1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 493. maddesi, borsaya kote edilmemiş nama yazılı pay senetlerinin devrinde anonim şirketlere tanınan sözleşmesel bağlam (vinkülasyon) hakkını ve bu hakkın sınırlarını düzenlemektedir. Türk Ticaret Kanunu m. 490/1 uyarınca kural olarak nama yazılı paylar herhangi bir sınırlandırmaya bağlı olmaksızın devredilebilmekte ise de [1, 2], kanun koyucu kapalı nitelikteki anonim şirketlerin kendilerine özgü yapısını (intuitu personae niteliğini) korumak amacıyla devredilebilirlik ilkesine m. 492 ve m. 493 hükümleri ile istisnalar getirmiştir [3].
Bu düzenleme ile şirketlerin "yabancılaşmasının" engellenmesi hedeflenmektedir; şirketin kontrolünün başkalarına geçmesi, bağımsız olmaktan çıkıp bir şirketler topluluğu içinde bağımlı hale gelmesi veya şirket menfaatleriyle örtüşmeyen rakiplerin ortaklığa sızması gibi tehlikelerin önlenmesi amaçlanmıştır [4]. TTK m. 493, şirkete pay devrine onay vermekten kaçınma imkânını iki temel yönteme dayandırmaktadır: (1) Esas sözleşmede öngörülen haklı (önemli) bir sebebin varlığı veya (2) Uluslararası uygulamada escape clause (kaçış/kurtuluş klozu) olarak bilinen, payları gerçek değeri üzerinden satın alma önerisi [5, 6]. Hüküm, şirketlerin keyfi olarak pay devrini engellemelerini önleyerek, pay sahibinin mülkiyet ve tasarruf hakkı ile şirketin kapalı yapısını koruma menfaati arasında adil bir denge kurmayı amaçlamaktadır [6, 7].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Önemli Sebebe Dayanarak Onayın Reddi (TTK m. 493/1-2)
TTK m. 493/1, şirketin onay istemini, esas sözleşmesinde öngörülmüş "önemli bir sebebi" ileri sürerek reddedebileceğini hükme bağlamıştır [5]. Ancak kanun koyucu, şirketlerin her türlü sebebi "önemli sebep" olarak esas sözleşmeye yazmalarının önüne geçmek adına TTK m. 493/2'de bu sebepleri sınırlandırmıştır. Buna göre yalnızca; pay sahipleri çevresinin bileşimi, şirketin işletme konusu veya işletmenin ekonomik bağımsızlığı yönünden onayın reddini haklı gösteren haller önemli sebep sayılabilir [7, 8]. Doktrinde, anonim ortaklığın rakibini veya rakibiyle ilişkili kişileri pay sahibi olarak kabul etmemesinin beklenemeyeceği belirtilerek, rakip veya rakibe yakın kimselere karşı bağlam hükmü öngörülmesi TTK m. 493 anlamında önemli sebep olarak değerlendirilmektedir [9].
2.2. Kaçış Klozu: Gerçek Değer Üzerinden Satın Alma Önerisi (TTK m. 493/1)
Anonim şirkete, devre konu olan pay senetlerini "gerçek değeri" üzerinden kendi, diğer pay sahipleri veya üçüncü kişiler hesabına devralma önerisinde bulunabilme olanağının tanınması, şirketin haklı bir sebep olmasa dahi uygun görmediği devirlerden kurtulabilmesini sağlar [6]. Escape clause (kaçış klozu) olarak nitelendirilen bu düzenleme, özellikle aile anonim şirketleri veya tek kişilik anonim şirketler gibi kişisel unsurların öne çıktığı şirketlerde, yabancılaşmayı önleyen son derece etkin bir araçtır ve bu aracın kullanılabilmesi için esas sözleşmede özel bir hüküm bulunması dahi gerekmez [6].
2.3. Kendi Adına ve Hesabına Alma Beyanı (TTK m. 493/3)
Maddenin 3. fıkrasında yer alan düzenleme, devralanın payları "kendi adına ve hesabına" aldığını açıkça beyan etmemesi halinde şirkete pay defterine kaydı reddetme hakkı tanımaktadır [8]. Bu kural, inançlı işlemler veya muvazaalı devirler yoluyla TTK m. 493/2'deki önemli sebeplerin dolanılmasını (örneğin rakip bir şirketin bir paravan kişi üzerinden pay iktisap etmesini) engellemek amacıyla sevk edilmiştir [8, 10].
2.4. İstisnai Geçiş Halleri (TTK m. 493/4)
Payların miras, mirasın paylaşımı, eşler arasındaki mal rejimi veya cebri icra gereği iktisap edilmesi hallerinde, payın mülkiyeti doğrudan geçer. Bu durumda şirket, onay vermeyi yalnızca "gerçek değeri" ile devralmayı önerdiği takdirde reddedebilir [10]. Bu varsayımlarda, şirketin TTK m. 493/2 anlamında önemli bir sebep ileri sürerek veya "kendi ad ve hesabına alma beyanı" eksikliğine dayanarak devri reddetmesi hukuken olanaksız kılınmıştır [10-12].
3. Sistematik İlişkiler
- TTK m. 490 ve 492 — TTK m. 490 uyarınca nama yazılı payların devri kural olarak serbesttir [1, 2]. TTK m. 492 ise bu serbestinin esas sözleşme ile (şirketin onayı şartına bağlanarak) kısıtlanabileceğine dayanak teşkil eder [3]. TTK m. 493, m. 492'deki bu kısıtlama yetkisinin alt sınırlarını çizer.
- TTK m. 494 — TTK m. 493 uyarınca ileri sürülen haklı veya haksız bir ret kararı sonucunda onay verilmediği sürece, payların mülkiyeti ve paylara bağlı tüm haklar devredende kalmaya devam eder (paysahipliği haklarının bütünlüğü ilkesi) [13, 14].
- TTK m. 340 (Emredici Hükümler İlkesi) — TTK m. 493/7 fıkrasındaki "Esas sözleşme devredilebilirlik şartlarını ağırlaştıramaz" düzenlemesi, TTK m. 340’ta ifade edilen emredici hükümler ilkesinin doğrudan bir yansımasıdır [15]. Şirketler, kanunun izin verdiği çerçevenin ötesinde bir bağlam hükmü tesis edemezler [16, 17].
- TMK m. 2 (Dürüstlük Kuralı) — Şirketin devir işlemine onay verirken veya kaçış klozunu işletirken hakkın kötüye kullanılması yasağına riayet etmesi zorunludur. Yönetim kurulunun takdir hakkını keyfi kullanması, kanuna ve dürüstlük ilkesine aykırılık teşkil eder [18, 19].
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay kararlarında nama yazılı pay senetlerinin devrinde esas sözleşmesel bağlam kurallarının katı bir biçimde tatbik edilmesi gerektiği, ancak bu sınırlandırmaların hakkın özüne dokunacak şekilde keyfi ve mutlak bir devir yasağına dönüşemeyeceği vurgulanmaktadır. Yargıtay (örneğin 11. HD. içtihatlarında), esas sözleşmesel bağlam hükümlerinin geçerli olabilmesi için bunların TTK'da öngörülen çerçeveye oturması gerektiğini, TTK m. 493'te gösterilen (rakip işletmeler, ekonomik bağımsızlığın korunması vb.) önemli sebepler haricinde genişletici yorum yapılamayacağını hükme bağlamaktadır [9]. Ayrıca, şirketin "gerçek değer" üzerinden satın alma teklifinde bulunması halinde, bu değerin tespitinde şirket varlıklarının yaşayan (işleyen) bir işletme olarak cari piyasa değerlerinin (good-will dahil) asgari kıstas alınması gerektiği Yargıtay tarafından gözetilmektedir. İspat yükü bakımından da Yargıtay, onayın reddine dayanak teşkil eden "önemli sebebin" haklılığının şirket tüzel kişiliği tarafından kanıtlanması gerektiğini içtihatlarına derç etmektedir.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Kurmaca Senaryo):
Türkiye pazarında tekstil üretimi yapan X A.Ş.’nin esas sözleşmesinde, "Nama yazılı pay senetlerinin devri şirketin onayına tabidir. Şirketin faaliyet gösterdiği pazarla aynı veya benzer pazarda faaliyet gösteren rakip teşebbüslere veya bu teşebbüslerin ortaklarına yapılacak devirler, ekonomik bağımsızlığı zedeleyici nitelikte kabul edilerek onaylanmaz." hükmü mevcuttur. X A.Ş. pay sahibi A, paylarını piyasadaki en büyük rakip olan Y A.Ş.'nin yönetim kurulu başkanı B'ye satmış ve devrin pay defterine kaydını talep etmiştir. Yönetim kurulu, devre onay vermemiştir.
Hukuki analiz: X A.Ş. yönetim kurulunun işlemi TTK m. 493/2 hükmü çerçevesinde hukuka uygundur. Kanun, işletmenin ekonomik bağımsızlığı yönünden onayın reddini önemli sebep kabul etmektedir. Esas sözleşmede yer alan rakibe pay devri yasağı, TTK m. 493/2 bağlamında korunabilir bir menfaattir [9]. İşlem sonucunda B pay sahibi sıfatını kazanamaz, pay mülkiyeti ve tüm haklar A'da kalmaya devam eder (TTK m. 494/1).
Olay 2 (Kurmaca Senaryo):
Z A.Ş. pay sahibi C'nin vefatı üzerine payları kızı D'ye miras yoluyla intikal etmiştir. Şirket yönetim kurulu, esas sözleşmede yer alan "Miras yoluyla pay iktisabında şirket onayı zorunludur" hükmüne dayanarak, D'nin rakip bir firmada çalışıyor olmasını önemli sebep göstermiş, hiçbir bedel ödemeyi teklif etmeden D'nin pay defterine kaydını reddetmiştir.
Hukuki analiz: Yönetim kurulunun bu kararı hukuka aykırıdır. TTK m. 493/4 uyarınca, payların miras yoluyla iktisap edilmesi halinde şirket, önemli sebep (haklı sebep) ileri sürerek devri reddedemez. Şirketin bu durumda başvurabileceği tek imkân, D'ye paylarını "gerçek değeri" ile devralmayı önermektir [10]. Herhangi bir değer önermeksizin yapılan ret kararı geçersizdir; D, pay defterine kayıtlı olmasa dahi pay sahipliğinden doğan hakları kanunen kazanmış durumdadır.
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat yükü: Devralanın payları kendi ad ve hesabına alıp almadığına ilişkin uyuşmazlıklarda, TTK m. 493/3 uyarınca beyanda bulunma yükümlülüğü devralandadır. Ancak şirketin, devralanın sunduğu açık beyana rağmen muvazaa iddiasıyla devri reddetmesi halinde, bu inançlı işlem/muvazaa iddiasının ispat yükü şirkete aittir [8, 10].
- Zamanaşımı / Süreler: Şirket, payların gerçek değeri üzerinden devralmayı önerdiğinde, devralan gerçek değeri öğrendiği tarihten itibaren bir ay içinde bu fiyatı reddetmezse, şirketin devralma önerisini kabul etmiş sayılır (TTK m. 493/6) [15, 20, 21].
- Görevli/yetkili mahkeme: Şirketin önerdiği gerçek değerde uzlaşılamaması halinde devralan, payların gerçek değerinin belirlenmesini şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden isteyebilir (TTK m. 493/5). Değerleme giderleri şirkete aittir [20, 22].
- Yaygın uygulama hataları: Kapalı anonim şirket esas sözleşmelerine "Yönetim kurulu dilediği takdirde hiçbir sebep göstermeksizin devre onay vermekten imtina edebilir" şeklinde TTK m. 493/7'ye aykırı, devredilebilirlik şartlarını ağırlaştıran mutlak red klozları yazılması uygulamada sıkça rastlanan ve tescil aşamasında veya dava neticesinde geçersizlik yaptırımıyla karşılaşan bir hatadır [15].
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Ticaret Kanunu m. 493 hükmü, doktrinde sermaye şirketlerindeki mülkiyet ve devir serbestisi prensibi ile şahıs unsuru taşıyan şirketlerin bağımsızlığının korunması arasındaki hassas dengeyi kuran modern bir norm olarak takdir edilmektedir. Özellikle "kaçış klozu" (gerçek değeriyle devralma önerisi), şirketin istemediği bir yatırımcıyı kabul etme mecburiyeti ile pay sahibinin şirkete hapsolması (lock-in) arasında işlevsel bir çıkış yolu sunmaktadır [6].
Bununla birlikte, gerçek değerin tespiti sürecinde asliye ticaret mahkemesine gidilmesinin taraflar açısından zaman ve usul ekonomisi maliyeti yaratması eleştirilmektedir [20]. Değerleme işleminin teknik ve finansal uzmanlık gerektirmesi, yargılamanın uzamasına sebebiyet vermekte; karara en yakın tarihteki değerin (TTK m. 493/5) esas alınması, hisse değerlerindeki makroekonomik dalgalanmalar nedeniyle uygulamada belirsizlikler doğurmaktadır. Ayrıca, pay sahibi çevresinin bileşimi kıstasının yargılamalarda hangi sübjektif değerlendirmelere tabi tutulacağı doktrinde tam anlamıyla kristalize olmamıştır; zira bu durum, anonim şirketlerin saf sermaye şirketi olma doğasıyla çelişme riski barındırmaktadır. Reform önerisi olarak, değerleme uyuşmazlıklarının tahkim veya uzman belirleyici mekanizmalarla daha hızlı çözümlenmesine yönelik usuli kolaylıkların Kanun'a derç edilmesi yerinde olacaktır.
Metodolojik Not
[Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.]
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 493. maddesi, borsaya kote edilmemiş nama yazılı pay senetlerinin devrinde anonim şirketlere tanınan sözleşmesel bağlam (vinkülasyon) hakkını ve bu hakkın sınırlarını düzenlemektedir. Türk Ticaret Kanunu m. 490/1 uyarınca kural olarak nama yazılı paylar herhangi bir sınırlandırmaya bağlı olmaksızın devredilebilmekte ise de [1, 2], kanun koyucu kapalı nitelikteki anonim şirketlerin kendilerine özgü yapısını (intuitu personae niteliğini) korumak amacıyla devredilebilirlik ilkesine m. 492 ve m. 493 hükümleri ile istisnalar getirmiştir [3].
Bu düzenleme ile şirketlerin "yabancılaşmasının" engellenmesi hedeflenmektedir; şirketin kontrolünün başkalarına geçmesi, bağımsız olmaktan çıkıp bir şirketler topluluğu içinde bağımlı hale gelmesi veya şirket menfaatleriyle örtüşmeyen rakiplerin ortaklığa sızması gibi tehlikelerin önlenmesi amaçlanmıştır [4]. TTK m. 493, şirkete pay devrine onay vermekten kaçınma imkânını iki temel yönteme dayandırmaktadır: (1) Esas sözleşmede öngörülen haklı (önemli) bir sebebin varlığı veya (2) Uluslararası uygulamada escape clause (kaçış/kurtuluş klozu) olarak bilinen, payları gerçek değeri üzerinden satın alma önerisi [5, 6]. Hüküm, şirketlerin keyfi olarak pay devrini engellemelerini önleyerek, pay sahibinin mülkiyet ve tasarruf hakkı ile şirketin kapalı yapısını koruma menfaati arasında adil bir denge kurmayı amaçlamaktadır [6, 7].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Önemli Sebebe Dayanarak Onayın Reddi (TTK m. 493/1-2)
TTK m. 493/1, şirketin onay istemini, esas sözleşmesinde öngörülmüş "önemli bir sebebi" ileri sürerek reddedebileceğini hükme bağlamıştır [5]. Ancak kanun koyucu, şirketlerin her türlü sebebi "önemli sebep" olarak esas sözleşmeye yazmalarının önüne geçmek adına TTK m. 493/2'de bu sebepleri sınırlandırmıştır. Buna göre yalnızca; pay sahipleri çevresinin bileşimi, şirketin işletme konusu veya işletmenin ekonomik bağımsızlığı yönünden onayın reddini haklı gösteren haller önemli sebep sayılabilir [7, 8]. Doktrinde, anonim ortaklığın rakibini veya rakibiyle ilişkili kişileri pay sahibi olarak kabul etmemesinin beklenemeyeceği belirtilerek, rakip veya rakibe yakın kimselere karşı bağlam hükmü öngörülmesi TTK m. 493 anlamında önemli sebep olarak değerlendirilmektedir [9].
2.2. Kaçış Klozu: Gerçek Değer Üzerinden Satın Alma Önerisi (TTK m. 493/1)
Anonim şirkete, devre konu olan pay senetlerini "gerçek değeri" üzerinden kendi, diğer pay sahipleri veya üçüncü kişiler hesabına devralma önerisinde bulunabilme olanağının tanınması, şirketin haklı bir sebep olmasa dahi uygun görmediği devirlerden kurtulabilmesini sağlar [6]. Escape clause (kaçış klozu) olarak nitelendirilen bu düzenleme, özellikle aile anonim şirketleri veya tek kişilik anonim şirketler gibi kişisel unsurların öne çıktığı şirketlerde, yabancılaşmayı önleyen son derece etkin bir araçtır ve bu aracın kullanılabilmesi için esas sözleşmede özel bir hüküm bulunması dahi gerekmez [6].
2.3. Kendi Adına ve Hesabına Alma Beyanı (TTK m. 493/3)
Maddenin 3. fıkrasında yer alan düzenleme, devralanın payları "kendi adına ve hesabına" aldığını açıkça beyan etmemesi halinde şirkete pay defterine kaydı reddetme hakkı tanımaktadır [8]. Bu kural, inançlı işlemler veya muvazaalı devirler yoluyla TTK m. 493/2'deki önemli sebeplerin dolanılmasını (örneğin rakip bir şirketin bir paravan kişi üzerinden pay iktisap etmesini) engellemek amacıyla sevk edilmiştir [8, 10].
2.4. İstisnai Geçiş Halleri (TTK m. 493/4)
Payların miras, mirasın paylaşımı, eşler arasındaki mal rejimi veya cebri icra gereği iktisap edilmesi hallerinde, payın mülkiyeti doğrudan geçer. Bu durumda şirket, onay vermeyi yalnızca "gerçek değeri" ile devralmayı önerdiği takdirde reddedebilir [10]. Bu varsayımlarda, şirketin TTK m. 493/2 anlamında önemli bir sebep ileri sürerek veya "kendi ad ve hesabına alma beyanı" eksikliğine dayanarak devri reddetmesi hukuken olanaksız kılınmıştır [10-12].
3. Sistematik İlişkiler
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay kararlarında nama yazılı pay senetlerinin devrinde esas sözleşmesel bağlam kurallarının katı bir biçimde tatbik edilmesi gerektiği, ancak bu sınırlandırmaların hakkın özüne dokunacak şekilde keyfi ve mutlak bir devir yasağına dönüşemeyeceği vurgulanmaktadır. Yargıtay (örneğin 11. HD. içtihatlarında), esas sözleşmesel bağlam hükümlerinin geçerli olabilmesi için bunların TTK'da öngörülen çerçeveye oturması gerektiğini, TTK m. 493'te gösterilen (rakip işletmeler, ekonomik bağımsızlığın korunması vb.) önemli sebepler haricinde genişletici yorum yapılamayacağını hükme bağlamaktadır [9]. Ayrıca, şirketin "gerçek değer" üzerinden satın alma teklifinde bulunması halinde, bu değerin tespitinde şirket varlıklarının yaşayan (işleyen) bir işletme olarak cari piyasa değerlerinin (good-will dahil) asgari kıstas alınması gerektiği Yargıtay tarafından gözetilmektedir. İspat yükü bakımından da Yargıtay, onayın reddine dayanak teşkil eden "önemli sebebin" haklılığının şirket tüzel kişiliği tarafından kanıtlanması gerektiğini içtihatlarına derç etmektedir.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Kurmaca Senaryo): Türkiye pazarında tekstil üretimi yapan X A.Ş.’nin esas sözleşmesinde, "Nama yazılı pay senetlerinin devri şirketin onayına tabidir. Şirketin faaliyet gösterdiği pazarla aynı veya benzer pazarda faaliyet gösteren rakip teşebbüslere veya bu teşebbüslerin ortaklarına yapılacak devirler, ekonomik bağımsızlığı zedeleyici nitelikte kabul edilerek onaylanmaz." hükmü mevcuttur. X A.Ş. pay sahibi A, paylarını piyasadaki en büyük rakip olan Y A.Ş.'nin yönetim kurulu başkanı B'ye satmış ve devrin pay defterine kaydını talep etmiştir. Yönetim kurulu, devre onay vermemiştir. Hukuki analiz: X A.Ş. yönetim kurulunun işlemi TTK m. 493/2 hükmü çerçevesinde hukuka uygundur. Kanun, işletmenin ekonomik bağımsızlığı yönünden onayın reddini önemli sebep kabul etmektedir. Esas sözleşmede yer alan rakibe pay devri yasağı, TTK m. 493/2 bağlamında korunabilir bir menfaattir [9]. İşlem sonucunda B pay sahibi sıfatını kazanamaz, pay mülkiyeti ve tüm haklar A'da kalmaya devam eder (TTK m. 494/1).
Olay 2 (Kurmaca Senaryo): Z A.Ş. pay sahibi C'nin vefatı üzerine payları kızı D'ye miras yoluyla intikal etmiştir. Şirket yönetim kurulu, esas sözleşmede yer alan "Miras yoluyla pay iktisabında şirket onayı zorunludur" hükmüne dayanarak, D'nin rakip bir firmada çalışıyor olmasını önemli sebep göstermiş, hiçbir bedel ödemeyi teklif etmeden D'nin pay defterine kaydını reddetmiştir. Hukuki analiz: Yönetim kurulunun bu kararı hukuka aykırıdır. TTK m. 493/4 uyarınca, payların miras yoluyla iktisap edilmesi halinde şirket, önemli sebep (haklı sebep) ileri sürerek devri reddedemez. Şirketin bu durumda başvurabileceği tek imkân, D'ye paylarını "gerçek değeri" ile devralmayı önermektir [10]. Herhangi bir değer önermeksizin yapılan ret kararı geçersizdir; D, pay defterine kayıtlı olmasa dahi pay sahipliğinden doğan hakları kanunen kazanmış durumdadır.
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Ticaret Kanunu m. 493 hükmü, doktrinde sermaye şirketlerindeki mülkiyet ve devir serbestisi prensibi ile şahıs unsuru taşıyan şirketlerin bağımsızlığının korunması arasındaki hassas dengeyi kuran modern bir norm olarak takdir edilmektedir. Özellikle "kaçış klozu" (gerçek değeriyle devralma önerisi), şirketin istemediği bir yatırımcıyı kabul etme mecburiyeti ile pay sahibinin şirkete hapsolması (lock-in) arasında işlevsel bir çıkış yolu sunmaktadır [6].
Bununla birlikte, gerçek değerin tespiti sürecinde asliye ticaret mahkemesine gidilmesinin taraflar açısından zaman ve usul ekonomisi maliyeti yaratması eleştirilmektedir [20]. Değerleme işleminin teknik ve finansal uzmanlık gerektirmesi, yargılamanın uzamasına sebebiyet vermekte; karara en yakın tarihteki değerin (TTK m. 493/5) esas alınması, hisse değerlerindeki makroekonomik dalgalanmalar nedeniyle uygulamada belirsizlikler doğurmaktadır. Ayrıca, pay sahibi çevresinin bileşimi kıstasının yargılamalarda hangi sübjektif değerlendirmelere tabi tutulacağı doktrinde tam anlamıyla kristalize olmamıştır; zira bu durum, anonim şirketlerin saf sermaye şirketi olma doğasıyla çelişme riski barındırmaktadır. Reform önerisi olarak, değerleme uyuşmazlıklarının tahkim veya uzman belirleyici mekanizmalarla daha hızlı çözümlenmesine yönelik usuli kolaylıkların Kanun'a derç edilmesi yerinde olacaktır.
Metodolojik Not
[Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.]