1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 38. maddesi, Kanun’un Birinci Kitap (Ticari İşletme), İkinci Kısım (Ticaret Sicili) altındaki "Sonuçları" ve spesifik olarak "Sorumluluk" başlığı altında düzenlenmiştir [1]. Ticaret sicili, ticari hayatta şeffaflığı, güvenliği ve aleniyeti sağlayan en temel kurumlardan biridir. Bu aleniyet fonksiyonunun ve "görünüşe güven" ilkesinin doğal bir yansıması olarak, sicil kayıtlarının gerçeği yansıtması hayati önem taşır. TTK m. 38, ticaret sicilindeki kayıtların gerçeğe aykırı olması veya sonradan gerçeğe aykırı hâle gelmesi durumunda, bu duruma sebebiyet verenlerin veya durumu düzeltmekten imtina edenlerin hukuki (tazminat) ve idari (para cezası) sorumluluklarını düzenlemektedir [2-4].
Maddenin birinci fıkrası, aktif bir ihlal olan "gerçeğe aykırı beyanda bulunma" eylemini yaptırıma bağlarken; ikinci fıkrası, pasif bir ihlal olan "gerçeğe aykırı kaydı düzeltmeme" veya "değişiklikleri sicile yansıtmama" şeklindeki ihmali eylemleri tazminat yaptırımına bağlamıştır [1, 5]. Bu madde, ticaret sicilinin müspet (olumlu) ve menfi (olumsuz) etkilerinin zedelenmesini önlemeye yönelik nihai bir güvence mekanizmasıdır [6, 7].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Gerçeğe Aykırı Beyanda Bulunma ve İdari Yaptırım (TTK m. 38/1)
TTK m. 38/1 uyarınca, tescil ve kayıt için gerçeğe aykırı beyanda bulunanlar idari para cezasıyla cezalandırılır [1, 4]. Sicil müdürü, tescil için aranan kanuni şartların varlığını incelemekle yükümlü olmakla birlikte; ilgililerin sunduğu evrakın ardındaki maddi gerçeği her zaman tespit edemeyebilir. İncelemeye rağmen, üçüncü kişilerde yanlış izlenim oluşturacak nitelik taşıyan tesciller yaptırılmış olabilir [2]. Kanun koyucu bu ihlali önlemek amacıyla, gerçeğe aykırı beyanda bulunmayı bir idari kabahat olarak nitelendirmiştir. Verilecek idari para cezası her yıl yeniden değerleme oranına göre güncellenmekte olup (örneğin güncel fıkra metninde parantez içinde belirtildiği üzere 44.443 TL gibi miktarlara ulaşabilmektedir) bu ceza, mahallin en büyük mülki amiri tarafından verilir [1, 8].
2.2. Gerçeğe Aykırı Tescilden Doğan Hukuki Sorumluluk (TTK m. 38/1, 2. Cümle)
İdari para cezasının yanı sıra, gerçeğe aykırı beyan neticesinde oluşan tescilden dolayı zarar gören üçüncü kişilerin tazminat hakları açıkça saklı tutulmuştur [1, 4]. Bu düzenleme, bir haksız fiil sorumluluğunun özel bir görünümüdür. Tescil ve kayıt için bilerek gerçeğe aykırı beyanda bulunanlar, gerçeğe aykırı tescilden dolayı zarara uğrayanların maddi ve manevi zararlarını tazminle yükümlüdür [2].
2.3. Tescilin Düzeltilmesini, Değiştirilmesini veya Silinmesini İstememe (TTK m. 38/2)
Maddenin ikinci fıkrası, ihmali davranışlarla sicilin güncelliğinin ve doğruluğunun yitirilmesi hâlini düzenler. Hüküm, sorumluluğu şu durumlara dayandırmaktadır:
- TTK m. 32/3 Hükümlerine Aykırılığın Düzeltilmesini İstememe: TTK m. 32/3, tescil edilecek hususların gerçeği tam olarak yansıtmalarını, üçüncü kişilerde yanlış izlenim yaratacak nitelik taşımamalarını ve kamu düzenine aykırı olmamalarını emreder [9]. Bir kaydın bu şartları taşımadığını öğrenen ilgili kişi, bu kaydın düzeltilmesini talep etmek zorundadır. Bunu yapmayanlar doğacak zararlardan sorumludur [5].
- Değişen, Sona Eren veya Kaldırılan Hususları Sicile Yansıtmama: Tescil olunan bir hususun sonradan değişmesi, sona ermesi veya kaldırılması hâlinde kaydın değiştirilmesi veya silinmesi (terkin) mecburidir. Bu güncellemeyi yapmayanlar, sicil kaydının eski (ve artık gerçeğe aykırı) hâline güvenerek işlem yapan üçüncü kişilerin zararlarını tazminle yükümlüdür [3, 4].
3. Sistematik İlişkiler
- TTK m. 32/3 (Sicil Müdürünün İnceleme Görevi ve Kamu Düzeni): TTK m. 38/2, doğrudan m. 32/3'e atıf yapar. Sicil kayıtları, üçüncü kişilerde yanlış izlenim yaratmamalı ve gerçeği tam yansıtmalıdır [2, 9]. Madde 38, bu standardın ihlalinin maddi yaptırımını oluşturur.
- TTK m. 36 (Ticaret Sicilinin Olumlu ve Olumsuz Etkisi): Tescili zorunlu olduğu hâlde tescil ve ilan edilmeyen hususlar, ancak bunu bildikleri ispat edilirse üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilir (olumsuz etki) [7, 10]. Ancak üçüncü kişi bunu bilmiyorsa ve tescil edilmeme/silinmeme durumu nedeniyle zarara uğruyorsa, devreye m. 38/2 girer ve tazminat sorumluluğu doğar [5].
- TTK m. 37 (Görünüşe Güven İlkesi): Tescil kaydı ile gerçek durum arasında aykırılık bulunması hâlinde, üçüncü kişilerin ilan edilen duruma güvenleri korunur [1, 11]. TTK m. 38, bu görünüşü hukuka aykırı şekilde yaratanların veya devam ettirenlerin mali sorumluluğunun temelidir.
- TBK m. 49 vd. (Haksız Fiil Sorumluluğu): TTK m. 38'de düzenlenen tazminat yükümlülüğü, esasen bir haksız fiil sorumluluğudur. Kanunda özel olarak düzenlenmiş bir kusur sorumluluğu hali olup, zararın ispatı, illiyet bağı ve kusur değerlendirmelerinde Türk Borçlar Kanunu'nun genel haksız fiil prensipleri uygulama alanı bulur.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay kararlarında ticaret sicilinin görünüşe güven ilkesi ve sicil kayıtlarının gerçeğe uygun tutulması yükümlülüğü sıkça vurgulanmaktadır. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, ticaret sicili alenidir ve sicil kayıtlarına güvenerek işlem yapan iyiniyetli üçüncü kişilerin bu güveni hukuken himaye edilir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili dairesi kararlarında şu ilke benimsenmiştir: Bir ticaret şirketinde temsil yetkisini haiz bir yöneticinin görev süresi dolsa veya yetkisi iç ilişkide alınsa dahi, bu husus usulünce ticaret sicilinden terkin edilip ilan edilmedikçe, bu yöneticinin şirket adına üçüncü kişilerle yaptığı işlemler şirketi bağlamaya devam eder (TTK m. 36 ve m. 37 bağlamında). Şirketin (veya ilgili organ üyelerinin), yetkisi kalkan kişinin sicildeki kaydını terkin ettirmeme şeklindeki ihmali eylemi (TTK m. 38/2 kapsamında kusuru), üçüncü kişilerin uğradığı zararın doğrudan müsebbibi kabul edilir ve bu zarar, ihmalde bulunanlarca tazmin edilmek zorundadır. Yargıtay, basiretli bir tacirin, sicil kayıtlarındaki değişiklikleri derhâl tescil ve ilan ettirmesi gerektiğini, aksi hâlde doğacak tüm sonuçlara katlanacağını istikrarla belirtmektedir.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (kurmaca senaryo):
(A) Anonim Şirketi'nin kurucu ortakları, şirketin kuruluşu aşamasında ticaret sicili müdürlüğüne sahte bir banka dekontu ibraz ederek, ayni sermaye yerine nakdi sermaye ödemesinin tamamlandığı yönünde gerçeğe aykırı beyanda bulunmuş ve tescili sağlamışlardır. Bu sicil kaydına güvenerek şirketle yüksek meblağlı kredi sözleşmesi imzalayan (B) Bankası, şirketin ödeme aczine düşmesi üzerine gerçekte böyle bir sermayenin bulunmadığını öğrenmiştir.
Hukuki analiz: Somut olayda kurucu ortaklar, tescil için bilerek gerçeğe aykırı beyanda bulunmuşlardır. TTK m. 38/1 uyarınca, bu eylemleri nedeniyle idari para cezası ile cezalandırılacaklardır. Ayrıca (B) Bankası, uğradığı zararın tazminini, gerçeğe aykırı tescile sebebiyet veren kurucu ortaklardan TTK m. 38/1 (ikinci cümle) gereğince talep edebilecektir. İlgili kişiler aynı zamanda TCK bağlamında evrakta sahtecilik ve TTK m. 549 (belgelerin kanuna aykırı olması) kapsamında da sorumlu tutulabilirler.
Olay 2 (kurmaca senaryo):
(X) Limited Şirketi'nin müdürü olan (Y)'nin müdürlük görevi 01.03.2023 tarihinde genel kurul kararıyla sona erdirilmiştir. Ancak şirket ortakları, bu değişikliği ticaret siciline tescil ve ilan ettirmeyi ihmal etmiştir. Durumdan haberdar olmayan (Y), 15.04.2023 tarihinde şirket adına (Z) A.Ş. ile yüklü miktarda mal alım sözleşmesi imzalamıştır. Şirket sonradan (Y)'nin yetkisiz olduğunu ileri sürerek ödemeden kaçınmış ve (Z) A.Ş. zarara uğramıştır.
Hukuki analiz: TTK m. 38/2 gereğince, tescil olunan bir hususun sona ermesi (müdürlük görevinin bitmesi) dolayısıyla kaydın değiştirilmesini (terkinini) istemeye zorunlu olup da bunu yapmayan şirket yetkilileri veya ortakları kusurludur. (Z) A.Ş., görünüşe güven ilkesi gereği sözleşmenin geçerliliğini şirkete karşı ileri sürebileceği gibi, doğan her türlü menfi/müspet zararını da TTK m. 38/2 uyarınca, değişikliği tescil ettirmeyen ilgililerden tazmin edebilecektir.
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat yükü: Gerçeğe aykırı sicil kaydı nedeniyle zarara uğradığını iddia eden üçüncü kişi (davacı); gerçeğe aykırı kaydın varlığını veya gerekli değişikliğin yapılmadığını, uğradığı zararı, davalının (beyanda bulunanın veya düzeltme yapmayanın) bu durumdaki eylemini/ihmalini ve zararla sicil kaydı (veya kaydın güncellenmemesi) arasındaki illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür.
- Zamanaşımı / Süreler: TTK m. 38 özelinde ayrı bir zamanaşımı öngörülmemiştir. Ancak bu, haksız fiil niteliğinde bir sorumluluk olduğundan, kural olarak Türk Borçlar Kanunu m. 72'deki zamanaşımı süreleri (zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrenme tarihinden itibaren 2 yıl ve her hâlükârda eylem tarihinden itibaren 10 yıl) uygulanır. Eğer eylem aynı zamanda suç teşkil ediyorsa, uzamış ceza zamanaşımı devreye girer.
- Görevli/yetkili mahkeme: TTK m. 4 kapsamında, ticaret siciline ilişkin hukuki işlemlerden ve TTK'da düzenlenen bu sorumluluktan doğan uyuşmazlıklarda Asliye Ticaret Mahkemeleri görevlidir. Yetkili mahkeme ise genel kurallar çerçevesinde davalının yerleşim yeri veya haksız fiilin gerçekleştiği/zararın doğduğu yer mahkemesidir.
- Yaygın uygulama hataları: Uygulamada, idari para cezasının ödenmesiyle hukuki sorumluluğun ortadan kalktığı gibi yanlış bir algı bulunmaktadır. Oysa m. 38/1 idari yaptırım ile hukuki tazminat yükümlülüğünü birbirinden bağımsız olarak saklı tutmuştur. Ayrıca, tescili yapan sicil müdürlüğünün sorumluluğu (TTK m. 25/2) ile m. 38'deki beyan sahiplerinin sorumluluğu sıklıkla karıştırılmaktadır; sicil müdürlüğü, kendisine sunulan gerçeğe aykırı sahte bir belgeyi şeklen incelemekle yetindiği durumlarda değil, ancak kendi inceleme yükümlülüğünü ihlal ettiğinde sorumlu olur. Asıl sorumluluk gerçeğe aykırı beyanı verenlerdedir.
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Ticaret Kanunu m. 38 hükmü, sicilin güvenirliğini sağlama noktasında kritik bir işleve sahip olmakla birlikte doktrinde çeşitli yönlerden değerlendirilmekte ve eleştirilmektedir.
Birinci fıkrada yer alan "idari para cezası" yaptırımı, ticaret hayatının hacmi ve ihlalin yaratabileceği devasa ekonomik zararlar karşısında oldukça maktu ve yetersiz kalabilmektedir. Her ne kadar bu tutar yeniden değerleme oranları ile güncellense de, milyonlarca liralık bir sermaye sahteciliği veya yetki yanıltması olayında verilecek salt bir maktu idari para cezası caydırıcılıktan uzaktır. Nitekim ciddi ihlallerde kanun koyucunun TCK bağlamında evrakta sahtecilik ve TTK'daki diğer cezai yaptırımları (örneğin m. 549, 562) devreye sokması gerekliliği doktrince sıklıkla vurgulanmaktadır.
İkinci fıkrada düzenlenen "ihmali eylem" sorumluluğunda ise, düzeltme isteme zorunluluğu olan kişilerin sınırlarının geniş tutulması, uygulamada şirket içi çekişmelerde kimin tazminat yükümlüsü olacağı sorununu doğurmaktadır. Örneğin genel kurulda alınan bir kararın tescil ettirilmemesinden salt yönetim kurulu mu sorumlu olacaktır, yoksa kararı alan ama akıbetini takip etmeyen diğer karar alıcıların veya ortakların da müteselsil sorumluluğu doğacak mıdır? Bu noktada doktrin, TTK'nın kurumsal yönetim ilkeleri ışığında asli yükümlünün ilgili tüzel kişinin "yönetim organı" (anonim şirketlerde yönetim kurulu, limited şirketlerde müdürler) olduğunu, ancak kusurun ağırlığına göre somut olay bazında karar verilmesi gerektiğini savunmaktadır.
Sonuç olarak TTK m. 38, ticaret sicilindeki görünüşe güveni himaye eden "aktif koruyucu" bir normdur ve özellikle usulüne uygun güncellenmeyen sicil kayıtlarının yarattığı mağduriyetlerin giderilmesinde merkezi bir rol oynamaya devam etmektedir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 38. maddesi, Kanun’un Birinci Kitap (Ticari İşletme), İkinci Kısım (Ticaret Sicili) altındaki "Sonuçları" ve spesifik olarak "Sorumluluk" başlığı altında düzenlenmiştir [1]. Ticaret sicili, ticari hayatta şeffaflığı, güvenliği ve aleniyeti sağlayan en temel kurumlardan biridir. Bu aleniyet fonksiyonunun ve "görünüşe güven" ilkesinin doğal bir yansıması olarak, sicil kayıtlarının gerçeği yansıtması hayati önem taşır. TTK m. 38, ticaret sicilindeki kayıtların gerçeğe aykırı olması veya sonradan gerçeğe aykırı hâle gelmesi durumunda, bu duruma sebebiyet verenlerin veya durumu düzeltmekten imtina edenlerin hukuki (tazminat) ve idari (para cezası) sorumluluklarını düzenlemektedir [2-4].
Maddenin birinci fıkrası, aktif bir ihlal olan "gerçeğe aykırı beyanda bulunma" eylemini yaptırıma bağlarken; ikinci fıkrası, pasif bir ihlal olan "gerçeğe aykırı kaydı düzeltmeme" veya "değişiklikleri sicile yansıtmama" şeklindeki ihmali eylemleri tazminat yaptırımına bağlamıştır [1, 5]. Bu madde, ticaret sicilinin müspet (olumlu) ve menfi (olumsuz) etkilerinin zedelenmesini önlemeye yönelik nihai bir güvence mekanizmasıdır [6, 7].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Gerçeğe Aykırı Beyanda Bulunma ve İdari Yaptırım (TTK m. 38/1)
TTK m. 38/1 uyarınca, tescil ve kayıt için gerçeğe aykırı beyanda bulunanlar idari para cezasıyla cezalandırılır [1, 4]. Sicil müdürü, tescil için aranan kanuni şartların varlığını incelemekle yükümlü olmakla birlikte; ilgililerin sunduğu evrakın ardındaki maddi gerçeği her zaman tespit edemeyebilir. İncelemeye rağmen, üçüncü kişilerde yanlış izlenim oluşturacak nitelik taşıyan tesciller yaptırılmış olabilir [2]. Kanun koyucu bu ihlali önlemek amacıyla, gerçeğe aykırı beyanda bulunmayı bir idari kabahat olarak nitelendirmiştir. Verilecek idari para cezası her yıl yeniden değerleme oranına göre güncellenmekte olup (örneğin güncel fıkra metninde parantez içinde belirtildiği üzere 44.443 TL gibi miktarlara ulaşabilmektedir) bu ceza, mahallin en büyük mülki amiri tarafından verilir [1, 8].
2.2. Gerçeğe Aykırı Tescilden Doğan Hukuki Sorumluluk (TTK m. 38/1, 2. Cümle)
İdari para cezasının yanı sıra, gerçeğe aykırı beyan neticesinde oluşan tescilden dolayı zarar gören üçüncü kişilerin tazminat hakları açıkça saklı tutulmuştur [1, 4]. Bu düzenleme, bir haksız fiil sorumluluğunun özel bir görünümüdür. Tescil ve kayıt için bilerek gerçeğe aykırı beyanda bulunanlar, gerçeğe aykırı tescilden dolayı zarara uğrayanların maddi ve manevi zararlarını tazminle yükümlüdür [2].
2.3. Tescilin Düzeltilmesini, Değiştirilmesini veya Silinmesini İstememe (TTK m. 38/2)
Maddenin ikinci fıkrası, ihmali davranışlarla sicilin güncelliğinin ve doğruluğunun yitirilmesi hâlini düzenler. Hüküm, sorumluluğu şu durumlara dayandırmaktadır:
3. Sistematik İlişkiler
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay kararlarında ticaret sicilinin görünüşe güven ilkesi ve sicil kayıtlarının gerçeğe uygun tutulması yükümlülüğü sıkça vurgulanmaktadır. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, ticaret sicili alenidir ve sicil kayıtlarına güvenerek işlem yapan iyiniyetli üçüncü kişilerin bu güveni hukuken himaye edilir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili dairesi kararlarında şu ilke benimsenmiştir: Bir ticaret şirketinde temsil yetkisini haiz bir yöneticinin görev süresi dolsa veya yetkisi iç ilişkide alınsa dahi, bu husus usulünce ticaret sicilinden terkin edilip ilan edilmedikçe, bu yöneticinin şirket adına üçüncü kişilerle yaptığı işlemler şirketi bağlamaya devam eder (TTK m. 36 ve m. 37 bağlamında). Şirketin (veya ilgili organ üyelerinin), yetkisi kalkan kişinin sicildeki kaydını terkin ettirmeme şeklindeki ihmali eylemi (TTK m. 38/2 kapsamında kusuru), üçüncü kişilerin uğradığı zararın doğrudan müsebbibi kabul edilir ve bu zarar, ihmalde bulunanlarca tazmin edilmek zorundadır. Yargıtay, basiretli bir tacirin, sicil kayıtlarındaki değişiklikleri derhâl tescil ve ilan ettirmesi gerektiğini, aksi hâlde doğacak tüm sonuçlara katlanacağını istikrarla belirtmektedir.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (kurmaca senaryo): (A) Anonim Şirketi'nin kurucu ortakları, şirketin kuruluşu aşamasında ticaret sicili müdürlüğüne sahte bir banka dekontu ibraz ederek, ayni sermaye yerine nakdi sermaye ödemesinin tamamlandığı yönünde gerçeğe aykırı beyanda bulunmuş ve tescili sağlamışlardır. Bu sicil kaydına güvenerek şirketle yüksek meblağlı kredi sözleşmesi imzalayan (B) Bankası, şirketin ödeme aczine düşmesi üzerine gerçekte böyle bir sermayenin bulunmadığını öğrenmiştir. Hukuki analiz: Somut olayda kurucu ortaklar, tescil için bilerek gerçeğe aykırı beyanda bulunmuşlardır. TTK m. 38/1 uyarınca, bu eylemleri nedeniyle idari para cezası ile cezalandırılacaklardır. Ayrıca (B) Bankası, uğradığı zararın tazminini, gerçeğe aykırı tescile sebebiyet veren kurucu ortaklardan TTK m. 38/1 (ikinci cümle) gereğince talep edebilecektir. İlgili kişiler aynı zamanda TCK bağlamında evrakta sahtecilik ve TTK m. 549 (belgelerin kanuna aykırı olması) kapsamında da sorumlu tutulabilirler.
Olay 2 (kurmaca senaryo): (X) Limited Şirketi'nin müdürü olan (Y)'nin müdürlük görevi 01.03.2023 tarihinde genel kurul kararıyla sona erdirilmiştir. Ancak şirket ortakları, bu değişikliği ticaret siciline tescil ve ilan ettirmeyi ihmal etmiştir. Durumdan haberdar olmayan (Y), 15.04.2023 tarihinde şirket adına (Z) A.Ş. ile yüklü miktarda mal alım sözleşmesi imzalamıştır. Şirket sonradan (Y)'nin yetkisiz olduğunu ileri sürerek ödemeden kaçınmış ve (Z) A.Ş. zarara uğramıştır. Hukuki analiz: TTK m. 38/2 gereğince, tescil olunan bir hususun sona ermesi (müdürlük görevinin bitmesi) dolayısıyla kaydın değiştirilmesini (terkinini) istemeye zorunlu olup da bunu yapmayan şirket yetkilileri veya ortakları kusurludur. (Z) A.Ş., görünüşe güven ilkesi gereği sözleşmenin geçerliliğini şirkete karşı ileri sürebileceği gibi, doğan her türlü menfi/müspet zararını da TTK m. 38/2 uyarınca, değişikliği tescil ettirmeyen ilgililerden tazmin edebilecektir.
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Ticaret Kanunu m. 38 hükmü, sicilin güvenirliğini sağlama noktasında kritik bir işleve sahip olmakla birlikte doktrinde çeşitli yönlerden değerlendirilmekte ve eleştirilmektedir.
Birinci fıkrada yer alan "idari para cezası" yaptırımı, ticaret hayatının hacmi ve ihlalin yaratabileceği devasa ekonomik zararlar karşısında oldukça maktu ve yetersiz kalabilmektedir. Her ne kadar bu tutar yeniden değerleme oranları ile güncellense de, milyonlarca liralık bir sermaye sahteciliği veya yetki yanıltması olayında verilecek salt bir maktu idari para cezası caydırıcılıktan uzaktır. Nitekim ciddi ihlallerde kanun koyucunun TCK bağlamında evrakta sahtecilik ve TTK'daki diğer cezai yaptırımları (örneğin m. 549, 562) devreye sokması gerekliliği doktrince sıklıkla vurgulanmaktadır.
İkinci fıkrada düzenlenen "ihmali eylem" sorumluluğunda ise, düzeltme isteme zorunluluğu olan kişilerin sınırlarının geniş tutulması, uygulamada şirket içi çekişmelerde kimin tazminat yükümlüsü olacağı sorununu doğurmaktadır. Örneğin genel kurulda alınan bir kararın tescil ettirilmemesinden salt yönetim kurulu mu sorumlu olacaktır, yoksa kararı alan ama akıbetini takip etmeyen diğer karar alıcıların veya ortakların da müteselsil sorumluluğu doğacak mıdır? Bu noktada doktrin, TTK'nın kurumsal yönetim ilkeleri ışığında asli yükümlünün ilgili tüzel kişinin "yönetim organı" (anonim şirketlerde yönetim kurulu, limited şirketlerde müdürler) olduğunu, ancak kusurun ağırlığına göre somut olay bazında karar verilmesi gerektiğini savunmaktadır.
Sonuç olarak TTK m. 38, ticaret sicilindeki görünüşe güveni himaye eden "aktif koruyucu" bir normdur ve özellikle usulüne uygun güncellenmeyen sicil kayıtlarının yarattığı mağduriyetlerin giderilmesinde merkezi bir rol oynamaya devam etmektedir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.