1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 310 hükmü, komandit şirketlerde sınırlı sorumluluğa sahip olan komanditer ortakların denetim (bilgi alma ve inceleme) hakkını normatif bir güvence altına almaktadır. Hükmün sistematiği ve kanunun genel yapısı içindeki yeri incelendiğinde, bu maddenin komanditer ortağın hukuki statüsünün doğal ve zorunlu bir tezahürü olduğu görülmektedir.
Bilindiği üzere, TTK m. 309 uyarınca komanditer ortaklar, kural olarak şirket işlerini görmeye (yönetime) görevli ve yetkili olmadıkları gibi, yönetim hakkını haiz komandite ortakların yetkileri dâhilinde yaptıkları olağan işlere itiraz etme hakkına da sahip değillerdir. Komanditer ortak, şirkete sadece sermaye tahsis eden ve sorumluluğu bu sermaye ile sınırlı olan "sermayedar" konumundadır. Yönetimden ve günlük ticari faaliyetlerden dışlanmış olan bir ortağın, şirkete yatırdığı sermayenin akıbetini, şirketin finansal sağlığını ve komandite ortakların yönetim faaliyetlerinin dürüstlük kuralı ile basiretli iş adamı ilkelerine uygunluğunu denetleyebilmesi hayati bir zorunluluktur.
İşte TTK m. 310, komanditer ortağın yönetimden mahrum bırakılmasının yarattığı bilgi asimetrisini dengelemek, azınlık veya pasif ortak konumundaki komanditeri korumak ve şirket içi şeffaflığı tesis etmek amacıyla ihdas edilmiştir. Kanun koyucu, bu denetim hakkını salt bir "imkân" olarak bırakmamış, maddenin dördüncü fıkrasında yer alan "Bu madde hükümlerine aykırı şirket sözleşmesi hükümleri geçersizdir" ibaresiyle hakkı mutlak emredici bir niteliğe kavuşturmuştur. Böylece, sözleşme özgürlüğü ilkesine sınır getirilmiş ve komanditerin denetim hakkının şirket sözleşmesiyle dahi bertaraf edilemeyeceği kesin bir dille ifade edilmiştir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Maddenin lafzı, denetim hakkını olağan ve olağanüstü denetim olmak üzere iki ana eksende kurgulamış ve bu hakkın kullanılma usulünü detaylandırmıştır.
2.1. Olağan Denetim Hakkı (İş Yılı Sonunda İnceleme)
TTK m. 310/1, komanditer ortağa, herhangi bir haklı sebep veya şüphe gösterme külfeti yüklemeksizin, her iş yılı sonunda şirketin finansal durumunu denetleme yetkisi vermiştir. Bu hakkın sınırları şu şekildedir:
- Zaman Sınırı: İnceleme "iş yılı sonunda" ve "iş saatleri içinde" yapılmalıdır. Şirketin ticari faaliyetlerinin gereksiz yere aksatılmaması ve dürüstlük kuralına (TMK m. 2) riayet edilmesi amacıyla kanun koyucu bu zaman sınırını açıkça belirtmiştir.
- Kapsam Sınırı: İncelemenin konusu; "şirketin envanterleri", "bilançonun içeriği" ve "diğer finansal tablolar" ile bunların "doğruluğu ve geçerliliği"dir. Komanditer, sadece yüzeysel bir rakam kontrolü değil, bu tabloların dayanağını oluşturan ticari defter ve belgelerin gerçeği yansıtıp yansıtmadığını anlama amacına yönelik derinlemesine bir denetim yapma hakkına sahiptir.
2.2. Uzman Yardımı ve Bilirkişi Atanması
TTK m. 310/2, modern ticaret hayatının karmaşıklaşan finansal yapısını göz önünde bulundurarak, komanditerin inceleme hakkını bizzat kullanabileceği gibi bir "uzman" (örneğin Yeminli Mali Müşavir veya Serbest Muhasebeci Mali Müşavir) aracılığıyla da kullanabileceğini hükme bağlamıştır.
Hükmün devamında, şirketi yöneten komandite ortakların bu uzmanın şahsına (örneğin rakip firmayla bağlantısı olduğu, tarafsız olmadığı vb. gerekçelerle) itiraz etmesi ihtimali düzenlenmiştir. İtiraz halinde, uyuşmazlığın sürüncemede kalmasını önlemek adına, komanditerin talebi üzerine mahkemenin bir "bilirkişi" atayacağı ve bu kararın "kesin" olduğu belirtilmiştir. (Not: 6335 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle, maddedeki "işlem denetçisi" ibaresi "bilirkişi" olarak değiştirilmiş ve böylece terimsel karmaşanın önüne geçilerek usul hukukundaki genel kavramlara uyum sağlanmıştır).
2.3. Olağanüstü Denetim (Haklı Sebeplere Dayalı İnceleme)
Maddenin üçüncü fıkrası, iş yılı sonunu beklemenin komanditer ortağın veya şirketin menfaatleri açısından telafisi imkânsız zararlar doğurabileceği durumlar için "olağanüstü denetim" mekanizmasını getirmiştir. Bu hakkın kullanılması iki şarta bağlanmıştır:
- Haklı Sebep: Şirket varlığının karşılıksız devredilmesi şüphesi, komandite ortakların rekabet yasağını ihlal ettiklerine dair emareler, şirketin kasten zarara uğratılması veya ciddi sermaye kaybı gibi objektif ve somut kuşkular haklı sebep teşkil eder.
- Mahkeme İzni: Olağanüstü denetim, şirketin günlük ticari sırlarına daha derin bir nüfuz anlamına geldiğinden, haklı sebebin varlığı mahkeme tarafından takdir edilmeli ve denetime mahkemece "izin" verilmelidir. Mahkeme bu incelemenin "bizzat" veya "bilirkişi tarafından" yapılmasına hükmedebilir.
2.4. Hakkın Emredici Niteliği
Maddenin dördüncü fıkrası, bu hakkın nispi emredici değil, mutlak emredici olduğunu gösterir. Reha Poroy, Ünal Tekinalp ve Ersin Çamoğlu gibi değerli hocalarımızın şirketler hukuku doktrininde isabetle vurguladığı üzere; ortakların bilgi alma ve denetleme hakları, pay sahipliğinden doğan vazgeçilmez temel (müktesep) haklardandır. Şirket sözleşmesiyle bu hakkı tamamen ortadan kaldıran veya kullanılmasını imkânsız kılacak derecede ağırlaştıran (örneğin "denetim için tüm komandite ortakların oybirliği gerekir" gibi) her türlü sözleşme kaydı batıldır.
3. Sistematik İlişkiler
TTK m. 310 hükmü, kanunun diğer maddeleriyle sıkı bir teleolojik bağ içindedir:
- TTK m. 309 (Komanditerin Yönetim ve İtiraz Yasağı): Komanditerin yönetime katılma yasağı, m. 310'daki denetim hakkının varlık sebebidir. Yönetemeyen ortak, en azından hesap sorabilmeli ve denetleyebilmelidir.
- TTK m. 225 (Kollektif Şirketlerde Denetim): Komandit şirketler, yapıları gereği kollektif şirket hükümlerine atıf barındırır. TTK m. 225, yönetim yetkisi olmayan kollektif şirket ortağına denetim hakkı tanırken, TTK m. 310 bu hakkı komanditer ortak için daha da spesifik ve detaylı (uzman ataması vb.) hale getirmiştir.
- TTK m. 437 ve m. 438 (Anonim Şirketlerde Bilgi Alma ve Özel Denetim): Sermaye şirketlerindeki özel denetim kurumu ile komandit şirketteki olağanüstü denetim (m. 310/3) kurumları, "haklı sebep" ve "mahkeme kararı" unsurları bakımından büyük benzerlik gösterir. Her ikisinde de amaç, çoğunluk (veya yönetici) tahakkümüne karşı azınlığı (veya pasif ortağı) yargı eliyle korumaktır.
- HMK m. 266 vd. (Bilirkişi İncelemesi): TTK m. 310/2 ve 3 gereğince mahkemece atanacak bilirkişinin nitelikleri, görev sınırları ve tarafsızlığı, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun bilirkişilik kurumuna ilişkin usul kurallarına tabidir.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay kararlarında, şahıs şirketlerindeki (kollektif ve komandit) bilgi alma ve denetleme hakları değerlendirilirken, dürüstlük kuralı (TMK m. 2) ve "şirketin sırlarının korunması" (ticari sırlar) dengesi hassasiyetle gözetilmektedir.
Yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre; komanditer ortağın TTK m. 310/3 kapsamında olağanüstü denetim talep edebilmesi için ileri sürdüğü "haklı sebep" iddialarının soyut ve varsayımsal olmaması, somut delil başlangıçlarına dayanması aranmaktadır. Yargıtay, şirketin ticari defter ve belgelerinin bütünüyle mahkemeye veya bir rakip firma bağlantısı olan uzmana tevdi edilmesini şirketin ticari sırları açısından tehlikeli bulabilmekte; bu nedenle mahkemenin atayacağı bilirkişinin inceleme yetkisinin "iddia edilen haklı sebeple orantılı ve sınırlı" olması gerektiğini vurgulamaktadır. Ayrıca Yargıtay, TTK m. 310/2'de yer alan mahkeme kararının "kesin" olması kuralını dar yorumlamakta, uyuşmazlığın esasına ilişkin olmayan, salt "bilirkişi atanması" yönündeki kararların kanun yoluna tabi olmadığını, yargılamanın hızlı ve etkin sonuçlandırılması amacıyla kanun koyucunun bu yolu kapattığını hüküm altına almaktadır.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Olağan Denetim ve Uzman İtirazı):
Bir komandit şirkette komanditer ortak olan (A), iş yılı sonunda şirketin finansal tablolarını incelemek üzere bağımsız bir mali müşavir olan (U)'yu şirkete gönderir. Şirketi yöneten komandite ortak (B), (U)'nun geçmişte şirketin en büyük rakibi olan bir firmanın denetimini yaptığını belirterek (U)'nun şahsına itiraz eder ve ticari defterleri vermez.
Hukuki analiz: TTK m. 310/2 gereği komandite ortak (B)'nin itirazı, uzmanın şahsına yöneliktir ve bu aşamada sır saklama yükümlülüğü endişesi barındırdığı için dikkate alınması gerekir. Ancak bu itiraz denetim hakkını ortadan kaldırmaz. Komanditer ortak (A), derhal Asliye Ticaret Mahkemesi'ne başvurarak tarafsız bir "bilirkişi" atanmasını talep etmelidir. Mahkemenin (A)'nın bu talebi üzerine atayacağı bilirkişi kararı kesindir ve (B) artık bu mahkeme atamasına direnemez.
Olay 2 (Olağanüstü Denetim ve Haklı Sebep):
Faaliyet yılının altıncı ayında, komanditer ortak (C), şirketi yöneten komandite ortak (D)'nin şirkete ait değerli bir taşınmazı rayiç bedelinin çok altında bir fiyata kendi eşinin üzerine kurduğu bir şirkete sattığına dair ciddi duyumlar ve tapu kaydı örnekleri elde eder.
Hukuki analiz: İş yılı sonunu beklemek, şirket malvarlığının daha fazla kaçırılmasına ve (C)'nin haklarının telafisi imkânsız şekilde zarara uğramasına neden olacaktır. (C), TTK m. 310/3 uyarınca Asliye Ticaret Mahkemesi'ne başvurarak "haklı sebep" bulunduğunu ispatlar (tapu kayıtları güçlü bir delildir). Mahkeme, iş yılı sonunu beklemeksizin şirketin defterlerinin ve varlığının bilirkişi marifetiyle derhal incelenmesine "her zaman" geçerli olan bu istisnai hüküm uyarınca izin verir.
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat yükü: TTK m. 310/1'deki olağan denetimde ispat külfeti yoktur; hak doğrudan kullanılır. Ancak m. 310/3'teki olağanüstü denetim taleplerinde, "haklı sebebin" varlığını ispat yükü davacı komanditer ortağa aittir.
- Zamanaşımı / Süreler: Ortaklık ilişkisi devam ettiği müddetçe denetim hakkı zamanaşımına uğramaz. Ancak, belirli bir finansal tablonun (örneğin geçmiş yıl bilançosunun) onaylanması üzerinden doğacak sorumluluk davaları (iptal veya tazminat vb.) kendi özel hak düşürücü/zamanaşımı sürelerine tabidir.
- Görevli/yetkili mahkeme: Bilirkişi atanması veya olağanüstü denetime izin talepleri, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki Asliye Ticaret Mahkemesinde açılır. Bu talepler kural olarak "çekişmesiz yargı" işi niteliğindedir ve basit yargılama usulüne tabidir.
- Yaygın uygulama hataları: Şirket kuruluş aşamasında esas sözleşmelere "komanditer ortaklar sadece genel kurulda bilgi isteyebilir, dışarıdan uzman getiremez" şeklinde klozlar eklenmesi uygulamada sıkça karşılaşılan bir hatadır. Bu tür kayıtlar TTK m. 310/4 karşısında kesin olarak geçersizdir (batıldır).
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk şirketler hukuku doktrininde (özellikle Bahtiyar ve Arkan tarafından), şahıs şirketlerindeki denetim haklarının, sermaye şirketlerine nazaran daha esnek bırakıldığı, ancak bu esnekliğin uygulamada kötü niyetli yönetici ortaklar tarafından bilgi saklama amacıyla kullanıldığı sıklıkla eleştirilmiştir.
Kanun koyucunun 6102 sayılı TTK ile getirdiği TTK m. 310 düzenlemesi, bu bağlamda son derece isabetlidir. Özellikle 6335 sayılı Kanun değişikliği ile m. 310/2'de yer alan "işlem denetçisi" ifadesinin metinden çıkarılarak yerine "bilirkişi" ibaresinin konulması, kurumlar arası kavram kargaşasını bitirmiş, mahkemelerin daha rahat uygulayabileceği usuli bir zemin yaratmıştır.
Bununla birlikte doktriner perspektiften bakıldığında, m. 310/3'teki "haklı sebep" kriterinin sınırlarının kanunda örneklendirilmemiş olması bir eksiklik olarak değerlendirilebilir. İsviçre Hukukundaki muadil düzenlemelere bakıldığında, pay sahibinin/ortağın bilgi alma hakkı reddedildiğinde hangi spesifik durumlarda hâkimin derhal müdahale edeceği daha net çizilmiştir. Şirketin ticari sırlarının korunması menfaati ile komanditerin mülkiyet/pay sahipliği haklarının korunması menfaati arasındaki ince çizgi, kanun metniyle değil, tamamen mahkemelerin takdir yetkisine bırakılmıştır. Bu durum, farklı ticaret mahkemelerinden farklı nitelikte kararlar çıkmasına ve hukuki öngörülebilirliğin zedelenmesine neden olabilmektedir. İlerleyen süreçte, "haklı sebep" kavramının içini dolduracak objektif kıstasların bir içtihatları birleştirme kararı yahut yasal bir revizyonla netleştirilmesi yerinde olacaktır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 310 hükmü, komandit şirketlerde sınırlı sorumluluğa sahip olan komanditer ortakların denetim (bilgi alma ve inceleme) hakkını normatif bir güvence altına almaktadır. Hükmün sistematiği ve kanunun genel yapısı içindeki yeri incelendiğinde, bu maddenin komanditer ortağın hukuki statüsünün doğal ve zorunlu bir tezahürü olduğu görülmektedir.
Bilindiği üzere, TTK m. 309 uyarınca komanditer ortaklar, kural olarak şirket işlerini görmeye (yönetime) görevli ve yetkili olmadıkları gibi, yönetim hakkını haiz komandite ortakların yetkileri dâhilinde yaptıkları olağan işlere itiraz etme hakkına da sahip değillerdir. Komanditer ortak, şirkete sadece sermaye tahsis eden ve sorumluluğu bu sermaye ile sınırlı olan "sermayedar" konumundadır. Yönetimden ve günlük ticari faaliyetlerden dışlanmış olan bir ortağın, şirkete yatırdığı sermayenin akıbetini, şirketin finansal sağlığını ve komandite ortakların yönetim faaliyetlerinin dürüstlük kuralı ile basiretli iş adamı ilkelerine uygunluğunu denetleyebilmesi hayati bir zorunluluktur.
İşte TTK m. 310, komanditer ortağın yönetimden mahrum bırakılmasının yarattığı bilgi asimetrisini dengelemek, azınlık veya pasif ortak konumundaki komanditeri korumak ve şirket içi şeffaflığı tesis etmek amacıyla ihdas edilmiştir. Kanun koyucu, bu denetim hakkını salt bir "imkân" olarak bırakmamış, maddenin dördüncü fıkrasında yer alan "Bu madde hükümlerine aykırı şirket sözleşmesi hükümleri geçersizdir" ibaresiyle hakkı mutlak emredici bir niteliğe kavuşturmuştur. Böylece, sözleşme özgürlüğü ilkesine sınır getirilmiş ve komanditerin denetim hakkının şirket sözleşmesiyle dahi bertaraf edilemeyeceği kesin bir dille ifade edilmiştir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Maddenin lafzı, denetim hakkını olağan ve olağanüstü denetim olmak üzere iki ana eksende kurgulamış ve bu hakkın kullanılma usulünü detaylandırmıştır.
2.1. Olağan Denetim Hakkı (İş Yılı Sonunda İnceleme)
TTK m. 310/1, komanditer ortağa, herhangi bir haklı sebep veya şüphe gösterme külfeti yüklemeksizin, her iş yılı sonunda şirketin finansal durumunu denetleme yetkisi vermiştir. Bu hakkın sınırları şu şekildedir:
2.2. Uzman Yardımı ve Bilirkişi Atanması
TTK m. 310/2, modern ticaret hayatının karmaşıklaşan finansal yapısını göz önünde bulundurarak, komanditerin inceleme hakkını bizzat kullanabileceği gibi bir "uzman" (örneğin Yeminli Mali Müşavir veya Serbest Muhasebeci Mali Müşavir) aracılığıyla da kullanabileceğini hükme bağlamıştır. Hükmün devamında, şirketi yöneten komandite ortakların bu uzmanın şahsına (örneğin rakip firmayla bağlantısı olduğu, tarafsız olmadığı vb. gerekçelerle) itiraz etmesi ihtimali düzenlenmiştir. İtiraz halinde, uyuşmazlığın sürüncemede kalmasını önlemek adına, komanditerin talebi üzerine mahkemenin bir "bilirkişi" atayacağı ve bu kararın "kesin" olduğu belirtilmiştir. (Not: 6335 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle, maddedeki "işlem denetçisi" ibaresi "bilirkişi" olarak değiştirilmiş ve böylece terimsel karmaşanın önüne geçilerek usul hukukundaki genel kavramlara uyum sağlanmıştır).
2.3. Olağanüstü Denetim (Haklı Sebeplere Dayalı İnceleme)
Maddenin üçüncü fıkrası, iş yılı sonunu beklemenin komanditer ortağın veya şirketin menfaatleri açısından telafisi imkânsız zararlar doğurabileceği durumlar için "olağanüstü denetim" mekanizmasını getirmiştir. Bu hakkın kullanılması iki şarta bağlanmıştır:
2.4. Hakkın Emredici Niteliği
Maddenin dördüncü fıkrası, bu hakkın nispi emredici değil, mutlak emredici olduğunu gösterir. Reha Poroy, Ünal Tekinalp ve Ersin Çamoğlu gibi değerli hocalarımızın şirketler hukuku doktrininde isabetle vurguladığı üzere; ortakların bilgi alma ve denetleme hakları, pay sahipliğinden doğan vazgeçilmez temel (müktesep) haklardandır. Şirket sözleşmesiyle bu hakkı tamamen ortadan kaldıran veya kullanılmasını imkânsız kılacak derecede ağırlaştıran (örneğin "denetim için tüm komandite ortakların oybirliği gerekir" gibi) her türlü sözleşme kaydı batıldır.
3. Sistematik İlişkiler
TTK m. 310 hükmü, kanunun diğer maddeleriyle sıkı bir teleolojik bağ içindedir:
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay kararlarında, şahıs şirketlerindeki (kollektif ve komandit) bilgi alma ve denetleme hakları değerlendirilirken, dürüstlük kuralı (TMK m. 2) ve "şirketin sırlarının korunması" (ticari sırlar) dengesi hassasiyetle gözetilmektedir.
Yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre; komanditer ortağın TTK m. 310/3 kapsamında olağanüstü denetim talep edebilmesi için ileri sürdüğü "haklı sebep" iddialarının soyut ve varsayımsal olmaması, somut delil başlangıçlarına dayanması aranmaktadır. Yargıtay, şirketin ticari defter ve belgelerinin bütünüyle mahkemeye veya bir rakip firma bağlantısı olan uzmana tevdi edilmesini şirketin ticari sırları açısından tehlikeli bulabilmekte; bu nedenle mahkemenin atayacağı bilirkişinin inceleme yetkisinin "iddia edilen haklı sebeple orantılı ve sınırlı" olması gerektiğini vurgulamaktadır. Ayrıca Yargıtay, TTK m. 310/2'de yer alan mahkeme kararının "kesin" olması kuralını dar yorumlamakta, uyuşmazlığın esasına ilişkin olmayan, salt "bilirkişi atanması" yönündeki kararların kanun yoluna tabi olmadığını, yargılamanın hızlı ve etkin sonuçlandırılması amacıyla kanun koyucunun bu yolu kapattığını hüküm altına almaktadır.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Olağan Denetim ve Uzman İtirazı): Bir komandit şirkette komanditer ortak olan (A), iş yılı sonunda şirketin finansal tablolarını incelemek üzere bağımsız bir mali müşavir olan (U)'yu şirkete gönderir. Şirketi yöneten komandite ortak (B), (U)'nun geçmişte şirketin en büyük rakibi olan bir firmanın denetimini yaptığını belirterek (U)'nun şahsına itiraz eder ve ticari defterleri vermez. Hukuki analiz: TTK m. 310/2 gereği komandite ortak (B)'nin itirazı, uzmanın şahsına yöneliktir ve bu aşamada sır saklama yükümlülüğü endişesi barındırdığı için dikkate alınması gerekir. Ancak bu itiraz denetim hakkını ortadan kaldırmaz. Komanditer ortak (A), derhal Asliye Ticaret Mahkemesi'ne başvurarak tarafsız bir "bilirkişi" atanmasını talep etmelidir. Mahkemenin (A)'nın bu talebi üzerine atayacağı bilirkişi kararı kesindir ve (B) artık bu mahkeme atamasına direnemez.
Olay 2 (Olağanüstü Denetim ve Haklı Sebep): Faaliyet yılının altıncı ayında, komanditer ortak (C), şirketi yöneten komandite ortak (D)'nin şirkete ait değerli bir taşınmazı rayiç bedelinin çok altında bir fiyata kendi eşinin üzerine kurduğu bir şirkete sattığına dair ciddi duyumlar ve tapu kaydı örnekleri elde eder. Hukuki analiz: İş yılı sonunu beklemek, şirket malvarlığının daha fazla kaçırılmasına ve (C)'nin haklarının telafisi imkânsız şekilde zarara uğramasına neden olacaktır. (C), TTK m. 310/3 uyarınca Asliye Ticaret Mahkemesi'ne başvurarak "haklı sebep" bulunduğunu ispatlar (tapu kayıtları güçlü bir delildir). Mahkeme, iş yılı sonunu beklemeksizin şirketin defterlerinin ve varlığının bilirkişi marifetiyle derhal incelenmesine "her zaman" geçerli olan bu istisnai hüküm uyarınca izin verir.
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk şirketler hukuku doktrininde (özellikle Bahtiyar ve Arkan tarafından), şahıs şirketlerindeki denetim haklarının, sermaye şirketlerine nazaran daha esnek bırakıldığı, ancak bu esnekliğin uygulamada kötü niyetli yönetici ortaklar tarafından bilgi saklama amacıyla kullanıldığı sıklıkla eleştirilmiştir.
Kanun koyucunun 6102 sayılı TTK ile getirdiği TTK m. 310 düzenlemesi, bu bağlamda son derece isabetlidir. Özellikle 6335 sayılı Kanun değişikliği ile m. 310/2'de yer alan "işlem denetçisi" ifadesinin metinden çıkarılarak yerine "bilirkişi" ibaresinin konulması, kurumlar arası kavram kargaşasını bitirmiş, mahkemelerin daha rahat uygulayabileceği usuli bir zemin yaratmıştır.
Bununla birlikte doktriner perspektiften bakıldığında, m. 310/3'teki "haklı sebep" kriterinin sınırlarının kanunda örneklendirilmemiş olması bir eksiklik olarak değerlendirilebilir. İsviçre Hukukundaki muadil düzenlemelere bakıldığında, pay sahibinin/ortağın bilgi alma hakkı reddedildiğinde hangi spesifik durumlarda hâkimin derhal müdahale edeceği daha net çizilmiştir. Şirketin ticari sırlarının korunması menfaati ile komanditerin mülkiyet/pay sahipliği haklarının korunması menfaati arasındaki ince çizgi, kanun metniyle değil, tamamen mahkemelerin takdir yetkisine bırakılmıştır. Bu durum, farklı ticaret mahkemelerinden farklı nitelikte kararlar çıkmasına ve hukuki öngörülebilirliğin zedelenmesine neden olabilmektedir. İlerleyen süreçte, "haklı sebep" kavramının içini dolduracak objektif kıstasların bir içtihatları birleştirme kararı yahut yasal bir revizyonla netleştirilmesi yerinde olacaktır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.