1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 433. maddesi, anonim şirketlerde genel kurulun işleyişi, karar alma mekanizmalarının sıhhati ve şirket içi demokrasinin korunması bakımından kilit bir işleve sahip olan "Yetkisiz Katılma" müessesesini düzenlemektedir [1, 2]. Anonim ortaklıklar hukukunda genel kurul, pay sahiplerinin iradelerinin bir araya gelerek ortaklık iradesine dönüştüğü en üst karar organıdır. Bu organın aldığı kararların hukuka, esas sözleşmeye ve dürüstlük kuralına uygun olabilmesi için, kararın oluşum sürecine yalnızca kanunen yetkili kişilerin katılması ve oy kullanması şarttır [3].
TTK m. 433 hükmünün ratio legis’i (konuluş amacı), kanun koyucunun oy hakkına getirdiği emredici sınırlamaların (örneğin TTK m. 436 uyarınca oydan yoksunluk hâlleri) etrafından dolanılmasını, muvazaalı veya kanuna karşı hile teşkil eden işlemlerle bu sınırlamaların bertaraf edilmesini engellemektir [1, 2, 4]. Bir başka deyişle, hüküm, oy hakkından yoksun olan veya genel kurula katılma yetkisi bulunmayan kişilerin, paylarını geçici ve görünüşte bir işlemle devrederek kararın oluşumuna hukuka aykırı şekilde etki etmelerinin önüne geçmekte; aynı zamanda toplantı esnasında yetkisiz kişilerin varlığına karşı diğer pay sahiplerine itiraz mekanizması sunmaktadır [1, 2]. Bu yapı, TTK m. 446/1-b bendi uyarınca açılacak genel kurul kararlarının iptali davasının da ön şartlarını ve maddi temelini oluşturmaktadır [5-7].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Oy Hakkının Kullanılmasına İlişkin Sınırlamaları Dolanmak ve Etkisiz Bırakmak
TTK m. 433/1'de ifade edilen "sınırlamaları dolanmak", teknik anlamda kanuna karşı hile (fraus legi) veya muvazaa hallerini işaret etmektedir. Anonim şirketler hukukunda en tipik sınırlama TTK m. 436’da düzenlenen "oydan yoksunluk" halleridir [4, 8]. Şirketle kendi arasında kişisel nitelikte bir iş veya işlem olan pay sahibi ya da ibra oylamasına katılamayacak olan yönetim kurulu üyesi, bu yasağı aşmak amacıyla genel kurul toplantısından hemen önce paylarını güvendiği bir üçüncü kişiye (örneğin bir arkadaşına veya danışmanına) devredebilir. Kanun koyucu, bu tür devirlerin salt oylama yasağını etkisiz bırakma saikiyle yapıldığını öngörerek, bu işlemi mutlak olarak geçersiz saymıştır [1, 2]. Geçersizlik, burada doğrudan doğruya oy hakkının kullanımı bağlamında doğan nispi bir geçersizlik değil, işlemin kanuna karşı hile saikiyle yapılmış olmasından kaynaklanan kesin hükümsüzlüktür.
2.2. Pay ve Pay Senetlerinin Devrinin ya da Verilmesinin Geçersizliği
Maddenin birinci fıkrasında belirtilen geçersizlik, TTK m. 433/1 uyarınca pay senetlerinin devrini, temlikini veya sadece zilyetliğinin devrini (başkasına verilmesi) kapsar [1, 2]. Senede bağlanmamış payların alacağın temliki yoluyla devri veya hamiline/nama yazılı pay senetlerinin ciro ve/veya teslim ile devredilmesi, şayet arka planda bir "etkisiz bırakma amacı" barındırıyorsa, şirket bakımından hiçbir hüküm ifade etmez. Hukuki işlem, borçlar hukuku anlamında şeklen tamamlanmış görünse dahi, anonim şirketler hukuku boyutuyla genel kurulda oy kullanma ehliyeti bahşetmeyecektir.
2.3. Toplantı Başkanlığına İtiraz ve Tutanağa Geçirtme
TTK m. 433/2, yetkisiz katılmalara karşı toplantı esnasında işletilmesi gereken usuli mekanizmayı düzenler. Bir pay sahibinin veya temsilcinin yetkisiz olduğu, sahte vekâletname kullandığı veya m. 433/1 kapsamında muvazaalı bir devirle toplantıya katıldığı tespit edilirse, diğer pay sahiplerinin toplantı başkanlığına itiraz etme hakkı (ve iptal davası açılacaksa yükümlülüğü) vardır [1, 2]. İtirazın, TTK m. 422'de düzenlenen toplantı tutanağına geçirtilmesi şarttır [9, 10]. Aksi takdirde, toplantıdaki usulsüzlüğe zımnen rıza gösterildiği kabul edilebilir ve iptal davası açma aşamasında aktif husumet ehliyeti (dava şartı) bakımından ciddi sorunlar doğar [11].
3. Sistematik İlişkiler
- TTK m. 446/1-b (İptal Davası Açabilecek Kişiler) — TTK m. 433’teki yetkisiz katılma durumu, TTK m. 446/1-b’de düzenlenen iptal davası nedenlerinin maddi temelini oluşturur. Anılan maddeye göre, genel kurula katılma yetkisi bulunmayan kişilerin veya temsilcilerin toplantıya katılıp oy kullanması iptal sebebidir [5-7, 12, 13]. Ancak iptal kararı verilebilmesi için yetkisiz oyların "kararın alınmasında etkili olması" (illiyet bağı) şartı aranmaktadır [5, 13-16].
- TTK m. 436 (Oydan Yoksunluk) — TTK m. 433/1'in uygulama alanı en çok TTK m. 436 ile birlikte vücut bulur. Yönetim kurulu üyelerinin ibra oylamalarında veya şirkete karşı açılacak sorumluluk davası oylamalarında kendi paylarından doğan oyları kullanamamaları kuralı [4, 8, 17], TTK m. 433’ün engellemeye çalıştığı hileli devirlerin ana motivasyonudur.
- TBK m. 19 (Muvazaa) ve TMK m. 2 (Dürüstlük Kuralı) — TTK m. 433/1, esasen TBK m. 19’daki muvazaa ve TMK m. 2’deki hakkın kötüye kullanılması yasağının anonim şirketler hukukundaki özel bir görünümüdür. Oy hakkının, dürüstlük kuralına aykırı olarak ve kanunun etrafından dolanmak suretiyle kullanılmaya çalışılması, hukuk düzeni tarafından korunmaz.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarına göre, genel kurul toplantılarına yetkisiz kişilerin katılması tek başına alınan kararların iptali veya butlanı (yokluğu) sonucunu doğurmaz [18-20]. Yargıtay kararlarında ısrarla vurgulanan temel ilke, "etki kuralı"dır (illiyet bağı). Eğer toplantıya katılan yetkisiz kişilerin kullandığı oylar, karar nisabının (toplantı ve karar yeter sayılarının) oluşmasında matematiksel olarak belirleyici (etkili) olmamışsa, bu aykırılık iptal sebebi sayılamaz [14, 15, 21].
Örneğin, Yargıtay bir kararında, genel kurula davet edilmeyen bir pay sahibinin yerine sahte imza ile bir başkasının katılması halinde dahi, bu oyların nisaptan düşülmesi neticesinde kalan geçerli oylar kanuni veya esas sözleşmesel karar nisabını sağlıyorsa, kararın geçerliliğini koruyacağına hükmetmiştir [20, 22]. Ancak, Yargıtay itirazın (muhalefetin) toplantı tutanağına geçirtilmiş olmasını (TTK m. 433/2 ve m. 446 gereği) dava açma hakkının doğması için zorunlu bir şekil şartı olarak kabul etmektedir [11, 23]. Eğer itiraz tutanağa geçirilmemişse, Yargıtay dava şartı yokluğundan davanın reddine karar vermektedir [24, 25].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Muvazaalı Pay Devri ile İbra Kararı Alınması):
X Anonim Şirketi'nin %40 pay sahibi ve aynı zamanda yönetim kurulu başkanı olan A, şirketin yılsonu olağan genel kurul toplantısından iki gün önce, sahibi olduğu pay senetlerinin tamamını yakın arkadaşı B'ye devreder. Genel kurul toplantısında gündemin 4. maddesi olan "yönetim kurulunun ibrası" görüşülürken B, A'nın devrettiği paylardan doğan oy hakkını kullanarak ibra kararı lehine oy verir. Toplantıda bulunan %20 pay sahibi C, B'nin gerçekte pay sahibi olmadığını, bu devrin TTK m. 436'daki oydan yoksunluk kuralını aşmak için yapıldığını belirterek toplantı başkanlığına itiraz eder ve bu itirazını tutanağa geçirtir.
Hukuki analiz: Somut olayda TTK m. 433/1'in tipik bir ihlali mevcuttur. Yönetim kurulu üyesi A, kendi ibrasında oy kullanamayacağı için (TTK m. 436/2) [4, 8], bu sınırlamayı dolanmak amacıyla paylarını B'ye devretmiştir. Bu devir işlemi TTK m. 433/1 uyarınca şirkete karşı geçersizdir [1, 2]. Pay sahibi C, TTK m. 433/2 uyarınca itirazını tutanağa geçirterek [1] gerekli usuli işlemi tamamlamıştır. C, karar tarihinden itibaren 3 ay içinde (TTK m. 445) TTK m. 446/1-b hükmüne dayanarak ibra kararının iptali davası açabilir [6, 7, 12, 13]. B'nin oyları ibra kararının alınmasında matematiksel olarak etkili olmuşsa, mahkeme ibra kararını iptal edecektir.
Olay 2 (Yetkisiz Temsilcinin Toplantıya Katılması):
Y Anonim Şirketi'nin genel kurul toplantısına, şirket pay sahibi D'nin temsilcisi olduğunu iddia eden ancak elinde kanuna ve şirket esas sözleşmesine uygun geçerli bir vekâletname bulunmayan E katılmıştır. E, toplantı süresince önemli esas sözleşme değişiklikleri lehine oy kullanmıştır. Diğer pay sahibi F, E'nin yetkisiz temsilci olduğunu fark etmiş ancak toplantı başkanlığına sözlü olarak itiraz etmekle yetinmiş, bu itirazı genel kurul tutanağına (TTK m. 422) işletmemiştir [9]. E'nin oyları ile karar alınmıştır.
Hukuki analiz: E'nin toplantıya katılımı yetkisiz katılmadır ve TTK m. 433/2 ile m. 446/1-b kapsamında değerlendirilir. Ancak pay sahibi F, itirazını tutanağa geçirtmemiştir. TTK m. 446/1-b uyarınca iptal davası açılabilmesi için her ne kadar olumsuz oy şartı aranmasa da, yetkisiz katılım iddiasıyla dava açacak kişinin dürüstlük kuralı çerçevesinde bu aykırılığı zamanında ileri sürmüş olması ve tutanağa geçirtmesi beklenir (Yargıtay içtihatları doğrultusunda) [11, 26]. F, bu usuli yükümlülüğü yerine getirmediği için muhtemel bir iptal davasında aktif husumet ehliyeti (dava şartı) bağlamında büyük bir riskle karşılaşacaktır [24, 25].
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat Yükü: Yetkisiz katılmaya dayanarak iptal davası açan davacı pay sahibi, yalnızca oylamanın geçersiz pay devri ile veya yetkisiz kişi tarafından yapıldığını ispat etmekle yetinemez. Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 190 ve TTK m. 446/1-b uyarınca davacı, aynı zamanda söz konusu yetkisiz oyların "kararın alınmasında etkili olduğunu" (illiyet bağı) ispat etmekle yükümlüdür [7, 14, 15, 21, 27]. Eğer yetkisiz oylar çıkarıldığında dahi karar nisabı sağlanıyorsa, mahkeme davayı reddeder [28].
- Zamanaşımı / Süreler: TTK m. 433 ihlaline dayanılarak açılacak genel kurul kararının iptali davası, genel kurul kararının alındığı tarihten itibaren 3 ay içerisinde açılmalıdır (TTK m. 445). Bu süre hak düşürücü süredir ve mahkemece resen dikkate alınır [23, 29, 30].
- Görevli/yetkili mahkeme: Dava, anonim şirketin tüzel kişiliğine karşı açılır. Görevli ve kesin yetkili mahkeme, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki Asliye Ticaret Mahkemesi'dir [31, 32].
- Yaygın uygulama hataları: Uygulamada sıklıkla karşılaşılan en büyük hata, pay sahiplerinin yetkisiz katılmayı veya muvazaalı devri fark etmelerine rağmen toplantı esnasında sessiz kalıp tutanağa muhalefet şerhi/itiraz işlememeleridir [11]. Ayrıca, temsil belgelerinin toplantı başkanlığı ve Bakanlık temsilcisi tarafından (varsa) yeterince titiz incelenmemesi, iptal davalarına davetiye çıkarmaktadır.
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Ticaret Kanunu m. 433 hükmü, anonim şirketlerde kurumsal yönetimin ve oyda adalet ilkesinin tesis edilmesi bakımından isabetli bir düzenlemedir. Ancak hükmün m. 446/1-b bendi ile olan sistematik bağında doktrinde tartışılan temel bir sorun bulunmaktadır: "Etki Kuralı"nın ağırlığı.
İsmail Kırca gibi bazı yazarlar, m. 446/1-b bendinde sayılan yetkisiz katılma vb. durumların her birinin başlı başına iptal sebebi olduğunu, bu nedenle davacının ayrıca kararın "kanuna, esas sözleşmeye veya dürüstlük kuralına aykırılığını" ispatlamasına gerek olmadığını, yalnızca nedensellik bağını (etkiyi) ispatlamanın yeterli olacağını savunmaktadır [33, 34]. Buna karşın, Erdoğan Moroğlu gibi yazarlar, nedensellik bağının (etki kuralının) kanunda katı bir iptal şartı olarak düzenlenmesinin hukuk güvenliği ve azınlık haklarının korunması açısından doğru olmadığını; bir kararın salt yetkisiz kişilerin katılımı ile lekelenmiş olmasının dahi, şirketin ciddiyetine ve dürüstlük kuralına aykırılık teşkil edeceğini haklı olarak eleştirmektedirler [35]. Gerçekten de, etki kuralı, %90 oy oranına sahip hâkim pay sahibinin genel kurula dışarıdan tamamen ilgisiz ve yetkisiz kişileri getirmesi halinde dahi, "nasıl olsa matematiksel olarak kararı etkilemiyor" gerekçesiyle bu açık hukuka aykırılığın yaptırımsız kalmasına neden olabilmektedir. Kanun koyucunun, m. 433/1'de muvazaalı devirleri "geçersiz" sayarken gösterdiği kesin ve emredici tavrı, iptal davası aşamasında "etki kuralı" ile yumuşatması, doktriner açıdan çelişkili bir hukuki mimari sunmaktadır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 433. maddesi, anonim şirketlerde genel kurulun işleyişi, karar alma mekanizmalarının sıhhati ve şirket içi demokrasinin korunması bakımından kilit bir işleve sahip olan "Yetkisiz Katılma" müessesesini düzenlemektedir [1, 2]. Anonim ortaklıklar hukukunda genel kurul, pay sahiplerinin iradelerinin bir araya gelerek ortaklık iradesine dönüştüğü en üst karar organıdır. Bu organın aldığı kararların hukuka, esas sözleşmeye ve dürüstlük kuralına uygun olabilmesi için, kararın oluşum sürecine yalnızca kanunen yetkili kişilerin katılması ve oy kullanması şarttır [3].
TTK m. 433 hükmünün ratio legis’i (konuluş amacı), kanun koyucunun oy hakkına getirdiği emredici sınırlamaların (örneğin TTK m. 436 uyarınca oydan yoksunluk hâlleri) etrafından dolanılmasını, muvazaalı veya kanuna karşı hile teşkil eden işlemlerle bu sınırlamaların bertaraf edilmesini engellemektir [1, 2, 4]. Bir başka deyişle, hüküm, oy hakkından yoksun olan veya genel kurula katılma yetkisi bulunmayan kişilerin, paylarını geçici ve görünüşte bir işlemle devrederek kararın oluşumuna hukuka aykırı şekilde etki etmelerinin önüne geçmekte; aynı zamanda toplantı esnasında yetkisiz kişilerin varlığına karşı diğer pay sahiplerine itiraz mekanizması sunmaktadır [1, 2]. Bu yapı, TTK m. 446/1-b bendi uyarınca açılacak genel kurul kararlarının iptali davasının da ön şartlarını ve maddi temelini oluşturmaktadır [5-7].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Oy Hakkının Kullanılmasına İlişkin Sınırlamaları Dolanmak ve Etkisiz Bırakmak
TTK m. 433/1'de ifade edilen "sınırlamaları dolanmak", teknik anlamda kanuna karşı hile (fraus legi) veya muvazaa hallerini işaret etmektedir. Anonim şirketler hukukunda en tipik sınırlama TTK m. 436’da düzenlenen "oydan yoksunluk" halleridir [4, 8]. Şirketle kendi arasında kişisel nitelikte bir iş veya işlem olan pay sahibi ya da ibra oylamasına katılamayacak olan yönetim kurulu üyesi, bu yasağı aşmak amacıyla genel kurul toplantısından hemen önce paylarını güvendiği bir üçüncü kişiye (örneğin bir arkadaşına veya danışmanına) devredebilir. Kanun koyucu, bu tür devirlerin salt oylama yasağını etkisiz bırakma saikiyle yapıldığını öngörerek, bu işlemi mutlak olarak geçersiz saymıştır [1, 2]. Geçersizlik, burada doğrudan doğruya oy hakkının kullanımı bağlamında doğan nispi bir geçersizlik değil, işlemin kanuna karşı hile saikiyle yapılmış olmasından kaynaklanan kesin hükümsüzlüktür.
2.2. Pay ve Pay Senetlerinin Devrinin ya da Verilmesinin Geçersizliği
Maddenin birinci fıkrasında belirtilen geçersizlik, TTK m. 433/1 uyarınca pay senetlerinin devrini, temlikini veya sadece zilyetliğinin devrini (başkasına verilmesi) kapsar [1, 2]. Senede bağlanmamış payların alacağın temliki yoluyla devri veya hamiline/nama yazılı pay senetlerinin ciro ve/veya teslim ile devredilmesi, şayet arka planda bir "etkisiz bırakma amacı" barındırıyorsa, şirket bakımından hiçbir hüküm ifade etmez. Hukuki işlem, borçlar hukuku anlamında şeklen tamamlanmış görünse dahi, anonim şirketler hukuku boyutuyla genel kurulda oy kullanma ehliyeti bahşetmeyecektir.
2.3. Toplantı Başkanlığına İtiraz ve Tutanağa Geçirtme
TTK m. 433/2, yetkisiz katılmalara karşı toplantı esnasında işletilmesi gereken usuli mekanizmayı düzenler. Bir pay sahibinin veya temsilcinin yetkisiz olduğu, sahte vekâletname kullandığı veya m. 433/1 kapsamında muvazaalı bir devirle toplantıya katıldığı tespit edilirse, diğer pay sahiplerinin toplantı başkanlığına itiraz etme hakkı (ve iptal davası açılacaksa yükümlülüğü) vardır [1, 2]. İtirazın, TTK m. 422'de düzenlenen toplantı tutanağına geçirtilmesi şarttır [9, 10]. Aksi takdirde, toplantıdaki usulsüzlüğe zımnen rıza gösterildiği kabul edilebilir ve iptal davası açma aşamasında aktif husumet ehliyeti (dava şartı) bakımından ciddi sorunlar doğar [11].
3. Sistematik İlişkiler
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarına göre, genel kurul toplantılarına yetkisiz kişilerin katılması tek başına alınan kararların iptali veya butlanı (yokluğu) sonucunu doğurmaz [18-20]. Yargıtay kararlarında ısrarla vurgulanan temel ilke, "etki kuralı"dır (illiyet bağı). Eğer toplantıya katılan yetkisiz kişilerin kullandığı oylar, karar nisabının (toplantı ve karar yeter sayılarının) oluşmasında matematiksel olarak belirleyici (etkili) olmamışsa, bu aykırılık iptal sebebi sayılamaz [14, 15, 21].
Örneğin, Yargıtay bir kararında, genel kurula davet edilmeyen bir pay sahibinin yerine sahte imza ile bir başkasının katılması halinde dahi, bu oyların nisaptan düşülmesi neticesinde kalan geçerli oylar kanuni veya esas sözleşmesel karar nisabını sağlıyorsa, kararın geçerliliğini koruyacağına hükmetmiştir [20, 22]. Ancak, Yargıtay itirazın (muhalefetin) toplantı tutanağına geçirtilmiş olmasını (TTK m. 433/2 ve m. 446 gereği) dava açma hakkının doğması için zorunlu bir şekil şartı olarak kabul etmektedir [11, 23]. Eğer itiraz tutanağa geçirilmemişse, Yargıtay dava şartı yokluğundan davanın reddine karar vermektedir [24, 25].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Muvazaalı Pay Devri ile İbra Kararı Alınması): X Anonim Şirketi'nin %40 pay sahibi ve aynı zamanda yönetim kurulu başkanı olan A, şirketin yılsonu olağan genel kurul toplantısından iki gün önce, sahibi olduğu pay senetlerinin tamamını yakın arkadaşı B'ye devreder. Genel kurul toplantısında gündemin 4. maddesi olan "yönetim kurulunun ibrası" görüşülürken B, A'nın devrettiği paylardan doğan oy hakkını kullanarak ibra kararı lehine oy verir. Toplantıda bulunan %20 pay sahibi C, B'nin gerçekte pay sahibi olmadığını, bu devrin TTK m. 436'daki oydan yoksunluk kuralını aşmak için yapıldığını belirterek toplantı başkanlığına itiraz eder ve bu itirazını tutanağa geçirtir. Hukuki analiz: Somut olayda TTK m. 433/1'in tipik bir ihlali mevcuttur. Yönetim kurulu üyesi A, kendi ibrasında oy kullanamayacağı için (TTK m. 436/2) [4, 8], bu sınırlamayı dolanmak amacıyla paylarını B'ye devretmiştir. Bu devir işlemi TTK m. 433/1 uyarınca şirkete karşı geçersizdir [1, 2]. Pay sahibi C, TTK m. 433/2 uyarınca itirazını tutanağa geçirterek [1] gerekli usuli işlemi tamamlamıştır. C, karar tarihinden itibaren 3 ay içinde (TTK m. 445) TTK m. 446/1-b hükmüne dayanarak ibra kararının iptali davası açabilir [6, 7, 12, 13]. B'nin oyları ibra kararının alınmasında matematiksel olarak etkili olmuşsa, mahkeme ibra kararını iptal edecektir.
Olay 2 (Yetkisiz Temsilcinin Toplantıya Katılması): Y Anonim Şirketi'nin genel kurul toplantısına, şirket pay sahibi D'nin temsilcisi olduğunu iddia eden ancak elinde kanuna ve şirket esas sözleşmesine uygun geçerli bir vekâletname bulunmayan E katılmıştır. E, toplantı süresince önemli esas sözleşme değişiklikleri lehine oy kullanmıştır. Diğer pay sahibi F, E'nin yetkisiz temsilci olduğunu fark etmiş ancak toplantı başkanlığına sözlü olarak itiraz etmekle yetinmiş, bu itirazı genel kurul tutanağına (TTK m. 422) işletmemiştir [9]. E'nin oyları ile karar alınmıştır. Hukuki analiz: E'nin toplantıya katılımı yetkisiz katılmadır ve TTK m. 433/2 ile m. 446/1-b kapsamında değerlendirilir. Ancak pay sahibi F, itirazını tutanağa geçirtmemiştir. TTK m. 446/1-b uyarınca iptal davası açılabilmesi için her ne kadar olumsuz oy şartı aranmasa da, yetkisiz katılım iddiasıyla dava açacak kişinin dürüstlük kuralı çerçevesinde bu aykırılığı zamanında ileri sürmüş olması ve tutanağa geçirtmesi beklenir (Yargıtay içtihatları doğrultusunda) [11, 26]. F, bu usuli yükümlülüğü yerine getirmediği için muhtemel bir iptal davasında aktif husumet ehliyeti (dava şartı) bağlamında büyük bir riskle karşılaşacaktır [24, 25].
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Ticaret Kanunu m. 433 hükmü, anonim şirketlerde kurumsal yönetimin ve oyda adalet ilkesinin tesis edilmesi bakımından isabetli bir düzenlemedir. Ancak hükmün m. 446/1-b bendi ile olan sistematik bağında doktrinde tartışılan temel bir sorun bulunmaktadır: "Etki Kuralı"nın ağırlığı.
İsmail Kırca gibi bazı yazarlar, m. 446/1-b bendinde sayılan yetkisiz katılma vb. durumların her birinin başlı başına iptal sebebi olduğunu, bu nedenle davacının ayrıca kararın "kanuna, esas sözleşmeye veya dürüstlük kuralına aykırılığını" ispatlamasına gerek olmadığını, yalnızca nedensellik bağını (etkiyi) ispatlamanın yeterli olacağını savunmaktadır [33, 34]. Buna karşın, Erdoğan Moroğlu gibi yazarlar, nedensellik bağının (etki kuralının) kanunda katı bir iptal şartı olarak düzenlenmesinin hukuk güvenliği ve azınlık haklarının korunması açısından doğru olmadığını; bir kararın salt yetkisiz kişilerin katılımı ile lekelenmiş olmasının dahi, şirketin ciddiyetine ve dürüstlük kuralına aykırılık teşkil edeceğini haklı olarak eleştirmektedirler [35]. Gerçekten de, etki kuralı, %90 oy oranına sahip hâkim pay sahibinin genel kurula dışarıdan tamamen ilgisiz ve yetkisiz kişileri getirmesi halinde dahi, "nasıl olsa matematiksel olarak kararı etkilemiyor" gerekçesiyle bu açık hukuka aykırılığın yaptırımsız kalmasına neden olabilmektedir. Kanun koyucunun, m. 433/1'de muvazaalı devirleri "geçersiz" sayarken gösterdiği kesin ve emredici tavrı, iptal davası aşamasında "etki kuralı" ile yumuşatması, doktriner açıdan çelişkili bir hukuki mimari sunmaktadır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.