1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 434. maddesi, anonim ortaklıklar hukukunun en temel prensiplerinden biri olan oy hakkı müessesesini, bu hakkın kullanım ölçütünü ve sınırlandırma rejimini sistematik bir şekilde düzenlemektedir. Şirketler hukuku doktrininde "sermayeye oransallık ilkesi" olarak bilinen temel kural, maddenin birinci fıkrasında açıkça ifade edilerek; pay sahiplerinin genel kurulda sahip oldukları oy gücünün, ellerinde bulundurdukları payların "adet" veya "sayısal" miktarından ziyade, "toplam itibari değerleri" ile orantılı olacağı hüküm altına alınmıştır [1, 2].
Bu düzenleme, anonim şirketin bir "sermaye şirketi" olması dogmatiğinin doğal bir yansımasıdır. Ortaklığa getirilen sermaye oranında karar alma mekanizmalarında söz sahibi olunması, kapitalist iştirak ilkesinin temelidir. Madde sistematiği, birinci fıkrada ana ilkeyi vazetmekte; ikinci fıkrada ise bu kuralın istisnalarından olan "oy hakkının sınırlandırılması" (kademeli sınırlandırma veya üst sınır getirilmesi) rejimini ve her pay sahibinin "en az bir oya sahip olması" mutlak kuralını (müktesep hak) tesis etmektedir [3, 4]. Üçüncü fıkra, şirketlerin mali darboğazlardan çıkışını teminen yapılan finansal yeniden yapılandırmalar sırasında pay sahiplerinin oy gücünün korunmasını temin ederken; dördüncü fıkra, azınlığın yönetime katılma aracı olan birikimli oy sistemini yasal zemine kavuşturmuştur [5, 6]. Bu madde, TTK m. 479'da düzenlenen "oyda imtiyaz" müessesesi ile birlikte değerlendirildiğinde, anonim şirketlerde hâkimiyetin tesisi ve karar alma süreçlerinin anayasasını oluşturmaktadır [7].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Oransallık İlkesi (Payların Toplam İtibari Değeriyle Orantılı Oy)
TTK m. 434/1 hükmü uyarınca pay sahipleri, oylarını payların sayısına göre değil, toplam itibari değeriyle orantılı olarak kullanırlar [1]. Doktrinde Reha Poroy, Ünal Tekinalp ve Ersin Çamoğlu'nun eserlerinde de detaylıca tartışıldığı üzere, anonim ortaklıklarda pay sahiplerinin kişiliğinden ziyade ortaklığa getirdikleri sermaye payları önem arz etmektedir [8]. Nisapların hesaplanmasında ve karar süreçlerinde itibarî değerin esas alınması, eşit işlem ilkesinin nispi niteliğine de uygundur [9]. Bu kuralın en temel istisnası, TTK m. 479'da düzenlenen oyda imtiyazlı paylardır [7].
2.2. Asgari Oy Hakkı ve Müktesep Hak Mahiyeti
Kanun koyucu, TTK m. 434/2'nin ilk cümlesinde "Her pay sahibi sadece bir paya sahip olsa da en az bir oy hakkını haizdir" diyerek, oy hakkının vazgeçilmez, devredilemez ve mutlak niteliğini (müktesep hak) ortaya koymuştur [4]. Genel kurula katılma ve asgari bir oy hakkını kullanma yetkisi, eşit işlem ilkesinin mutlak anlamda geçerli olduğu, kanunen korunan vazgeçilmez bir haktır [10]. Doktrinde de oy hakkının tamamen ortadan kaldırılmasının şirketler hukuku dogmatiğine ve TMK m. 2 dürüstlük kuralına aykırı olacağı kabul edilmektedir.
2.3. Oy Hakkının Sınırlandırılması (Azami Oy Kuralı)
Maddenin ikinci fıkrasının son cümlesi, birden fazla paya sahip olanlara tanınacak oy sayısının esas sözleşmeyle sınırlandırılabileceğini öngörmektedir [11]. Bu müessese, sermaye piyasalarında sıkça karşılaşılan, tek bir kişinin yahut belirli bir grubun çok cüzi bir sermaye çoğunluğuyla ortaklık yönetimini tamamen tahakküm altına almasını (şirketin yabancılaşmasını) engellemeyi hedefler [12]. Oy hakkının sınırlandırılması, oyda imtiyaz (TTK m. 479) ile benzer hedeflere hizmet etse de teknik olarak farklıdır; oyda imtiyaz paya tanınırken, oy hakkı sınırlandırması pay sahibi esas alınarak yapılır [13]. Bu sınırlandırmanın geçerli olabilmesi için mutlaka "esas sözleşme" ile öngörülmesi ve hiçbir surette pay sahibinin asgari 1 oy hakkının ortadan kaldırılmaması gerekmektedir [3, 14].
2.4. Birikimli Oy Sistemi
TTK m. 434/4 uyarınca Gümrük ve Ticaret Bakanlığına, halka açık olmayan anonim şirketlerde birikimli oyu düzenleme yetkisi verilmiştir [11]. Birikimli oy sistemi, azınlık pay sahiplerinin yönetim kurulunda temsil edilmelerini sağlamayı amaçlayan, oyların toplu şekilde biriktirilerek belirli adaylar için kullanılmasına imkân tanıyan matematiksel bir modeldir [5, 15, 16]. Bu hükme dayanılarak çıkarılan Yönetmelik/Tebliğ çerçevesinde, genel kurula katılan pay sahiplerinin oy sayısı, seçilecek üye sayısı ile çarpılarak hesaplanır ve azınlık, oylarını tek bir adayda toplayarak yönetim kuruluna kendi temsilcisini sokma imkânına kavuşur [17, 18].
3. Sistematik İlişkiler
- TTK m. 479 (Oyda İmtiyazlı Paylar): TTK m. 434/1'de ifade edilen oransallık ilkesinin en güçlü istisnasıdır. Oyda imtiyaz, eşit itibari değerdeki paylara farklı sayıda (en fazla 15) oy hakkı verilerek tesis edilir [7, 19].
- TTK m. 435 (Oy Hakkının Doğumu): TTK m. 434 uyarınca belirlenen oyların kullanılabilmesi için, kanunen veya esas sözleşmeyle belirlenmiş bulunan en az miktarının ödenmesiyle oy hakkının doğmuş olması şarttır [20].
- TTK m. 447 (Genel Kurul Kararlarının Butlanı): TTK m. 434/2'deki asgari oy hakkını ihlal eden, yani bir pay sahibinin oy kullanma hakkını tamamen kaldıran genel kurul kararları, vazgeçilmez nitelikteki hakları ortadan kaldırdığı için TTK m. 447 uyarınca butlan yaptırımına tabidir [10, 21].
- TMK m. 2 ve TTK m. 357 (Eşit İşlem İlkesi): TTK m. 434/2 kapsamında esas sözleşme ile oy hakkı sınırlandırılırken (örneğin azami oy limiti getirilirken), bu sınırlandırmanın eşit işlem ilkesine ve dürüstlük kuralına uygun yapılması, keyfi ayrımlar içermemesi gerekmektedir [14].
- TTK m. 1527 (Elektronik Genel Kurul): Madde metninde açıkça atıf yapıldığı üzere, oy haklarının elektronik ortamda kullanılması da mümkündür; elektronik ortamda oy kullanımı, fiziki oy kullanımının tüm hukuki sonuçlarını doğurur [6, 22, 23].
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarına göre, oy hakkının hesaplanmasında mutlak surette esas sözleşmede yer alan itibarî değerler ve pay sayıları dikkate alınmalıdır. Yargıtay kararlarında vurgulandığı üzere, TTK m. 434/2 kapsamında asgari oy hakkı kuralı mutlak emredici (müktesep) bir haktır. Hissedarın oy kullanmasını haksız şekilde engelleyen (örneğin toplantıya alınmayan, oy kullandırılmayan) durumlarda alınan genel kurul kararlarının, TTK m. 446 (etki kuralı) çerçevesinde iptal edilebilirliği, asgari bir oyun hiç kullandırılmamasının yapısal bir sözleşme ihlali teşkil etmesi durumunda ise butlan (TTK m. 447) iddialarının dinlenmesi esastır [10, 24, 25]. Ayrıca Yargıtay, birikimli oy (TTK m. 434/4) kullanımına ilişkin olarak, bunun ancak Bakanlık Tebliği'ndeki usullere (esas sözleşmede bu yönde açık hüküm bulunması, vb.) uyularak geçerli olacağını, aksi takdirde hesaplanan nisap ve yönetim kurulu seçiminin geçersiz sayılabileceğini hüküm altına almıştır [26, 27].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (kurmaca senaryo):
X Anonim Şirketi genel kurulunda, "A Grubu" pay sahiplerinin şirket kararlarında tahakküm kurmasını önlemek maksadıyla, esas sözleşme değişikliğine gidilmiş ve "Bir pay sahibi, ne kadar paya sahip olursa olsun, genel kurulda en fazla 1.000 oy kullanabilir" şeklinde bir hüküm ihdas edilmiştir. Şirket sermayesinin %60'ına ve dolayısıyla oransal olarak 6.000 oya tekabül eden payı elinde bulunduran pay sahibi (T), bu hükmün anonim şirketlerdeki "sermayeye oransallık" ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle değişikliğin iptali talebiyle dava açmıştır.
Hukuki analiz: TTK m. 434/2 hükmü uyarınca, "birden fazla paya sahip olanlara tanınacak oy sayısı esas sözleşmeyle sınırlandırılabilir." Kanun koyucu, şirket hâkimiyetinin belirli kişilerin tekeline geçmesini önlemek için "oy hakkına üst sınır getirilmesine" (kademe/limit konulmasına) açıkça izin vermiştir [3, 4, 28]. Esas sözleşme değişikliği usulüne uygun karar nisaplarıyla (TTK m. 421) alınmışsa ve pay sahibinin asgari 1 oyu korunuyorsa, bu sınırlama dürüstlük kuralına aykırı olmadığı sürece geçerlidir [14]. Bu nedenle (T)'nin iptal davası kural olarak reddedilecektir.
Olay 2 (kurmaca senaryo):
Halka kapalı bir Y Anonim Şirketi'nde, sermayenin %10'una sahip olan pay sahibi (A), olağan genel kurulda yönetim kurulu üyesi seçimlerine geçilirken "birikimli oy" sistemini kullanmak istediğini beyan etmiş ve 3 yönetim kurulu üyeliği için sahip olduğu tüm oyları (3 x oy sayısı) tek bir adaya vererek yönetim kurulunda temsilci bulundurmayı talep etmiştir. Şirket esas sözleşmesinde birikimli oya ilişkin herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır.
Hukuki analiz: TTK m. 434/4 hükmü ve ilgili "Halka Açık Olmayan Anonim Şirketlerin Genel Kurullarında Birikimli Oy Kullanımına İlişkin Esaslar Hakkında Tebliğ" uyarınca, halka kapalı anonim şirketlerde birikimli oy kullanılabilmesi için öncelikle esas sözleşmede buna yönelik bir hüküm bulunması emredici bir şarttır [26, 27]. Olayda, Y Anonim Şirketi'nin esas sözleşmesinde bu sisteme olanak tanıyan bir madde bulunmadığından, toplantı başkanının (A)'nın bu talebini reddetmesi hukuka uygundur.
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat yükü: Genel kurul toplantısında oyların hesaplanmasında bir usulsüzlük yapıldığını (özellikle itibarî değerle orantılı olmayan bir hesaplama yapıldığını) veya esas sözleşmedeki oy sınırlandırmasına uyulmadığını iddia eden pay sahibi, bu aykırılığın kararın alınmasında etkili olduğunu (TTK m. 446/1-b etki kuralı) ispatlamakla yükümlüdür [29, 30].
- Zamanaşımı / Süreler: TTK m. 434 hükümlerine (örneğin oransallık ilkesine) aykırı olarak alınan bir kararın "iptali" için, genel kurul kararının alındığı tarihten itibaren 3 ay içinde (TTK m. 445) dava açılmalıdır. Ancak, pay sahibinin "en az bir oy" hakkının (asgari oyun) kullandırılmamasına yönelik bağlayıcı ve dışlayıcı genel kurul kararları, vazgeçilmez nitelikteki hakları ihlal ettiği için TTK m. 447 uyarınca butlanla batıldır ve süreye tabi olmaksızın her zaman tespit edilebilir [10, 31].
- Görevli/yetkili mahkeme: Uyuşmazlığın çözüm yeri, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki Asliye Ticaret Mahkemesidir.
- Yaygın uygulama hataları: Uygulamada divan başkanlıklarının oylama sırasında pay sahiplerinin kişi sayısını (kelle hesabı) veya pay adedini esas alması en sık karşılaşılan hatalardandır. Oysa TTK m. 434/1 gereği hesaplamada payların sayısı değil, "toplam itibarî değerleri" baz alınmalıdır [1, 2]. Keza, oy hakkında imtiyazlı pay (TTK m. 479) ile oyda sınırlandırma mekanizmalarının birbirine karıştırılması, tutanaklara hatalı yansıtılmasına neden olmaktadır.
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Ticaret Kanunu m. 434 düzenlemesi, anonim şirketler hukukunun kurumsal yapısını çağdaş bir çizgiye taşımıştır. Özellikle eTK döneminde doktrinde (Reha Poroy, Ünal Tekinalp, Ersin Çamoğlu) yoğun tartışmalara neden olan birden fazla paya sahip olanların oylarının sınırlandırılması müessesesinin (oy hakkına üst sınır getirilmesi), 6102 sayılı TTK ile açık bir normatif güvenceye bağlanması son derece isabetlidir [3]. Bununla birlikte doktrinde bazı yazarlar, oy hakkı sınırlandırmasının ve birikimli oyun, kapitalist sermaye şirketi yapısını zayıflattığı, sermaye hakimiyeti ilkesini aşındırdığı yönünde haklı eleştiriler getirmektedir. Zira şirkete yüksek oranda sermaye enjekte eden kurucu hissedarların, "katlandıkları mali risk ile yönetimde sahip oldukları etki" arasındaki ilişkinin (Risk-Kontrol dengesi) kırılması, hukukî belirliliği sekteye uğratabilmektedir [12, 13].
Ek olarak, TTK m. 434/3 hükmü uyarınca, şirketin finansal darboğazda olması sebebiyle yapılan sermaye azaltımı-artırımı (itibarî değerlerin indirilmesi) süreçlerinde, pay sahiplerinin eski itibarî değer üzerinden oy haklarını koruyabilme imkânının, pratik hayatta muhasebe teknikleri ve nisap hesaplamalarında ciddi karmaşalara sebep olduğu gözlemlenmektedir. İndirilmiş itibarî değerler ile eski değerler arasındaki dualitenin, şirketlerin gelecekteki genel kurul nisap hesaplamalarını içinden çıkılmaz bir hale getirmemesi adına, ikincil mevzuatla daha sarih, bağlayıcı bir kayıt tutma sistematiğinin oluşturulması acil bir ihtiyaçtır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 434. maddesi, anonim ortaklıklar hukukunun en temel prensiplerinden biri olan oy hakkı müessesesini, bu hakkın kullanım ölçütünü ve sınırlandırma rejimini sistematik bir şekilde düzenlemektedir. Şirketler hukuku doktrininde "sermayeye oransallık ilkesi" olarak bilinen temel kural, maddenin birinci fıkrasında açıkça ifade edilerek; pay sahiplerinin genel kurulda sahip oldukları oy gücünün, ellerinde bulundurdukları payların "adet" veya "sayısal" miktarından ziyade, "toplam itibari değerleri" ile orantılı olacağı hüküm altına alınmıştır [1, 2].
Bu düzenleme, anonim şirketin bir "sermaye şirketi" olması dogmatiğinin doğal bir yansımasıdır. Ortaklığa getirilen sermaye oranında karar alma mekanizmalarında söz sahibi olunması, kapitalist iştirak ilkesinin temelidir. Madde sistematiği, birinci fıkrada ana ilkeyi vazetmekte; ikinci fıkrada ise bu kuralın istisnalarından olan "oy hakkının sınırlandırılması" (kademeli sınırlandırma veya üst sınır getirilmesi) rejimini ve her pay sahibinin "en az bir oya sahip olması" mutlak kuralını (müktesep hak) tesis etmektedir [3, 4]. Üçüncü fıkra, şirketlerin mali darboğazlardan çıkışını teminen yapılan finansal yeniden yapılandırmalar sırasında pay sahiplerinin oy gücünün korunmasını temin ederken; dördüncü fıkra, azınlığın yönetime katılma aracı olan birikimli oy sistemini yasal zemine kavuşturmuştur [5, 6]. Bu madde, TTK m. 479'da düzenlenen "oyda imtiyaz" müessesesi ile birlikte değerlendirildiğinde, anonim şirketlerde hâkimiyetin tesisi ve karar alma süreçlerinin anayasasını oluşturmaktadır [7].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Oransallık İlkesi (Payların Toplam İtibari Değeriyle Orantılı Oy)
TTK m. 434/1 hükmü uyarınca pay sahipleri, oylarını payların sayısına göre değil, toplam itibari değeriyle orantılı olarak kullanırlar [1]. Doktrinde Reha Poroy, Ünal Tekinalp ve Ersin Çamoğlu'nun eserlerinde de detaylıca tartışıldığı üzere, anonim ortaklıklarda pay sahiplerinin kişiliğinden ziyade ortaklığa getirdikleri sermaye payları önem arz etmektedir [8]. Nisapların hesaplanmasında ve karar süreçlerinde itibarî değerin esas alınması, eşit işlem ilkesinin nispi niteliğine de uygundur [9]. Bu kuralın en temel istisnası, TTK m. 479'da düzenlenen oyda imtiyazlı paylardır [7].
2.2. Asgari Oy Hakkı ve Müktesep Hak Mahiyeti
Kanun koyucu, TTK m. 434/2'nin ilk cümlesinde "Her pay sahibi sadece bir paya sahip olsa da en az bir oy hakkını haizdir" diyerek, oy hakkının vazgeçilmez, devredilemez ve mutlak niteliğini (müktesep hak) ortaya koymuştur [4]. Genel kurula katılma ve asgari bir oy hakkını kullanma yetkisi, eşit işlem ilkesinin mutlak anlamda geçerli olduğu, kanunen korunan vazgeçilmez bir haktır [10]. Doktrinde de oy hakkının tamamen ortadan kaldırılmasının şirketler hukuku dogmatiğine ve TMK m. 2 dürüstlük kuralına aykırı olacağı kabul edilmektedir.
2.3. Oy Hakkının Sınırlandırılması (Azami Oy Kuralı)
Maddenin ikinci fıkrasının son cümlesi, birden fazla paya sahip olanlara tanınacak oy sayısının esas sözleşmeyle sınırlandırılabileceğini öngörmektedir [11]. Bu müessese, sermaye piyasalarında sıkça karşılaşılan, tek bir kişinin yahut belirli bir grubun çok cüzi bir sermaye çoğunluğuyla ortaklık yönetimini tamamen tahakküm altına almasını (şirketin yabancılaşmasını) engellemeyi hedefler [12]. Oy hakkının sınırlandırılması, oyda imtiyaz (TTK m. 479) ile benzer hedeflere hizmet etse de teknik olarak farklıdır; oyda imtiyaz paya tanınırken, oy hakkı sınırlandırması pay sahibi esas alınarak yapılır [13]. Bu sınırlandırmanın geçerli olabilmesi için mutlaka "esas sözleşme" ile öngörülmesi ve hiçbir surette pay sahibinin asgari 1 oy hakkının ortadan kaldırılmaması gerekmektedir [3, 14].
2.4. Birikimli Oy Sistemi
TTK m. 434/4 uyarınca Gümrük ve Ticaret Bakanlığına, halka açık olmayan anonim şirketlerde birikimli oyu düzenleme yetkisi verilmiştir [11]. Birikimli oy sistemi, azınlık pay sahiplerinin yönetim kurulunda temsil edilmelerini sağlamayı amaçlayan, oyların toplu şekilde biriktirilerek belirli adaylar için kullanılmasına imkân tanıyan matematiksel bir modeldir [5, 15, 16]. Bu hükme dayanılarak çıkarılan Yönetmelik/Tebliğ çerçevesinde, genel kurula katılan pay sahiplerinin oy sayısı, seçilecek üye sayısı ile çarpılarak hesaplanır ve azınlık, oylarını tek bir adayda toplayarak yönetim kuruluna kendi temsilcisini sokma imkânına kavuşur [17, 18].
3. Sistematik İlişkiler
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarına göre, oy hakkının hesaplanmasında mutlak surette esas sözleşmede yer alan itibarî değerler ve pay sayıları dikkate alınmalıdır. Yargıtay kararlarında vurgulandığı üzere, TTK m. 434/2 kapsamında asgari oy hakkı kuralı mutlak emredici (müktesep) bir haktır. Hissedarın oy kullanmasını haksız şekilde engelleyen (örneğin toplantıya alınmayan, oy kullandırılmayan) durumlarda alınan genel kurul kararlarının, TTK m. 446 (etki kuralı) çerçevesinde iptal edilebilirliği, asgari bir oyun hiç kullandırılmamasının yapısal bir sözleşme ihlali teşkil etmesi durumunda ise butlan (TTK m. 447) iddialarının dinlenmesi esastır [10, 24, 25]. Ayrıca Yargıtay, birikimli oy (TTK m. 434/4) kullanımına ilişkin olarak, bunun ancak Bakanlık Tebliği'ndeki usullere (esas sözleşmede bu yönde açık hüküm bulunması, vb.) uyularak geçerli olacağını, aksi takdirde hesaplanan nisap ve yönetim kurulu seçiminin geçersiz sayılabileceğini hüküm altına almıştır [26, 27].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (kurmaca senaryo): X Anonim Şirketi genel kurulunda, "A Grubu" pay sahiplerinin şirket kararlarında tahakküm kurmasını önlemek maksadıyla, esas sözleşme değişikliğine gidilmiş ve "Bir pay sahibi, ne kadar paya sahip olursa olsun, genel kurulda en fazla 1.000 oy kullanabilir" şeklinde bir hüküm ihdas edilmiştir. Şirket sermayesinin %60'ına ve dolayısıyla oransal olarak 6.000 oya tekabül eden payı elinde bulunduran pay sahibi (T), bu hükmün anonim şirketlerdeki "sermayeye oransallık" ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle değişikliğin iptali talebiyle dava açmıştır. Hukuki analiz: TTK m. 434/2 hükmü uyarınca, "birden fazla paya sahip olanlara tanınacak oy sayısı esas sözleşmeyle sınırlandırılabilir." Kanun koyucu, şirket hâkimiyetinin belirli kişilerin tekeline geçmesini önlemek için "oy hakkına üst sınır getirilmesine" (kademe/limit konulmasına) açıkça izin vermiştir [3, 4, 28]. Esas sözleşme değişikliği usulüne uygun karar nisaplarıyla (TTK m. 421) alınmışsa ve pay sahibinin asgari 1 oyu korunuyorsa, bu sınırlama dürüstlük kuralına aykırı olmadığı sürece geçerlidir [14]. Bu nedenle (T)'nin iptal davası kural olarak reddedilecektir.
Olay 2 (kurmaca senaryo): Halka kapalı bir Y Anonim Şirketi'nde, sermayenin %10'una sahip olan pay sahibi (A), olağan genel kurulda yönetim kurulu üyesi seçimlerine geçilirken "birikimli oy" sistemini kullanmak istediğini beyan etmiş ve 3 yönetim kurulu üyeliği için sahip olduğu tüm oyları (3 x oy sayısı) tek bir adaya vererek yönetim kurulunda temsilci bulundurmayı talep etmiştir. Şirket esas sözleşmesinde birikimli oya ilişkin herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır. Hukuki analiz: TTK m. 434/4 hükmü ve ilgili "Halka Açık Olmayan Anonim Şirketlerin Genel Kurullarında Birikimli Oy Kullanımına İlişkin Esaslar Hakkında Tebliğ" uyarınca, halka kapalı anonim şirketlerde birikimli oy kullanılabilmesi için öncelikle esas sözleşmede buna yönelik bir hüküm bulunması emredici bir şarttır [26, 27]. Olayda, Y Anonim Şirketi'nin esas sözleşmesinde bu sisteme olanak tanıyan bir madde bulunmadığından, toplantı başkanının (A)'nın bu talebini reddetmesi hukuka uygundur.
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Ticaret Kanunu m. 434 düzenlemesi, anonim şirketler hukukunun kurumsal yapısını çağdaş bir çizgiye taşımıştır. Özellikle eTK döneminde doktrinde (Reha Poroy, Ünal Tekinalp, Ersin Çamoğlu) yoğun tartışmalara neden olan birden fazla paya sahip olanların oylarının sınırlandırılması müessesesinin (oy hakkına üst sınır getirilmesi), 6102 sayılı TTK ile açık bir normatif güvenceye bağlanması son derece isabetlidir [3]. Bununla birlikte doktrinde bazı yazarlar, oy hakkı sınırlandırmasının ve birikimli oyun, kapitalist sermaye şirketi yapısını zayıflattığı, sermaye hakimiyeti ilkesini aşındırdığı yönünde haklı eleştiriler getirmektedir. Zira şirkete yüksek oranda sermaye enjekte eden kurucu hissedarların, "katlandıkları mali risk ile yönetimde sahip oldukları etki" arasındaki ilişkinin (Risk-Kontrol dengesi) kırılması, hukukî belirliliği sekteye uğratabilmektedir [12, 13].
Ek olarak, TTK m. 434/3 hükmü uyarınca, şirketin finansal darboğazda olması sebebiyle yapılan sermaye azaltımı-artırımı (itibarî değerlerin indirilmesi) süreçlerinde, pay sahiplerinin eski itibarî değer üzerinden oy haklarını koruyabilme imkânının, pratik hayatta muhasebe teknikleri ve nisap hesaplamalarında ciddi karmaşalara sebep olduğu gözlemlenmektedir. İndirilmiş itibarî değerler ile eski değerler arasındaki dualitenin, şirketlerin gelecekteki genel kurul nisap hesaplamalarını içinden çıkılmaz bir hale getirmemesi adına, ikincil mevzuatla daha sarih, bağlayıcı bir kayıt tutma sistematiğinin oluşturulması acil bir ihtiyaçtır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.