RESMİ METİN

**VI

  • Şirketle işlem yapma, şirkete borçlanma yasağı**

Madde 395 - (1) Yönetim kurulu üyesi, genel kuruldan izin almadan, şirketle kendisi veya başkası adına he rhangi bir işlem yapamaz; aksi hâlde, şirket yapılan işlemin batıl olduğunu ileri sürebilir. Diğer taraf böyle bir iddiada bulunamaz. (2) (Değişik: 26/6/2012 - 6335/17 md.) Pay sahibi olmayan yönetim kurulu üyeleri ile yönetim kurulu üyelerinin pay sahibi o lmayan 393 üncü maddede sayılan yakınları şirkete nakit borçlanamaz. Bu kişiler için şirket kefalet, garanti ve teminat veremez, sorumluluk yüklenemez, bunların borçlarını devralamaz. Aksi hâlde, şirkete borçlanılan tutar için şirket alacaklıları bu kişile ri, şirketin yükümlendirildiği tutarda şirket borçları için doğrudan takip edebilir. (3) 202 nci madde hükmü saklı kalmak şartıyla, şirketler topluluğuna dâhil şirketler birbirlerine kefil olabilir ve garanti verebilirler. (4) Bankacılık Kanununun özel hük ümleri saklıdır.


AKADEMİK YORUM VE ANALİZ

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 395. maddesi, anonim şirketler hukukunda yönetim kurulu üyelerinin şirkete karşı taşıdıkları özen ve bağlılık (sadakat) yükümlülüğünün (TTK m. 369) en somut yansımalarından birini teşkil etmektedir [1, 2]. Hüküm, şirket ile onu yönetenler arasındaki menfaat çatışmalarını (conflict of interest) önlemek, şirket malvarlığını korumak ve kurumsal yönetim ilkelerini temin etmek amacıyla sevk edilmiştir.

Madde sistematiği incelendiğinde, iki farklı yasağın düzenlendiği görülmektedir: Birinci fıkrada "şirketle işlem yapma yasağı" düzenlenirken, ikinci fıkrada "şirkete borçlanma yasağı" hüküm altına alınmıştır [2, 3]. Birinci fıkra, yönetim kurulu üyesinin genel kurulun izni olmaksızın şirketle işlem yapmasını nispi bir geçersizlik yaptırımına bağlamakta; ikinci fıkra ise pay sahibi olmayan yönetim kurulu üyeleri ile bunların pay sahibi olmayan yakınlarının şirketten nakit borçlanmasını mutlak surette yasaklamaktadır [2, 3]. Üçüncü fıkra şirketler topluluğu bakımından istisnai bir alan yaratırken, dördüncü fıkra Bankacılık Kanunu’nun özel hükümlerini saklı tutmuştur [4].

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. Şirketle İşlem Yapma Yasağı ve Hukuki Sonucu (TTK m. 395/1)

TTK m. 395/1 uyarınca, bir yönetim kurulu üyesi, genel kuruldan önceden veya sonradan alınmış bir izin olmaksızın, şirketle kendisi veya başkası adına herhangi bir işlem (sözleşme) yapamaz [2]. Burada "kendi ile akit yapma" (insichgeschäft) ve "çifte temsil" (doppelvertretung) yasağının anonim şirketler hukukuna özgü, katılaştırılmış bir görünümü mevcuttur. İşlemin niteliği fark etmeksizin (alım-satım, kiralama, eser sözleşmesi vb.) bu yasak devreye girer.

Yasağa aykırılığın yaptırımı, maddedeki lafız itibarıyla dogmatik tartışmalara konu olmuştur. Hüküm, "şirket yapılan işlemin batıl olduğunu ileri sürebilir. Diğer taraf böyle bir iddiada bulunamaz" demektedir [2, 3]. Klasik borçlar hukuku dogmatiğinde mutlak butlan (TBK m. 27) herkes tarafından ileri sürülebilirken ve hâkim tarafından re'sen dikkate alınırken; burada yalnızca şirket tarafından ileri sürülebilen, karşı tarafın (yönetim kurulu üyesinin) ileri süremeyeceği "tek taraflı (nispi) bir butlan" veya daha isabetli bir nitelendirmeyle "askıda hükümsüzlük" söz konusudur. Şirket, bu işleme sonradan genel kurul kararıyla icazet vererek işlemi baştan itibaren geçerli hâle getirebilir.

2.2. Şirkete Nakit Borçlanma Yasağı (TTK m. 395/2)

Maddenin ikinci fıkrası, "şirketin içinin boşaltılmasını" (tunneling) engellemek amacıyla ihdas edilmiştir. Buna göre; pay sahibi olmayan yönetim kurulu üyeleri ile bunların pay sahibi olmayan ve TTK m. 393’te sayılan yakınları (eş, alt/üst soy, üçüncü dereceye kadar kan ve kayın hısımları) şirkete nakit borçlanamazlar [3]. Bu yasak kesindir; genel kurul izniyle dahi aşılamaz.

Yasak sadece nakit borçlanmayı değil; bu kişiler lehine şirketin kefalet, garanti ve teminat vermesini, sorumluluk yüklenmesini ve borç devralmasını da kapsar [3]. Bu kuralın ihlali hâlinde, kanun koyucu ağır bir yaptırım öngörmüştür: Şirkete borçlanılan tutar için şirket alacaklıları, şirketin yükümlendirildiği meblağ oranında bu kişileri doğrudan takip edebilirler [3, 4]. Ek olarak, bu yasağı ihlal edenler hakkında TTK m. 562/5-c uyarınca üç yüz günden az olmamak üzere adli para cezası hükmolunur [5].

2.3. Şirketler Topluluğu İstisnası (TTK m. 395/3)

Modern ticaret hayatında şirketler topluluğu (holding) yapılanmalarının finansman ihtiyaçları dikkate alınarak maddenin üçüncü fıkrasında önemli bir istisna getirilmiştir. TTK m. 202'deki "hâkimiyetin hukuka aykırı kullanılması" yasağı saklı kalmak şartıyla, şirketler topluluğuna dâhil olan şirketler birbirlerine kefil olabilir ve garanti verebilirler [4, 6]. Bu düzenleme, grup içi finansman ve hazine yönetimini hukuki bir zemine oturtmuştur.

3. Sistematik İlişkiler

Bu maddenin, hukuk sistemimizdeki diğer temel normlar ile dogmatik bağlantısı şu şekildedir:

  • TTK m. 369 (Özen ve Bağlılık Yükümlülüğü): TTK m. 395, yöneticilerin şirketin menfaatlerini dürüstlük kuralı çerçevesinde korumakla yükümlü olduklarını belirten bağlılık yükümlülüğünün özel bir yansımasıdır [1].
  • TTK m. 393 (Müzakereye Katılma Yasağı): Borçlanma yasağının süjesi olan "yakınlar"ın kapsamı, TTK m. 393'teki menfaat çatışması hâllerinde sayılan hısımlık dereceleri (üçüncü derece dâhil kan ve kayın hısımları) ile tespit edilir [3, 7].
  • TTK m. 358 (Pay Sahiplerinin Şirkete Borçlanma Yasağı): TTK m. 395/2 salt "pay sahibi olmayan" yöneticileri kapsar. Pay sahibi olan yöneticiler açısından ise TTK m. 358 devreye girer. M. 358 uyarınca, pay sahibinin şirkete borçlanabilmesi için muaccel sermaye taahhüt borcu bulunmaması ve şirketin serbest yedek akçelerle birlikte kârının geçmiş yıl zararlarını karşılayacak düzeyde olması şarttır [8, 9].
  • TTK m. 420 (Finansal Tabloların Müzakeresinin Ertelenmesi): Şirketle işlem yapma yasağının kaldırılması (m. 395 izni), finansal tabloların müzakeresi ile bağlantılı (bağlı) bir konu değildir [10].
  • TTK m. 644/1-b (Limited Şirketlere Uygulanacak Hükümler): Anonim şirketler için öngörülen TTK m. 395/2 hükümleri (yakınların şirkete borçlanma yasağı), kıyas yoluyla limited şirketlere de uygulanır [11].

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay içtihatlarında TTK m. 395'e ilişkin tartışmalar genellikle bu iznin genel kurulda ne şekilde verileceği ve azınlık haklarıyla ilişkisi çerçevesinde şekillenmektedir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 04.03.2002 tarihli ve 2001/9539 E., 2002/1757 K. sayılı kararında vurgulandığı üzere, yönetim kurulu üyelerine TTK m. 395 ve m. 396 uyarınca şirketle işlem yapma ve rekabet etme izni verilmesi hususu, bilançonun (finansal tabloların) tasdiki ile zorunlu "bağlı konu" niteliğinde kabul edilmemektedir [10]. Bu içtihat, azınlığın TTK m. 420 (eski m. 377) çerçevesinde finansal tabloların görüşülmesini erteleme hakkını kullandığı durumlarda, genel kurulun yöneticilere m. 395 kapsamında işlem yapma izni verip veremeyeceği noktasında büyük önem taşımaktadır; Yargıtay bu izin oylamasının bilançodan bağımsız yapılabileceğine işaret etmiştir [10, 12].

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1 (kurmaca senaryo): X Anonim Şirketi'nde yönetim kurulu üyesi olup aynı zamanda pay sahibi olmayan (A), şahsi ihtiyaçları sebebiyle şirketten 500.000 TL tutarında nakit borç almış ve bu işleme ilişkin olarak şirket ile arasında bir ödünç sözleşmesi imzalanmıştır. Hukuki analiz: Somut olayda (A)'nın eylemi, TTK m. 395/2 hükmünde yer alan pay sahibi olmayan yönetim kurulu üyelerinin şirkete nakit borçlanamayacağı kuralının açık ihlalidir [3]. Bu yasağın ihlali nedeniyle, (A)'nın aldığı nakit tutar için şirket alacaklıları (A)'ya doğrudan başvurabilir ve şirket borçları için kendisini takip edebilirler [3, 4]. Ayrıca, eylem TTK m. 562/5-c uyarınca cezai yaptırımı (üç yüz günden az olmamak üzere adli para cezası) gerektirir [5].

Olay 2 (kurmaca senaryo): Y Anonim Şirketi yönetim kurulu üyesi (B), genel kuruldan önceden herhangi bir karar veya izin alınmaksızın, kendi mülkiyetinde bulunan bir taşınmazı rayiç bedeli üzerinden şirkete satarak devretmiş ve bedelini tahsil etmiştir. İşlemden sonra durumdan haberdar olan şirket yönetimi, bu satışın geçersiz olduğunu ileri sürmek istemektedir. (B) ise taşınmazı piyasa değerinden verdiğini ve işlemin geçerli olduğunu iddia etmektedir. Hukuki analiz: İşlem, TTK m. 395/1 uyarınca genel kurul izni bulunmadığından tek taraflı bağlamazlık (nispi butlan) yaptırımı ile sakattır [2]. Kanun lafzı gereği işlemi yapan yönetici (B), "Diğer taraf böyle bir iddiada bulunamaz" kuralı gereğince butlan iddiasında bulunamaz [2]. Şirket tüzel kişiliği ise, işlemin adil bedelle yapılıp yapılmadığına bakılmaksızın bu işlemin batıl olduğunu ileri sürerek ödediği bedelin iadesini (sebepsiz zenginleşme veya mülkiyete dayalı istihkak davası ile) talep edebilir.

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat yükü: TTK m. 395/1 kapsamında genel kuruldan izin alındığının ispat yükü, bu işlemden kendi lehine hak çıkaran yönetim kurulu üyesine aittir.
  • Zamanaşımı / Süreler: Şirketin işlemin butlanını ileri sürmesi herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi olmamakla beraber (zira butlanın tespiti her zaman istenebilir), yöneticilere karşı TTK m. 553 kapsamında açılacak hukuki sorumluluk ve tazminat davaları, zararın ve sorumlunun öğrenildiği tarihten itibaren iki yıl ve her hâlde zararı doğuran fiilin meydana geldiği günden itibaren beş yıllık zamanaşımına tabidir (TTK m. 560) [13].
  • Görevli/yetkili mahkeme: Şirket ile yönetim kurulu üyesi arasındaki bu uyuşmazlıklardan ve sorumluluk davalarından doğan çekişmelerde görevli mahkeme asliye ticaret mahkemesi olup, yetkili mahkeme şirketin merkezinin bulunduğu yer mahkemesidir (TTK m. 561) [13, 14]. Söz konusu yargılamada HMK uyarınca basit yargılama usulü uygulanır (TTK m. 1521/1) [14].
  • Yaygın uygulama hataları: Şirkete borçlanma konusunda en sık yapılan hata, pay sahibi olan ve olmayan yönetim kurulu üyeleri arasındaki kanuni ayrımın gözden kaçırılmasıdır. Pay sahibi yöneticilerin borçlanması mutlak olarak yasaklanmamış, TTK m. 358’deki mali şartlara bağlanmıştır [8, 9]. Pay sahibi olmayan yöneticiler (ve yakınları) için ise m. 395/2 çerçevesinde nakit borçlanma yasağı mutlaktır ve esnetilemez [3].

7. Eleştirel Değerlendirme

Doktrinde TTK m. 395/1 hükmünün kaleme alınış tarzına yönelik ciddi sistematik eleştiriler mevcuttur. Madde lafzında yer alan "şirket yapılan işlemin batıl olduğunu ileri sürebilir" ifadesindeki "batıl" kelimesi, TBK m. 27 anlamında baştan itibaren kesin hükümsüzlüğü (mutlak butlanı) değil, sadece şirket lehine kullanılabilen, askıda hükümsüzlük veya nispi butlanı ifade etmektedir. Bir işlemin mutlak butlanla sakat olması hâlinde bunu sözleşmenin her iki tarafı da ileri sürebileceği gibi hâkimin de re'sen gözetmesi gerekirken; maddedeki "Diğer taraf böyle bir iddiada bulunamaz" düzenlemesi, bu sakatlığın mutlak butlan olmadığına dair kesin bir işarettir. Kanun koyucunun burada klasik medeni hukuk dogmatiğiyle çelişen bir terim (batıl) kullanması doktrinde terminolojik isabetsizlik olarak değerlendirilmektedir. İlgili eylemin, yetkisiz temsil veya icazete bağlı askıda hükümsüzlük kurumuyla ele alınması teorik olarak daha tutarlıdır.

Bunun yanı sıra, m. 395/2'de yer alan şirkete borçlanma yasağının m. 393’teki yakınları da kapsayacak şekilde genişletilmesi, şirket içini boşaltma eylemlerine karşı son derece etkili bir kalkandır. Alacaklılara doğrudan dava hakkı tanınması da (piercing the corporate veil niteliğinde olmasa da, sorumluluğu yönetici ve yakınına genişletmesi bakımından) yatırımcı ve alacaklı koruması bağlamında Türk şirketler hukukuna kazandırılmış son derece modern ve caydırıcı bir yasal araçtır.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.

Metodolojik Not

Bu çalışma, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. İçerik, güncel kanun değişiklikleri ve yüksek yargı kararları ışığında revize edilmektedir.