RESMİ METİN

d) İstisnalar


Madde 382 - (1) Bir şirket, 379 uncu madde hükümleri ile bağlı olmaksızın ; a) Esas veya çıkarılmış sermayesinin azaltılmasına ilişkin 473 ilâ 475 inci madde hükümlerini uyguluyorsa, b) Küllî halefiyet kuralının gereğiyse, c) Bir kanuni satın alma yükümünden doğuyorsa, d) Bedellerinin tümü ödenmiş olmak şartıyla ve cebrî icradan , bir şirket alacağının tahsili amacına yönelikse, e) Şirket, menkul kıymetler şirketiyse, kendi paylarını iktisap edebilir.


AKADEMİK YORUM VE ANALİZ

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK), mülga 6762 sayılı Kanun dönemindeki anonim şirketin kendi paylarını iktisap etmesine yönelik katı ve mutlak yasağı terk etmiş; Avrupa Birliği'nin 77/91/AET sayılı İkinci Yönergesine ve İsviçre Borçlar Kanunu'na uyum sağlayarak, belirli şartlar ve sınırlar dâhilinde bu işleme cevaz vermiştir [1]. Şirketin kendi paylarını iktisap etmesi, esasen "sermayenin korunması ilkesi" ile doğrudan çatışma potansiyeli taşıdığından, TTK m. 379 hükmü bu iktisabı kural olarak şirket sermayesinin %10'u ile sınırlandırmış ve genel kurulun yönetim kurulunu yetkilendirmesi şartına bağlamıştır [2].

Ancak ticari hayatın olağan akışı, hukuki zorunluluklar ve şirketler hukukunun yapısal kurumları, bazı istisnai durumlarda %10'luk üst sınırın ve genel kurul yetkilendirmesinin aranmamasını zaruri kılmaktadır. İşte TTK m. 382 hükmü, şirketin kendi paylarını iktisap etmesine ilişkin TTK m. 379'da öngörülen genel kuralın "istisnalarını" teşkil eden numerus clausus (sınırlı sayıdaki) durumları düzenlemektedir [3]. Bu maddenin kaleme alınış amacı, şirketin iradi bir yatırım veya piyasa müdahalesi kararı dışında, adeta hukuki bir zorunluluk veya mantıki bir netice olarak kendi paylarını mülkiyetine geçirdiği durumlarda, sermayenin korunması ilkesinin şekli katılığına takılmasını önlemektir.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

TTK m. 382/1 hükmü, beş bent halinde istisnai iktisap hallerini düzenlemiştir. Bu hallerin gerçekleşmesi durumunda yönetim kurulu, genel kurul kararı olmaksızın ve %10'luk şarta bağlı kalmaksızın şirketin kendi paylarını iktisap edebilir.

2.1. Sermayenin Azaltılması Amacıyla İktisap (TTK m. 382/1-a)

Anonim şirketler, TTK m. 473 ilâ 475 hükümleri çerçevesinde esas veya çıkarılmış sermayesini azaltma yoluna gidebilir [3]. Şirket, iptal (itfa) ederek yok edeceği payları, sermaye azaltımı prosedürünün bir parçası olarak kendi bünyesine alıyorsa, burada TTK m. 379'un kısıtlamalarına tabi tutulmasının bir anlamı yoktur [4], [5]. Zira bu işlem sonucunda paylar şirketin malvarlığında kalıcı bir değer olarak yer almayacak, kanuni usuller çerçevesinde derhal itfa edilerek sermaye kaleminden düşülecektir.

2.2. Külli Halefiyet Kuralının Gereği Olarak İktisap (TTK m. 382/1-b)

Külli halefiyet (universal succession), bir malvarlığının bütün hak ve borçlarıyla birlikte kanun gereği bir başka kişiye kendiliğinden geçmesidir [3]. Ticaret şirketlerinin birleşmesi veya bölünmesi ile miras hukuku uygulamaları bu bende örnek teşkil eder. Şayet anonim şirket, birleşme yoluyla devraldığı şirketin malvarlığında kendi paylarını bulursa, bu paylar külli halefiyet ilkesi gereği kendiliğinden şirkete geçer. Burada şirketin iradi bir pay iktisabı değil, kanuni bir sonuç söz konusu olduğundan istisna getirilmiştir.

2.3. Kanuni Satın Alma Yükümünden Doğan İktisap (TTK m. 382/1-c)

Bu bent, TTK sistematiğinde pay sahibinin şirketten çıkarılması veya ayrılması sonucunu doğuran kanuni kurumların işletilebilmesi açısından büyük önem taşır [3]. Örneğin, TTK m. 531 uyarınca azınlık pay sahiplerinin haklı sebeple şirketin feshini talep etmesi üzerine, mahkemenin fesih yerine davacı ortakların paylarının gerçek değeri üzerinden şirket tarafından satın alınmasına (çıkarılmaya) karar vermesi, kanuni bir satın alma yükümüdür [6], [7]. Mahkemenin kararıyla davacıların pay sahipliği sıfatı sona erer ve TTK m. 382/1-c bendi uyarınca şirket, bu payları %10'luk sınırı aşsa dahi iktisap etmek zorundadır [8], [9]. Benzer şekilde TTK m. 202 ve TTK m. 208 kapsamındaki satın alma ve pay devri zorunlulukları da bu bent çerçevesinde değerlendirilir [10], [11].

2.4. Cebri İcra Yoluyla Şirket Alacağının Tahsili (TTK m. 382/1-d)

Şirketlerin, üçüncü kişilerden veya ortaklarından olan muaccel alacaklarını tahsil edebilmeleri ticari faaliyetin devamlılığı için elzemdir. Borçlunun malvarlığında şirketin kendi payları bulunuyorsa, şirketin bu payları haczetmesi ve cebri icra (icra ihalesi) yoluyla satın alması mümkündür [3]. Ancak kanun koyucu burada çok önemli bir kısıtlama getirerek, sadece "bedellerinin tümü ödenmiş olmak şartıyla" bu iktisaba izin vermiştir [3]. Henüz bedeli ödenmemiş (sermaye taahhüdü tam olarak yerine getirilmemiş) payların şirket tarafından cebri icra ile iktisabı, şirketin kendi kendisine karşı sermaye borçlusu haline gelmesi gibi absürt bir sonuç doğuracağından ve sermayenin fiilen boşaltılmasına neden olacağından açıkça yasaklanmıştır [12].

2.5. Menkul Kıymetler Şirketi Olma (TTK m. 382/1-e)

İşletme konusu bizzat menkul kıymetlerin ve pay senetlerinin alım-satımı, ihracı ve aracılığı olan şirketlerin (aracı kurumlar, menkul kıymet yatırım ortaklıkları vb.), kendi faaliyetlerinin doğası gereği esnekliğe ihtiyacı vardır. TTK, bu tür şirketlerin kendi paylarını iktisap edebilmesini, genel kuralın dışında tutmuştur [3].

3. Sistematik İlişkiler

  • TTK m. 379 — TTK m. 382 hükmü, TTK m. 379'da düzenlenen "%10 sınırının ve genel kurul kararının aranması" kuralının doğrudan ve mutlak istisnasını teşkil eder [2].
  • TTK m. 384 — TTK m. 382'nin (b), (c) ve (d) bentlerine göre (külli halefiyet, kanuni yüküm, cebri icra) iktisap edilen paylar eğer şirket sermayesinin %10'unu aşıyorsa, söz konusu payların şirket için herhangi bir kayba yol açmadan, devirleri mümkün olur olmaz ve herhâlde iktisaplarından itibaren üç yıl içinde elden çıkarılmaları zorunludur [13].
  • TTK m. 386 — TTK m. 384 uyarınca üç yıllık azami yasal süre içinde elden çıkarılamayan paylar bulunması halinde, şirketin derhal sermaye azaltımı prosedürünü işleterek bu payları yok etmesi (itfası) emredici bir kural olarak hükme bağlanmıştır [14].
  • TTK m. 389 — Hangi yolla iktisap edilirse edilsin, şirketin iktisap ettiği kendi paylarına ait tüm oy hakları ve buna bağlı haklar, paylar şirketin elinde bulunduğu sürece donar ve genel kurulun toplantı nisabının hesaplanmasında dikkate alınmaz [15].
  • TTK m. 531 — Haklı sebeple fesih davası neticesinde hakimin fesih yerine mahkeme kararıyla payların satın alınmasına karar vermesi halinde, bu kararın uygulanabilmesinin dayanağı doğrudan doğruya TTK m. 382/1-c'dir [6], [16].

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili ticaret daireleri (özellikle 11. Hukuk Dairesi), şirketin kendi paylarını iktisap etmesi meselesine sermayenin korunması ve alacaklıların tatmini perspektifinden son derece katı yaklaşmaktadır. Mülga ETTK m. 329'da yer alan mutlak yasağın geçerli olduğu döneme ait Yargıtay kararlarında, şirketin kendi paylarını rehnetmesi veya temellük etmesi mutlak surette batıl (kesin hükümsüz) sayılmaktaydı [12].

Yeni TTK döneminde Yargıtay; TTK m. 379 ve m. 382 kapsamında şirketin kendi payını iktisap etmesine imkan veren halleri istisnai (dar) yorumlama eğilimindedir. Özelikle kanuna karşı hile (TTK m. 380) yasağını gözeten Yargıtay, TTK m. 382'deki "cebri icra", "kanuni satın alma" veya "külli halefiyet" gibi istisnaların şirket varlığını boşaltmak maksadıyla muvazaalı şekilde yaratıldığı durumlarda, bu işlemleri dürüstlük kuralı (TMK m. 2) ve mutlak butlan yaptırımı (TBK m. 27) çerçevesinde iptal etmektedir. Nitekim Yargıtay, şirketin sermaye bedelini tahsil maksadı taşımaksızın, sırf belli ortaklara fon aktarmak için m. 382'yi paravan olarak kullandığı şüphesi bulunan dosyalarda genel kurul kararlarının veya yönetim kurulu işlemlerinin iptaline karar verebilmektedir.

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1 (Kanuni Satın Alma Yükümü ve %10 Sınırının Aşılması): A Anonim Şirketi'nin %15 oranında pay sahibi olan B, şirket yönetim kurulunun sürekli olarak kâr payı dağıtımını engellediği ve şirketin içinin başka firmalara aktarıldığı iddiasıyla TTK m. 531 uyarınca haklı sebeple fesih davası açmıştır. Mahkeme, şirketin feshinin çalışanlar ve ekonomi için ağır sonuçlar doğuracağı gerekçesiyle fesih talebini reddetmiş; ancak davacı B'nin %15'lik payının karar tarihindeki reel değeri olan 3.000.000 TL üzerinden A Anonim Şirketi tarafından satın alınarak B'nin şirketten çıkarılmasına karar vermiştir. A Anonim Şirketi, TTK m. 379 uyarınca şirketin kendi paylarını en fazla %10 oranında iktisap edebileceğini, %15'lik alımın kanuna aykırı olduğunu ileri sürerek kararı istinaf etmiştir. Hukuki analiz: A Anonim Şirketi'nin savunması hukuki dayanaktan yoksundur. TTK m. 531 kapsamındaki mahkeme kararı, TTK m. 382/1-c bendi uyarınca "kanuni satın alma yükümü" doğuran hallerden biridir [6]. Bu sebeple TTK m. 379'daki %10 sınırına ve genel kurul iznine tabi olmaksızın iktisap hukuken geçerlidir [8], [9]. Ancak A Anonim Şirketi, iktisap ettiği ve %10'u aşan bu %15'lik payı, TTK m. 384 gereğince iktisap tarihinden itibaren en geç üç yıl içinde elden çıkarmak zorundadır [13].

Olay 2 (Cebri İcra ve Bedeli Ödenmemiş Paylar): C Anonim Şirketi, mal tedariki sebebiyle şirket ortağı olan D'den 500.000 TL alacaklıdır. D'nin borcunu ödememesi üzerine şirket icra takibi başlatır ve D'nin malvarlığında bulunan şirket paylarını haczettirir. Söz konusu payların nominal değeri 1.000.000 TL olup, D kuruluş aşamasında taahhüt ettiği bu bedelin sadece 250.000 TL'sini ödemiştir (bedelin tamamı ödenmemiştir). Şirket, bu payları icra ihalesinde alacağına mahsuben almayı planlamaktadır. Hukuki analiz: Bu durum TTK m. 382/1-d hükmüne doğrudan aykırılık teşkil eder. Zira kanun koyucu, cebri icra vasıtasıyla şirketin kendi payını iktisap etmesini kesin bir şarta bağlamıştır: "Bedellerinin tümü ödenmiş olmak şartıyla" [3]. D'ye ait payların taahhüt bedeli henüz tamamen ödenmediğinden, C Anonim Şirketi'nin kendi paylarını ihale yoluyla iktisap etmesi, şirketi kendi kendine karşı sermaye borçlusu konumuna düşürecektir. Bu işlem mutlak butlan ile batıldır ve şirket alacaklılarının zarara uğraması riskini barındırır.

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat Yükü: Yönetim kurulu, iktisap işleminin TTK m. 382 kapsamında sayılan istisna bentlerinden birine girdiğini, alacaklılara veya diğer pay sahiplerine karşı somut delillerle ispat etmekle yükümlüdür. İşlem hukuka aykırı bulunursa yöneticilerin TTK m. 553 uyarınca kusurlu sorumluluğu gündeme gelir [17], [18].
  • Süreler ve Elden Çıkarma Zorunluluğu (Zamanaşımı Değil, Hak Düşürücü Süre): İstisna kapsamında yapılan alımlarda, alınan paylar esas sermayenin %10'unu aşıyorsa, üç yıl içinde elden çıkarılmak zorundadır (TTK m. 384) [13]. Çıkarılamazsa derhal sermaye azaltımı yapılmalıdır (TTK m. 386) [14].
  • Görevli ve Yetkili Mahkeme: TTK m. 382 çerçevesinde yapılan iktisapların geçersizliğine, bu kapsamda doğan zararların tazminine veya elden çıkarma yükümlülüğünün ihlaline ilişkin davalarda görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesi'dir; yetki ise kural olarak şirketin merkezinin bulunduğu yer mahkemesine aittir [19].
  • Yaygın Uygulama Hataları: Şirket yönetim kurulları, TTK m. 382 kapsamında mülkiyetine geçirdikleri payların oy haklarını, genel kurulda toplantı ve karar nisabına dâhil etme gibi ciddi hatalara düşmektedir. TTK m. 389'un emredici hükmü gereği, şirketin iktisap ettiği kendi paylarının tüm pay sahipliği hakları donar [15]. Bu payların genel kurulda kullanılması, alınan genel kurul kararının iptaline (veya duruma göre butlanına) yol açabilir.

7. Eleştirel Değerlendirme

Türk şirketler hukuku doktrininde TTK m. 382 ve özellikle (c) bendi kapsamındaki "kanuni satın alma yükümü" kavramı ciddi bilimsel tartışmalara konu olmaktadır. Kanun koyucunun, şirketin feshini önlemeye yönelik mahkeme kararlarını (TTK m. 531) veya ayrılma haklarını, teknik anlamda dar bir kanuni yüküm olarak değerlendirmesinin dogmatik temelleri eleştirilmektedir. Ancak öğretideki hakim görüş, mahkeme kararının doğrudan kanuni bir norma (m. 531) dayanması sebebiyle, ortaya çıkan bu iktisap zorunluluğunun m. 382/1-c kapsamına gireceğini kabul etmektedir [6].

Bununla birlikte kanunun, sermayenin korunması ilkesi ekseninde katı tutumunu yumuşattığı m. 382 hükümlerinin, özellikle çok uluslu ve karmaşık holding yapılarında dolaylı yollarla (yavru şirketlerin ana şirket paylarını alması - çapraz iştirak) kanuna karşı hile aracı olarak kullanılabileceği endişesi tazedir. TTK m. 380 hükmü her ne kadar bu durumu bertaraf etmek için kaleme alınmış olsa da [20], uygulamada ekonomik realitelerin hukuk normlarını aşındırması tehlikesi karşısında, bağımsız denetim raporlarının ve mahkeme incelemelerinin çok daha etkin ve amaca uygun (teleolojik) bir metodolojiyle ele alınması zorunludur.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.

Metodolojik Not

Bu çalışma, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. İçerik, güncel kanun değişiklikleri ve yüksek yargı kararları ışığında revize edilmektedir.