belirli bir pay grubuna kârdan öncelikli veya daha yüksek oranda pay alma hakkı bahşederken; tasfiye payında imtiyaz, tasfiye bakiyesinin dağıtımında rüçhaniyet veya daha yüksek bir oran talep etme hakkı sağlar [15, 16].

3. Sistematik İlişkiler

  • TTK m. 504 ve 505 (Menkul Kıymet İhracı Yetkisi): TTK m. 506'daki borçlanma senedi ihraç sınırı, m. 504'teki genel kurul yetkisi ve m. 505'teki yönetim kuruluna devredilebilen 15 aylık yetki çerçevesinde değerlendirilmelidir [4, 5, 17]. Organlar, kararlarını alırken m. 506'daki tavana riayet etmek zorundadır.
  • SerPK m. 31 (Sermaye Piyasası Kanunu İlişkisi): TTK m. 506/2, SerPK hükümlerini saklı tutmuştur [1]. Halka açık şirketlerde, SPK'nın "Borçlanma Araçları Tebliği" uyarınca ihraç tavanları, derecelendirme (rating) notu, finansal tablolar ve halka açıklık statüsüne göre TTK'nın öngördüğü özkaynak toplamından çok daha yüksek oranlarda (örneğin özkaynakların 3 ila 6 katı) belirlenebilmektedir [6, 18].
  • TTK m. 447 ve TBK m. 27 (Butlan): TTK m. 507 kapsamında pay sahibinin kâr payı veya tasfiye payı alma gibi vazgeçilmez temel haklarını (çekirdek hakları) tamamen ortadan kaldıran veya kanunun izin verdiği ölçü dışında sınırlandıran genel kurul kararları, TTK m. 447/1-a ve TBK m. 27 uyarınca emredici hükümlere aykırılık teşkil edeceğinden kesin hükümsüzdür (batıldır) [7, 9].
  • TTK m. 376 (Sermaye Kaybı ve Borca Batıklık): TTK m. 506 ile getirilen tavan, şirketin TTK m. 376 bağlamında borca batık duruma düşmesini engellemeye matuf bir önleyici tedbirdir [19]. Sınırı aşan borçlanmalar, doğrudan şirketin pasif karakterini artıracağından, sermayenin kaybı riskini hızlandırır.

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi ve Hukuk Genel Kurulu'nun yerleşik içtihatlarına göre, anonim şirket genel kurulları, kâr dağıtımı ve ihraç edilecek borçlanma araçları konularında sınırsız bir takdir yetkisine sahip değildir. Yargıtay, özellikle kâr payı dağıtımının şirket sözleşmesi ve kanun aksine haklı bir sebep (örneğin şirketin somut yatırım projeleri, finansal kriz, likidite darlığı) olmaksızın yıllarca ertelenmesini, çoğunluğun azınlığa karşı "eşit işlem ilkesi"ne (TTK m. 357) ve dürüstlük kuralına (TMK m. 2) aykırı bir "kâr payı ambargosu" (azınlığı aç bırakma stratejisi) olarak nitelendirmekte ve bu tür genel kurul kararlarının iptaline veya butlanının tespitine karar vermektedir.

Tasfiye payı ile ilgili uyuşmazlıklarda ise Yargıtay, tasfiye bakiyesinin pay sahipleri dışında üçüncü kişilere veya kurumlara aktarılabilmesi için esas sözleşmede bu yönde açık ve tereddüde yer bırakmayan bir hükmün bulunmasını veya bu kararın alınabilmesi için oybirliği yahut çok nitelikli ağırlaştırılmış nisapların sağlanmasını şart koşmaktadır. Aksi halde, ortaklık yapısından kaynaklanan mali hakkın gasp edildiği kabul edilmektedir.

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1 (Borçlanma Senetleri Tavanının Aşılması): Halka kapalı bir anonim şirketin (A A.Ş.) ödenmiş sermayesi 5.000.000 TL, yedek akçeleri ve yeniden değerleme fonları toplamı 2.000.000 TL'dir. Şirket genel kurulu, yeni bir fabrika yatırımı için 10.000.000 TL tutarında finansman bonosu ihracına karar vermiştir. Hukuki analiz: TTK m. 506/1 uyarınca şirketin ihraç edebileceği borçlanma senetlerinin toplam tutarı, sermaye (5M) + yedek akçeler ve fonlar (2M) = 7.000.000 TL'yi aşamaz [1]. Genel kurulun 10.000.000 TL tutarındaki ihraç kararı, kanunun emredici tavan sınırını ihlal etmektedir. Bu karar, kanunun emredici hükmüne aykırılık teşkil ettiğinden, TTK m. 445 ve m. 447 çerçevesinde hükümsüzlük (somut olayın ağırlığına göre iptal edilebilirlik veya butlan) riski altındadır ve ticaret sicili tarafından tescilinden imtina edilebilir.

Olay 2 (Tasfiye Payından Mahrum Bırakma): B A.Ş.'nin genel kurulu, faaliyetlerin sona ermesi neticesinde tasfiyeye girilmesine ve tasfiye sonucunda elde edilecek bakiye malvarlığının (tasfiye artığının), şirket esas sözleşmesinde hiçbir hüküm bulunmamasına rağmen, oy çokluğu ile şirketin kurucusu adına kurulmuş olan bir vakfa bağışlanmasına karar vermiştir. %10 paya sahip azınlık, bu karara muhalif kalmıştır. Hukuki analiz: TTK m. 507/1 uyarınca, esas sözleşmede sona eren şirketin malvarlığının kullanılmasına ilişkin özel bir hüküm yoksa, tasfiye bakiyesi pay sahiplerine payları oranında dağıtılmak zorundadır [1, 2]. Esas sözleşmede dayanağı bulunmayan ve çoğunluk kararıyla azınlığın temel mali hakkı olan tasfiye payı hakkını gasp eden bu genel kurul kararı, pay sahibinin vazgeçilmez nitelikteki haklarını ortadan kaldırdığı için TTK m. 447/1-a gereğince kesin hükümsüzdür (batıldır) [7, 9]. Muhalif pay sahibi, süre sınırı olmaksızın (dürüstlük kuralı sınırları içinde) butlanın tespiti davası açabilir.

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat yükü: Kâr payının dağıtılmamasının haklı sebeplere dayandığına (örneğin şirketin likidite ihtiyacı olduğuna veya zorunlu yatırımlar bulunduğuna) ilişkin ispat yükü, iptal davası açıldığında şirkete aittir. Borçlanma sınırı aşımında ise, sınırın ihlal edildiği şirket bilançoları üzerinden davacı tarafından ispatlanır.
  • Zamanaşımı / Süreler: TTK m. 445 uyarınca iptal davası açma süresi, genel kurul tarihinden itibaren 3 aydır [20]. Ancak kararın TTK m. 447 uyarınca batıl (örneğin kâr veya tasfiye payı hakkının tamamen ortadan kaldırılması) olması halinde, süreye bağlı olmaksızın her zaman tespit istenebilir [21]. Haksız yere alınan kâr paylarının iadesi ise TTK m. 512 uyarınca paranın alındığı tarihten itibaren 5 yıl içinde zamanaşımına uğrar [22].
  • Görevli/yetkili mahkeme: Genel kurul kararlarının hükümsüzlüğü davaları, TTK m. 446 ve usul hukuku kuralları gereğince, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki Asliye Ticaret Mahkemesi'nde açılır [23].
  • Yaygın uygulama hataları: Şirket yönetimlerinin borçlanma aracı ihraç limitlerini hesaplarken "yeniden değerleme fonları" ile "serbest yedek akçeleri" hesaba dâhil etmeyi unutmaları ve ihraç hacmini yalnızca nominal sermaye üzerinden dar değerlendirmeleri uygulamada sıklıkla karşılaşılan bir hatadır. Bir diğer hata ise, kâr payı tevziine karar verilmeden (m. 508), yedek akçeler kanuna uygun olarak ayrılmadan dağıtım yapılmasıdır (TTK m. 509, 523) [8, 24].

7. Eleştirel Değerlendirme

Türk ticaret hukuku doktrininde TTK m. 506 ile getirilen sabit yasal tavan ciddi eleştirilere tabidir. Gelişmiş hukuk sistemlerinde borçlanma tavanları, statik bilanço kalemlerinden (sermaye + yedekler) ziyade, şirketin operasyonel nakit yaratma gücüne (EBITDA vb.) veya rating kuruluşlarının değerlendirmelerine göre belirlenmektedir. Halka kapalı anonim şirketler için katı bir matematiksel üst sınır belirlenmesi, hızlı büyüme potansiyeline sahip, yüksek kâr marjlı ancak düşük özkaynaklı start-up'ların veya teknoloji şirketlerinin tahvil/bono gibi sermaye piyasası enstrümanlarına erişimini imkânsız kılmaktadır. Bu durum, şirketleri alternatif finansman yollarına (yüksek faizli banka kredileri vb.) itmekte ve ekonomik rasyoneliteye aykırı düşmektedir. Nitekim SPK mevzuatının halka açık şirketlere tanıdığı esnek ihraç tavanları [6], TTK'daki katı düzenlemenin piyasa gerçekleriyle ne denli örtüşmediğini kanıtlar niteliktedir.

TTK m. 507 özelinde ise, "müktesep hak" kavramının yeni TTK'nın terimolojisinden ("vazgeçilmez nitelikteki haklar" ibaresi kullanılarak) çıkartılmış olması, tasfiye payı gibi temel hakların esas sözleşme değişiklikleriyle nasıl sınırlandırılabileceği hususunda doktrinde tartışmalara (örneğin nispi müktesep hak – mutlak müktesep hak ayrımı) neden olmuştur [11, 25, 26]. Kanun koyucunun, tasfiye bakiyesinin "esas sözleşmede aksine hüküm bulunmadıkça" ibaresiyle [2] dağıtılacağını öngörmesi, bu hükmün sınırlarının nerede bitip hakkın özüne dokunma yasağının nerede başlayacağı (TTK m. 447/1-a) hususunu tamamen Yargıtay'ın içtihat hukuku ile şekillendirmesine bırakmıştır [12, 13]. Bu durum, kanunilik ilkesi ve öngörülebilirlik açısından yapısal bir eksiklik olarak değerlendirilmektedir.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.

Metodolojik Not

Bu çalışma, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. İçerik, güncel kanun değişiklikleri ve yüksek yargı kararları ışığında revize edilmektedir.