1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 471. maddesi, anonim şirketler hukukunda sermaye artırımı usullerinden biri olan "Şarta Bağlı Sermaye Artırımı" (Conditional Capital Increase) müessesesinin tamamlayıcı ve tescil aşamasını düzenlemektedir. Şarta bağlı sermaye artırımı, genel kurulun, yeni çıkarılan tahviller veya benzeri borçlanma araçları nedeniyle şirketten veya topluluk şirketlerinden alacaklı olanlara veya çalışanlara, esas sözleşmede değiştirme (mübadele) veya alım (opsiyon) haklarını kullanmak yoluyla yeni payları edinmek hakkı sağlamak suretiyle sermayenin artırılmasına karar vermesidir (TTK m. 463).
TTK m. 471, bu özel sermaye artırımı türünün yapısı gereği, yıl içine yayılan ve hak sahiplerinin tek taraflı irade beyanlarıyla gerçekleşen pay iktisaplarının [1-3], hesap dönemi sonunda ticaret siciline nasıl yansıtılacağını kurala bağlamaktadır. Olağan veya kayıtlı sermaye sistemindeki sermaye artırımlarında tescil, sermaye artırımının geçerliliği için kurucu (ihdasi) bir unsurdur (TTK m. 456/3) [4-6]. Ancak şarta bağlı sermaye artırımında sermaye, değiştirme veya alım hakkı kullanıldığı ve sermaye borcu takas veya ödeme yoluyla yerine getirildiği anda ve ölçüde kendiliğinden artar (TTK m. 463/2) [7]. Bu nedenle TTK m. 471 uyarınca yapılan tescil, kurucu değil, tamamen açıklayıcı (izhari) niteliktedir [2, 3, 8].
Yasa koyucu, her bir alım veya değiştirme hakkı kullanımının anlık olarak tescil edilmesinin yaratacağı ağır bürokratik yükü ve işlem maliyetini engellemek amacıyla, yönetim kuruluna bu değişiklikleri hesap döneminin kapanmasını izleyen üç ay içinde topluca tescil ettirme yükümlülüğü getirmiştir [2, 8]. Hükmün ikinci kısmında yer alan "işlem denetçisi" ibareleri 6335 sayılı Kanun ile madde metninden çıkarılmış olup, mevcut durumda yönetim kurulunun beyannamesinin tevdii yeterli görülmüştür [9, 10].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Hesap Döneminin Kapanmasından İtibaren En Geç Üç Ay İçinde Tescil
Şarta bağlı sermaye artırımında pay sahipliği sıfatı, hakkın kullanılması ve bedelin ödenmesiyle derhal kazanılır (TTK m. 468) [11]. Ancak ticaret sicilindeki sermaye rakamının güncellenmesi işleminin sürekli yapılmaması adına kanun koyucu bir konsolidasyon dönemi öngörmüştür. Yönetim kurulu, ilgili hesap döneminin (genellikle takvim yılı sonu olan 31 Aralık) kapanmasından itibaren en geç üç ay içinde (örneğin 31 Mart'a kadar) o yıl içinde gerçekleşen tüm şarta bağlı artırımları tespit ederek esas sözleşmenin sermaye maddesini mevcut duruma uyarlar (TTK m. 470) [2, 10, 11]. Bu uyarlama işlemi sonrasında sicile tescil başvurusu yapılır. Bu üç aylık süre, hak düşürücü bir süre olmayıp, yönetim kurulunun görevini ifa etmesi için öngörülmüş düzenleyici bir süredir.
2.2. Esas Sözleşme Değişikliğinin Ticaret Siciline Tescili (Açıklayıcı Etki)
TTK m. 471 uyarınca gerçekleştirilen tescil işleminin hukuki niteliği doktrinde tartışmasız olarak "açıklayıcı" (izhari) olarak kabul edilmektedir [2, 3, 8]. Yönetim kurulunun TTK m. 470 kapsamında yaptığı uyarlama, maddi anlamda bir esas sözleşme değişikliği (genel kurul kararına dayanan bir değişiklik) değildir [2, 8]. Zira sermaye, yıl içinde hak sahiplerinin eylemleriyle zaten fiilen artmıştır. Sicil müdürü, bu tescilde yalnızca yasal şartların yerine getirilip getirilmediğini ve yönetim kurulu beyannamesinin usulüne uygun olup olmadığını inceler. İlan şartı da kanunda aranmamıştır [2, 3, 8].
2.3. Yönetim Kurulu Beyannamesinin Sicile Tevdii
Madde metninde yer alan "sermaye artırımına ilişkin yönetim kurulu beyannamesini sicile tevdi eder" ibaresi, tescilin maddi dayanağını oluşturur. Kanunun ilk halinde bu süreçte bir "işlem denetçisi" raporu aranmaktaydı. Ancak 6335 sayılı Kanun ile işlem denetçiliği müessesesi kaldırıldığından [9, 10, 12, 13], sürecin güvenilirliği yalnızca yönetim kurulunun beyanına ve hukuki sorumluluğuna (TTK m. 549 ve 553) [14-16] bırakılmıştır. Yönetim kurulu beyannamesinde, artırılan sermaye tutarı, nakdî veya takas suretiyle ödenen kısımlar açıkça belirtilmelidir.
3. Sistematik İlişkiler
Bu maddenin, Türk Ticaret Kanunu'nun diğer hükümleri ile kurduğu dikey ve yatay bağlantılar şu şekildedir:
- TTK m. 463 ve m. 468 (Şarta Bağlı Sermaye Artırımı ve Pay Sahipliğinin Doğması): TTK m. 471'deki tescilin neden açıklayıcı olduğunu temellendiren ana kurallardır. TTK m. 468 uyarınca pay sahipliği hakları sermaye taahhüdünün ifası ile doğduğundan [11], TTK m. 471'deki tescil, çoktan doğmuş olan bu hukuki durumu sicile yansıtma işlevi görür.
- TTK m. 470 (Esas Sözleşmenin Uygun Duruma Getirilmesi): TTK m. 471'in ön şartıdır. Yönetim kurulu, hesap döneminin sonunda yeni çıkarılan payların sayısını, itibarî değerini ve türlerini belirleyerek esas sözleşmeyi mevcut duruma uyarlar [2, 10, 11]. Bu uyarlama işlemi bir genel kurul kararı niteliğinde değildir [2, 8].
- TTK m. 456/3 (Olağan Sermaye Artırımında Üç Aylık Hak Düşürücü Süre): Olağan sermaye artırımında genel kurul kararının üç ay içinde tescil edilmemesi halinde karar geçersiz hale gelirken (TTK m. 456/3) [4, 5, 17], TTK m. 471'deki hesap dönemi kapanmasından itibaren üç aylık süre hak düşürücü değildir, zira sermaye artırımı çoktan gerçekleşmiştir.
- TTK m. 549 (Belgelerin ve Beyanların Gerçeğe Aykırılığı): Yönetim kurulunun sicile tevdi ettiği beyannamenin sahte, hileli veya yanlış olması halinde yönetim kurulu üyelerinin şahsi sorumluluğuna gidilmesinin yasal dayanağıdır [14].
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Şarta bağlı sermaye artırımı hukukumuza 6102 sayılı Kanun ile giren yeni bir müessese olduğu için, mülga 6762 sayılı Kanun döneminden gelen köklü bir içtihat birikimi doğrudan TTK m. 471 üzerine yoğunlaşmamaktadır. Ancak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarında, ticaret siciline yapılan "kurucu" ve "açıklayıcı" tescillerin sonuçları net bir biçimde ayrılmaktadır.
Yargıtay kararlarında vurgulandığı üzere, tescilin kurucu olduğu işlemlerde (örneğin olağan sermaye artırımı veya birleşme kararları [18, 19]), tescil anına kadar hukuki sonuç doğmaz ve üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez. Buna karşılık, TTK m. 471'de olduğu gibi tescilin yalnızca açıklayıcı olduğu durumlarda, hukuki statü (pay sahipliği sıfatı) tescilden bağımsız olarak daha önce kazanılmış olup, tescil işleminin gecikmesi pay sahiplerinin genel kurula katılma, oy kullanma, kâr payı alma gibi müktesep haklarını (TMK m. 2 ve TTK m. 447 çerçevesinde [20-22]) engellemez. Tescilin yapılmaması, yalnızca şirketin üçüncü kişilere karşı güvenilirliğini zedeler ve TTK m. 33 uyarınca sicil müdürlüğünün resen işlem yapmasını gerektirebilir [23].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Hesap Dönemi İçinde Hakların Kullanılması ve Pay Sahipliği Sıfatı):
Bir anonim şirket, ihraç ettiği değiştirme hakkı veren tahviller karşılığında şarta bağlı sermaye artırımı kararı almıştır. A, B ve C adlı tahvil sahipleri, Ekim ayında değiştirme haklarını kullanmış ve pay bedellerini takas yoluyla ödemişlerdir. Ancak şirket yönetim kurulu, bu durumu henüz ticaret siciline tescil ettirmemiştir. Aralık ayında yapılacak olağanüstü genel kurulda A, B ve C oy kullanmak istemiştir.
Hukuki Analiz: TTK m. 468/3 uyarınca pay sahipliği hakları sermaye taahhüdünün ifası ile doğmuştur [11]. TTK m. 471 uyarınca tescil işlemi açıklayıcı niteliktedir ve hesap dönemi sonundan itibaren 3 ay içinde yapılması öngörülmüştür [2, 3, 8]. Dolayısıyla, tescil henüz gerçekleşmemiş olsa dahi, A, B ve C, Ekim ayından itibaren pay sahibidirler ve Aralık ayındaki olağanüstü genel kurula katılıp oy kullanma hakları vardır. Yönetim kurulunun engellemesi halinde TTK m. 447 kapsamında genel kurul kararlarının butlanı ileri sürülebilir [21, 24].
Olay 2 (Yönetim Kurulunun 3 Aylık Süreyi Kaçırması):
Yukarıdaki örnekte şirket yönetim kurulu, 31 Aralık'ta biten hesap döneminin ardından, TTK m. 471'de belirtilen 3 aylık süreyi geçirmiş ve sermaye artırımını Mayıs ayında tescil ettirmek için başvurmuştur. Ticaret Sicil Müdürü, sürenin geçtiği gerekçesiyle talebi reddetmiştir.
Hukuki Analiz: TTK m. 471'de öngörülen üç aylık süre hak düşürücü değildir; zira sermaye artırımı yıl içinde kendiliğinden gerçekleşmiştir (TTK m. 463) [1, 7]. Sicil müdürünün, sürenin geçirildiğinden bahisle talebi reddetmesi hukuka aykırıdır. Ancak yönetim kurulu üyeleri, bu gecikmeden dolayı şirketin veya alacaklıların uğradığı bir zarar varsa, özen yükümlülüğünün (TTK m. 369) ihlali nedeniyle TTK m. 553 uyarınca sorumlu tutulabilirler [25].
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat Yükü: Şarta bağlı sermaye artırımında, tahvil veya opsiyon sahiplerinin haklarını usulüne uygun şekilde kullandıkları ve bedelleri ödedikleri veya takas ettiklerinin ispatı, TTK m. 471 uyarınca sicile sunulacak yönetim kurulu beyannamesi ile sağlanır. Beyannamenin doğruluğunun ispat yükü yönetim kurulundadır.
- Zamanaşımı / Süreler: Yönetim kurulu, hesap döneminin kapanmasını izleyen ilk 3 ay içinde (31 Mart'a kadar) tescil işlemini yaptırmak zorundadır [2, 3, 8]. Bu bir intizam (düzen) süresi olup, kaçırılması pay sahipliğini düşürmez.
- Görevli/yetkili mahkeme: Yönetim kurulunun bu görevini ihmal etmesi veya tescil talebinin sicil memurluğunca reddi halinde itirazlar yahut hukuki sorumluluk davaları, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki Asliye Ticaret Mahkemesinde görülür (TTK m. 4 ve m. 34) [26, 27].
- Yaygın uygulama hataları: Uygulamada sıklıkla olağan sermaye artırımındaki "tescilin üç ay içinde yapılmazsa artırımın geçersiz olacağı" (TTK m. 456/3) kuralı [4, 5, 17], şarta bağlı sermaye artırımındaki TTK m. 471 kuralı ile karıştırılmaktadır. Şarta bağlı artırımda tescilin gecikmesi sermaye artırımını geçersiz kılmaz. Ayrıca m. 471 uyarınca yapılan tescilin ilan edilmesine gerek yoktur [2, 3, 8].
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk ticaret hukuku doktrininde TTK m. 471 ve bağlantılı olduğu şarta bağlı sermaye artırımı hükümleri çeşitli eleştirilere konu olmuştur. Prof. Dr. Ünal Tekinalp ve Prof. Dr. Hasan Pulaşlı gibi duayen yazarlar, Kanunun hazırlık aşamasında öngörülen "işlem denetçisi" müessesesinin 6335 sayılı Kanun ile metinden çıkarılmasının, sermayenin korunması ilkesi açısından ciddi zafiyetler yarattığını vurgulamışlardır [9, 10, 12, 13].
Orijinal tasarıda, yıl içinde gerçekleşen ve tescile tabi tutulmayan pay devirlerinin ve bedel ödemelerinin (veya tahvil takaslarının) gerçekten kanuna uygun yapıldığını bağımsız bir işlem denetçisinin doğrulaması gerekiyordu. Mevcut yapıda, TTK m. 471 uyarınca ticaret siciline sunulan tek belge, "yönetim kurulunun beyannamesi"dir. Bu durum, "sermayenin korunması" ve "gerçeklik" ilkeleri açısından tehlikeli bulunmakta, beyanların doğruluğunun sicil müdürlüğü tarafından denetlenmesinin fiilen imkânsız olduğu ifade edilmektedir. Yasa koyucunun, bürokrasiyi azaltmak saikiyle hareket ettiği anlaşılmakla birlikte, doktrin, en azından şarta bağlı sermaye artırımının hesabını verebilecek bağımsız bir YMM (Yeminli Mali Müşavir) veya SMMM raporunun TTK m. 471 prosedürüne eklenmesi yönünde yasal reform (de lege ferenda) önerilerinde bulunmaktadır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 471. maddesi, anonim şirketler hukukunda sermaye artırımı usullerinden biri olan "Şarta Bağlı Sermaye Artırımı" (Conditional Capital Increase) müessesesinin tamamlayıcı ve tescil aşamasını düzenlemektedir. Şarta bağlı sermaye artırımı, genel kurulun, yeni çıkarılan tahviller veya benzeri borçlanma araçları nedeniyle şirketten veya topluluk şirketlerinden alacaklı olanlara veya çalışanlara, esas sözleşmede değiştirme (mübadele) veya alım (opsiyon) haklarını kullanmak yoluyla yeni payları edinmek hakkı sağlamak suretiyle sermayenin artırılmasına karar vermesidir (TTK m. 463).
TTK m. 471, bu özel sermaye artırımı türünün yapısı gereği, yıl içine yayılan ve hak sahiplerinin tek taraflı irade beyanlarıyla gerçekleşen pay iktisaplarının [1-3], hesap dönemi sonunda ticaret siciline nasıl yansıtılacağını kurala bağlamaktadır. Olağan veya kayıtlı sermaye sistemindeki sermaye artırımlarında tescil, sermaye artırımının geçerliliği için kurucu (ihdasi) bir unsurdur (TTK m. 456/3) [4-6]. Ancak şarta bağlı sermaye artırımında sermaye, değiştirme veya alım hakkı kullanıldığı ve sermaye borcu takas veya ödeme yoluyla yerine getirildiği anda ve ölçüde kendiliğinden artar (TTK m. 463/2) [7]. Bu nedenle TTK m. 471 uyarınca yapılan tescil, kurucu değil, tamamen açıklayıcı (izhari) niteliktedir [2, 3, 8].
Yasa koyucu, her bir alım veya değiştirme hakkı kullanımının anlık olarak tescil edilmesinin yaratacağı ağır bürokratik yükü ve işlem maliyetini engellemek amacıyla, yönetim kuruluna bu değişiklikleri hesap döneminin kapanmasını izleyen üç ay içinde topluca tescil ettirme yükümlülüğü getirmiştir [2, 8]. Hükmün ikinci kısmında yer alan "işlem denetçisi" ibareleri 6335 sayılı Kanun ile madde metninden çıkarılmış olup, mevcut durumda yönetim kurulunun beyannamesinin tevdii yeterli görülmüştür [9, 10].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Hesap Döneminin Kapanmasından İtibaren En Geç Üç Ay İçinde Tescil
Şarta bağlı sermaye artırımında pay sahipliği sıfatı, hakkın kullanılması ve bedelin ödenmesiyle derhal kazanılır (TTK m. 468) [11]. Ancak ticaret sicilindeki sermaye rakamının güncellenmesi işleminin sürekli yapılmaması adına kanun koyucu bir konsolidasyon dönemi öngörmüştür. Yönetim kurulu, ilgili hesap döneminin (genellikle takvim yılı sonu olan 31 Aralık) kapanmasından itibaren en geç üç ay içinde (örneğin 31 Mart'a kadar) o yıl içinde gerçekleşen tüm şarta bağlı artırımları tespit ederek esas sözleşmenin sermaye maddesini mevcut duruma uyarlar (TTK m. 470) [2, 10, 11]. Bu uyarlama işlemi sonrasında sicile tescil başvurusu yapılır. Bu üç aylık süre, hak düşürücü bir süre olmayıp, yönetim kurulunun görevini ifa etmesi için öngörülmüş düzenleyici bir süredir.
2.2. Esas Sözleşme Değişikliğinin Ticaret Siciline Tescili (Açıklayıcı Etki)
TTK m. 471 uyarınca gerçekleştirilen tescil işleminin hukuki niteliği doktrinde tartışmasız olarak "açıklayıcı" (izhari) olarak kabul edilmektedir [2, 3, 8]. Yönetim kurulunun TTK m. 470 kapsamında yaptığı uyarlama, maddi anlamda bir esas sözleşme değişikliği (genel kurul kararına dayanan bir değişiklik) değildir [2, 8]. Zira sermaye, yıl içinde hak sahiplerinin eylemleriyle zaten fiilen artmıştır. Sicil müdürü, bu tescilde yalnızca yasal şartların yerine getirilip getirilmediğini ve yönetim kurulu beyannamesinin usulüne uygun olup olmadığını inceler. İlan şartı da kanunda aranmamıştır [2, 3, 8].
2.3. Yönetim Kurulu Beyannamesinin Sicile Tevdii
Madde metninde yer alan "sermaye artırımına ilişkin yönetim kurulu beyannamesini sicile tevdi eder" ibaresi, tescilin maddi dayanağını oluşturur. Kanunun ilk halinde bu süreçte bir "işlem denetçisi" raporu aranmaktaydı. Ancak 6335 sayılı Kanun ile işlem denetçiliği müessesesi kaldırıldığından [9, 10, 12, 13], sürecin güvenilirliği yalnızca yönetim kurulunun beyanına ve hukuki sorumluluğuna (TTK m. 549 ve 553) [14-16] bırakılmıştır. Yönetim kurulu beyannamesinde, artırılan sermaye tutarı, nakdî veya takas suretiyle ödenen kısımlar açıkça belirtilmelidir.
3. Sistematik İlişkiler
Bu maddenin, Türk Ticaret Kanunu'nun diğer hükümleri ile kurduğu dikey ve yatay bağlantılar şu şekildedir:
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Şarta bağlı sermaye artırımı hukukumuza 6102 sayılı Kanun ile giren yeni bir müessese olduğu için, mülga 6762 sayılı Kanun döneminden gelen köklü bir içtihat birikimi doğrudan TTK m. 471 üzerine yoğunlaşmamaktadır. Ancak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarında, ticaret siciline yapılan "kurucu" ve "açıklayıcı" tescillerin sonuçları net bir biçimde ayrılmaktadır.
Yargıtay kararlarında vurgulandığı üzere, tescilin kurucu olduğu işlemlerde (örneğin olağan sermaye artırımı veya birleşme kararları [18, 19]), tescil anına kadar hukuki sonuç doğmaz ve üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez. Buna karşılık, TTK m. 471'de olduğu gibi tescilin yalnızca açıklayıcı olduğu durumlarda, hukuki statü (pay sahipliği sıfatı) tescilden bağımsız olarak daha önce kazanılmış olup, tescil işleminin gecikmesi pay sahiplerinin genel kurula katılma, oy kullanma, kâr payı alma gibi müktesep haklarını (TMK m. 2 ve TTK m. 447 çerçevesinde [20-22]) engellemez. Tescilin yapılmaması, yalnızca şirketin üçüncü kişilere karşı güvenilirliğini zedeler ve TTK m. 33 uyarınca sicil müdürlüğünün resen işlem yapmasını gerektirebilir [23].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Hesap Dönemi İçinde Hakların Kullanılması ve Pay Sahipliği Sıfatı): Bir anonim şirket, ihraç ettiği değiştirme hakkı veren tahviller karşılığında şarta bağlı sermaye artırımı kararı almıştır. A, B ve C adlı tahvil sahipleri, Ekim ayında değiştirme haklarını kullanmış ve pay bedellerini takas yoluyla ödemişlerdir. Ancak şirket yönetim kurulu, bu durumu henüz ticaret siciline tescil ettirmemiştir. Aralık ayında yapılacak olağanüstü genel kurulda A, B ve C oy kullanmak istemiştir. Hukuki Analiz: TTK m. 468/3 uyarınca pay sahipliği hakları sermaye taahhüdünün ifası ile doğmuştur [11]. TTK m. 471 uyarınca tescil işlemi açıklayıcı niteliktedir ve hesap dönemi sonundan itibaren 3 ay içinde yapılması öngörülmüştür [2, 3, 8]. Dolayısıyla, tescil henüz gerçekleşmemiş olsa dahi, A, B ve C, Ekim ayından itibaren pay sahibidirler ve Aralık ayındaki olağanüstü genel kurula katılıp oy kullanma hakları vardır. Yönetim kurulunun engellemesi halinde TTK m. 447 kapsamında genel kurul kararlarının butlanı ileri sürülebilir [21, 24].
Olay 2 (Yönetim Kurulunun 3 Aylık Süreyi Kaçırması): Yukarıdaki örnekte şirket yönetim kurulu, 31 Aralık'ta biten hesap döneminin ardından, TTK m. 471'de belirtilen 3 aylık süreyi geçirmiş ve sermaye artırımını Mayıs ayında tescil ettirmek için başvurmuştur. Ticaret Sicil Müdürü, sürenin geçtiği gerekçesiyle talebi reddetmiştir. Hukuki Analiz: TTK m. 471'de öngörülen üç aylık süre hak düşürücü değildir; zira sermaye artırımı yıl içinde kendiliğinden gerçekleşmiştir (TTK m. 463) [1, 7]. Sicil müdürünün, sürenin geçirildiğinden bahisle talebi reddetmesi hukuka aykırıdır. Ancak yönetim kurulu üyeleri, bu gecikmeden dolayı şirketin veya alacaklıların uğradığı bir zarar varsa, özen yükümlülüğünün (TTK m. 369) ihlali nedeniyle TTK m. 553 uyarınca sorumlu tutulabilirler [25].
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk ticaret hukuku doktrininde TTK m. 471 ve bağlantılı olduğu şarta bağlı sermaye artırımı hükümleri çeşitli eleştirilere konu olmuştur. Prof. Dr. Ünal Tekinalp ve Prof. Dr. Hasan Pulaşlı gibi duayen yazarlar, Kanunun hazırlık aşamasında öngörülen "işlem denetçisi" müessesesinin 6335 sayılı Kanun ile metinden çıkarılmasının, sermayenin korunması ilkesi açısından ciddi zafiyetler yarattığını vurgulamışlardır [9, 10, 12, 13].
Orijinal tasarıda, yıl içinde gerçekleşen ve tescile tabi tutulmayan pay devirlerinin ve bedel ödemelerinin (veya tahvil takaslarının) gerçekten kanuna uygun yapıldığını bağımsız bir işlem denetçisinin doğrulaması gerekiyordu. Mevcut yapıda, TTK m. 471 uyarınca ticaret siciline sunulan tek belge, "yönetim kurulunun beyannamesi"dir. Bu durum, "sermayenin korunması" ve "gerçeklik" ilkeleri açısından tehlikeli bulunmakta, beyanların doğruluğunun sicil müdürlüğü tarafından denetlenmesinin fiilen imkânsız olduğu ifade edilmektedir. Yasa koyucunun, bürokrasiyi azaltmak saikiyle hareket ettiği anlaşılmakla birlikte, doktrin, en azından şarta bağlı sermaye artırımının hesabını verebilecek bağımsız bir YMM (Yeminli Mali Müşavir) veya SMMM raporunun TTK m. 471 prosedürüne eklenmesi yönünde yasal reform (de lege ferenda) önerilerinde bulunmaktadır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.