1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK), mülga 6762 sayılı Kanun döneminde bulunmayan ve anonim şirketlerin finansman ihtiyacının hızlı, esnek ve modern yöntemlerle karşılanmasını sağlayan "şarta bağlı sermaye artırımı" (conditional capital increase) kurumunu ihdas etmiştir [1-3]. TTK m. 467 hükmü, bu yenilikçi kurumun sağlıklı bir şekilde işleyebilmesi ve sermaye piyasası aktörleri nezdinde güven uyandırabilmesi amacıyla, sisteme dâhil olan alacaklıların ve çalışanların haklarını güvence altına alan temel bir koruma mekanizmasıdır [4].
Maddenin ratio legis’i (konuluş amacı), değiştirme (tahvilin paya dönüşmesi) veya alım (opsiyon) hakkı sahiplerinin, şirketin sonradan alacağı kararlar veya şirket esas sözleşmesinde yer alan kısıtlamalar yoluyla haksızlığa uğratılmasını engellemektir. Şarta bağlı sermaye artırımı kurumunun işlerlik kazanabilmesi için, hak sahiplerinin pay devirlerini sınırlayan esas sözleşme hükümlerine karşı mutlak surette korunmaları gerekmektedir [4]. Aksi takdirde, yatırımcılar veya çalışanlar, vade sonunda elde edecekleri payların şirket tarafından tescil edilmeyeceği veya bu payların ekonomik değerinin sonradan yapılacak işlemlerle eritileceği (sermayenin sulandırılması) endişesiyle bu finansman modeline iştirak etmeyeceklerdir.
Makro perspektiften bakıldığında TTK m. 467, sözleşme özgürlüğü ve şirketlerin kendi iç yapılarını belirleme serbestisi (bağlam kuralı) ile sermaye piyasalarının gerektirdiği işlem güvenliği ve yatırımcının korunması ilkeleri arasında ince bir denge kurmaktadır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Değiştirme ve Alım Hakkı Sahipleri
Şarta bağlı sermaye artırımında, şirketten veya topluluk şirketlerinden alacaklı olanlara (örneğin tahvil sahiplerine) "değiştirme hakkı", çalışanlara ise "alım hakkı" tanınır [2, 5]. Değiştirme hakkı, alacaklının elindeki borçlanma aracını tek taraflı bir irade beyanıyla anonim şirket payına dönüştürme yetkisi verirken; alım hakkı, genellikle çalışanlara belirli bir fiyattan şirket payını satın alma opsiyonu sunar [5]. Bu haklar, yenilik doğurucu (inşai) niteliktedir ve hakkın kullanılmasıyla birlikte, şirket sermayesi kendiliğinden (ipso iure) artar [1].
2.2. Nama Yazılı Payların Devrinin Sınırlandırılmasına (Bağlam) Karşı Koruma (TTK m. 467/1)
Anonim şirketler hukukunda kural, payların serbestçe devredilebilirliğidir (TTK m. 490) [6, 7]. Ancak kanun koyucu, "bağlam" (vinkülasyon) müessesesi ile nama yazılı payların devrinin esas sözleşme ile sınırlandırılmasına (örneğin şirketin onayına bağlanmasına) cevaz vermiştir (TTK m. 492 vd.) [8-10].
TTK m. 467/1, bağlam kurallarının değiştirme ve alım hakkı sahiplerine karşı ileri sürülmesini katı bir şarta bağlamıştır. Kendilerine nama yazılı pay iktisap etme hakkı tanınan kişiler, haklarını kullandıklarında şirket, "bizim esas sözleşmemizde bağlam var, seni pay sahibi olarak onaylamıyoruz" diyemez [4]. Şirketin bu savunmayı yapabilmesinin tek istisnası, söz konusu devir sınırlamasının hem esas sözleşmede hem de ihraç izahnamesinde baştan açıkça "saklı tutulmuş" olmasıdır [11]. Bu kural, yatırımcının ve çalışanın baştan bilmediği bir kısıtlama ile sonradan karşılaşmasını (sürpriz etkisini) önler.
2.3. Sermayenin Sulandırılmasına (Dilution) Karşı Koruma (TTK m. 467/2)
Maddenin ikinci fıkrası, hak sahiplerinin ekonomik menfaatini korumaya yöneliktir. Şirketin, şarta bağlı sermaye artırımı süreci devam ederken yeni bir sermaye artırımı yapması, yeni haklar tanıması veya başkaca işlemlerle mevcut değiştirme/alım haklarının değerini düşürmesi (sermayenin sulandırılması) yasaklanmıştır [12, 13]. Kanun koyucu bu hüküm ile, sermayenin sulandırılması suretiyle hak sahiplerinin haklarının ellerinden alınmasını engellemeye çalışmaktadır [12].
Bu yasağın istisnası, bozulan ekonomik dengenin hak sahibi lehine telafi edilmesidir. Kanun, bu telafiyi üç alternatif yolla sunar:
- Değiştirme (veya alım) fiyatının indirilmesi,
- Hak sahiplerine uygun bir denkleştirme (tazminat/nakdi ödeme) sağlanması,
- Aynı şekilde, mevcut pay sahiplerinin haklarının da kayba uğratılmış olması (şirketin genel bir zarara katlanma durumu).
Bu denkleştirme mekanizmaları sağlanmadığı sürece, söz konusu hakları zedeleyici işlemler hukuka aykırı olacaktır [13].
3. Sistematik İlişkiler
- TTK m. 463-465 (Şarta Bağlı Sermaye Artırımı): TTK m. 467, şarta bağlı sermaye artırımının usul ve esaslarını düzenleyen bu maddelerin tamamlayıcısı ve koruyucu kalkanıdır [1]. Hakların doğumu m. 463'e dayanırken, bu hakların teminatı m. 467'dedir.
- TTK m. 490 ve 492 vd. (Bağlam Hükümleri): TTK m. 492, nama yazılı payların devrinin esas sözleşme ile şirketin onayına bağlanabileceğini düzenler [9, 10]. TTK m. 467/1, bu bağlam kurallarına yönelik getirilmiş özel bir istisnadır (lex specialis).
- TTK m. 461 (Rüçhan Hakkı): Yeni pay alma hakkının sınırlandırılması kuralları ile TTK m. 467'deki denkleştirme mekanizması, pay sahipleri ile yeni yatırımcılar arasındaki oransal dengeyi sağlamak açısından sistematik bir bütünlük arz eder [14].
- Sermaye Piyasası Kanunu (SPKn) m. 18 vd.: Halka açık anonim ortaklıkların ihraç edeceği dönüştürülebilir tahviller bağlamında TTK m. 467, SPKn ve ilgili SPK tebliğleri ile birlikte kümülatif olarak değerlendirilmelidir [3].
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Şarta bağlı sermaye artırımı ve buna bağlı değiştirme/alım hakkı, 6102 sayılı TTK ile sistemimize dâhil olan nispeten yeni kurumlar olduğundan, doğrudan TTK m. 467'nin ihlali iddiasıyla Yargıtay Hukuk Genel Kurulu önüne gelmiş kemikleşmiş bir içtihat ağı henüz tam anlamıyla olgunlaşmamıştır.
Bununla birlikte, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatları; anonim şirketlerde azınlık haklarının, kazanılmış hakların ve yatırımcı menfaatlerinin korunması hususunda son derece hassastır. Yargıtay, şirket organlarının "dürüstlük kuralı" (TMK m. 2) çerçevesinde hareket etmesi gerektiğini, hakkın kötüye kullanılması teşkil eden, yatırımcının baştan bilmediği bağlam kurallarının sonradan yatırımcıya karşı bir silah olarak kullanılamayacağını teyit etmektedir. Sermaye artırımı kararlarının iptaline ilişkin genel davalarda (TTK m. 445 vd.), Yargıtay, eşit işlem ilkesini ve pay sahiplerinin (veya pay sahipliği hakkı kazanacak olanların) oransal haklarının zedelenip zedelenmediğini titizlikle denetlemektedir. TTK m. 467/2'de öngörülen "denkleştirme" sağlanmadan yapılan sermaye artırımı kararlarının, Yargıtay nezdinde iptal yaptırımı ile karşılaşacağı açıktır.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (kurmaca senaryo):
X Teknoloji A.Ş., teknolojik yatırımlarını finanse etmek amacıyla 5 yıl vadeli, paya dönüştürülebilir tahvil (değiştirme hakkı) ihraç etmiştir. İhraç izahnamesinde, tahvillerin vade sonunda şirketin nama yazılı paylarına dönüşeceği belirtilmiştir. Ancak şirket esas sözleşmesinde "nama yazılı payların devri yönetim kurulu onayına tabidir" şeklinde ağır bir bağlam kuralı mevcuttur ve bu husus izahnamede belirtilmemiştir. Vade sonunda tahvil sahibi A, hakkını kullanarak payları iktisap etmek istemiş, ancak yönetim kurulu bağlam kuralını gerekçe göstererek A'yı pay defterine kaydetmeyi reddetmiştir.
Hukuki analiz: TTK m. 467/1 uyarınca yönetim kurulunun bu ret kararı hukuka aykırıdır. Bağlam kuralının alacaklıya karşı ileri sürülebilmesi için bu sınırlandırmanın yalnızca esas sözleşmede bulunması yetmez; kanunun emredici lafzı gereği aynı zamanda izahnamede de saklı tutulmuş olması gerekir [11]. İzahnamede belirtilmeyen bağlam kuralı A'ya karşı ileri sürülemez ve A, pay defterine kaydedilmelidir.
Olay 2 (kurmaca senaryo):
Y Üretim A.Ş., üst düzey yöneticilerine şirkete sadakatlerini artırmak gayesiyle "alım hakkı" (opsiyon) tanımış ve şarta bağlı sermaye artırımı kararı almıştır. Alım hakkının vadesi gelmeden bir yıl önce, şirket genel kurulu yüksek oranlı yeni bir bedelli sermaye artırımı kararı alarak mevcut payların ekonomik değerini ve şirketteki oransal gücünü ciddi biçimde düşürmüştür. Çalışanlara alım fiyatında bir indirim yapılmamış veya nakdi bir denkleştirme sunulmamıştır.
Hukuki analiz: TTK m. 467/2 hükmüne göre bu işlem doğrudan çalışanların alım hakkını "kayba uğratıcı" mahiyettedir. Şirket, yeni sermaye artırımı ile sermayeyi sulandırmış (dilution) ve çalışanların gelecekte elde edeceği payların değerini eritmiştir [12]. Çalışanlara "uygun bir denkleştirme" veya alım fiyatında indirim sağlanmadığı için, çalışanlar bu genel kurul kararının iptalini talep edebilir ve/veya uğradıkları zararın tazminini şirket yönetiminden isteyebilir.
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat Yükü: Bağlam kuralının hak sahibine karşı ileri sürülebilmesi için izahnamede açıkça yer aldığının ispat yükü anonim şirkete aittir. Şirket, bu kamuyu aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirdiğini yazılı delillerle ispatlamalıdır.
- Zamanaşımı / Süreler: Sermayenin sulandırılması niteliği taşıyan ve denkleştirme öngörmeyen bir genel kurul kararına karşı açılacak iptal davaları, kural olarak genel kurul tarihinden itibaren 3 ay içinde (TTK m. 445) açılmalıdır. Eğer alınan karar TTK m. 447 anlamında vazgeçilmez hakları ihlal ediyorsa butlan tespiti her zaman istenebilir. Yönetim kurulu üyelerine karşı açılacak sorumluluk davaları (TTK m. 553) zararın ve sorumlunun öğrenilmesinden itibaren 2 yıl ve her halükarda 5 yıldır (TTK m. 560).
- Görevli/yetkili mahkeme: TTK m. 4 ve m. 5 uyarınca görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesi, kesin yetkili mahkeme ise şirket merkezinin bulunduğu yer mahkemesidir.
- Yaygın uygulama hataları: Şarta bağlı sermaye artırımlarında hazırlanan ihraç izahnamelerinde (özellikle halka açık olmayan kapalı şirketlerin borçlanma aracı ihraçlarında) esas sözleşmedeki devir kısıtlamalarının (bağlam) izahnameye derc edilmesinin unutulması uygulamada sıkça karşılaşılan ve şirketin kontrol yapısının istenmeyen kişilerin eline geçmesine neden olan ağır bir hatadır.
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Ticaret Kanunu m. 467 hükmü, çağdaş sermaye piyasası araçlarının Türk hukukunda karşılık bulması ve yatırımcı/çalışan menfaatlerinin kurumsal yönetim ilkeleri çerçevesinde korunması adına son derece isabetlidir. Doktrinde de haklı olarak ifade edildiği üzere, değiştirme ve alım haklarının cazibesini koruması, tamamen bu hakların şirket organlarının keyfi tasarruflarına karşı zırhlanmasına bağlıdır [4].
Bununla birlikte, m. 467/2'de yer alan "uygun bir denkleştirme" kavramının soyutluğu doktrinde haklı eleştirilere konu olmaktadır. Uygun denkleştirmenin (compensation/equalization) nasıl hesaplanacağı, şirketin anlık piyasa değerinin mi yoksa defter değerinin mi dikkate alınacağı, denkleştirmenin nakden mi yoksa ek pay verilerek mi yapılacağı kanunda netleştirilmemiştir. Bu belirsizlik, finansal uyuşmazlıklarda mahkemeleri tamamen bilirkişi raporlarına bağımlı hale getirmektedir. Lege ferenda (olması gereken hukuk) bakımından, sermayenin sulandırılması (anti-dilution) hallerinde uygulanacak matematiksel ve finansal denkleştirme formüllerine ilişkin ikincil mevzuat düzeyinde (tebliğ veya yönetmelik) daha belirleyici düzenlemeler yapılması, hukuk güvenliğine katkı sağlayacaktır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK), mülga 6762 sayılı Kanun döneminde bulunmayan ve anonim şirketlerin finansman ihtiyacının hızlı, esnek ve modern yöntemlerle karşılanmasını sağlayan "şarta bağlı sermaye artırımı" (conditional capital increase) kurumunu ihdas etmiştir [1-3]. TTK m. 467 hükmü, bu yenilikçi kurumun sağlıklı bir şekilde işleyebilmesi ve sermaye piyasası aktörleri nezdinde güven uyandırabilmesi amacıyla, sisteme dâhil olan alacaklıların ve çalışanların haklarını güvence altına alan temel bir koruma mekanizmasıdır [4].
Maddenin ratio legis’i (konuluş amacı), değiştirme (tahvilin paya dönüşmesi) veya alım (opsiyon) hakkı sahiplerinin, şirketin sonradan alacağı kararlar veya şirket esas sözleşmesinde yer alan kısıtlamalar yoluyla haksızlığa uğratılmasını engellemektir. Şarta bağlı sermaye artırımı kurumunun işlerlik kazanabilmesi için, hak sahiplerinin pay devirlerini sınırlayan esas sözleşme hükümlerine karşı mutlak surette korunmaları gerekmektedir [4]. Aksi takdirde, yatırımcılar veya çalışanlar, vade sonunda elde edecekleri payların şirket tarafından tescil edilmeyeceği veya bu payların ekonomik değerinin sonradan yapılacak işlemlerle eritileceği (sermayenin sulandırılması) endişesiyle bu finansman modeline iştirak etmeyeceklerdir.
Makro perspektiften bakıldığında TTK m. 467, sözleşme özgürlüğü ve şirketlerin kendi iç yapılarını belirleme serbestisi (bağlam kuralı) ile sermaye piyasalarının gerektirdiği işlem güvenliği ve yatırımcının korunması ilkeleri arasında ince bir denge kurmaktadır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Değiştirme ve Alım Hakkı Sahipleri
Şarta bağlı sermaye artırımında, şirketten veya topluluk şirketlerinden alacaklı olanlara (örneğin tahvil sahiplerine) "değiştirme hakkı", çalışanlara ise "alım hakkı" tanınır [2, 5]. Değiştirme hakkı, alacaklının elindeki borçlanma aracını tek taraflı bir irade beyanıyla anonim şirket payına dönüştürme yetkisi verirken; alım hakkı, genellikle çalışanlara belirli bir fiyattan şirket payını satın alma opsiyonu sunar [5]. Bu haklar, yenilik doğurucu (inşai) niteliktedir ve hakkın kullanılmasıyla birlikte, şirket sermayesi kendiliğinden (ipso iure) artar [1].
2.2. Nama Yazılı Payların Devrinin Sınırlandırılmasına (Bağlam) Karşı Koruma (TTK m. 467/1)
Anonim şirketler hukukunda kural, payların serbestçe devredilebilirliğidir (TTK m. 490) [6, 7]. Ancak kanun koyucu, "bağlam" (vinkülasyon) müessesesi ile nama yazılı payların devrinin esas sözleşme ile sınırlandırılmasına (örneğin şirketin onayına bağlanmasına) cevaz vermiştir (TTK m. 492 vd.) [8-10].
TTK m. 467/1, bağlam kurallarının değiştirme ve alım hakkı sahiplerine karşı ileri sürülmesini katı bir şarta bağlamıştır. Kendilerine nama yazılı pay iktisap etme hakkı tanınan kişiler, haklarını kullandıklarında şirket, "bizim esas sözleşmemizde bağlam var, seni pay sahibi olarak onaylamıyoruz" diyemez [4]. Şirketin bu savunmayı yapabilmesinin tek istisnası, söz konusu devir sınırlamasının hem esas sözleşmede hem de ihraç izahnamesinde baştan açıkça "saklı tutulmuş" olmasıdır [11]. Bu kural, yatırımcının ve çalışanın baştan bilmediği bir kısıtlama ile sonradan karşılaşmasını (sürpriz etkisini) önler.
2.3. Sermayenin Sulandırılmasına (Dilution) Karşı Koruma (TTK m. 467/2)
Maddenin ikinci fıkrası, hak sahiplerinin ekonomik menfaatini korumaya yöneliktir. Şirketin, şarta bağlı sermaye artırımı süreci devam ederken yeni bir sermaye artırımı yapması, yeni haklar tanıması veya başkaca işlemlerle mevcut değiştirme/alım haklarının değerini düşürmesi (sermayenin sulandırılması) yasaklanmıştır [12, 13]. Kanun koyucu bu hüküm ile, sermayenin sulandırılması suretiyle hak sahiplerinin haklarının ellerinden alınmasını engellemeye çalışmaktadır [12].
Bu yasağın istisnası, bozulan ekonomik dengenin hak sahibi lehine telafi edilmesidir. Kanun, bu telafiyi üç alternatif yolla sunar:
3. Sistematik İlişkiler
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Şarta bağlı sermaye artırımı ve buna bağlı değiştirme/alım hakkı, 6102 sayılı TTK ile sistemimize dâhil olan nispeten yeni kurumlar olduğundan, doğrudan TTK m. 467'nin ihlali iddiasıyla Yargıtay Hukuk Genel Kurulu önüne gelmiş kemikleşmiş bir içtihat ağı henüz tam anlamıyla olgunlaşmamıştır.
Bununla birlikte, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatları; anonim şirketlerde azınlık haklarının, kazanılmış hakların ve yatırımcı menfaatlerinin korunması hususunda son derece hassastır. Yargıtay, şirket organlarının "dürüstlük kuralı" (TMK m. 2) çerçevesinde hareket etmesi gerektiğini, hakkın kötüye kullanılması teşkil eden, yatırımcının baştan bilmediği bağlam kurallarının sonradan yatırımcıya karşı bir silah olarak kullanılamayacağını teyit etmektedir. Sermaye artırımı kararlarının iptaline ilişkin genel davalarda (TTK m. 445 vd.), Yargıtay, eşit işlem ilkesini ve pay sahiplerinin (veya pay sahipliği hakkı kazanacak olanların) oransal haklarının zedelenip zedelenmediğini titizlikle denetlemektedir. TTK m. 467/2'de öngörülen "denkleştirme" sağlanmadan yapılan sermaye artırımı kararlarının, Yargıtay nezdinde iptal yaptırımı ile karşılaşacağı açıktır.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (kurmaca senaryo): X Teknoloji A.Ş., teknolojik yatırımlarını finanse etmek amacıyla 5 yıl vadeli, paya dönüştürülebilir tahvil (değiştirme hakkı) ihraç etmiştir. İhraç izahnamesinde, tahvillerin vade sonunda şirketin nama yazılı paylarına dönüşeceği belirtilmiştir. Ancak şirket esas sözleşmesinde "nama yazılı payların devri yönetim kurulu onayına tabidir" şeklinde ağır bir bağlam kuralı mevcuttur ve bu husus izahnamede belirtilmemiştir. Vade sonunda tahvil sahibi A, hakkını kullanarak payları iktisap etmek istemiş, ancak yönetim kurulu bağlam kuralını gerekçe göstererek A'yı pay defterine kaydetmeyi reddetmiştir. Hukuki analiz: TTK m. 467/1 uyarınca yönetim kurulunun bu ret kararı hukuka aykırıdır. Bağlam kuralının alacaklıya karşı ileri sürülebilmesi için bu sınırlandırmanın yalnızca esas sözleşmede bulunması yetmez; kanunun emredici lafzı gereği aynı zamanda izahnamede de saklı tutulmuş olması gerekir [11]. İzahnamede belirtilmeyen bağlam kuralı A'ya karşı ileri sürülemez ve A, pay defterine kaydedilmelidir.
Olay 2 (kurmaca senaryo): Y Üretim A.Ş., üst düzey yöneticilerine şirkete sadakatlerini artırmak gayesiyle "alım hakkı" (opsiyon) tanımış ve şarta bağlı sermaye artırımı kararı almıştır. Alım hakkının vadesi gelmeden bir yıl önce, şirket genel kurulu yüksek oranlı yeni bir bedelli sermaye artırımı kararı alarak mevcut payların ekonomik değerini ve şirketteki oransal gücünü ciddi biçimde düşürmüştür. Çalışanlara alım fiyatında bir indirim yapılmamış veya nakdi bir denkleştirme sunulmamıştır. Hukuki analiz: TTK m. 467/2 hükmüne göre bu işlem doğrudan çalışanların alım hakkını "kayba uğratıcı" mahiyettedir. Şirket, yeni sermaye artırımı ile sermayeyi sulandırmış (dilution) ve çalışanların gelecekte elde edeceği payların değerini eritmiştir [12]. Çalışanlara "uygun bir denkleştirme" veya alım fiyatında indirim sağlanmadığı için, çalışanlar bu genel kurul kararının iptalini talep edebilir ve/veya uğradıkları zararın tazminini şirket yönetiminden isteyebilir.
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Ticaret Kanunu m. 467 hükmü, çağdaş sermaye piyasası araçlarının Türk hukukunda karşılık bulması ve yatırımcı/çalışan menfaatlerinin kurumsal yönetim ilkeleri çerçevesinde korunması adına son derece isabetlidir. Doktrinde de haklı olarak ifade edildiği üzere, değiştirme ve alım haklarının cazibesini koruması, tamamen bu hakların şirket organlarının keyfi tasarruflarına karşı zırhlanmasına bağlıdır [4].
Bununla birlikte, m. 467/2'de yer alan "uygun bir denkleştirme" kavramının soyutluğu doktrinde haklı eleştirilere konu olmaktadır. Uygun denkleştirmenin (compensation/equalization) nasıl hesaplanacağı, şirketin anlık piyasa değerinin mi yoksa defter değerinin mi dikkate alınacağı, denkleştirmenin nakden mi yoksa ek pay verilerek mi yapılacağı kanunda netleştirilmemiştir. Bu belirsizlik, finansal uyuşmazlıklarda mahkemeleri tamamen bilirkişi raporlarına bağımlı hale getirmektedir. Lege ferenda (olması gereken hukuk) bakımından, sermayenin sulandırılması (anti-dilution) hallerinde uygulanacak matematiksel ve finansal denkleştirme formüllerine ilişkin ikincil mevzuat düzeyinde (tebliğ veya yönetmelik) daha belirleyici düzenlemeler yapılması, hukuk güvenliğine katkı sağlayacaktır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.