1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 440. maddesi, anonim şirketlerde azınlık ve pay sahiplerine tanınan en önemli denetim mekanizmalarından biri olan "özel denetim" (özel denetçi atanması) kurumunun yargısal safhasını, yani "atama" aşamasını düzenlemektedir [1], [2]. TTK m. 438 uyarınca genel kurula yöneltilen özel denetim talebinin kabul edilmesi veya TTK m. 439 uyarınca genel kurul tarafından reddedilmesi üzerine mahkemeye intikal eden uyuşmazlıklarda, mahkemenin izleyeceği usul ve vereceği kararın niteliği bu maddede hüküm altına alınmıştır [3], [4].
TTK m. 440 hükmü, şirketin malvarlıksal durumunun, yöneticilerin işlemlerinin veya belirli olayların objektif, bağımsız ve uzman bir kişi tarafından incelenmesini temin etmek amacıyla mahkemeye geniş bir takdir ve çerçeve belirleme yetkisi vermiştir [5], [6]. Kanun koyucu, bu atama usulünü düzenlerken, hem pay sahiplerinin aydınlatılma menfaatini hem de şirketin iç işleyişinin asılsız veya kötü niyetli taleplerle sekteye uğratılmaması dengesini gözetmiştir [7], [8]. Bu bağlamda, mahkemenin tarafları dinleme yükümlülüğü ve vereceği kararın kesinliği, sürecin hızlı ve adil bir şekilde sonuçlandırılmasına hizmet etmektedir [9], [10].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Tarafların Dinlenmesi (Şirketi ve İstem Sahiplerini Dinleme Yükümlülüğü)
TTK m. 440/1 fıkrası uyarınca mahkeme, kararını vermeden önce "şirketi ve istem sahiplerini dinlemek" zorundadır [6]. Genel kurulun özel denetim istemini reddetmesi üzerine mahkemeye başvurulması halinde, taraflar arasında çekişmeli bir yargı süreci söz konusu olacağından, hukuki dinlenilme hakkı gereği mahkemenin şirketi (yönetim kurulunu) ve başvuru sahibi azlığı dinlemesi kanuni bir zorunluluktur [9]. Mahkeme, iddiaların ciddiyetini, TTK m. 438 ve 439'daki maddi şartların (bilgi alma hakkının daha önce kullanılmış olması, belirli olayların mevcudiyeti, zarara uğratma ihtimalinin ikna edici şekilde ortaya konması) gerçekleşip gerçekleşmediğini bu dinleme ve dosya incelemesi neticesinde tespit eder [11], [12], [9]. Genel kurulun özel denetim talebini kabul ettiği hallerde dahi, mahkemenin kurucu unsurları ve şartların mevcudiyetini resen incelemekle yükümlü olduğu, şekli bir inceleme yapsa da tarafları dinlemesine hukuki bir engel bulunmadığı doktrinde ifade edilmektedir [13], [14], [15].
2.2. İstem Çerçevesinde İnceleme Konusunun Belirlenmesi
Maddenin ikinci fıkrası, mahkemenin istemi yerinde görmesi halinde "istem çerçevesinde inceleme konusunu belirleyeceğini" hükme bağlamaktadır [6]. Özel denetimin konusunu ve kapsamını tayin etmek, sınırlarını çizmek konusunda takdir yetkisinin şirket genel kuruluna veya yönetim kuruluna değil, bizzat mahkemeye bırakılmış olması, özel denetimin amacına ulaşması bakımından son derece kilit bir düzenlemedir [5], [16], [17]. Mahkeme, taleple bağlılık ilkesi (HMK m. 26) gereği istemin dışına çıkamaz; ancak istem çerçevesinde kalmak kaydıyla denetimin hukuki ve fiili sınırlarını çizer. Bu belirleme, özel denetçinin yetki sınırlarını netleştirirken, şirketin gereksiz yere meşgul edilmesini ve şirket sırlarının hukuka aykırı şekilde ifşa edilmesini önler [18], [19].
2.3. Bağımsız Uzmanın Görevlendirilmesi
TTK m. 440/2, mahkemenin "bir veya birden fazla bağımsız uzmanı" görevlendireceğini belirtmektedir [6]. Kanun koyucu, özel denetçilerin nitelikleri konusunda TTK m. 400'de yer alan bağımsız denetçilere ilişkin (Yeminli Mali Müşavir, Serbest Muhasebeci Mali Müşavir veya Bağımsız Denetim Kuruluşu olma) zorunlulukları özel denetçiler için açıkça öngörmemiştir [20]. Bunun temel nedeni, özel denetime konu olacak "belirli olayların" her zaman finansal veya muhasebesel nitelikte olmamasıdır. İncelenecek konu bir inşaat projesi, bir patent ihlali veya hukuki bir sözleşme olabileceği için mahkeme, konunun uzmanı olan bir mühendisi, akademisyeni veya hukukçuyu özel denetçi olarak (HMK m. 266 vd. anlamında bilirkişiye benzer bir statüde) atayabilir [21], [22]. Bununla birlikte, atanacak uzmanın objektifliğini sağlamak adına "bağımsızlık" şartı aranmış olup, TTK m. 400'de sayılan denetçi olmaya engel hallerin (şirketle menfaat bağı, yöneticilik geçmişi vb.) özel denetçiler için de kıyasen uygulanması gerektiği doktrinde savunulmaktadır [23], [24], [25].
2.4. Mahkeme Kararının Kesinliği
TTK m. 440/2'nin son cümlesi, mahkemenin atama veya ret hususunda vereceği kararın "kesin" olduğunu amirdir [6]. Kanun koyucu, özel denetim sürecini hızlandırmak, şirket içindeki menfaat çatışmalarının uzun süren kanun yolları (istinaf/temyiz) ile sürüncemede kalmasını engellemek amacıyla bu kararlara karşı olağan kanun yollarını kapatmıştır [10], [16].
3. Sistematik İlişkiler
- TTK m. 438 ve m. 439: 440. madde, bu iki maddede düzenlenen usuli ve maddi ön şartların (bilgi alma hakkının tüketilmesi, genel kurula başvuru, gerekli nisapların sağlanması vb.) bir sonucudur. Mahkemenin atama yapabilmesi için m. 438 ve 439'daki koşulların gerçekleşmiş olması zorunludur [4], [26], [27], [28].
- TTK m. 441 ve 442: Mahkemenin atadığı bağımsız uzmanın görevini ifa biçimi, şirketten bilgi ve belge talep etme yetkisi ve raporunu mahkemeye sunma usulü bu maddelerle organik bir bütünlük oluşturur [29], [30].
- TTK m. 400 ve m. 399: Özel denetçinin bağımsızlık şartları açısından TTK m. 400'ün kıyasen uygulanması; özel denetçinin haklı sebeple görevden alınması veya değiştirilmesi (azli) hususunda kanunda açık bir hüküm bulunmadığından TTK m. 399 hükümlerinin kıyasen tatbik edilmesi doktrinsel olarak kabul edilmektedir [31], [32], [33], [23].
- HMK m. 266 vd. (Bilirkişilik): Atanacak özel denetçinin hukuki konumu ve uzmanlık vasfı, usul hukukundaki bilirkişilik müessesesi ile yakın ilişki içerisindedir [22].
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay içtihatlarında, TTK m. 440 çerçevesinde mahkemenin yapacağı incelemenin sınırları titizlikle çizilmiştir. Yargıtay'a göre, mahkemenin özel denetçi atayabilmesi için başvuru sahiplerinin, şirketin veya pay sahiplerinin zarara uğratıldığına dair "ikna edici" emareleri (somut bilgi, belge veya kuvvetli şüphe) mahkemeye sunmaları şarttır [34], [12]. Kesin bir ispat aranmamakla birlikte, sırf şüpheye veya genel geçer soyut iddialara dayalı talepler reddedilmelidir [34]. Ayrıca Yargıtay, kararın "kesin" olması kuralını katı bir şekilde uygulamakta olup, ilk derece mahkemesinin atama veya ret yönünde verdiği kararlara karşı kanun yoluna başvurulmasını usulden reddetmektedir. Atama kararının ardından, özel denetçinin yetki sınırlarını aşması veya tarafsızlığını yitirmesi durumunda, atanmaya yönelik ilk kararın kesinliği, denetçinin daha sonradan değiştirilmesi taleplerine (haklı sebeple) mahkemenin bakmasına engel teşkil etmemektedir.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (kurmaca senaryo):
X A.Ş.'nin azınlık pay sahipleri, şirketin yönetim kurulu başkanı ile ilişkili bir başka şirketten fahiş fiyatla hammadde alımı yapıldığını iddia ederek genel kurulda bilgi alma hakkını kullanmış, ancak tatmin edici bir cevap alamamışlardır. Bunun üzerine genel kuruldan özel denetçi atanmasını talep etmişler, talep çoğunluk oylarıyla reddedilmiştir. Azınlık, süresi içinde Asliye Ticaret Mahkemesi'ne başvurmuştur.
Hukuki analiz: TTK m. 440/1 gereği mahkeme, şirketi (yönetim kurulunu) ve azlığı dinlemek zorundadır [9], [6]. Mahkeme, iddiaların ciddiyetini ve ikna edici delillerin (fiyat farkını gösteren piyasa araştırmaları vb.) varlığını tespit ederse talebi kabul eder. TTK m. 440/2 uyarınca, mahkeme "sadece fahiş bedelli hammadde alım sözleşmesinin" incelenmesi ile sınırlı olarak inceleme konusunu belirler ve bir mali müşavir ile sektör uzmanı bir mühendisi bağımsız uzman (özel denetçi) olarak görevlendirir [5], [21], [6]. Mahkemenin bu kararı kesindir.
Olay 2 (kurmaca senaryo):
Y A.Ş.'de pay sahibi B, şirketin son 5 yıllık tüm yönetim kurulu kararlarının, harcamalarının ve stratejik yatırımlarının "şirket menfaatine aykırı olduğu" gerekçesiyle özel denetim talep etmiş, reddedilmesi üzerine mahkemeye başvurmuştur.
Hukuki analiz: Mahkeme, TTK m. 438'deki "belirli olayların" açıklığa kavuşturulması şartının gerçekleşmediğini ve talebin çok genel ve soyut olduğunu tespit eder [35], [36], [11]. Şirket işleyişini bütünüyle felce uğratacak nitelikteki böylesi geniş bir talep reddedilir. TTK m. 440/2 gereği mahkemenin ret kararı kesindir ve B'nin kanun yoluna başvurma hakkı bulunmamaktadır [10], [6].
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat Yükü: Azınlığın veya pay sahibinin, şirketin veya ortakların zarara uğratıldığını şüpheye yer bırakmayacak şekilde (tam ispat) kanıtlaması gerekmez; iddiaların "ikna edici" emarelerle (yaklaşık ispat / inandırıcı delil) ortaya konulması atama için yeterlidir [37], [34].
- Zamanaşımı / Süreler: Genel kurulun ret kararından itibaren 3 ay içinde (TTK m. 439/1), kabul kararından itibaren ise 30 gün içinde (TTK m. 438/2) mahkemeye başvurulmalıdır. Bu süreler hak düşürücü niteliktedir [38], [3], [39], [26].
- Görevli/yetkili mahkeme: Atama kararı vermeye kesin yetkili ve görevli mahkeme, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki Asliye Ticaret Mahkemesidir [3], [6].
- Yaygın uygulama hataları: Mahkemeden talep edilen özel denetim konusunun somutlaştırılmadan çok geniş tutulması; bilgi alma ve inceleme hakkının usulüne uygun şekilde tüketildiğinin (genel kurul tutanağına geçirtilerek) belgelendirilmemesi [40], [41] ve kesin olan mahkeme kararlarına karşı istinaf yoluna başvurulması en sık karşılaşılan hatalardandır.
7. Eleştirel Değerlendirme
TTK m. 440 hükmü doktrinde pek çok açıdan eleştiriye tabi tutulmaktadır. İlk olarak, mahkemenin atama veya ret kararının "kesin" olması (m. 440/2), süreci hızlandırma amacı taşısa da, hak arama hürriyeti bağlamında ciddi eleştiriler almaktadır. Özellikle ilk derece mahkemesinin, maddi şartların varlığına rağmen asılsız veya hatalı bir gerekçeyle talebi reddetmesi durumunda, azınlığın hiçbir üst denetim (temyiz/istinaf) mekanizmasına başvuramaması hukuki güvenlik ilkesini zedelemektedir [10], [16].
İkinci olarak, atanan özel denetçinin görevden alınmasına veya değiştirilmesine ilişkin kanunda açık bir hükmün bulunmaması büyük bir eksiklik olarak değerlendirilmektedir [5], [31], [24]. Mahkeme tarafından atanan özel denetçinin mesleki yetersizliği, sır saklama yükümlülüğünü ihlali veya tarafsızlığını yitirmesi durumunda, taraflara (özellikle şirkete) bu uzmanın görevden azlini talep etme hakkı tanıyan açık bir düzenleme bulunmamaktadır [31], [17], [42]. Doktrinde bu boşluğun, şirket denetçisinin haklı sebeple görevden alınmasını düzenleyen TTK m. 399 hükümlerinin kıyasen uygulanması yoluyla doldurulması gerektiği isabetle savunulmaktadır [33], [43].
Son olarak, özel denetçi olamayacak kişilerin (bağımsızlık kriterlerinin) TTK m. 440'ta açıkça belirtilmemiş olması, sadece "bağımsız uzman" denilerek geçiştirilmesi bir diğer eleştiri konusudur [20]. TTK m. 400'deki bağımsızlık ve tarafsızlık kriterlerinin özel denetçiler için de mutlak surette geçerli olması gerektiği doktrinde ağırlıklı olarak kabul edilmektedir [23], [24], [25].
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 440. maddesi, anonim şirketlerde azınlık ve pay sahiplerine tanınan en önemli denetim mekanizmalarından biri olan "özel denetim" (özel denetçi atanması) kurumunun yargısal safhasını, yani "atama" aşamasını düzenlemektedir [1], [2]. TTK m. 438 uyarınca genel kurula yöneltilen özel denetim talebinin kabul edilmesi veya TTK m. 439 uyarınca genel kurul tarafından reddedilmesi üzerine mahkemeye intikal eden uyuşmazlıklarda, mahkemenin izleyeceği usul ve vereceği kararın niteliği bu maddede hüküm altına alınmıştır [3], [4].
TTK m. 440 hükmü, şirketin malvarlıksal durumunun, yöneticilerin işlemlerinin veya belirli olayların objektif, bağımsız ve uzman bir kişi tarafından incelenmesini temin etmek amacıyla mahkemeye geniş bir takdir ve çerçeve belirleme yetkisi vermiştir [5], [6]. Kanun koyucu, bu atama usulünü düzenlerken, hem pay sahiplerinin aydınlatılma menfaatini hem de şirketin iç işleyişinin asılsız veya kötü niyetli taleplerle sekteye uğratılmaması dengesini gözetmiştir [7], [8]. Bu bağlamda, mahkemenin tarafları dinleme yükümlülüğü ve vereceği kararın kesinliği, sürecin hızlı ve adil bir şekilde sonuçlandırılmasına hizmet etmektedir [9], [10].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Tarafların Dinlenmesi (Şirketi ve İstem Sahiplerini Dinleme Yükümlülüğü)
TTK m. 440/1 fıkrası uyarınca mahkeme, kararını vermeden önce "şirketi ve istem sahiplerini dinlemek" zorundadır [6]. Genel kurulun özel denetim istemini reddetmesi üzerine mahkemeye başvurulması halinde, taraflar arasında çekişmeli bir yargı süreci söz konusu olacağından, hukuki dinlenilme hakkı gereği mahkemenin şirketi (yönetim kurulunu) ve başvuru sahibi azlığı dinlemesi kanuni bir zorunluluktur [9]. Mahkeme, iddiaların ciddiyetini, TTK m. 438 ve 439'daki maddi şartların (bilgi alma hakkının daha önce kullanılmış olması, belirli olayların mevcudiyeti, zarara uğratma ihtimalinin ikna edici şekilde ortaya konması) gerçekleşip gerçekleşmediğini bu dinleme ve dosya incelemesi neticesinde tespit eder [11], [12], [9]. Genel kurulun özel denetim talebini kabul ettiği hallerde dahi, mahkemenin kurucu unsurları ve şartların mevcudiyetini resen incelemekle yükümlü olduğu, şekli bir inceleme yapsa da tarafları dinlemesine hukuki bir engel bulunmadığı doktrinde ifade edilmektedir [13], [14], [15].
2.2. İstem Çerçevesinde İnceleme Konusunun Belirlenmesi
Maddenin ikinci fıkrası, mahkemenin istemi yerinde görmesi halinde "istem çerçevesinde inceleme konusunu belirleyeceğini" hükme bağlamaktadır [6]. Özel denetimin konusunu ve kapsamını tayin etmek, sınırlarını çizmek konusunda takdir yetkisinin şirket genel kuruluna veya yönetim kuruluna değil, bizzat mahkemeye bırakılmış olması, özel denetimin amacına ulaşması bakımından son derece kilit bir düzenlemedir [5], [16], [17]. Mahkeme, taleple bağlılık ilkesi (HMK m. 26) gereği istemin dışına çıkamaz; ancak istem çerçevesinde kalmak kaydıyla denetimin hukuki ve fiili sınırlarını çizer. Bu belirleme, özel denetçinin yetki sınırlarını netleştirirken, şirketin gereksiz yere meşgul edilmesini ve şirket sırlarının hukuka aykırı şekilde ifşa edilmesini önler [18], [19].
2.3. Bağımsız Uzmanın Görevlendirilmesi
TTK m. 440/2, mahkemenin "bir veya birden fazla bağımsız uzmanı" görevlendireceğini belirtmektedir [6]. Kanun koyucu, özel denetçilerin nitelikleri konusunda TTK m. 400'de yer alan bağımsız denetçilere ilişkin (Yeminli Mali Müşavir, Serbest Muhasebeci Mali Müşavir veya Bağımsız Denetim Kuruluşu olma) zorunlulukları özel denetçiler için açıkça öngörmemiştir [20]. Bunun temel nedeni, özel denetime konu olacak "belirli olayların" her zaman finansal veya muhasebesel nitelikte olmamasıdır. İncelenecek konu bir inşaat projesi, bir patent ihlali veya hukuki bir sözleşme olabileceği için mahkeme, konunun uzmanı olan bir mühendisi, akademisyeni veya hukukçuyu özel denetçi olarak (HMK m. 266 vd. anlamında bilirkişiye benzer bir statüde) atayabilir [21], [22]. Bununla birlikte, atanacak uzmanın objektifliğini sağlamak adına "bağımsızlık" şartı aranmış olup, TTK m. 400'de sayılan denetçi olmaya engel hallerin (şirketle menfaat bağı, yöneticilik geçmişi vb.) özel denetçiler için de kıyasen uygulanması gerektiği doktrinde savunulmaktadır [23], [24], [25].
2.4. Mahkeme Kararının Kesinliği
TTK m. 440/2'nin son cümlesi, mahkemenin atama veya ret hususunda vereceği kararın "kesin" olduğunu amirdir [6]. Kanun koyucu, özel denetim sürecini hızlandırmak, şirket içindeki menfaat çatışmalarının uzun süren kanun yolları (istinaf/temyiz) ile sürüncemede kalmasını engellemek amacıyla bu kararlara karşı olağan kanun yollarını kapatmıştır [10], [16].
3. Sistematik İlişkiler
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay içtihatlarında, TTK m. 440 çerçevesinde mahkemenin yapacağı incelemenin sınırları titizlikle çizilmiştir. Yargıtay'a göre, mahkemenin özel denetçi atayabilmesi için başvuru sahiplerinin, şirketin veya pay sahiplerinin zarara uğratıldığına dair "ikna edici" emareleri (somut bilgi, belge veya kuvvetli şüphe) mahkemeye sunmaları şarttır [34], [12]. Kesin bir ispat aranmamakla birlikte, sırf şüpheye veya genel geçer soyut iddialara dayalı talepler reddedilmelidir [34]. Ayrıca Yargıtay, kararın "kesin" olması kuralını katı bir şekilde uygulamakta olup, ilk derece mahkemesinin atama veya ret yönünde verdiği kararlara karşı kanun yoluna başvurulmasını usulden reddetmektedir. Atama kararının ardından, özel denetçinin yetki sınırlarını aşması veya tarafsızlığını yitirmesi durumunda, atanmaya yönelik ilk kararın kesinliği, denetçinin daha sonradan değiştirilmesi taleplerine (haklı sebeple) mahkemenin bakmasına engel teşkil etmemektedir.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (kurmaca senaryo): X A.Ş.'nin azınlık pay sahipleri, şirketin yönetim kurulu başkanı ile ilişkili bir başka şirketten fahiş fiyatla hammadde alımı yapıldığını iddia ederek genel kurulda bilgi alma hakkını kullanmış, ancak tatmin edici bir cevap alamamışlardır. Bunun üzerine genel kuruldan özel denetçi atanmasını talep etmişler, talep çoğunluk oylarıyla reddedilmiştir. Azınlık, süresi içinde Asliye Ticaret Mahkemesi'ne başvurmuştur. Hukuki analiz: TTK m. 440/1 gereği mahkeme, şirketi (yönetim kurulunu) ve azlığı dinlemek zorundadır [9], [6]. Mahkeme, iddiaların ciddiyetini ve ikna edici delillerin (fiyat farkını gösteren piyasa araştırmaları vb.) varlığını tespit ederse talebi kabul eder. TTK m. 440/2 uyarınca, mahkeme "sadece fahiş bedelli hammadde alım sözleşmesinin" incelenmesi ile sınırlı olarak inceleme konusunu belirler ve bir mali müşavir ile sektör uzmanı bir mühendisi bağımsız uzman (özel denetçi) olarak görevlendirir [5], [21], [6]. Mahkemenin bu kararı kesindir.
Olay 2 (kurmaca senaryo): Y A.Ş.'de pay sahibi B, şirketin son 5 yıllık tüm yönetim kurulu kararlarının, harcamalarının ve stratejik yatırımlarının "şirket menfaatine aykırı olduğu" gerekçesiyle özel denetim talep etmiş, reddedilmesi üzerine mahkemeye başvurmuştur. Hukuki analiz: Mahkeme, TTK m. 438'deki "belirli olayların" açıklığa kavuşturulması şartının gerçekleşmediğini ve talebin çok genel ve soyut olduğunu tespit eder [35], [36], [11]. Şirket işleyişini bütünüyle felce uğratacak nitelikteki böylesi geniş bir talep reddedilir. TTK m. 440/2 gereği mahkemenin ret kararı kesindir ve B'nin kanun yoluna başvurma hakkı bulunmamaktadır [10], [6].
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
TTK m. 440 hükmü doktrinde pek çok açıdan eleştiriye tabi tutulmaktadır. İlk olarak, mahkemenin atama veya ret kararının "kesin" olması (m. 440/2), süreci hızlandırma amacı taşısa da, hak arama hürriyeti bağlamında ciddi eleştiriler almaktadır. Özellikle ilk derece mahkemesinin, maddi şartların varlığına rağmen asılsız veya hatalı bir gerekçeyle talebi reddetmesi durumunda, azınlığın hiçbir üst denetim (temyiz/istinaf) mekanizmasına başvuramaması hukuki güvenlik ilkesini zedelemektedir [10], [16].
İkinci olarak, atanan özel denetçinin görevden alınmasına veya değiştirilmesine ilişkin kanunda açık bir hükmün bulunmaması büyük bir eksiklik olarak değerlendirilmektedir [5], [31], [24]. Mahkeme tarafından atanan özel denetçinin mesleki yetersizliği, sır saklama yükümlülüğünü ihlali veya tarafsızlığını yitirmesi durumunda, taraflara (özellikle şirkete) bu uzmanın görevden azlini talep etme hakkı tanıyan açık bir düzenleme bulunmamaktadır [31], [17], [42]. Doktrinde bu boşluğun, şirket denetçisinin haklı sebeple görevden alınmasını düzenleyen TTK m. 399 hükümlerinin kıyasen uygulanması yoluyla doldurulması gerektiği isabetle savunulmaktadır [33], [43].
Son olarak, özel denetçi olamayacak kişilerin (bağımsızlık kriterlerinin) TTK m. 440'ta açıkça belirtilmemiş olması, sadece "bağımsız uzman" denilerek geçiştirilmesi bir diğer eleştiri konusudur [20]. TTK m. 400'deki bağımsızlık ve tarafsızlık kriterlerinin özel denetçiler için de mutlak surette geçerli olması gerektiği doktrinde ağırlıklı olarak kabul edilmektedir [23], [24], [25].
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.