1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 388 hükmü, anonim şirketler hukukunun en temel prensiplerinden biri olan "sermayenin korunması ve gerçekliği" ilkesinin doğrudan bir yansımasıdır [1, 2]. Madde, anonim şirketin kendi paylarını taahhüt etmesini mutlak bir yasaklamaya tabi tutmaktadır [3]. TTK'nın sistematiği incelendiğinde, bu hükmün "Şirketin Kendi Paylarını İktisap veya Rehin Olarak Kabul Etmesi" ana başlığı altındaki m. 379-389 silsilesinin kritik bir parçasını oluşturduğu görülmektedir [3, 4].
Sermaye şirketlerinde, ortaklığın malvarlığı, şirket alacaklılarının yegane teminatını oluşturur. Şirketin kuruluşu veya sermaye artırımı sırasında çıkarılan yeni payların şirket tüzel kişiliğinin bizzat kendisi tarafından taahhüt edilmesi, hukuken ve iktisaden "hayali (fiktif) sermaye" yaratılması anlamına gelir. Zira böyle bir durumda şirket, kendi kendisinin alacaklısı ve borçlusu konumuna düşecek; şirketin malvarlığına dışarıdan herhangi bir reel değer (aktif) girmeyecektir. Kanun koyucu, TTK m. 388 ile sermayenin sulandırılmasını engellemeyi, alacaklıların ve diğer pay sahiplerinin menfaatlerini korumayı amaçlamıştır. Madde, sadece doğrudan taahhüdü değil, kanuna karşı hile teşkil edebilecek üçüncü kişi veya yavru şirket üzerinden yapılan dolaylı taahhütleri de yasaklamış ve bu yasağın ihlali halinde taahhüdün geçersizliğine hükmetmek yerine, pay bedellerinin ödenmesini garanti altına alan "kanuni bir taahhüt varsayımı" ihdas etmiştir [3, 5].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Kendi Paylarını Taahhüt Yasağının Kapsamı (Fıkra 1)
TTK m. 388/1 uyarınca "Şirket kendi paylarını taahhüt edemez" [3]. Burada doktrinde sıklıkla vurgulanan ayrım, "taahhüt" (subscription) ile "iktisap" (acquisition/purchase) arasındaki farktır. İktisap, halihazırda taahhüt edilmiş, bedeli ödenmiş ve tedavüle çıkmış payların ikincil piyasada şirket tarafından devralınmasıdır ki bu, TTK m. 379 uyarınca sermayenin %10'una kadar belli sıkı şartlarla istisnai olarak mümkündür [6, 7]. Oysa "taahhüt", payların ilk ihracı (kuruluş) veya sermaye artırımı aşamasında birincil elden üstlenilmesidir. Şirketin henüz doğmamış veya yeni yaratılan payları bizzat taahhüt etmesi, TTK sistematiğinde hiçbir istisnası olmayan mutlak bir yasaktır.
2.2. Dolaylı Taahhüt: Üçüncü Kişi veya Yavru Şirket Aracılığıyla Taahhüt (Fıkra 2)
Kanun koyucu, yasağın arkasından dolanılmasını (fraus legis) engellemek amacıyla TTK m. 388/2'de inançlı işlemleri ve dolaylı temsili de kapsama almıştır [3]. Bir üçüncü kişinin (örneğin şirketin bir çalışanı, danışmanı veya tamamen bağımsız bir kişi) görünürde kendi adına (kendi ismini kullanarak) fakat iç ilişkide şirket hesabına (şirketin sağladığı veya sağlayacağı fonlarla) pay taahhüdünde bulunması, şirketin kendi payını taahhüt etmesi ile eşdeğer tutulmuştur. Aynı şekilde, TTK m. 195 kapsamında şirketin hâkimiyeti altında bulunan yavru şirketin de ana şirketin paylarını taahhüt etmesi bu kapsamda yasaklanmıştır [3, 8].
2.3. Yaptırım Mekanizması: Kurucuların ve Yönetim Kurulunun Sorumluluğu (Fıkra 3)
Yasağa aykırı hareket edilmesinin hukuki yaptırımı TTK m. 388/3'te son derece özgün bir şekilde düzenlenmiştir. Şayet şirket, yavru şirket veya şirket hesabına hareket eden üçüncü kişi pay taahhüdünde bulunursa, bu taahhüt "batıl" veya "yok" sayılmaz. Zira taahhüdün geçersiz sayılması, sermaye açığına yol açarak alacaklıları daha fazla zarara sokar. Bunun yerine yasa, "kanuni bir faraziye (varsayım)" devreye sokarak; bu payları kuruluş aşamasında kurucuların, sermaye artırımı aşamasında ise yönetim kurulu üyelerinin şahsen taahhüt etmiş sayılacağını emreder [3, 5]. Bu kişiler, pay bedellerinden tüm malvarlıklarıyla ve müteselsilen sorumlu olurlar. Sorumluluktan kurtulmanın tek yolu, kanuna aykırı taahhütte herhangi bir "kusurlarının bulunmadığını" ispat etmeleridir (kusursuzluk ispatı) [5].
2.4. Yavru Şirket Yöneticilerinin Sorumluluğu (Fıkra 4)
TTK m. 388/4, ana şirketin paylarını taahhüt eden yavru şirketlere fıkra 1 ve 3 hükümlerinin kıyasen uygulanacağını belirtir [5]. Yavru şirketin, ana şirketin sermaye artırımına katılıp pay taahhüt etmesi durumunda, bu paylar bizzat yavru şirketin yönetim kurulu üyeleri tarafından taahhüt edilmiş sayılır ve yavru şirket yöneticileri bu payların bedelinden bizzat sorumlu hale gelirler [5].
3. Sistematik İlişkiler
- TTK m. 379 vd. (Kendi Paylarını İktisap Yasağı ve İstisnaları): TTK m. 388, TTK m. 379 ile birlikte sermayenin korunması sisteminin ana sacayaklarından biridir [4, 7]. İktisap belirli şartlarda caizken, taahhüt kesinlikle yasaktır.
- TTK m. 344 ve 128 (Sermaye Koyma Borcu): Nakdi veya ayni sermaye taahhüdünün gerçek kişi veya tüzel kişiler tarafından fiilen yerine getirilmesi mecburidir [9, 10]. Şirketin kendi kendini fonlaması sermaye borcunun ifası kuralına aykırıdır.
- TTK m. 553 (Yöneticilerin Sorumluluğu): Yönetim kurulu üyelerinin TTK m. 388/3 uyarınca doğan sorumluluğu, TTK m. 553'teki genel özen ve sadakat yükümlülüğünün ihlalinin özel bir yansıması niteliğindedir [11, 12]. Ancak TTK m. 388'deki sorumluluk, doğrudan pay bedelinin ödenmesi yükümlülüğüdür.
- TTK m. 195 (Şirketler Topluluğu): "Yavru şirket" kavramı ve ana şirket ile olan ilişkisi TTK m. 195 bağlamında hâkim-bağlı şirket tanımlarına dayanmaktadır [8].
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve bilhassa 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarında, sermayenin korunması, şirketin malvarlığının fiktif işlemlerle aşındırılmaması ve kurucular/yöneticilerin özen yükümlülüğü katı bir biçimde denetlenmektedir [1, 13]. Yargıtay, sermaye taahhütlerinin gerçek olmamasını, pay bedellerinin muvazaalı olarak şirket kasasından ödenip sonra geri çekilmesini (veya hiç ödenmemişken ödenmiş gibi gösterilmesini) TTK'nın emredici hükümlerine ve dürüstlük kuralına aykırı bulmakta, bu tür işlemlere katılan yöneticilerin sorumluluğuna hükmetmektedir [13, 14]. Kurucuların veya yöneticilerin, paravan üçüncü kişiler kullanarak şirket fonlarıyla şirketin kendi hisselerini taahhüt ettirmeleri "kanuna karşı hile" teşkil ettiğinden [15], Yargıtay tüzel kişilik perdesinin aralanması veya doğrudan TTK özel sorumluluk hükümleri (TTK m. 549, 550) çerçevesinde yöneticilerin şahsi malvarlıklarına gidilmesine cevaz vermektedir [16, 17].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Sermaye Artırımında Üçüncü Kişi Kullanılması):
Büyük bir yatırım hamlesi başlatmak isteyen X Anonim Şirketi'nin yönetim kurulu, piyasaya güçlü görünmek adına sermaye artırımı kararı almıştır. Ancak dışarıdan yeterli yatırımcı bulamayan yönetim kurulu, şirketin finans müdürü Bay (A)'ya, "Şirket kasasından sana örtülü bir avans verelim, sen de dışarıdan bir yatırımcı gibi bu sermaye artırımına katıl ve 5.000.000 TL'lik pay taahhüt et" talimatını vermiş, Bay (A) da bu taahhüdü gerçekleştirmiştir.
Hukuki analiz: Bu durum açıkça TTK m. 388/2 kapsamında "üçüncü kişinin şirket hesabına pay taahhüdü" yasağının ihlalidir [3]. TTK m. 388/3 uyarınca kanun, Bay (A)'nın taahhüdünü geçersiz saymaz; ancak bu 5.000.000 TL'lik taahhüdü bizzat işlemi organize eden X A.Ş. yönetim kurulu üyeleri yapmış sayılır [3, 5]. Yönetim kurulu üyeleri, bu bedeli şirkete kendi kişisel malvarlıklarından müteselsilen ödemek zorundadır.
Olay 2 (Yavru Şirketin Ana Şirket Sermaye Artırımına Katılması):
Ana şirket konumundaki Y A.Ş.'nin nakit sıkıntısı yaşaması üzerine, %100 oranında bağlı ortaklığı olan (yavru şirket) Z A.Ş.'nin yönetim kurulu, Y A.Ş.'nin başlattığı sermaye artırımına katılarak 10.000.000 TL'lik pay taahhüdünde bulunmuştur.
Hukuki analiz: TTK m. 388/4 gereğince, yavru şirket Z A.Ş.'nin ana şirket Y A.Ş. paylarını taahhüt etmesi yasaktır [5]. Yaptırım olarak, bu 10.000.000 TL'lik taahhüdü, yavru şirket olan Z A.Ş.'nin yönetim kurulu üyeleri bizzat kendi adlarına yapmış sayılır [5]. Z A.Ş. yönetim kurulu üyeleri bu bedeli bizzat ödemekle yükümlü hale gelirler. Sorumluluktan kurtulmak için, ana şirketin baskısı veya talimatı dışında, bu işlemde hiçbir kusurları olmadığını (örneğin sahte imzayla yapıldığını) ispat etmeleri gerekecektir.
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat yükü: TTK m. 388/3 hükmü, olağan ispat kurallarını tersine çeviren bir karinedir. Yönetim kurulu üyeleri veya kurucular, taahhüdün kendilerine mal edilmemesi için "herhangi bir kusurları bulunmadığını ispat" etmek zorundadır. Kusursuzluğun ispatı oldukça zordur ve ağırlaştırılmış bir özen yükümlülüğü gerektirir [5].
- Zamanaşımı / Süreler: Yönetim kurulu üyelerinin veya kurucuların hukuki sorumluluğuna ilişkin davalarda, TTK m. 560 uyarınca, davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki (2) yıl ve her halde zararı doğuran fiilin meydana geldiği günden itibaren beş (5) yıllık zamanaşımı süresi uygulanır [18].
- Görevli/yetkili mahkeme: Şirketin bağlı bulunduğu merkezdeki Asliye Ticaret Mahkemesi, yöneticilerin sorumluluğuna ve pay bedellerinin tahsiline ilişkin davalarda kesin yetkili ve görevlidir.
- Yaygın uygulama hataları: Uygulamada şirketlerin iştirak ilişkileri (çapraz iştirak veya holding yapıları) kurgulanırken "iktisap" ile "taahhüt" kavramlarının birbirine karıştırılması sıkça görülmektedir. Ana şirketin eski (çıkartılmış) paylarının belli bir orana kadar yavru şirket tarafından iktisabı mümkün iken, yeni ihraç edilecek payların taahhüdü kesinlikle yasaktır ve doğrudan yönetici sorumluluğu doğurur.
7. Eleştirel Değerlendirme
TTK m. 388'in düzenleme tarzı, sermayenin korunması ilkesine verdiği tavizsiz önem bakımından Türk doktrininde (Tekinalp, Poroy, Çamoğlu, vd.) genel olarak takdirle karşılanmakla birlikte, yaptırımın niteliği itibarıyla bazı yapısal sorunlar barındırdığı eleştirilmektedir [1, 19, 20]. Kanunun, işlemi hükümsüz saymak yerine taahhüdü kanuni bir kurguyla (fictio iuris) zorla kurucuların veya yöneticilerin üzerine yıkması, borçlar hukuku temel prensipleri (irade özerkliği) bakımından istisnai derecede ağırdır. Yöneticinin mali gücünün zayıf olduğu senaryolarda, şirket yine karşılıksız bir taahhüt ile baş başa kalacaktır.
Ayrıca, fıkra 3'te yöneticilerin "kusursuzluklarını ispat" etmeleri halinin tam olarak nasıl sonuçlanacağı Kanun'da bir miktar belirsizdir. Eğer yönetim kurulu üyelerinin tümü kusursuzluğunu ispat ederse taahhüdün akıbetinin ne olacağı (şirket üzerinde kalıp hükümsüz mü olacağı yoksa iptal mi edileceği) hükmün lafzından net olarak anlaşılamamaktadır. Ancak, emredici nitelikteki sermayenin gerçekliği kuralı karşısında, taahhüdün yöneticilere de atfedilemediği ekstrem durumlarda (örneğin sahtecilik), söz konusu payların TTK m. 386 kıyasınca sermaye azaltımı yoluyla yok edilmesi gerektiği savunulmalıdır [3, 21].
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 388 hükmü, anonim şirketler hukukunun en temel prensiplerinden biri olan "sermayenin korunması ve gerçekliği" ilkesinin doğrudan bir yansımasıdır [1, 2]. Madde, anonim şirketin kendi paylarını taahhüt etmesini mutlak bir yasaklamaya tabi tutmaktadır [3]. TTK'nın sistematiği incelendiğinde, bu hükmün "Şirketin Kendi Paylarını İktisap veya Rehin Olarak Kabul Etmesi" ana başlığı altındaki m. 379-389 silsilesinin kritik bir parçasını oluşturduğu görülmektedir [3, 4].
Sermaye şirketlerinde, ortaklığın malvarlığı, şirket alacaklılarının yegane teminatını oluşturur. Şirketin kuruluşu veya sermaye artırımı sırasında çıkarılan yeni payların şirket tüzel kişiliğinin bizzat kendisi tarafından taahhüt edilmesi, hukuken ve iktisaden "hayali (fiktif) sermaye" yaratılması anlamına gelir. Zira böyle bir durumda şirket, kendi kendisinin alacaklısı ve borçlusu konumuna düşecek; şirketin malvarlığına dışarıdan herhangi bir reel değer (aktif) girmeyecektir. Kanun koyucu, TTK m. 388 ile sermayenin sulandırılmasını engellemeyi, alacaklıların ve diğer pay sahiplerinin menfaatlerini korumayı amaçlamıştır. Madde, sadece doğrudan taahhüdü değil, kanuna karşı hile teşkil edebilecek üçüncü kişi veya yavru şirket üzerinden yapılan dolaylı taahhütleri de yasaklamış ve bu yasağın ihlali halinde taahhüdün geçersizliğine hükmetmek yerine, pay bedellerinin ödenmesini garanti altına alan "kanuni bir taahhüt varsayımı" ihdas etmiştir [3, 5].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Kendi Paylarını Taahhüt Yasağının Kapsamı (Fıkra 1)
TTK m. 388/1 uyarınca "Şirket kendi paylarını taahhüt edemez" [3]. Burada doktrinde sıklıkla vurgulanan ayrım, "taahhüt" (subscription) ile "iktisap" (acquisition/purchase) arasındaki farktır. İktisap, halihazırda taahhüt edilmiş, bedeli ödenmiş ve tedavüle çıkmış payların ikincil piyasada şirket tarafından devralınmasıdır ki bu, TTK m. 379 uyarınca sermayenin %10'una kadar belli sıkı şartlarla istisnai olarak mümkündür [6, 7]. Oysa "taahhüt", payların ilk ihracı (kuruluş) veya sermaye artırımı aşamasında birincil elden üstlenilmesidir. Şirketin henüz doğmamış veya yeni yaratılan payları bizzat taahhüt etmesi, TTK sistematiğinde hiçbir istisnası olmayan mutlak bir yasaktır.
2.2. Dolaylı Taahhüt: Üçüncü Kişi veya Yavru Şirket Aracılığıyla Taahhüt (Fıkra 2)
Kanun koyucu, yasağın arkasından dolanılmasını (fraus legis) engellemek amacıyla TTK m. 388/2'de inançlı işlemleri ve dolaylı temsili de kapsama almıştır [3]. Bir üçüncü kişinin (örneğin şirketin bir çalışanı, danışmanı veya tamamen bağımsız bir kişi) görünürde kendi adına (kendi ismini kullanarak) fakat iç ilişkide şirket hesabına (şirketin sağladığı veya sağlayacağı fonlarla) pay taahhüdünde bulunması, şirketin kendi payını taahhüt etmesi ile eşdeğer tutulmuştur. Aynı şekilde, TTK m. 195 kapsamında şirketin hâkimiyeti altında bulunan yavru şirketin de ana şirketin paylarını taahhüt etmesi bu kapsamda yasaklanmıştır [3, 8].
2.3. Yaptırım Mekanizması: Kurucuların ve Yönetim Kurulunun Sorumluluğu (Fıkra 3)
Yasağa aykırı hareket edilmesinin hukuki yaptırımı TTK m. 388/3'te son derece özgün bir şekilde düzenlenmiştir. Şayet şirket, yavru şirket veya şirket hesabına hareket eden üçüncü kişi pay taahhüdünde bulunursa, bu taahhüt "batıl" veya "yok" sayılmaz. Zira taahhüdün geçersiz sayılması, sermaye açığına yol açarak alacaklıları daha fazla zarara sokar. Bunun yerine yasa, "kanuni bir faraziye (varsayım)" devreye sokarak; bu payları kuruluş aşamasında kurucuların, sermaye artırımı aşamasında ise yönetim kurulu üyelerinin şahsen taahhüt etmiş sayılacağını emreder [3, 5]. Bu kişiler, pay bedellerinden tüm malvarlıklarıyla ve müteselsilen sorumlu olurlar. Sorumluluktan kurtulmanın tek yolu, kanuna aykırı taahhütte herhangi bir "kusurlarının bulunmadığını" ispat etmeleridir (kusursuzluk ispatı) [5].
2.4. Yavru Şirket Yöneticilerinin Sorumluluğu (Fıkra 4)
TTK m. 388/4, ana şirketin paylarını taahhüt eden yavru şirketlere fıkra 1 ve 3 hükümlerinin kıyasen uygulanacağını belirtir [5]. Yavru şirketin, ana şirketin sermaye artırımına katılıp pay taahhüt etmesi durumunda, bu paylar bizzat yavru şirketin yönetim kurulu üyeleri tarafından taahhüt edilmiş sayılır ve yavru şirket yöneticileri bu payların bedelinden bizzat sorumlu hale gelirler [5].
3. Sistematik İlişkiler
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve bilhassa 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarında, sermayenin korunması, şirketin malvarlığının fiktif işlemlerle aşındırılmaması ve kurucular/yöneticilerin özen yükümlülüğü katı bir biçimde denetlenmektedir [1, 13]. Yargıtay, sermaye taahhütlerinin gerçek olmamasını, pay bedellerinin muvazaalı olarak şirket kasasından ödenip sonra geri çekilmesini (veya hiç ödenmemişken ödenmiş gibi gösterilmesini) TTK'nın emredici hükümlerine ve dürüstlük kuralına aykırı bulmakta, bu tür işlemlere katılan yöneticilerin sorumluluğuna hükmetmektedir [13, 14]. Kurucuların veya yöneticilerin, paravan üçüncü kişiler kullanarak şirket fonlarıyla şirketin kendi hisselerini taahhüt ettirmeleri "kanuna karşı hile" teşkil ettiğinden [15], Yargıtay tüzel kişilik perdesinin aralanması veya doğrudan TTK özel sorumluluk hükümleri (TTK m. 549, 550) çerçevesinde yöneticilerin şahsi malvarlıklarına gidilmesine cevaz vermektedir [16, 17].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Sermaye Artırımında Üçüncü Kişi Kullanılması): Büyük bir yatırım hamlesi başlatmak isteyen X Anonim Şirketi'nin yönetim kurulu, piyasaya güçlü görünmek adına sermaye artırımı kararı almıştır. Ancak dışarıdan yeterli yatırımcı bulamayan yönetim kurulu, şirketin finans müdürü Bay (A)'ya, "Şirket kasasından sana örtülü bir avans verelim, sen de dışarıdan bir yatırımcı gibi bu sermaye artırımına katıl ve 5.000.000 TL'lik pay taahhüt et" talimatını vermiş, Bay (A) da bu taahhüdü gerçekleştirmiştir. Hukuki analiz: Bu durum açıkça TTK m. 388/2 kapsamında "üçüncü kişinin şirket hesabına pay taahhüdü" yasağının ihlalidir [3]. TTK m. 388/3 uyarınca kanun, Bay (A)'nın taahhüdünü geçersiz saymaz; ancak bu 5.000.000 TL'lik taahhüdü bizzat işlemi organize eden X A.Ş. yönetim kurulu üyeleri yapmış sayılır [3, 5]. Yönetim kurulu üyeleri, bu bedeli şirkete kendi kişisel malvarlıklarından müteselsilen ödemek zorundadır.
Olay 2 (Yavru Şirketin Ana Şirket Sermaye Artırımına Katılması): Ana şirket konumundaki Y A.Ş.'nin nakit sıkıntısı yaşaması üzerine, %100 oranında bağlı ortaklığı olan (yavru şirket) Z A.Ş.'nin yönetim kurulu, Y A.Ş.'nin başlattığı sermaye artırımına katılarak 10.000.000 TL'lik pay taahhüdünde bulunmuştur. Hukuki analiz: TTK m. 388/4 gereğince, yavru şirket Z A.Ş.'nin ana şirket Y A.Ş. paylarını taahhüt etmesi yasaktır [5]. Yaptırım olarak, bu 10.000.000 TL'lik taahhüdü, yavru şirket olan Z A.Ş.'nin yönetim kurulu üyeleri bizzat kendi adlarına yapmış sayılır [5]. Z A.Ş. yönetim kurulu üyeleri bu bedeli bizzat ödemekle yükümlü hale gelirler. Sorumluluktan kurtulmak için, ana şirketin baskısı veya talimatı dışında, bu işlemde hiçbir kusurları olmadığını (örneğin sahte imzayla yapıldığını) ispat etmeleri gerekecektir.
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
TTK m. 388'in düzenleme tarzı, sermayenin korunması ilkesine verdiği tavizsiz önem bakımından Türk doktrininde (Tekinalp, Poroy, Çamoğlu, vd.) genel olarak takdirle karşılanmakla birlikte, yaptırımın niteliği itibarıyla bazı yapısal sorunlar barındırdığı eleştirilmektedir [1, 19, 20]. Kanunun, işlemi hükümsüz saymak yerine taahhüdü kanuni bir kurguyla (fictio iuris) zorla kurucuların veya yöneticilerin üzerine yıkması, borçlar hukuku temel prensipleri (irade özerkliği) bakımından istisnai derecede ağırdır. Yöneticinin mali gücünün zayıf olduğu senaryolarda, şirket yine karşılıksız bir taahhüt ile baş başa kalacaktır.
Ayrıca, fıkra 3'te yöneticilerin "kusursuzluklarını ispat" etmeleri halinin tam olarak nasıl sonuçlanacağı Kanun'da bir miktar belirsizdir. Eğer yönetim kurulu üyelerinin tümü kusursuzluğunu ispat ederse taahhüdün akıbetinin ne olacağı (şirket üzerinde kalıp hükümsüz mü olacağı yoksa iptal mi edileceği) hükmün lafzından net olarak anlaşılamamaktadır. Ancak, emredici nitelikteki sermayenin gerçekliği kuralı karşısında, taahhüdün yöneticilere de atfedilemediği ekstrem durumlarda (örneğin sahtecilik), söz konusu payların TTK m. 386 kıyasınca sermaye azaltımı yoluyla yok edilmesi gerektiği savunulmalıdır [3, 21].
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.