1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (“TTK”) 32. maddesi, Birinci Kitap (Ticari İşletme), İkinci Kısım (Ticaret Sicili) altında, “Sicil Müdürünün Görevleri” üst başlığı ile düzenlenmiştir. Ticaret sicili, ticari işletme ve tacirle ilgili hukuki önem arz eden bilgi ve işlemlerin kayıt edilerek hukuki varlık kazanmasını ve açıklanmasını sağlayan, aleniyet ilkesine dayalı resmî bir sicildir [1]. Bu sicilin güvenilirliğinin ve doğruluğunun sağlanması, sicil müdürünün Kanun ile kendisine tevdi edilen “inceleme görevi”ni layıkıyla yerine getirmesine bağlıdır [2, 3].
TTK m. 32, sicil müdürünün tescil talepleri karşısındaki inceleme yetkisinin sınırlarını, bu incelemenin maddi ve şekli boyutlarını ve nihayetinde tescilinde duraksanan yahut çözümü mahkeme kararına bağlı olan uyuşmazlıklarda hukuki güvenlik aracı olarak işlev gören “geçici tescil” müessesesini düzenlemektedir [2, 4]. 6762 sayılı mülga Ticaret Kanunu (“eTK”) döneminde sicil memurunun inceleme yetkisinin kapsamı kanunda açıkça düzenlenmemiş, ancak geçici tescil kurumunu düzenleyen eTK m. 34 hükmü zımni bir inceleme yetkisi olarak kabul edilmiştir [5]. 6102 sayılı TTK ise, mehaz İsviçre ve Alman hukuklarındaki gelişmelere paralel olarak inceleme yetkisini, sınırlarını ve istisnai hukuki koruma tedbiri olan geçici tescili 32. maddede sarih bir biçimde kodifiye etmiştir [6]. Hükmün amacı; ticaret sicilinin içerik itibarıyla gerçeği yansıtmasını, kamu düzenine ve emredici hükümlere aykırı tescillerin engellenmesini ve üçüncü kişilerin görünüşe güvenlerinin korunmasını sağlamaktır [7].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. İnceleme Görevi (Şekli ve Maddi İnceleme)
TTK m. 32/1 uyarınca sicil müdürü, tescil için aranan kanuni şartların var olup olmadığını incelemekle yükümlüdür [3]. Doktrin ve Yargıtay içtihatları uyarınca bu inceleme "şekli" ve "maddi" inceleme olmak üzere ikiye ayrılır [2]. Şekli inceleme; talebin yetkili kişi (ilgililer) tarafından yapılıp yapılmadığı, ticaret sicili müdürlüğünün yer itibarıyla yetkili olup olmadığı, imzaların tasdikli olup olmadığı gibi usuli şartlara ilişkindir [8, 9]. Maddi inceleme ise TTK m. 32/2 ve 3 kapsamında tescil edilecek hususların içeriğinin hukuka uygunluğuna ilişkindir [9]. Ancak sicil müdürü bir yargı organı değildir; maddi inceleme yetkisi, evrak ve kayıt üzerinden yapılabilecek, özellikle emredici hükümlere, gerçeğe ve kamu düzenine "açık" aykırılıkların tespitiyle sınırlıdır [10-12].
2.2. Tüzel Kişilerin Tescilinde Emredici Hükümlere Uygunluk (TTK m. 32/2)
Maddenin ikinci fıkrası, “Tüzel kişilerin tescilinde, özellikle şirket sözleşmesinin, emredici hükümlere aykırı olup olmadığı…” şeklindeki lafzıyla doktrinde yoğun tartışmalara neden olmuştur. Sadece “tüzel kişilerin tescili” (kuruluş aşaması) ifadesinin kullanılması, inceleme yetkisinin sonradan alınan genel kurul kararlarını kapsayıp kapsamadığı sorusunu doğurmuştur [8, 13]. Doktrindeki hâkim görüşe (Kırca, Bahtiyar, vd.) göre, hükmün lafzındaki darlık bir kanun yapma tekniği hatasıdır ve maddi yönden inceleme yalnızca şirket sözleşmesiyle veya kuruluşla sınırlı olmayıp, sonradan alınan organ kararlarını da (örneğin ana sözleşme değişiklikleri, sermaye artırımı kararları) kapsar [14, 15]. Sicil müdürü, üçüncü kişileri ve alacaklıları koruyan emredici hükümlere açıkça aykırı olan, yok hükmünde veya kesin hükümsüz sayılan kararların tescilini reddetmekle yükümlüdür [15, 16]. Ancak sicil müdürü, yalnızca “iptal edilebilir” nitelikteki kararları (açık bir emredici norm ihlali yoksa) inceleme yetkisine sahip değildir, zira bu durum yargısal bir tespiti gerektirir [17-19].
2.3. Gerçeği Yansıtma, Üçüncü Kişilerde Yanlış İzlenim Yaratmama ve Kamu Düzeni (TTK m. 32/3)
Tescil edilecek hususlar, dürüstlük kuralı ve ticaret sicilinin açıklık ilkesi gereğince, üçüncü kişiler nezdinde yanlış bir inanç (örneğin şirketin gerçekte var olandan çok daha büyük bir sermayeye veya farklı bir işletme konusuna sahip olduğu izlenimi) yaratmamalıdır [20]. Kamu düzenine aykırılık tespiti, Anayasa'nın ve hukukun temel ilkelerinin ihlali bağlamında sicil müdürünce re'sen gözetilir [12]. Açık aykırılık saptandığında tescil reddedilir.
2.4. Geçici Tescil (TTK m. 32/4)
Geçici tescil, çözümü mahkeme kararına bağlı bulunan veya sicil müdürü tarafından kesin olarak tescilinde duraksanan hususların, menfaat sahiplerinin olası hak kayıplarını önlemek amacıyla geçici olarak sicile kaydedilmesidir [4, 21]. Geçici tescil, normal tescilin hukuki sonuçlarını aynen doğurur; sicilin işleyişini kesintiye uğratmaz ve üçüncü kişileri bilgilendirir [22, 23]. Geçici tescilin yürürlüğü, ilgili tarafın üç ay içerisinde mahkemeye başvurduğunu ispatlamasına veya tarafların anlaştığını belgelemesine bağlıdır; aksi halde sicil müdürlüğünce re'sen terkin edilir (silinir) [24, 25]. Mahkeme aşamasına geçildiğinde ise geçici tescil, mahkeme kararı kesinleşinceye dek sicilde kalmaya devam eder [26].
3. Sistematik İlişkiler
- TTK m. 34 (İtiraz Yolu): TTK m. 32 uyarınca sicil müdürünün yaptığı inceleme sonucunda tescil talebini reddetmesi veya geçici tescil kararı vermesi durumunda, tescili talep eden "ilgililer" kararın tebliğinden itibaren sekiz gün içinde asliye ticaret mahkemesine itiraz edebilirler [27-29].
- TTK m. 28 (İlgililer): Maddede belirtilen "ilgililerin istemi üzerine geçici olarak tescil olunur" ibaresindeki ilgililer, tescili talep etme hakkına haiz olan (tacir, yetkili temsilciler, organlar) kişilerdir [30, 31]. İlgili olmayan üçüncü kişilerin doğrudan geçici tescil talep etme hakkı bulunmamaktadır [32].
- HMK m. 389 (İhtiyati Tedbir): Geçici tescil bir mahkeme kararı olmaksızın idari bir organın (sicil müdürünün) uyguladığı özel bir geçici hukuki koruma tedbiridir [33, 34]. Bununla birlikte, doktrin ve yargı kararlarına göre, taraflar TTK m. 32/4 prosedürü dışında, doğrudan HMK m. 389 uyarınca mahkemeden "tescilin önlenmesi" veya "geçici tescil yapılması" yönünde ihtiyati tedbir de talep edebilirler [35-37].
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay kararlarında sicil müdürünün inceleme yetkisi ve geçici tescilin sınırları katı bir şekilde çizilmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarına göre (örneğin E. 1981/4751, K. 1981/5019), sicil müdürünün evrak üzerinden rahatlıkla tespit edebileceği, açık bir kanuna aykırılık veya “organsızlık” (örneğin görev süresi dolmuş veya gerekli nisabı sağlamayan kişilerin karar alması) durumunda geçici tescile dahi hükmedilemez. Zira geçici tescil, duraksanan durumlara ilişkindir; açıkça yok hükmünde olan bir işlemin geçici tescili mümkün değildir [38-40].
Öte yandan, sicil müdürünün kesin ret yetkisine girmediği, örneğin mirasçılar arasındaki intikal uyuşmazlıkları veya genel kurul kararlarının yoruma muhtaç olduğu durumlarda mahkemece "çözümü mahkeme kararına bağlı olduğundan geçici tescil işlemi yapılması gerektiğine" (örn. Yargıtay 11. HD. E. 2014/15332, K. 2014/18753) hükmedilmektedir [41, 42]. Yargıtay, sicil müdürlüğünün "kanunda ve yönetmelikte hüküm yok diyerek talebi doğrudan reddetmesini" yasaya aykırı bulmakta, ihtilaflı konularda m. 32/4 uyarınca geçici tescil mekanizmasının işletilmesini emretmektedir [41].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Kurmaca Senaryo):
Bir anonim şirketin olağanüstü genel kurulunda, azınlık pay sahiplerinin sert itirazlarına rağmen yönetim kurulu ibra edilmiş ve şirketin esas sözleşmesi değiştirilerek faaliyet konusu tamamen farklı bir alana kaydırılmıştır. Toplantı nisaplarında usulsüzlük olduğu ve kararın sahte vekâletnamelerle alındığı iddiasıyla azınlık pay sahipleri iptal davası açacaklarını ihtar etmiştir. Şirket yetkilileri esas sözleşme değişikliğini tescil için sicile sunmuştur. Sicil müdürü evraklar üzerinde nisabın sağlanıp sağlanmadığı konusunda açık bir kanaate varamamış (tereddüt oluşmuştur).
Hukuki Analiz: Sicil müdürü, TTK m. 32/1-2 gereği maddi inceleme yükümlülüğü altındadır ancak yargıç gibi delil toplayıp imza veya vekâletname sahteliğini resen tespit edemez [11]. Ancak konuda ciddi bir tereddüt olduğu ve uyuşmazlığın çözümü mahkeme kararına bağlı bulunduğu için, TTK m. 32/4 uyarınca ilgilinin (şirket yönetiminin) talebiyle "geçici tescil" kararı verebilir [21, 43]. İlgili, üç ay içinde mahkemeye başvurulduğunu ispatlamazsa (veya azınlığın açtığı davanın varlığı sicile sunulmazsa) geçici tescil resen terkin edilir [25].
Olay 2 (Kurmaca Senaryo):
"X Lojistik A.Ş.", ticaret unvanını "Yıldız Lojistik A.Ş." olarak değiştirmek istemiş ve genel kurul kararını tescile sunmuştur. Ancak sicil müdürü, aynı ilde "Yıldız Nakliyat A.Ş." isimli bir başka firmanın tescilli olduğunu ve TTK m. 46 uyarınca yeni unvanın iltibas (karıştırılma) tehlikesi ve üçüncü kişilerde yanlış izlenim (TTK m. 32/3) yaratacağını tespit etmiştir. Şirket yetkilileri ise kendi unvanlarının ayırt edici eklere sahip olduğunu iddia ederek ısrar etmiştir.
Hukuki Analiz: Sicil müdürü, TTK m. 32/3 uyarınca üçüncü kişilerde yanlış izlenim yaratacak veya TTK m. 46'ya (iltibas) açıkça aykırı olan ibarelerin tescilini reddetmek zorundadır [20]. Başvurunun reddi kararı şirket yetkililerine tebliğ edildikten sonra ilgililer, TTK m. 34 uyarınca 8 gün içerisinde Asliye Ticaret Mahkemesi'ne itiraz edebilirler [29]. İtiraz sonucuna göre tescilin yapılıp yapılmayacağı kesinleşir.
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat yükü: Tescili talep eden taraf, TTK m. 32 kapsamında işlemin şekli şartlarını taşıdığını kanıtlayan belgeleri sicil müdürlüğüne sunmak zorundadır (ispat yükü ilgilidedir) [9]. Geçici tescil yaptırıldığında, mahkemeye başvurulduğunu ispat külfeti de yine geçici tescili talep eden ilgiliye aittir [24].
- Zamanaşımı / Süreler: Sicil müdürü tarafından tescilde duraksanan konularda geçici tescil yapıldığında, ilgililer 3 ay içerisinde mahkemeye başvurduklarını ispat etmelidir, aksi halde geçici tescil re'sen silinir [24, 25]. Sicil müdürünün vereceği ret veya geçici tescil kararlarına karşı mahkemeye itiraz süresi, tebliğden itibaren 8 gündür (hak düşürücü süre) [28, 29].
- Görevli/yetkili mahkeme: TTK m. 34 atfı ve geçici tescil uyuşmazlıkları bağlamında görevli mahkeme, sicil müdürlüğünün bulunduğu yerdeki Asliye Ticaret Mahkemesidir [28, 44].
- Yaygın uygulama hataları: Uygulamada sicil müdürlükleri sıklıkla kendilerine tanınan maddi inceleme yetkisini bir "yargı makamı" gibi geniş yorumlama eğilimine girmekte veya tam tersi hiç inceleme yapmadan reddetmektedir. İptal edilebilir (ancak mutlak butlanla malul olmayan) genel kurul kararlarının sicil müdürünce doğrudan esastan incelenip reddedilmesi yetki aşımıdır [11, 18, 19]. Ayrıca uygulamada ilgililerin doğrudan geçici tescil talep edip edemeyeceği tartışmalıdır; bazı müdürlükler ret kararı olmaksızın geçici tescil taleplerini işleme koymamaktadır [45, 46].
7. Eleştirel Değerlendirme
TTK m. 32 hükmü, doktrin tarafından (özellikle Kırca, Dündar, Toksal gibi yazarlarca) bazı yönlerden sert bir şekilde eleştirilmektedir. İlk olarak m. 32/2'de yer alan "tüzel kişilerin tescilinde" lafzı büyük bir eleştiri konusudur. Bu cümlenin lafzi yorumu, sanki sadece kuruluş aşamasındaki şirket sözleşmesi emredici kurallara aykırılık yönünden incelenir, kuruluş sonrası değişiklikler incelenemez gibi çok dar ve amaca aykırı bir sonuç doğurmaktadır [8, 14]. Ancak mehaz kanunlar ve TTK sistematiği dikkate alındığında bu yetki tüm organ kararlarını kapsamalıdır.
İkinci büyük eleştiri, "geçici tescil" (m. 32/4) müessesesine ilişkindir. Geçici tescil kararı, idari bir merci tarafından verilen ve tam tescilin tüm hukuki sonuçlarını doğuran istisnai bir kurumdur [23, 47]. Doktrinde, geçici tescilin kötüye kullanılmaya çok açık olduğu belirtilmektedir; hukuka aykırı dahi olsa bir karar geçici tescil edildiğinde, şirket alacaklıları ve üçüncü kişiler bakımından kurucu veya açıklayıcı tüm etkiler doğmakta, bu durum işlem güvenliğini tehdit etmektedir [48, 49]. Karşılaştırmalı hukuk (Alman ve İsviçre Hukuku) ele alındığında, bu ülkelerde idari bir "geçici tescil" yerine, üçüncü kişilerin mahkemeden "tescilin önlenmesi (tescil engeli - Handelsregistersperre)" yönünde ihtiyati tedbir kararı almaları yöntemi benimsenmiştir [50-52]. Bu bağlamda doktrinde, de lege ferenda (olması gereken hukuk) bakımından, TTK m. 32/4 hükmünün tamamen kaldırılarak meselelerin HMK m. 389 vd. kapsamındaki ihtiyati tedbir rejimi içerisine bırakılması veya oldukça sınırlandırılması önerilmektedir [53, 54].
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (“TTK”) 32. maddesi, Birinci Kitap (Ticari İşletme), İkinci Kısım (Ticaret Sicili) altında, “Sicil Müdürünün Görevleri” üst başlığı ile düzenlenmiştir. Ticaret sicili, ticari işletme ve tacirle ilgili hukuki önem arz eden bilgi ve işlemlerin kayıt edilerek hukuki varlık kazanmasını ve açıklanmasını sağlayan, aleniyet ilkesine dayalı resmî bir sicildir [1]. Bu sicilin güvenilirliğinin ve doğruluğunun sağlanması, sicil müdürünün Kanun ile kendisine tevdi edilen “inceleme görevi”ni layıkıyla yerine getirmesine bağlıdır [2, 3].
TTK m. 32, sicil müdürünün tescil talepleri karşısındaki inceleme yetkisinin sınırlarını, bu incelemenin maddi ve şekli boyutlarını ve nihayetinde tescilinde duraksanan yahut çözümü mahkeme kararına bağlı olan uyuşmazlıklarda hukuki güvenlik aracı olarak işlev gören “geçici tescil” müessesesini düzenlemektedir [2, 4]. 6762 sayılı mülga Ticaret Kanunu (“eTK”) döneminde sicil memurunun inceleme yetkisinin kapsamı kanunda açıkça düzenlenmemiş, ancak geçici tescil kurumunu düzenleyen eTK m. 34 hükmü zımni bir inceleme yetkisi olarak kabul edilmiştir [5]. 6102 sayılı TTK ise, mehaz İsviçre ve Alman hukuklarındaki gelişmelere paralel olarak inceleme yetkisini, sınırlarını ve istisnai hukuki koruma tedbiri olan geçici tescili 32. maddede sarih bir biçimde kodifiye etmiştir [6]. Hükmün amacı; ticaret sicilinin içerik itibarıyla gerçeği yansıtmasını, kamu düzenine ve emredici hükümlere aykırı tescillerin engellenmesini ve üçüncü kişilerin görünüşe güvenlerinin korunmasını sağlamaktır [7].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. İnceleme Görevi (Şekli ve Maddi İnceleme)
TTK m. 32/1 uyarınca sicil müdürü, tescil için aranan kanuni şartların var olup olmadığını incelemekle yükümlüdür [3]. Doktrin ve Yargıtay içtihatları uyarınca bu inceleme "şekli" ve "maddi" inceleme olmak üzere ikiye ayrılır [2]. Şekli inceleme; talebin yetkili kişi (ilgililer) tarafından yapılıp yapılmadığı, ticaret sicili müdürlüğünün yer itibarıyla yetkili olup olmadığı, imzaların tasdikli olup olmadığı gibi usuli şartlara ilişkindir [8, 9]. Maddi inceleme ise TTK m. 32/2 ve 3 kapsamında tescil edilecek hususların içeriğinin hukuka uygunluğuna ilişkindir [9]. Ancak sicil müdürü bir yargı organı değildir; maddi inceleme yetkisi, evrak ve kayıt üzerinden yapılabilecek, özellikle emredici hükümlere, gerçeğe ve kamu düzenine "açık" aykırılıkların tespitiyle sınırlıdır [10-12].
2.2. Tüzel Kişilerin Tescilinde Emredici Hükümlere Uygunluk (TTK m. 32/2)
Maddenin ikinci fıkrası, “Tüzel kişilerin tescilinde, özellikle şirket sözleşmesinin, emredici hükümlere aykırı olup olmadığı…” şeklindeki lafzıyla doktrinde yoğun tartışmalara neden olmuştur. Sadece “tüzel kişilerin tescili” (kuruluş aşaması) ifadesinin kullanılması, inceleme yetkisinin sonradan alınan genel kurul kararlarını kapsayıp kapsamadığı sorusunu doğurmuştur [8, 13]. Doktrindeki hâkim görüşe (Kırca, Bahtiyar, vd.) göre, hükmün lafzındaki darlık bir kanun yapma tekniği hatasıdır ve maddi yönden inceleme yalnızca şirket sözleşmesiyle veya kuruluşla sınırlı olmayıp, sonradan alınan organ kararlarını da (örneğin ana sözleşme değişiklikleri, sermaye artırımı kararları) kapsar [14, 15]. Sicil müdürü, üçüncü kişileri ve alacaklıları koruyan emredici hükümlere açıkça aykırı olan, yok hükmünde veya kesin hükümsüz sayılan kararların tescilini reddetmekle yükümlüdür [15, 16]. Ancak sicil müdürü, yalnızca “iptal edilebilir” nitelikteki kararları (açık bir emredici norm ihlali yoksa) inceleme yetkisine sahip değildir, zira bu durum yargısal bir tespiti gerektirir [17-19].
2.3. Gerçeği Yansıtma, Üçüncü Kişilerde Yanlış İzlenim Yaratmama ve Kamu Düzeni (TTK m. 32/3)
Tescil edilecek hususlar, dürüstlük kuralı ve ticaret sicilinin açıklık ilkesi gereğince, üçüncü kişiler nezdinde yanlış bir inanç (örneğin şirketin gerçekte var olandan çok daha büyük bir sermayeye veya farklı bir işletme konusuna sahip olduğu izlenimi) yaratmamalıdır [20]. Kamu düzenine aykırılık tespiti, Anayasa'nın ve hukukun temel ilkelerinin ihlali bağlamında sicil müdürünce re'sen gözetilir [12]. Açık aykırılık saptandığında tescil reddedilir.
2.4. Geçici Tescil (TTK m. 32/4)
Geçici tescil, çözümü mahkeme kararına bağlı bulunan veya sicil müdürü tarafından kesin olarak tescilinde duraksanan hususların, menfaat sahiplerinin olası hak kayıplarını önlemek amacıyla geçici olarak sicile kaydedilmesidir [4, 21]. Geçici tescil, normal tescilin hukuki sonuçlarını aynen doğurur; sicilin işleyişini kesintiye uğratmaz ve üçüncü kişileri bilgilendirir [22, 23]. Geçici tescilin yürürlüğü, ilgili tarafın üç ay içerisinde mahkemeye başvurduğunu ispatlamasına veya tarafların anlaştığını belgelemesine bağlıdır; aksi halde sicil müdürlüğünce re'sen terkin edilir (silinir) [24, 25]. Mahkeme aşamasına geçildiğinde ise geçici tescil, mahkeme kararı kesinleşinceye dek sicilde kalmaya devam eder [26].
3. Sistematik İlişkiler
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay kararlarında sicil müdürünün inceleme yetkisi ve geçici tescilin sınırları katı bir şekilde çizilmiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarına göre (örneğin E. 1981/4751, K. 1981/5019), sicil müdürünün evrak üzerinden rahatlıkla tespit edebileceği, açık bir kanuna aykırılık veya “organsızlık” (örneğin görev süresi dolmuş veya gerekli nisabı sağlamayan kişilerin karar alması) durumunda geçici tescile dahi hükmedilemez. Zira geçici tescil, duraksanan durumlara ilişkindir; açıkça yok hükmünde olan bir işlemin geçici tescili mümkün değildir [38-40]. Öte yandan, sicil müdürünün kesin ret yetkisine girmediği, örneğin mirasçılar arasındaki intikal uyuşmazlıkları veya genel kurul kararlarının yoruma muhtaç olduğu durumlarda mahkemece "çözümü mahkeme kararına bağlı olduğundan geçici tescil işlemi yapılması gerektiğine" (örn. Yargıtay 11. HD. E. 2014/15332, K. 2014/18753) hükmedilmektedir [41, 42]. Yargıtay, sicil müdürlüğünün "kanunda ve yönetmelikte hüküm yok diyerek talebi doğrudan reddetmesini" yasaya aykırı bulmakta, ihtilaflı konularda m. 32/4 uyarınca geçici tescil mekanizmasının işletilmesini emretmektedir [41].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Kurmaca Senaryo): Bir anonim şirketin olağanüstü genel kurulunda, azınlık pay sahiplerinin sert itirazlarına rağmen yönetim kurulu ibra edilmiş ve şirketin esas sözleşmesi değiştirilerek faaliyet konusu tamamen farklı bir alana kaydırılmıştır. Toplantı nisaplarında usulsüzlük olduğu ve kararın sahte vekâletnamelerle alındığı iddiasıyla azınlık pay sahipleri iptal davası açacaklarını ihtar etmiştir. Şirket yetkilileri esas sözleşme değişikliğini tescil için sicile sunmuştur. Sicil müdürü evraklar üzerinde nisabın sağlanıp sağlanmadığı konusunda açık bir kanaate varamamış (tereddüt oluşmuştur). Hukuki Analiz: Sicil müdürü, TTK m. 32/1-2 gereği maddi inceleme yükümlülüğü altındadır ancak yargıç gibi delil toplayıp imza veya vekâletname sahteliğini resen tespit edemez [11]. Ancak konuda ciddi bir tereddüt olduğu ve uyuşmazlığın çözümü mahkeme kararına bağlı bulunduğu için, TTK m. 32/4 uyarınca ilgilinin (şirket yönetiminin) talebiyle "geçici tescil" kararı verebilir [21, 43]. İlgili, üç ay içinde mahkemeye başvurulduğunu ispatlamazsa (veya azınlığın açtığı davanın varlığı sicile sunulmazsa) geçici tescil resen terkin edilir [25].
Olay 2 (Kurmaca Senaryo): "X Lojistik A.Ş.", ticaret unvanını "Yıldız Lojistik A.Ş." olarak değiştirmek istemiş ve genel kurul kararını tescile sunmuştur. Ancak sicil müdürü, aynı ilde "Yıldız Nakliyat A.Ş." isimli bir başka firmanın tescilli olduğunu ve TTK m. 46 uyarınca yeni unvanın iltibas (karıştırılma) tehlikesi ve üçüncü kişilerde yanlış izlenim (TTK m. 32/3) yaratacağını tespit etmiştir. Şirket yetkilileri ise kendi unvanlarının ayırt edici eklere sahip olduğunu iddia ederek ısrar etmiştir. Hukuki Analiz: Sicil müdürü, TTK m. 32/3 uyarınca üçüncü kişilerde yanlış izlenim yaratacak veya TTK m. 46'ya (iltibas) açıkça aykırı olan ibarelerin tescilini reddetmek zorundadır [20]. Başvurunun reddi kararı şirket yetkililerine tebliğ edildikten sonra ilgililer, TTK m. 34 uyarınca 8 gün içerisinde Asliye Ticaret Mahkemesi'ne itiraz edebilirler [29]. İtiraz sonucuna göre tescilin yapılıp yapılmayacağı kesinleşir.
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
TTK m. 32 hükmü, doktrin tarafından (özellikle Kırca, Dündar, Toksal gibi yazarlarca) bazı yönlerden sert bir şekilde eleştirilmektedir. İlk olarak m. 32/2'de yer alan "tüzel kişilerin tescilinde" lafzı büyük bir eleştiri konusudur. Bu cümlenin lafzi yorumu, sanki sadece kuruluş aşamasındaki şirket sözleşmesi emredici kurallara aykırılık yönünden incelenir, kuruluş sonrası değişiklikler incelenemez gibi çok dar ve amaca aykırı bir sonuç doğurmaktadır [8, 14]. Ancak mehaz kanunlar ve TTK sistematiği dikkate alındığında bu yetki tüm organ kararlarını kapsamalıdır.
İkinci büyük eleştiri, "geçici tescil" (m. 32/4) müessesesine ilişkindir. Geçici tescil kararı, idari bir merci tarafından verilen ve tam tescilin tüm hukuki sonuçlarını doğuran istisnai bir kurumdur [23, 47]. Doktrinde, geçici tescilin kötüye kullanılmaya çok açık olduğu belirtilmektedir; hukuka aykırı dahi olsa bir karar geçici tescil edildiğinde, şirket alacaklıları ve üçüncü kişiler bakımından kurucu veya açıklayıcı tüm etkiler doğmakta, bu durum işlem güvenliğini tehdit etmektedir [48, 49]. Karşılaştırmalı hukuk (Alman ve İsviçre Hukuku) ele alındığında, bu ülkelerde idari bir "geçici tescil" yerine, üçüncü kişilerin mahkemeden "tescilin önlenmesi (tescil engeli - Handelsregistersperre)" yönünde ihtiyati tedbir kararı almaları yöntemi benimsenmiştir [50-52]. Bu bağlamda doktrinde, de lege ferenda (olması gereken hukuk) bakımından, TTK m. 32/4 hükmünün tamamen kaldırılarak meselelerin HMK m. 389 vd. kapsamındaki ihtiyati tedbir rejimi içerisine bırakılması veya oldukça sınırlandırılması önerilmektedir [53, 54].
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.