1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 494. maddesi, borsaya kote edilmemiş (kapalı) anonim ortaklıklarda, nama yazılı payların devrinin esas sözleşme ile sınırlandırılması (bağlam/vinkülasyon) durumunda, devir işleminin hukuki akıbetini ve ortaklık haklarının ne şekilde geçeceğini düzenlemektedir [1]. Madde, pay senetlerinin serbestçe devredilebilirliği ilkesi ile kapalı anonim ortaklıkların kendi pay sahibi yapısını (yabancılaşmayı önleme ve ekonomik bağımsızlığı koruma) muhafaza etme menfaati arasındaki hassas dengeyi kuran temel taşlarından biridir [2, 3].
Sistematik açıdan TTK m. 494, iradi devirler ile kanuni (irade dışı) geçiş halleri arasında net bir ayrım yapmaktadır. Birinci fıkra, iradi devirlerde "paysahipliği haklarının bütünlüğü" ilkesini muhafaza ederek, ortaklığın onayı olmaksızın mülkiyetin ve hiçbir hakkın devralana geçmeyeceğini emreder [4]. İkinci fıkra ise, miras, icra veya mal rejimi gibi kanuni geçiş hallerinde mülkiyet ve malvarlığı haklarının derhal devralana geçeceğini, ancak idari hakların (oy hakkı vb.) ortaklık onayı ile geçebileceğini hükme bağlayarak hakların bölünmesi (parçalanması) esasını benimsemiştir [5]. Üçüncü fıkra ise, ortaklığın onaylama merci olarak takdir yetkisini sonsuza kadar sürdüremeyeceğini, hukuki güvenliğin sağlanması adına üç aylık sükûtun veya haksız reddin "zımni onay" olarak addedileceğini düzenler [6, 7].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. İradi Devirlerde "Paysahipliği Haklarının Bütünlüğü" İlkesi
Maddenin birinci fıkrasına göre, borsaya kote edilmemiş nama yazılı payların iradi bir hukuki işlemle (örneğin satım sözleşmesi) devrinde, anonim şirketin devir işlemine onayı "kurucu" nitelik taşımaktadır. Onay verilmediği sürece payların mülkiyeti, mali haklar (kâr payı, rüçhan vb.) ve idari haklar (genel kurula katılma, oy, bilgi alma vb.) bütünüyle devredende kalır [1, 4]. Türk Ticaret Kanunu, borsaya kote edilmemiş paylar bakımından hakların parçalanmasına cevaz vermemiş, işlemi tam bir askıda hükümsüzlük (bağlılık) durumuna tabi tutmuştur [4]. Bu, devredenin halen pay sahibi sıfatıyla ortaklığa karşı muhatap alınmasını ve sorumluluklarının devamını ifade eder.
2.2. Kanuni Geçiş Hallerinde Hakların Bölünmesi (Mali ve İdari Hak Ayrımı)
Maddenin ikinci fıkrası, miras, mirasın paylaşımı, eşler arasındaki mal rejimi tasfiyesi veya cebri icra (haciz ve satış) yoluyla payların intikali durumunda özel bir istisna getirmiştir [1]. Bu hallerde intikal, devredenin iradesi dışında gerçekleştiği için, mülkiyet hakkının ve bu mülkiyete sıkı sıkıya bağlı olan "malvarlığı haklarının" (finansal menfaatlerin) derhal, şirketin onayı aranmaksızın devralana geçeceği kabul edilmiştir [5, 7]. Ancak anonim ortaklığın yabancılaşmama menfaatini korumak adına, idari hakların (genel kurula katılma ve oy hakları) kullanımı şirketin onayına talik edilmiştir. Şirket bu onayı vermediği sürece, devralan sadece "oysuz pay sahibi" (mali hak sahibi) statüsünde kalır [5].
2.3. Üç Aylık Süre, Zımni Onay ve Haksız Ret
Maddenin üçüncü fıkrasında yer alan "onaylamaya ilişkin istemi, aldığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde reddetmemişse veya ret haksızsa, onay verilmiş sayılır" hükmü, devralanın sonsuza kadar askıda tutulmasını engeller [7]. Şirket yönetim kurulu, istemin kendisine ulaşmasından itibaren üç ay içinde, kanunda öngörülen (TTK m. 493) geçerli bir haklı sebebe (esas sözleşmedeki önemli sebepler veya gerçek değeri üzerinden payı almayı önerme) dayanarak reddetmek zorundadır [2, 6]. Şirketin sessiz kalması zımni kabul anlamına gelirken, kanuni şartları sağlamayan (örneğin gerçek değeri teklif etmeyen) bir ret kararı da "haksız ret" sayılacak ve hukuken onayın verildiği sonucunu doğuracaktır [6].
3. Sistematik İlişkiler
- TTK m. 490 ve m. 492 (Devrin Sınırlandırılması ve Bağlam Kuralları): Nama yazılı payların kural olarak serbestçe devredilebileceği (m. 490) ilkesinin istisnası olan "bağlam" kurallarının (m. 492) hukuki sonuçları ve yaptırımı m. 494 ile şekillenmiştir [8, 9].
- TTK m. 493 (Borsaya Kote Edilmemiş Paylarda Ret Sebepleri): TTK m. 494/3'teki "haksız ret" kavramının içeriği, TTK m. 493'te sayılan haklı sebeplerin varlığına veya şirketin payları kendi/üçüncü kişi adına "gerçek değeriyle" almayı önermesi koşulunun gerçekleşip gerçekleşmediğine göre tayin edilir [2].
- TTK m. 497 (Borsaya Kote Edilmiş Nama Yazılı Paylar ile Karşılaştırma): Borsaya kote edilmiş nama yazılı payların devrinde, devralan mülkiyeti ve mali hakları borsa işlemi ile anında kazanırken (TTK m. 497), kote edilmemiş paylarda (TTK m. 494) mülkiyet dahi onaya tabi tutularak iki sistem arasında derin bir farklılık yaratılmıştır [4, 10].
- İİK m. 145 vd. ve TMK m. 599 (Külli Halefiyet ve Cebri Satış): Mirasın intikali ve cebri icra satışı ile mülkiyetin tescilsiz veya onaysız derhal kazanılmasını düzenleyen temel medeni ve usul hukuku kuralları, TTK m. 494/2 fıkrasında şirketler hukuku dogmatiği ile uyumlaştırılmıştır.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarına göre, kapalı anonim şirketlerde bağlam kurallarına tabi nama yazılı payların devrinde, esas sözleşmedeki kısıtlamalara uyulmadan veya yönetim kurulunun onayı alınmadan pay defterine yapılan kayıtlar ve bu kayıtlara dayalı devirler geçersizdir. Yargıtay kararlarında bilhassa TTK m. 494/3 bağlamında, yönetim kurulunun devre onay verip vermeme yetkisinin mutlak ve keyfi olmadığı vurgulanır. Şirket, devri onaylamaktan kaçınıyorsa, TTK m. 493 uyarınca gerçek değeri devralana ödemeyi teklif etmek gibi yapısal ve somut alternatifleri sunmakla mükelleftir. Haksız bir ret söz konusu olduğunda, Yargıtay devralanın açacağı bir "tespit ve pay defterine kayıt davası" (eda davası) sonucunda hâkimin zımni veya kanuni onayın gerçekleştiğini tespit ederek devralanın pay defterine kaydedilmesine hükmetmesi gerektiğini kabul etmektedir [11, 12].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (İradi Devir Süreci):
X A.Ş.'nin (kapalı anonim şirket) esas sözleşmesinde nama yazılı payların devrinin şirket onayına tabi olduğu hüküm altına alınmıştır. Pay sahibi Bay A, paylarını Bay B'ye haricen akdedilen bir pay devir sözleşmesi ve ciro ile devretmiş, Bay B şirkete onay ve pay defterine kayıt için yazılı başvuruda bulunmuştur. Şirket yönetim kurulu aradan 4 ay geçmesine rağmen başvuruya olumlu veya olumsuz hiçbir yazılı dönüş yapmamış, yaklaşan genel kurul toplantısında Bay B'yi hazırun cetveline dâhil etmemiştir.
Hukuki analiz: TTK m. 494/3 hükmü gereğince anonim şirketin onay başvurusunu aldığı tarihten itibaren 3 ay içinde bir cevap vermemesi "zımni onay" olarak sonuç doğurur [6, 7]. İradi devir sürecinde ilk 3 ay mülkiyet devredende kalmışsa da, üç aylık sürenin sükût ile dolduğu günün ertesi itibarıyla, mülkiyet, idari ve mali tüm haklar hukuken Bay B'ye geçmiştir. Yönetim kurulunun Bay B'yi genel kurula almaması yasaya aykırıdır; Bay B, yönetim kurulu işleminin hukuka aykırılığının tespiti ve genel kurul kararının (şartları varsa) TTK m. 446/1-b uyarınca iptali için dava açabilir [13].
Olay 2 (Cebri İcra Yoluyla İntikal):
Kapalı bir anonim şirket olan Y A.Ş.'deki pay sahibi Bay C'nin senede bağlanmış nama yazılı payları, şahsi borcu sebebiyle icra dairesince haczedilmiş ve açık artırma ile satılarak ihale Bay D üzerinde kalmıştır. İhale kesinleştikten sonra Y A.Ş. yönetimi, Bay D'yi şirket bünyesinde görmek istemediği için, devir işlemini reddettiklerini Bay D'ye bildirmiş, kâr dağıtımında Bay D'ye ödeme yapmamıştır.
Hukuki analiz: TTK m. 494/2 uyarınca, cebri icra ile devir kanuni bir geçiş hâli olup, payların mülkiyeti ve "malvarlığına ilişkin haklar" (kâr payı dâhil) ihale anı itibarıyla derhâl devralana (Bay D) geçmiştir [1, 5]. Şirketin Bay D'ye kâr payı ödememesi kanuna açık aykırılıktır. Ancak genel kurula katılma ve oy haklarının Bay D'ye geçmesi için şirketin onayı gerekir. Şirket bu idari hakların geçişini reddetmek istiyorsa (Bay D'yi ortak olarak kabul etmiyorsa), TTK m. 493/4 uyarınca Bay D'ye payların gerçek değerini ödemeyi teklif etmeli ve payları şirket/üçüncü kişi lehine satın almalıdır [14, 15]. Salt "seni ortak olarak istemiyoruz" diyerek gerçek değer üzerinden alım teklifinde bulunmadan yapılan ret, TTK m. 494/3 kapsamında "haksız ret" niteliğindedir [7] ve bu durumda idari haklar (oy hakkı) da Bay D'ye geçecektir.
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat yükü: Devrin haksız reddedildiğini veya zımni onayın gerçekleştiğini (3 aylık sürenin geçtiğini) iddia eden devralan, başvuru tarihini kesin delillerle (noter ihtarnamesi, iadeli taahhütlü posta) ispat etmelidir. Haklı sebebin (örneğin devralanın rakip firma olması veya şirketin gerçek değeri ödemeyi teklif ettiği olgularının) ispat yükü ise ortaklığın yönetim kuruluna düşer.
- Zamanaşımı / Süreler: Yönetim kuruluna tanınan 3 aylık değerlendirme süresi, hak düşürücü nitelikte, maddi hukuka dayalı bir süredir [7]. Ayrıca, devre onayın reddi durumunda açılacak eda veya tespit davalarında, yönetim kurulunun haksız işlemine ıttıla tarihinden itibaren genel mahiyetteki dava zamanaşımı süreleri dikkate alınmalıdır.
- Görevli/yetkili mahkeme: Pay devrine onayın reddi ve zımni onayın tespiti ile pay defterine kayıt istemiyle açılacak eda davaları, mutlak ticari dava niteliğindedir. Görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesi olup, yetkili mahkeme şirketin sicil merkezinin bulunduğu yer mahkemesidir.
- Yaygın uygulama hataları: Kapalı anonim şirket yönetim kurullarının miras veya cebri icra yoluyla payları edinen kişilere "kâr payı" (temettü) ödemelerini dahi yapmaktan imtina etmeleri en yaygın doktriner/uygulamaya dair hatalardan biridir. Oysa kanun m. 494/2 ile mali hakların derhal intikal ettiğini son derece sarih bir biçimde düzenlemiştir [5].
7. Eleştirel Değerlendirme
Doktrinde TTK m. 494, getirdiği ikili rejim (iradi devir ile kanuni geçiş ayrımı) sebebiyle hem takdir edilmiş hem de bazı sorunlar barındırdığı için eleştirilmiştir. Türk doktrinindeki temel tartışmalar, kanuni geçiş hallerinde (m. 494/2) mülkiyet ve malvarlığı haklarının devralanda, idari hakların ise eski ortakta kalamayacağı gerçeğiyle (eski ortağın ölümü veya haciz sebebiyle bağının kopması) şirketin yönetimsiz veya temsilsiz kalması riskidir. Bu "boşluk" döneminde oy haklarının donduğu (askıda olduğu) doktrinde baskın olarak savunulmakla birlikte, bu durumun azınlık haklarının kullanımını ve nisapları nasıl etkileyeceği, rüçhan hakkı gibi hem mali hem idari boyut taşıyan karmaşık hakların nasıl kullanılacağı noktasında kanuni sarihliğin eksikliği ciddi eleştirilere maruz kalmaktadır. Özellikle Çamoğlu, Bahtiyar ve Pulaşlı gibi müellifler, kapalı anonim ortaklıklarda şirket bağımsızlığının korunması ile mirasçının ya da icradan payı alan kişinin mülkiyet haklarının dengelenmesinin pratik zorluklarına dikkat çekerek, gerçek değer tespit prosedürünün hantallığının payın paraya çevrilme kabiliyetini sekteye uğratabileceğini ifade etmektedirler.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 494. maddesi, borsaya kote edilmemiş (kapalı) anonim ortaklıklarda, nama yazılı payların devrinin esas sözleşme ile sınırlandırılması (bağlam/vinkülasyon) durumunda, devir işleminin hukuki akıbetini ve ortaklık haklarının ne şekilde geçeceğini düzenlemektedir [1]. Madde, pay senetlerinin serbestçe devredilebilirliği ilkesi ile kapalı anonim ortaklıkların kendi pay sahibi yapısını (yabancılaşmayı önleme ve ekonomik bağımsızlığı koruma) muhafaza etme menfaati arasındaki hassas dengeyi kuran temel taşlarından biridir [2, 3].
Sistematik açıdan TTK m. 494, iradi devirler ile kanuni (irade dışı) geçiş halleri arasında net bir ayrım yapmaktadır. Birinci fıkra, iradi devirlerde "paysahipliği haklarının bütünlüğü" ilkesini muhafaza ederek, ortaklığın onayı olmaksızın mülkiyetin ve hiçbir hakkın devralana geçmeyeceğini emreder [4]. İkinci fıkra ise, miras, icra veya mal rejimi gibi kanuni geçiş hallerinde mülkiyet ve malvarlığı haklarının derhal devralana geçeceğini, ancak idari hakların (oy hakkı vb.) ortaklık onayı ile geçebileceğini hükme bağlayarak hakların bölünmesi (parçalanması) esasını benimsemiştir [5]. Üçüncü fıkra ise, ortaklığın onaylama merci olarak takdir yetkisini sonsuza kadar sürdüremeyeceğini, hukuki güvenliğin sağlanması adına üç aylık sükûtun veya haksız reddin "zımni onay" olarak addedileceğini düzenler [6, 7].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. İradi Devirlerde "Paysahipliği Haklarının Bütünlüğü" İlkesi
Maddenin birinci fıkrasına göre, borsaya kote edilmemiş nama yazılı payların iradi bir hukuki işlemle (örneğin satım sözleşmesi) devrinde, anonim şirketin devir işlemine onayı "kurucu" nitelik taşımaktadır. Onay verilmediği sürece payların mülkiyeti, mali haklar (kâr payı, rüçhan vb.) ve idari haklar (genel kurula katılma, oy, bilgi alma vb.) bütünüyle devredende kalır [1, 4]. Türk Ticaret Kanunu, borsaya kote edilmemiş paylar bakımından hakların parçalanmasına cevaz vermemiş, işlemi tam bir askıda hükümsüzlük (bağlılık) durumuna tabi tutmuştur [4]. Bu, devredenin halen pay sahibi sıfatıyla ortaklığa karşı muhatap alınmasını ve sorumluluklarının devamını ifade eder.
2.2. Kanuni Geçiş Hallerinde Hakların Bölünmesi (Mali ve İdari Hak Ayrımı)
Maddenin ikinci fıkrası, miras, mirasın paylaşımı, eşler arasındaki mal rejimi tasfiyesi veya cebri icra (haciz ve satış) yoluyla payların intikali durumunda özel bir istisna getirmiştir [1]. Bu hallerde intikal, devredenin iradesi dışında gerçekleştiği için, mülkiyet hakkının ve bu mülkiyete sıkı sıkıya bağlı olan "malvarlığı haklarının" (finansal menfaatlerin) derhal, şirketin onayı aranmaksızın devralana geçeceği kabul edilmiştir [5, 7]. Ancak anonim ortaklığın yabancılaşmama menfaatini korumak adına, idari hakların (genel kurula katılma ve oy hakları) kullanımı şirketin onayına talik edilmiştir. Şirket bu onayı vermediği sürece, devralan sadece "oysuz pay sahibi" (mali hak sahibi) statüsünde kalır [5].
2.3. Üç Aylık Süre, Zımni Onay ve Haksız Ret
Maddenin üçüncü fıkrasında yer alan "onaylamaya ilişkin istemi, aldığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde reddetmemişse veya ret haksızsa, onay verilmiş sayılır" hükmü, devralanın sonsuza kadar askıda tutulmasını engeller [7]. Şirket yönetim kurulu, istemin kendisine ulaşmasından itibaren üç ay içinde, kanunda öngörülen (TTK m. 493) geçerli bir haklı sebebe (esas sözleşmedeki önemli sebepler veya gerçek değeri üzerinden payı almayı önerme) dayanarak reddetmek zorundadır [2, 6]. Şirketin sessiz kalması zımni kabul anlamına gelirken, kanuni şartları sağlamayan (örneğin gerçek değeri teklif etmeyen) bir ret kararı da "haksız ret" sayılacak ve hukuken onayın verildiği sonucunu doğuracaktır [6].
3. Sistematik İlişkiler
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarına göre, kapalı anonim şirketlerde bağlam kurallarına tabi nama yazılı payların devrinde, esas sözleşmedeki kısıtlamalara uyulmadan veya yönetim kurulunun onayı alınmadan pay defterine yapılan kayıtlar ve bu kayıtlara dayalı devirler geçersizdir. Yargıtay kararlarında bilhassa TTK m. 494/3 bağlamında, yönetim kurulunun devre onay verip vermeme yetkisinin mutlak ve keyfi olmadığı vurgulanır. Şirket, devri onaylamaktan kaçınıyorsa, TTK m. 493 uyarınca gerçek değeri devralana ödemeyi teklif etmek gibi yapısal ve somut alternatifleri sunmakla mükelleftir. Haksız bir ret söz konusu olduğunda, Yargıtay devralanın açacağı bir "tespit ve pay defterine kayıt davası" (eda davası) sonucunda hâkimin zımni veya kanuni onayın gerçekleştiğini tespit ederek devralanın pay defterine kaydedilmesine hükmetmesi gerektiğini kabul etmektedir [11, 12].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (İradi Devir Süreci): X A.Ş.'nin (kapalı anonim şirket) esas sözleşmesinde nama yazılı payların devrinin şirket onayına tabi olduğu hüküm altına alınmıştır. Pay sahibi Bay A, paylarını Bay B'ye haricen akdedilen bir pay devir sözleşmesi ve ciro ile devretmiş, Bay B şirkete onay ve pay defterine kayıt için yazılı başvuruda bulunmuştur. Şirket yönetim kurulu aradan 4 ay geçmesine rağmen başvuruya olumlu veya olumsuz hiçbir yazılı dönüş yapmamış, yaklaşan genel kurul toplantısında Bay B'yi hazırun cetveline dâhil etmemiştir. Hukuki analiz: TTK m. 494/3 hükmü gereğince anonim şirketin onay başvurusunu aldığı tarihten itibaren 3 ay içinde bir cevap vermemesi "zımni onay" olarak sonuç doğurur [6, 7]. İradi devir sürecinde ilk 3 ay mülkiyet devredende kalmışsa da, üç aylık sürenin sükût ile dolduğu günün ertesi itibarıyla, mülkiyet, idari ve mali tüm haklar hukuken Bay B'ye geçmiştir. Yönetim kurulunun Bay B'yi genel kurula almaması yasaya aykırıdır; Bay B, yönetim kurulu işleminin hukuka aykırılığının tespiti ve genel kurul kararının (şartları varsa) TTK m. 446/1-b uyarınca iptali için dava açabilir [13].
Olay 2 (Cebri İcra Yoluyla İntikal): Kapalı bir anonim şirket olan Y A.Ş.'deki pay sahibi Bay C'nin senede bağlanmış nama yazılı payları, şahsi borcu sebebiyle icra dairesince haczedilmiş ve açık artırma ile satılarak ihale Bay D üzerinde kalmıştır. İhale kesinleştikten sonra Y A.Ş. yönetimi, Bay D'yi şirket bünyesinde görmek istemediği için, devir işlemini reddettiklerini Bay D'ye bildirmiş, kâr dağıtımında Bay D'ye ödeme yapmamıştır. Hukuki analiz: TTK m. 494/2 uyarınca, cebri icra ile devir kanuni bir geçiş hâli olup, payların mülkiyeti ve "malvarlığına ilişkin haklar" (kâr payı dâhil) ihale anı itibarıyla derhâl devralana (Bay D) geçmiştir [1, 5]. Şirketin Bay D'ye kâr payı ödememesi kanuna açık aykırılıktır. Ancak genel kurula katılma ve oy haklarının Bay D'ye geçmesi için şirketin onayı gerekir. Şirket bu idari hakların geçişini reddetmek istiyorsa (Bay D'yi ortak olarak kabul etmiyorsa), TTK m. 493/4 uyarınca Bay D'ye payların gerçek değerini ödemeyi teklif etmeli ve payları şirket/üçüncü kişi lehine satın almalıdır [14, 15]. Salt "seni ortak olarak istemiyoruz" diyerek gerçek değer üzerinden alım teklifinde bulunmadan yapılan ret, TTK m. 494/3 kapsamında "haksız ret" niteliğindedir [7] ve bu durumda idari haklar (oy hakkı) da Bay D'ye geçecektir.
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
Doktrinde TTK m. 494, getirdiği ikili rejim (iradi devir ile kanuni geçiş ayrımı) sebebiyle hem takdir edilmiş hem de bazı sorunlar barındırdığı için eleştirilmiştir. Türk doktrinindeki temel tartışmalar, kanuni geçiş hallerinde (m. 494/2) mülkiyet ve malvarlığı haklarının devralanda, idari hakların ise eski ortakta kalamayacağı gerçeğiyle (eski ortağın ölümü veya haciz sebebiyle bağının kopması) şirketin yönetimsiz veya temsilsiz kalması riskidir. Bu "boşluk" döneminde oy haklarının donduğu (askıda olduğu) doktrinde baskın olarak savunulmakla birlikte, bu durumun azınlık haklarının kullanımını ve nisapları nasıl etkileyeceği, rüçhan hakkı gibi hem mali hem idari boyut taşıyan karmaşık hakların nasıl kullanılacağı noktasında kanuni sarihliğin eksikliği ciddi eleştirilere maruz kalmaktadır. Özellikle Çamoğlu, Bahtiyar ve Pulaşlı gibi müellifler, kapalı anonim ortaklıklarda şirket bağımsızlığının korunması ile mirasçının ya da icradan payı alan kişinin mülkiyet haklarının dengelenmesinin pratik zorluklarına dikkat çekerek, gerçek değer tespit prosedürünün hantallığının payın paraya çevrilme kabiliyetini sekteye uğratabileceğini ifade etmektedirler.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.