1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 47. maddesi, ticaret unvanlarına hâkim olan en temel ilkelerden biri niteliğindeki "süreklilik (devamlılık) ilkesini" düzenlemektedir [1], [2]. Ticaret unvanlarının oluşturulması ve korunması bağlamında doktrinde ağırlıklı olarak üç temel sistemden söz edilir: Gerçeklik sistemi, serbesti sistemi ve karma sistem [3]. Türk ticaret hukuku, tescil aşamasında ticari dürüstlük ve üçüncü kişilerin yanıltılmaması amacıyla mutlak surette "gerçeklik ilkesini" aramasına karşın; tescilden sonraki fiili ve hukuki değişiklikler karşısında katı gerçeklik sistemini terk ederek "süreklilik" esasına dayalı karma sistemi benimsemiştir [3], [4].
Bu maddenin varlık sebebi (ratio legis), ticari işletme ile ticaret unvanı arasındaki sıkı "organik bağdır" [5]. Bir ticari işletmenin zaman içerisinde oluşturduğu ticari itibar, müşteri çevresi (goodwill) ve kredi sağlama kabiliyeti, büyük ölçüde ticaret unvanı vasıtasıyla somutlaşır [6], [5], [7]. Müşteriler, piyasada zihinlerinde yer etmiş olan bu ad ile sunulan malı ve hizmeti, dolaylı olarak da bizzat işletmeyi ararlar [8]. Şayet kanun koyucu katı gerçeklik ilkesini sürdürerek ortakların adlarının veya medeni durumlarının her değişiminde unvanın da değiştirilmesini emretseydi, işletmenin yıllar boyu biriktirdiği şerefiye ve müşteri çevresi ağır bir sekteye uğrardı. Bu nedenle TTK m. 47, nesnel gerçeklik değişse dahi (örneğin ortağın evlenmesi, ayrılması veya ölmesi), unvanın ekonomik değerini koruyabilmesi adına olduğu gibi kalmasına kanuni bir cevaz vermiştir [1], [2].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Adın Kanunen veya Yetkili Makamlarca Değiştirilmesi
TTK m. 47/1 fıkrası uyarınca, "Ticari işletme sahibinin veya bir ortağın ticaret unvanında yer alan adı kanunen değişir veya yetkili makamlar tarafından değiştirilirse unvan olduğu gibi kalabilir" [1], [2]. Medeni adın tespiti, kazanılması ve değiştirilmesi, Türk Medeni Kanunu ile Nüfus Hizmetleri Kanunu hükümlerine tabidir [4], [9]. Gerçek kişi tacirlerin ticaret unvanının çekirdek kısmı, tacirin kısaltılmadan yazılacak ad ve soyadından oluşmak zorundadır (TTK m. 41) [9]. Ancak tescilden sonra, evlenme, boşanma, evlat edinilme veya haklı sebeplerle mahkeme kararına dayalı ad/soyad değişikliği meydana gelebilir. Doktrinde de isabetle ifade edildiği üzere, ticaret unvanında adı geçen kişinin nüfus kaydında sonradan ad değişikliğinin olması, bu değişikliğin derhal ticaret unvanına yansıtılmasını gerektirmez [10], [9]. Nüfus müdürü tarafından maddi hataların düzeltilmesi dahi, tacirin kimliğinde yanlış kanaat uyandırmayacak nitelikte ise ticaret unvanının değiştirilmesini zorunlu kılmaz [4].
2.2. Şirkete Yeni Ortak Girmesi
TTK m. 47/2 fıkrasının ilk cümlesi, "Kollektif veya komandit şirkete ya da donatma iştirakine yeni ortakların girmesi hâlinde ticaret unvanı değiştirilmeksizin olduğu gibi kalabilir" hükmünü amirdir [1], [2]. Kollektif ve komandit şirketlerde ticaret unvanının çekirdek unsuru, ortaklardan en az birinin adı ve soyadından oluşmak zorundadır (TTK m. 42) [11]. Şirkete yeni bir ortağın girmesi, yapısal bir değişiklik olmakla birlikte, kanun koyucu işletmenin piyasadaki tanınırlığının zedelenmemesi adına yeni ortağın adının unvana eklenmesini veya mevcut adların unvandan çıkarılmasını zorunlu tutmamış; unvanın mevcut şekliyle kullanılmasına olanak tanımıştır [2].
2.3. Ortağın Ölümü ve Mirasçıların Hukuki Konumu
Yine TTK m. 47/2 uyarınca, adı unvanda yer alan bir ortağın ölümü halinde, kural olarak o kişinin artık ortaklık sıfatı kalmadığı için gerçeklik ilkesi gereği isminin unvandan çıkarılması düşünülebilir. Ancak süreklilik ilkesi uyarınca yasa koyucu iki alternatif sunmuştur [2]:
- Mirasçıların, ölen ortağın yerine geçerek şirketin devamını kabul etmeleri.
- Mirasçıların şirkete girmemekle beraber unvanın devamı hususunda "yazılı şekilde" izin vermeleri.
Her iki durumda da, şahıs şirketi veya donatma iştiraki aynı ticaret unvanını olduğu gibi kullanmaya devam edebilir
[2]. Burada ölen kişinin şahıs varlığı hakkı üzerindeki mirasçı iradesi ile ticari işletmenin menfaati dengelenmiştir.
2.4. Ortağın Şirketten Ayrılması ve Yazılı İzin Şartı
TTK m. 47/2'nin son cümlesi, "Şirketten ayrılan ortağın adı da yazılı izni alınmak şartıyla şirket unvanında kalabilir" şeklindedir [2], [12]. Ortaklıktan ayrılan kişinin, şirketle tüm hukuki ve mali bağı kopmasına rağmen isminin şirket unvanında kalarak ticari hayatta kullanılmaya devam etmesi, üçüncü kişiler nezdinde ağır sorumluluk ve itibar riskleri doğurabilir. Bu nedenle kanun koyucu, ayrılan ortağın unvanda adının kalmasını çok sıkı bir geçerlilik şartı olan "yazılı izne" (muvafakat) bağlamıştır.
3. Sistematik İlişkiler
- TTK m. 41 ve m. 42 (Ticaret Unvanının Çekirdek Unsuru): TTK m. 41, gerçek kişi tacirin ticaret unvanının ad ve soyadından oluşmasını; TTK m. 42 ise kollektif ve komandit şirketlerde ortaklardan en az birinin ad ve soyadının bulunmasını emreder
[13], [11]. TTK m. 47, bizzat bu kuruluş ve tescil aşamasındaki "gerçeklik ilkesine" dayanan emredici hükümlerin, tescil sonrası dönem için ihdas edilmiş kanuni istisnasıdır.
- TTK m. 49 (Ticaret Unvanının Devri): TTK m. 49/1, "Ticaret unvanı işletmeden ayrı olarak başkasına devredilemez" demektedir
[12]. TTK m. 47'deki unvanın devamına ilişkin bu esneklik, unvanın müstakil bir değer olmaktan ziyade ticari işletme ile olan ayrılmaz bütünlüğünün ve organik bağının sistematik bir yansımasıdır [5]. İşletme el değiştirirken (m. 49) veya ortak yapısı değişirken (m. 47), unvanın işletmede kalmasına gayret edilmiştir.
- TMK m. 26 ve TTK m. 52 (Adın Korunması ve Unvana Tecavüz): Ayrılan ortağın yazılı izni alınmadan adının ticaret unvanında kullanılmaya devam edilmesi, Türk Medeni Kanunu m. 26 kapsamında şahsiyet hakkına tecavüz teşkil ettiği gibi; TTK m. 52 kapsamında da ticari dürüstlüğe aykırı, haksız bir ticaret unvanı kullanımı (tecavüz) sayılır
[14], [15].
- TTK m. 54 (Haksız Rekabet): Yazılı izin alınmaksızın ayrılan ortağın isminin unvanda kullanılması, piyasada o ortağın hâlâ işletmenin arkasında olduğu veya işletmeye kredi sağladığı yönünde yanlış bir kanaat uyandıracağından TTK m. 54 vd. anlamında aldatıcı hareket bağlamında haksız rekabet oluşturur
[16], [17].
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarında, ticaret unvanının tescili ile doğan hakkın mutlak niteliğine dikkat çekilmekte, ancak unvanda yer alan kişi adlarının kullanımı bağlamında TTK m. 47 kapsamında aranan "yazılı izin" koşulu dar ve lafzi olarak yorumlanmaktadır.
Yargıtay'ın genel yaklaşımında ticaret unvanının korunmasından maksat, kişinin o unvan altında fiilen ticaret yapmasını zaruri kılmasıdır [18]. Bir ortağın adı unvanda yer alıyor ve bu ortak şirketten ihtilaflı olarak ayrılıyorsa, açık ve yazılı bir muvafakati bulunmadığı sürece isminin unvanda kullanılması Medeni Kanun m. 2 dürüstlük kuralına ve TTK'nın ilgili hükümlerine aykırı kabul edilmekte, ilgilinin talebi üzerine mahkemelerce unvanın terkini veya ismin unvandan çıkarılması yönünde hüküm kurulmaktadır [19], [20]. Mahkemeler, bu tür uyuşmazlıklarda sicil kayıtlarının geçmişini, ayrılan veya ölen ortağın varislerinin açtıkları muarazanın men'i ve terkin davalarını incelerken, sessiz kalma yoluyla hak kaybı sürelerini de dikkate almaktadır [20], [21].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Gerçek Kişi Tacirin Soyadı Değişikliği):
Olay: Yıllardır İzmir'de tekstil sektöründe faaliyet gösteren gerçek kişi tacir Ayşe Yılmaz, "Ayşe Yılmaz Tekstil Sanayi" unvanı ile ticaret siciline kayıtlıdır. Ayşe Yılmaz, evlenerek "Kaya" soyadını almış ve nüfus kayıtlarında ismi "Ayşe Kaya" olarak değişmiştir. Ticaret odası ve vergi dairesi, unvanın "Ayşe Kaya Tekstil Sanayi" olarak tadil edilmesini talep etmektedir.
Hukuki analiz: TTK m. 47/1 hükmü son derece açıktır. Tacirin adı kanunen veya yetkili makamlarca değiştirilirse unvan olduğu gibi kalabilir [1], [2]. Evlenme sebebiyle gerçekleşen soyadı değişikliği "kanunen gerçekleşen" bir ad değişikliğidir. Dolayısıyla Ayşe Yılmaz, piyasada marka değeri kazanmış olan "Ayşe Yılmaz Tekstil Sanayi" ticaret unvanını değiştirmeksizin kullanmaya devam edebilir [10], [9]. Kurumların unvan değişikliğine zorlama işlemi hukuka aykırıdır.
Olay 2 (Kollektif Şirketten Ayrılan Ortak):
Olay: "Ali Veli ve Ortakları Nakliyat Kollektif Şirketi" unvanlı şirkette Ali, Veli ve Hasan olmak üzere üç ortak bulunmaktadır. Veli, emeklilik kararı alarak ortaklıktan ayrılmış ve payını devretmiştir. Ancak ayrılırken şirketin unvanının değiştirilmesi için masraf yapılmamasını şifahen (sözlü olarak) beyan etmiştir. İki yıl sonra şirket piyasada borca batmış ve iflasın eşiğine gelmiştir. Veli, adının hâlâ şirkette geçmesi nedeniyle itibarının zedelendiğini belirterek isminin unvandan çıkarılması için dava açmıştır. Kalan ortaklar ise Veli'nin sözlü onay verdiğini savunmuştur.
Hukuki analiz: TTK m. 47/2'nin son cümlesi, ayrılan ortağın adının unvanda kalabilmesini "yazılı izni alınmak şartına" bağlamıştır [2]. Bu şart bir ispat şartı değil, geçerlilik (sıhhat) şartıdır. Veli'nin sözlü onayı hukuken geçersizdir. Dolayısıyla, Veli'nin açtığı tecavüzün men'i ve sicilden isminin terkini davası kabul edilmelidir. Zira kanunun açık lafzı karşısında şifahi muvafakat dinlenemez.
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat yükü: Ayrılan veya vefat eden ortağın adının unvanda kullanılmaya devam edilmesinde ispat yükü, unvanı kullanan şirkete (kalan ortaklara) aittir. Ölüm halinde mirasçıların, ayrılma halinde ayrılan ortağın kanunda öngörülen yazılı muvafakatini mahkemeye sunmak zorundadırlar
[2].
- Zamanaşımı / Süreler: Unvana tecavüz dolayısıyla açılacak haksız rekabet davalarında TTK m. 60 uyarınca dava, öğrenmeden itibaren bir yıl, herhalde tecavüzün doğumundan itibaren üç yıllık zamanaşımı süresine tabidir
[22]. Ancak, tecavüz fiili (izinsiz kullanım) sicilde devam ettiği sürece eylem mütemadi (sürekli) nitelikte olduğundan, hak sahibinin men davası açma hakkı sürmekle birlikte, Yargıtay uygulamalarında çok uzun süre "sessiz kalma yolu ile hak kaybı" doktrini de işletilebilmektedir [23], [20].
- Görevli/yetkili mahkeme: Ticaret unvanına ilişkin uyuşmazlıklar TTK m. 4/1-a bendi uyarınca mutlak ticari dava niteliğindedir. Görevli mahkeme her halükarda Asliye Ticaret Mahkemesidir
[24].
- Yaygın uygulama hataları: Uygulamada şirketlerin nev'i değiştirirken (örneğin kollektif şirketten anonim şirkete dönüşüm) şahıs isimlerini unvanda kısaltarak kullanmaya devam etmeleri büyük bir hatadır. Zira gerçek kişinin adı veya soyadı anonim/limited şirket unvanında yer alıyorsa, şirket türünü gösteren "Anonim Şirket" ibaresi baş harflerle kısaltılarak yazılamaz (TTK m. 43/2)
[25].
7. Eleştirel Değerlendirme
TTK m. 47'nin ihdası, Türk ticaret hukuku doktrininde (örneğin Reha Poroy, Hamdi Yasaman, Sabih Arkan, Hüseyin Ülgen, Mehmet Bahtiyar gibi kıymetli akademisyenlerin de eserlerinde çokça tartıştığı üzere) [26], [27], [28], [29] gerçeklik sistemi ile serbesti sistemi arasındaki temel bir felsefi hesaplaşmanın ürünüdür [3].
Bir yandan ticaret sicilinin ve unvanının üçüncü kişilere karşı "doğruyu söylemesi" (gerçeklik ilkesi) aranırken; diğer yandan kapitalist ekonomik düzende "işletmenin şerefiyesi ve ticari değerinin" (süreklilik ilkesi) korunması hedeflenmektedir [3], [4]. Kanun koyucu, TTK m. 47 hükmü ile son derece başarılı bir sentetik denge (karma sistem) kurmuştur. Ancak eleştirilmesi gereken temel nokta, ayrılan ortağın veya mirasçıların "yazılı iznine" bağlanan hallerin, uygulamada bazen yıllar süren terkin davaları ile tacirleri meşgul etmesidir. Şirketler hukuku dogmatiği açısından, ayrılan bir ortağın şahsi mesuliyeti ticaret sicilinden silinmesiyle ortadan kalksa dahi (TTK m. 571 bağlamında), salt isminin unvanda bulunması sebebiyle görünüşe güven ilkesi kapsamında üçüncü kişilerin bu kişiye yönelme riski her zaman mevcuttur. Bu nedenle kanundaki yazılı şekil şartının sıkı bir biçimde uygulanması yerinde olmakla birlikte; Ticaret Sicili Müdürlüklerinin tescil aşamasında bu muvafakatnameleri resen ve titizlikle incelemesi, mevzuatta ikincil düzenlemeler ile bu kontrol mekanizmasının güçlendirilmesi elzemdir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 47. maddesi, ticaret unvanlarına hâkim olan en temel ilkelerden biri niteliğindeki "süreklilik (devamlılık) ilkesini" düzenlemektedir
[1], [2]. Ticaret unvanlarının oluşturulması ve korunması bağlamında doktrinde ağırlıklı olarak üç temel sistemden söz edilir: Gerçeklik sistemi, serbesti sistemi ve karma sistem[3]. Türk ticaret hukuku, tescil aşamasında ticari dürüstlük ve üçüncü kişilerin yanıltılmaması amacıyla mutlak surette "gerçeklik ilkesini" aramasına karşın; tescilden sonraki fiili ve hukuki değişiklikler karşısında katı gerçeklik sistemini terk ederek "süreklilik" esasına dayalı karma sistemi benimsemiştir[3], [4].Bu maddenin varlık sebebi (ratio legis), ticari işletme ile ticaret unvanı arasındaki sıkı "organik bağdır"
[5]. Bir ticari işletmenin zaman içerisinde oluşturduğu ticari itibar, müşteri çevresi (goodwill) ve kredi sağlama kabiliyeti, büyük ölçüde ticaret unvanı vasıtasıyla somutlaşır[6], [5], [7]. Müşteriler, piyasada zihinlerinde yer etmiş olan bu ad ile sunulan malı ve hizmeti, dolaylı olarak da bizzat işletmeyi ararlar[8]. Şayet kanun koyucu katı gerçeklik ilkesini sürdürerek ortakların adlarının veya medeni durumlarının her değişiminde unvanın da değiştirilmesini emretseydi, işletmenin yıllar boyu biriktirdiği şerefiye ve müşteri çevresi ağır bir sekteye uğrardı. Bu nedenle TTK m. 47, nesnel gerçeklik değişse dahi (örneğin ortağın evlenmesi, ayrılması veya ölmesi), unvanın ekonomik değerini koruyabilmesi adına olduğu gibi kalmasına kanuni bir cevaz vermiştir[1], [2].2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Adın Kanunen veya Yetkili Makamlarca Değiştirilmesi
TTK m. 47/1 fıkrası uyarınca, "Ticari işletme sahibinin veya bir ortağın ticaret unvanında yer alan adı kanunen değişir veya yetkili makamlar tarafından değiştirilirse unvan olduğu gibi kalabilir"
[1], [2]. Medeni adın tespiti, kazanılması ve değiştirilmesi, Türk Medeni Kanunu ile Nüfus Hizmetleri Kanunu hükümlerine tabidir[4], [9]. Gerçek kişi tacirlerin ticaret unvanının çekirdek kısmı, tacirin kısaltılmadan yazılacak ad ve soyadından oluşmak zorundadır (TTK m. 41)[9]. Ancak tescilden sonra, evlenme, boşanma, evlat edinilme veya haklı sebeplerle mahkeme kararına dayalı ad/soyad değişikliği meydana gelebilir. Doktrinde de isabetle ifade edildiği üzere, ticaret unvanında adı geçen kişinin nüfus kaydında sonradan ad değişikliğinin olması, bu değişikliğin derhal ticaret unvanına yansıtılmasını gerektirmez[10], [9]. Nüfus müdürü tarafından maddi hataların düzeltilmesi dahi, tacirin kimliğinde yanlış kanaat uyandırmayacak nitelikte ise ticaret unvanının değiştirilmesini zorunlu kılmaz[4].2.2. Şirkete Yeni Ortak Girmesi
TTK m. 47/2 fıkrasının ilk cümlesi, "Kollektif veya komandit şirkete ya da donatma iştirakine yeni ortakların girmesi hâlinde ticaret unvanı değiştirilmeksizin olduğu gibi kalabilir" hükmünü amirdir
[1], [2]. Kollektif ve komandit şirketlerde ticaret unvanının çekirdek unsuru, ortaklardan en az birinin adı ve soyadından oluşmak zorundadır (TTK m. 42)[11]. Şirkete yeni bir ortağın girmesi, yapısal bir değişiklik olmakla birlikte, kanun koyucu işletmenin piyasadaki tanınırlığının zedelenmemesi adına yeni ortağın adının unvana eklenmesini veya mevcut adların unvandan çıkarılmasını zorunlu tutmamış; unvanın mevcut şekliyle kullanılmasına olanak tanımıştır[2].2.3. Ortağın Ölümü ve Mirasçıların Hukuki Konumu
Yine TTK m. 47/2 uyarınca, adı unvanda yer alan bir ortağın ölümü halinde, kural olarak o kişinin artık ortaklık sıfatı kalmadığı için gerçeklik ilkesi gereği isminin unvandan çıkarılması düşünülebilir. Ancak süreklilik ilkesi uyarınca yasa koyucu iki alternatif sunmuştur
[2]:[2]. Burada ölen kişinin şahıs varlığı hakkı üzerindeki mirasçı iradesi ile ticari işletmenin menfaati dengelenmiştir.2.4. Ortağın Şirketten Ayrılması ve Yazılı İzin Şartı
TTK m. 47/2'nin son cümlesi, "Şirketten ayrılan ortağın adı da yazılı izni alınmak şartıyla şirket unvanında kalabilir" şeklindedir
[2], [12]. Ortaklıktan ayrılan kişinin, şirketle tüm hukuki ve mali bağı kopmasına rağmen isminin şirket unvanında kalarak ticari hayatta kullanılmaya devam etmesi, üçüncü kişiler nezdinde ağır sorumluluk ve itibar riskleri doğurabilir. Bu nedenle kanun koyucu, ayrılan ortağın unvanda adının kalmasını çok sıkı bir geçerlilik şartı olan "yazılı izne" (muvafakat) bağlamıştır.3. Sistematik İlişkiler
[13], [11]. TTK m. 47, bizzat bu kuruluş ve tescil aşamasındaki "gerçeklik ilkesine" dayanan emredici hükümlerin, tescil sonrası dönem için ihdas edilmiş kanuni istisnasıdır.[12]. TTK m. 47'deki unvanın devamına ilişkin bu esneklik, unvanın müstakil bir değer olmaktan ziyade ticari işletme ile olan ayrılmaz bütünlüğünün ve organik bağının sistematik bir yansımasıdır[5]. İşletme el değiştirirken (m. 49) veya ortak yapısı değişirken (m. 47), unvanın işletmede kalmasına gayret edilmiştir.[14], [15].[16], [17].4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarında, ticaret unvanının tescili ile doğan hakkın mutlak niteliğine dikkat çekilmekte, ancak unvanda yer alan kişi adlarının kullanımı bağlamında TTK m. 47 kapsamında aranan "yazılı izin" koşulu dar ve lafzi olarak yorumlanmaktadır.
Yargıtay'ın genel yaklaşımında ticaret unvanının korunmasından maksat, kişinin o unvan altında fiilen ticaret yapmasını zaruri kılmasıdır
[18]. Bir ortağın adı unvanda yer alıyor ve bu ortak şirketten ihtilaflı olarak ayrılıyorsa, açık ve yazılı bir muvafakati bulunmadığı sürece isminin unvanda kullanılması Medeni Kanun m. 2 dürüstlük kuralına ve TTK'nın ilgili hükümlerine aykırı kabul edilmekte, ilgilinin talebi üzerine mahkemelerce unvanın terkini veya ismin unvandan çıkarılması yönünde hüküm kurulmaktadır[19], [20]. Mahkemeler, bu tür uyuşmazlıklarda sicil kayıtlarının geçmişini, ayrılan veya ölen ortağın varislerinin açtıkları muarazanın men'i ve terkin davalarını incelerken, sessiz kalma yoluyla hak kaybı sürelerini de dikkate almaktadır[20], [21].5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Gerçek Kişi Tacirin Soyadı Değişikliği): Olay: Yıllardır İzmir'de tekstil sektöründe faaliyet gösteren gerçek kişi tacir Ayşe Yılmaz, "Ayşe Yılmaz Tekstil Sanayi" unvanı ile ticaret siciline kayıtlıdır. Ayşe Yılmaz, evlenerek "Kaya" soyadını almış ve nüfus kayıtlarında ismi "Ayşe Kaya" olarak değişmiştir. Ticaret odası ve vergi dairesi, unvanın "Ayşe Kaya Tekstil Sanayi" olarak tadil edilmesini talep etmektedir. Hukuki analiz: TTK m. 47/1 hükmü son derece açıktır. Tacirin adı kanunen veya yetkili makamlarca değiştirilirse unvan olduğu gibi kalabilir
[1], [2]. Evlenme sebebiyle gerçekleşen soyadı değişikliği "kanunen gerçekleşen" bir ad değişikliğidir. Dolayısıyla Ayşe Yılmaz, piyasada marka değeri kazanmış olan "Ayşe Yılmaz Tekstil Sanayi" ticaret unvanını değiştirmeksizin kullanmaya devam edebilir[10], [9]. Kurumların unvan değişikliğine zorlama işlemi hukuka aykırıdır.Olay 2 (Kollektif Şirketten Ayrılan Ortak): Olay: "Ali Veli ve Ortakları Nakliyat Kollektif Şirketi" unvanlı şirkette Ali, Veli ve Hasan olmak üzere üç ortak bulunmaktadır. Veli, emeklilik kararı alarak ortaklıktan ayrılmış ve payını devretmiştir. Ancak ayrılırken şirketin unvanının değiştirilmesi için masraf yapılmamasını şifahen (sözlü olarak) beyan etmiştir. İki yıl sonra şirket piyasada borca batmış ve iflasın eşiğine gelmiştir. Veli, adının hâlâ şirkette geçmesi nedeniyle itibarının zedelendiğini belirterek isminin unvandan çıkarılması için dava açmıştır. Kalan ortaklar ise Veli'nin sözlü onay verdiğini savunmuştur. Hukuki analiz: TTK m. 47/2'nin son cümlesi, ayrılan ortağın adının unvanda kalabilmesini "yazılı izni alınmak şartına" bağlamıştır
[2]. Bu şart bir ispat şartı değil, geçerlilik (sıhhat) şartıdır. Veli'nin sözlü onayı hukuken geçersizdir. Dolayısıyla, Veli'nin açtığı tecavüzün men'i ve sicilden isminin terkini davası kabul edilmelidir. Zira kanunun açık lafzı karşısında şifahi muvafakat dinlenemez.6. Pratik Uygulama Notları
[2].[22]. Ancak, tecavüz fiili (izinsiz kullanım) sicilde devam ettiği sürece eylem mütemadi (sürekli) nitelikte olduğundan, hak sahibinin men davası açma hakkı sürmekle birlikte, Yargıtay uygulamalarında çok uzun süre "sessiz kalma yolu ile hak kaybı" doktrini de işletilebilmektedir[23], [20].[24].[25].7. Eleştirel Değerlendirme
TTK m. 47'nin ihdası, Türk ticaret hukuku doktrininde (örneğin Reha Poroy, Hamdi Yasaman, Sabih Arkan, Hüseyin Ülgen, Mehmet Bahtiyar gibi kıymetli akademisyenlerin de eserlerinde çokça tartıştığı üzere)
[26], [27], [28], [29]gerçeklik sistemi ile serbesti sistemi arasındaki temel bir felsefi hesaplaşmanın ürünüdür[3].Bir yandan ticaret sicilinin ve unvanının üçüncü kişilere karşı "doğruyu söylemesi" (gerçeklik ilkesi) aranırken; diğer yandan kapitalist ekonomik düzende "işletmenin şerefiyesi ve ticari değerinin" (süreklilik ilkesi) korunması hedeflenmektedir
[3], [4]. Kanun koyucu, TTK m. 47 hükmü ile son derece başarılı bir sentetik denge (karma sistem) kurmuştur. Ancak eleştirilmesi gereken temel nokta, ayrılan ortağın veya mirasçıların "yazılı iznine" bağlanan hallerin, uygulamada bazen yıllar süren terkin davaları ile tacirleri meşgul etmesidir. Şirketler hukuku dogmatiği açısından, ayrılan bir ortağın şahsi mesuliyeti ticaret sicilinden silinmesiyle ortadan kalksa dahi (TTK m. 571 bağlamında), salt isminin unvanda bulunması sebebiyle görünüşe güven ilkesi kapsamında üçüncü kişilerin bu kişiye yönelme riski her zaman mevcuttur. Bu nedenle kanundaki yazılı şekil şartının sıkı bir biçimde uygulanması yerinde olmakla birlikte; Ticaret Sicili Müdürlüklerinin tescil aşamasında bu muvafakatnameleri resen ve titizlikle incelemesi, mevzuatta ikincil düzenlemeler ile bu kontrol mekanizmasının güçlendirilmesi elzemdir.Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.