1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK), anonim şirketlerde sermaye tedarikini kolaylaştırmak ve esnek finansman modelleri sunmak amacıyla İsviçre ve Alman hukuklarından esinlenerek "şarta bağlı sermaye artırımı" (şartlı sermaye artırımı) kurumunu ihdas etmiştir [1]. TTK m. 463 ile ilkesel temeli atılan şarta bağlı sermaye artırımı, esasen şirketin veya topluluk şirketlerinin alacaklılarına (özellikle tahvil sahiplerine) veya şirket çalışanlarına tanınan "değiştirme (mübadele)" veya "alım (iştira)" haklarının kullanılması suretiyle sermayenin kendiliğinden artması esasına dayanır [2].
TTK m. 464 ise, bu esnek ve yenilikçi sermaye artırım usulünün sınırlarını çizen emredici bir kanun hükmüdür. Şarta bağlı sermaye artırımı, yapısı gereği mevcut pay sahiplerinin rüçhan haklarının tamamen veya kısmen sınırlandırılmasını ya da kaldırılmasını zorunlu kıldığından, mevcut pay sahiplerinin ortaklıktaki konumlarının aşırı derecede sulanmasını (dilution) önlemek amacıyla kanun koyucu tarafından belirli kısıtlamalara tabi tutulmuştur [3]. Bu bağlamda, TTK m. 464, artırılacak sermayenin azami miktarını mevcut sermayenin yarısı ile sınırlamış (f. 1) ve ihraç edilecek payların bedellerinin nominal değerin altında olamayacağını (f. 2) emredici bir şekilde hükme bağlamıştır [4]. Bu kural, anonim şirketler hukukunun temel direklerinden olan "sermayenin korunması" ve "pay sahiplerinin nispi statülerinin (oransal haklarının) muhafazası" ilkelerinin somut bir yansımasıdır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Şartlı Olarak Artırılan Sermayenin Azami Sınırı (Sermayenin Yarısı Kuralı)
TTK m. 464/1 uyarınca, şarta bağlı olarak artırılacak sermayenin toplam itibari değeri, kararın alındığı andaki mevcut sermayenin yarısını aşamaz [4]. Bu kısıtlama, Alman Paylı Ortaklıklar Kanunu (AktG § 192/III) ve İsviçre Borçlar Kanunu (OR Art. 651/II) ile paralellik arz etmektedir [5]. Bu sınırlamanın temel felsefesi, pay sahipliği yapısının bir anda ve kontrolsüz bir biçimde, mevcut pay sahiplerinin aleyhine olacak şekilde yabancılaştırılmasını ve azınlıkta bırakılmasını engellemektir. Doktrinde Tekinalp ve Pulaşlı gibi yazarların da sıklıkla vurguladığı üzere, şarta bağlı sermaye artırımı, mevcut pay sahiplerinin rüçhan haklarının sınırlandırıldığı istisnai bir yol olduğundan, dışarıdan gelen yatırımcıların (örneğin dönüştürülebilir tahvil sahiplerinin) veya çalışanların şirketin kontrolünü tamamen ele geçirmesine mahal vermemek için %50'lik tavan bir "emniyet sübabı" olarak öngörülmüştür. Buradaki "sermaye" kavramından anlaşılması gereken, esas sermaye sisteminde esas sermaye; kayıtlı sermaye sisteminde ise çıkarılmış sermayedir [6].
2.2. Yapılan Ödemenin Nominal Değere Eşit Olması Kuralı (Asgari Ödeme)
TTK m. 464/2 hükmü, "Yapılan ödeme, en az, nominal değere eşit olmalıdır" demek suretiyle, anonim şirketler hukukunun en temel emredici kurallarından biri olan "itibari değerin altında pay ihracı yasağına" (TTK m. 347) atıf yapmaktadır [4, 7]. Değiştirme veya alım hakkını kullanan alacaklı veya çalışan, bu hakkını kullanırken şirkete karşı ifa edeceği edimin (takas edilecek alacağın veya ödenecek nakdin) tutarının, ihraç edilecek yeni payın itibari (nominal) değerinden aşağı olamayacağı kesin bir dille ifade edilmiştir. Doktrinde Moroğlu ve Poroy/Çamoğlu tarafından da belirtildiği üzere, sermayenin korunması ilkesi gereği, şirketin bilançosunda sermaye olarak gözüken tutarın aktifte tam ve eksiksiz bir karşılığı bulunmalıdır [8]. Bu kural, şarta bağlı sermaye artırımında da geçerliliğini korumakta ve gizli bir şekilde (iskontolu) pay ihracının önüne geçmektedir.
3. Sistematik İlişkiler
Bu maddenin TTK içerisindeki diğer düzenlemeler ile organik bir bağı mevcuttur:
- TTK m. 463 (Şarta Bağlı Sermaye Artırımı İlkesi): Madde 464'te yer alan sınırlandırmalar, doğrudan doğruya 463. maddede tanımlanan "alacaklılara ve çalışanlara tanınan değiştirme veya alım hakları" neticesinde kendiliğinden artan sermaye rejimini çerçeveler [2].
- TTK m. 465 (Esas Sözleşmedeki Dayanak): Şarta bağlı sermaye artırımı yapılabilmesi için, 464. maddedeki sınırlara uygun bir "esas sözleşme hükmü" ihdas edilmesi gerekir. 465. madde, bu esas sözleşme maddesinin içeriğini belirler (itibari değer, yararlanacak gruplar, rüçhan haklarının kaldırılması vb.) [4].
- TTK m. 347 (İtibari Değerden Aşağı Bedelle Pay Çıkarılamaması): 464/2 hükmünün temel dayanağıdır. İtibari değerden daha az bir bedel ödenerek sermayeye iştirak edilmesi yasaktır [7].
- TTK m. 447 (Genel Kurul Kararlarının Butlanı): 464. maddedeki %50 tavan sınırı ile asgari nominal bedel sınırı, anonim şirketin temel yapısına ve sermayenin korunması ilkesine ilişkindir. Bu sınırlara aykırı alınan şarta bağlı sermaye artırımı kararları, m. 447/1-c uyarınca kesin hükümsüzlük (butlan) yaptırımı ile sakat olacaktır [8, 9].
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Şarta bağlı sermaye artırımı kurumu 6102 sayılı Kanun ile hukukumuza dâhil olduğundan, spesifik olarak TTK m. 464'ün matematiksel ihlallerine ilişkin Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (YHGK) nezdinde oluşmuş yoğun bir içtihat birikimi henüz bulunmamakla birlikte, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatları çerçevesinde sermayenin korunması ilkesi ve genel kurul kararlarının geçerliliği ekseninde istikrarlı prensipler mevcuttur.
Yargıtay kararlarında (örneğin Y. 11. HD. yerleşik kararları) sermayenin korunması ilkesini ihlal eden, özellikle payların itibari değerinin altında ihraç edilmesine yol açan her türlü gizli veya açık işlemin, TTK m. 447 çerçevesinde "anonim ortaklığın temel yapısına aykırılık" teşkil ettiği ve butlanla batıl olduğu kabul edilmektedir. Yargıtay, pay sahiplerinin müktesep haklarını (özellikle sermayeye katılım oranının korunması ve mülkiyet hakkı) zedeleyen orantısız artırımlarda, çoğunluğun azınlık üzerindeki tahakkümünü engellemek adına dürüstlük kuralı (TMK m. 2) ve eşit işlem ilkesini titizlikle uygulamaktadır. Dolayısıyla, TTK m. 464'te belirtilen sermayenin %50'sini aşan bir şarta bağlı sermaye artırım kararı alınması halinde, Yargıtay'ın bu kararı "emredici hukuk kurallarına ve şirketin temel yapısına aykırılık" gerekçesiyle batıl sayacağı hukuki bir gerçekliktir [8, 10].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Emredici Sınırın İhlali):
Alfa A.Ş., teknoloji yatırımlarını finanse etmek üzere yurt dışı kaynaklı bir yatırım fonuna "dönüştürülebilir tahvil (convertible bond)" ihraç etmek istemektedir. Şirketin mevcut esas sermayesi 10.000.000 TL'dir. Genel Kurul, tahvillerin paya dönüşmesi ihtimalini gözeterek şarta bağlı sermaye artırım kararı almış ve artırılacak sermaye tavanını 6.000.000 TL olarak esas sözleşmeye eklemiştir. Ortaklardan (B), bu kararın iptali/butlanı talebiyle mahkemeye başvurmuştur.
Hukuki analiz: TTK m. 464/1 uyarınca şarta bağlı olarak artırılacak sermayenin tavanı, mevcut sermayenin yarısını aşamaz [4]. Olayda, 10.000.000 TL'nin yarısı 5.000.000 TL iken, 6.000.000 TL tavan belirlenmiştir. Bu karar, kanunun emredici hükmüne, anonim ortaklığın temel yapısına ve sermayenin korunması ilkesine aykırıdır. Bu sebeple TTK m. 447/1-c bağlamında mutlak butlan yaptırımı ile sakattır ve tescil edilmiş olsa dahi hükümsüzdür.
Olay 2 (Nominal Değer Altında Ödeme ve İhraç Yasağı):
Beta A.Ş., çalışanlarını teşvik etmek (hisse senedi opsiyon planı - ESOP) amacıyla şarta bağlı sermaye artırımı prosedürünü işletmiştir. Şirket paylarının her birinin itibari değeri 100 TL'dir. Genel Kurul kararında, "çalışanların alım haklarını kullanmaları halinde, her bir pay için şirkete ifa edecekleri ödemenin 80 TL" olacağı kararlaştırılmıştır.
Hukuki analiz: TTK m. 464/2 "Yapılan ödeme, en az, nominal değere eşit olmalıdır" emredici hükmünü taşımaktadır [4]. Çalışanların 100 TL itibari değerli bir paya 80 TL ödeyerek sahip olmaları, hem 464. maddeye hem de itibari değerden aşağı pay ihracını yasaklayan 347. maddeye aykırıdır [7]. Söz konusu genel kurul kararı, sermayenin malvarlığı ile tam olarak karşılanması ilkesini ihlal ettiğinden batıldır ve yönetim kurulu tarafından uygulanmamalıdır.
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat yükü: Şarta bağlı sermaye artırımına ilişkin genel kurul kararının %50 sınırını aştığını veya ihraç (değiştirme/alım) bedelinin nominal değerin altında kaldığını iddia eden davacı pay sahibi (veya yönetim kurulu üyesi), şirket kayıtları, ticaret sicili tasdiknameleri ve bilançolar aracılığıyla matematiksel orantısızlığı ispat etmekle yükümlüdür.
- Zamanaşımı / Süreler: İptal davaları için karar tarihinden itibaren 3 aylık hak düşürücü süre öngörülmüşken (TTK m. 445); TTK m. 464 gibi sermayenin korunmasına ilişkin mutlak emredici sınırların ihlali "butlan" (kesin hükümsüzlük) yaptırımına tabi olacağından, her zaman (süreye bağlı olmaksızın) ileri sürülebilir ve hâkim tarafından re'sen dikkate alınır [11].
- Görevli/yetkili mahkeme: Uyuşmazlığın çözümünde görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesi olup, yetkili mahkeme şirketin merkezinin bulunduğu yer mahkemesidir (TTK m. 445/446 vd. atfıyla) [9].
- Yaygın uygulama hataları: Uygulamada şirketlerin, gelecekte ulaşmayı hedefledikleri veya tescil aşamasında olan sermaye tutarları üzerinden %50 hesabını yaptıkları görülmektedir. Oysa TTK m. 464/1'deki oran, şarta bağlı sermaye artırımının dayanağını oluşturan "esas sözleşme değişikliğinin onaylandığı genel kurul kararının alındığı andaki" tescil edilmiş mevcut sermaye üzerinden hesaplanmalıdır.
7. Eleştirel Değerlendirme
Doktrinde TTK m. 464'te yer alan sınırlandırmalar, haklı gerekçelere dayanmakla birlikte bazı eleştirilere de konu olmaktadır. Alman (AktG § 192/3) ve İsviçre (OR 651/2) hukuklarından mehaz alınan %50 sınırı [5], pay sahiplerinin haklarının aşırı sulandırılmasını engellemek açısından son derece yerindedir. Zira, tahvil sahiplerinin tamamen hisseye dönüşmesi durumunda ortaklık yapısının bir gecede el değiştirmesi "hostile takeover (düşmanca devralma)" senaryolarına zemin hazırlayabilir.
Ancak, finansal krize girmiş ve nakit akışı bozulmuş, borca batıklık tehlikesi ile karşı karşıya olan (TTK m. 376) bir anonim şirket için, %50 sınırı dar bir çerçeve sunmaktadır. Alacaklıların (bankalar veya fonların) alacaklarını paya dönüştürerek şirketi kurtarma (debt-to-equity swap) operasyonlarında (iyileştirici yapısal değişiklikler), bu katı %50 sınırının şirketin iflastan kurtarılmasına sekte vurabileceği doktrinde ifade edilmektedir. Yasa koyucunun, şirketin mali durumunun bozulduğu özel hallerde, ağırlaştırılmış bir genel kurul nisabıyla (örneğin sermayenin %75'inin oyuyla) bu sınırın esnetilebilmesine olanak tanıyan bir istisna getirmesi, "borca batıklıktan kurtarma ve iyileştirme" projelerinin başarısı (TTK m. 377 ve İİK m. 285 vd. konkordato süreçleri) açısından de lege ferenda (olması gereken hukuk) bağlamında elzemdir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK), anonim şirketlerde sermaye tedarikini kolaylaştırmak ve esnek finansman modelleri sunmak amacıyla İsviçre ve Alman hukuklarından esinlenerek "şarta bağlı sermaye artırımı" (şartlı sermaye artırımı) kurumunu ihdas etmiştir [1]. TTK m. 463 ile ilkesel temeli atılan şarta bağlı sermaye artırımı, esasen şirketin veya topluluk şirketlerinin alacaklılarına (özellikle tahvil sahiplerine) veya şirket çalışanlarına tanınan "değiştirme (mübadele)" veya "alım (iştira)" haklarının kullanılması suretiyle sermayenin kendiliğinden artması esasına dayanır [2].
TTK m. 464 ise, bu esnek ve yenilikçi sermaye artırım usulünün sınırlarını çizen emredici bir kanun hükmüdür. Şarta bağlı sermaye artırımı, yapısı gereği mevcut pay sahiplerinin rüçhan haklarının tamamen veya kısmen sınırlandırılmasını ya da kaldırılmasını zorunlu kıldığından, mevcut pay sahiplerinin ortaklıktaki konumlarının aşırı derecede sulanmasını (dilution) önlemek amacıyla kanun koyucu tarafından belirli kısıtlamalara tabi tutulmuştur [3]. Bu bağlamda, TTK m. 464, artırılacak sermayenin azami miktarını mevcut sermayenin yarısı ile sınırlamış (f. 1) ve ihraç edilecek payların bedellerinin nominal değerin altında olamayacağını (f. 2) emredici bir şekilde hükme bağlamıştır [4]. Bu kural, anonim şirketler hukukunun temel direklerinden olan "sermayenin korunması" ve "pay sahiplerinin nispi statülerinin (oransal haklarının) muhafazası" ilkelerinin somut bir yansımasıdır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Şartlı Olarak Artırılan Sermayenin Azami Sınırı (Sermayenin Yarısı Kuralı)
TTK m. 464/1 uyarınca, şarta bağlı olarak artırılacak sermayenin toplam itibari değeri, kararın alındığı andaki mevcut sermayenin yarısını aşamaz [4]. Bu kısıtlama, Alman Paylı Ortaklıklar Kanunu (AktG § 192/III) ve İsviçre Borçlar Kanunu (OR Art. 651/II) ile paralellik arz etmektedir [5]. Bu sınırlamanın temel felsefesi, pay sahipliği yapısının bir anda ve kontrolsüz bir biçimde, mevcut pay sahiplerinin aleyhine olacak şekilde yabancılaştırılmasını ve azınlıkta bırakılmasını engellemektir. Doktrinde Tekinalp ve Pulaşlı gibi yazarların da sıklıkla vurguladığı üzere, şarta bağlı sermaye artırımı, mevcut pay sahiplerinin rüçhan haklarının sınırlandırıldığı istisnai bir yol olduğundan, dışarıdan gelen yatırımcıların (örneğin dönüştürülebilir tahvil sahiplerinin) veya çalışanların şirketin kontrolünü tamamen ele geçirmesine mahal vermemek için %50'lik tavan bir "emniyet sübabı" olarak öngörülmüştür. Buradaki "sermaye" kavramından anlaşılması gereken, esas sermaye sisteminde esas sermaye; kayıtlı sermaye sisteminde ise çıkarılmış sermayedir [6].
2.2. Yapılan Ödemenin Nominal Değere Eşit Olması Kuralı (Asgari Ödeme)
TTK m. 464/2 hükmü, "Yapılan ödeme, en az, nominal değere eşit olmalıdır" demek suretiyle, anonim şirketler hukukunun en temel emredici kurallarından biri olan "itibari değerin altında pay ihracı yasağına" (TTK m. 347) atıf yapmaktadır [4, 7]. Değiştirme veya alım hakkını kullanan alacaklı veya çalışan, bu hakkını kullanırken şirkete karşı ifa edeceği edimin (takas edilecek alacağın veya ödenecek nakdin) tutarının, ihraç edilecek yeni payın itibari (nominal) değerinden aşağı olamayacağı kesin bir dille ifade edilmiştir. Doktrinde Moroğlu ve Poroy/Çamoğlu tarafından da belirtildiği üzere, sermayenin korunması ilkesi gereği, şirketin bilançosunda sermaye olarak gözüken tutarın aktifte tam ve eksiksiz bir karşılığı bulunmalıdır [8]. Bu kural, şarta bağlı sermaye artırımında da geçerliliğini korumakta ve gizli bir şekilde (iskontolu) pay ihracının önüne geçmektedir.
3. Sistematik İlişkiler
Bu maddenin TTK içerisindeki diğer düzenlemeler ile organik bir bağı mevcuttur:
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Şarta bağlı sermaye artırımı kurumu 6102 sayılı Kanun ile hukukumuza dâhil olduğundan, spesifik olarak TTK m. 464'ün matematiksel ihlallerine ilişkin Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (YHGK) nezdinde oluşmuş yoğun bir içtihat birikimi henüz bulunmamakla birlikte, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatları çerçevesinde sermayenin korunması ilkesi ve genel kurul kararlarının geçerliliği ekseninde istikrarlı prensipler mevcuttur.
Yargıtay kararlarında (örneğin Y. 11. HD. yerleşik kararları) sermayenin korunması ilkesini ihlal eden, özellikle payların itibari değerinin altında ihraç edilmesine yol açan her türlü gizli veya açık işlemin, TTK m. 447 çerçevesinde "anonim ortaklığın temel yapısına aykırılık" teşkil ettiği ve butlanla batıl olduğu kabul edilmektedir. Yargıtay, pay sahiplerinin müktesep haklarını (özellikle sermayeye katılım oranının korunması ve mülkiyet hakkı) zedeleyen orantısız artırımlarda, çoğunluğun azınlık üzerindeki tahakkümünü engellemek adına dürüstlük kuralı (TMK m. 2) ve eşit işlem ilkesini titizlikle uygulamaktadır. Dolayısıyla, TTK m. 464'te belirtilen sermayenin %50'sini aşan bir şarta bağlı sermaye artırım kararı alınması halinde, Yargıtay'ın bu kararı "emredici hukuk kurallarına ve şirketin temel yapısına aykırılık" gerekçesiyle batıl sayacağı hukuki bir gerçekliktir [8, 10].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Emredici Sınırın İhlali): Alfa A.Ş., teknoloji yatırımlarını finanse etmek üzere yurt dışı kaynaklı bir yatırım fonuna "dönüştürülebilir tahvil (convertible bond)" ihraç etmek istemektedir. Şirketin mevcut esas sermayesi 10.000.000 TL'dir. Genel Kurul, tahvillerin paya dönüşmesi ihtimalini gözeterek şarta bağlı sermaye artırım kararı almış ve artırılacak sermaye tavanını 6.000.000 TL olarak esas sözleşmeye eklemiştir. Ortaklardan (B), bu kararın iptali/butlanı talebiyle mahkemeye başvurmuştur. Hukuki analiz: TTK m. 464/1 uyarınca şarta bağlı olarak artırılacak sermayenin tavanı, mevcut sermayenin yarısını aşamaz [4]. Olayda, 10.000.000 TL'nin yarısı 5.000.000 TL iken, 6.000.000 TL tavan belirlenmiştir. Bu karar, kanunun emredici hükmüne, anonim ortaklığın temel yapısına ve sermayenin korunması ilkesine aykırıdır. Bu sebeple TTK m. 447/1-c bağlamında mutlak butlan yaptırımı ile sakattır ve tescil edilmiş olsa dahi hükümsüzdür.
Olay 2 (Nominal Değer Altında Ödeme ve İhraç Yasağı): Beta A.Ş., çalışanlarını teşvik etmek (hisse senedi opsiyon planı - ESOP) amacıyla şarta bağlı sermaye artırımı prosedürünü işletmiştir. Şirket paylarının her birinin itibari değeri 100 TL'dir. Genel Kurul kararında, "çalışanların alım haklarını kullanmaları halinde, her bir pay için şirkete ifa edecekleri ödemenin 80 TL" olacağı kararlaştırılmıştır. Hukuki analiz: TTK m. 464/2 "Yapılan ödeme, en az, nominal değere eşit olmalıdır" emredici hükmünü taşımaktadır [4]. Çalışanların 100 TL itibari değerli bir paya 80 TL ödeyerek sahip olmaları, hem 464. maddeye hem de itibari değerden aşağı pay ihracını yasaklayan 347. maddeye aykırıdır [7]. Söz konusu genel kurul kararı, sermayenin malvarlığı ile tam olarak karşılanması ilkesini ihlal ettiğinden batıldır ve yönetim kurulu tarafından uygulanmamalıdır.
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
Doktrinde TTK m. 464'te yer alan sınırlandırmalar, haklı gerekçelere dayanmakla birlikte bazı eleştirilere de konu olmaktadır. Alman (AktG § 192/3) ve İsviçre (OR 651/2) hukuklarından mehaz alınan %50 sınırı [5], pay sahiplerinin haklarının aşırı sulandırılmasını engellemek açısından son derece yerindedir. Zira, tahvil sahiplerinin tamamen hisseye dönüşmesi durumunda ortaklık yapısının bir gecede el değiştirmesi "hostile takeover (düşmanca devralma)" senaryolarına zemin hazırlayabilir.
Ancak, finansal krize girmiş ve nakit akışı bozulmuş, borca batıklık tehlikesi ile karşı karşıya olan (TTK m. 376) bir anonim şirket için, %50 sınırı dar bir çerçeve sunmaktadır. Alacaklıların (bankalar veya fonların) alacaklarını paya dönüştürerek şirketi kurtarma (debt-to-equity swap) operasyonlarında (iyileştirici yapısal değişiklikler), bu katı %50 sınırının şirketin iflastan kurtarılmasına sekte vurabileceği doktrinde ifade edilmektedir. Yasa koyucunun, şirketin mali durumunun bozulduğu özel hallerde, ağırlaştırılmış bir genel kurul nisabıyla (örneğin sermayenin %75'inin oyuyla) bu sınırın esnetilebilmesine olanak tanıyan bir istisna getirmesi, "borca batıklıktan kurtarma ve iyileştirme" projelerinin başarısı (TTK m. 377 ve İİK m. 285 vd. konkordato süreçleri) açısından de lege ferenda (olması gereken hukuk) bağlamında elzemdir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.