1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 307. maddesi, şahıs şirketleri kategorisinde yer alan komandit şirketlerde, sınırlı sorumlu ortak sıfatını haiz "komanditer" ortakların sermaye koyma borcunun niteliğini, sınırlarını ve tescil şartlarını düzenlemektedir [1-3]. TTK'nın "Şirketin Niteliği ve Kuruluşu" ile "Ortaklar Arasındaki İlişkiler" kısımlarının bir geçiş noktasında yer alan bu hüküm, komanditer ortağın hukuki statüsünün temel taşlarından birini oluşturur.
Komandit şirket, ticari bir işletmeyi bir ticaret unvanı altında işletmek amacıyla kurulan, şirket alacaklılarına karşı ortaklardan bir veya birkaçının (komandite) sorumluluğu sınırlandırılmamış ve diğer ortak veya ortakların (komanditer) sorumluluğu belirli bir sermaye ile sınırlandırılmış olan şirkettir [4]. Kanun koyucu, sorumluluğu yalnızca taahhüt ettiği sermaye miktarı ile sınırlı olan komanditer ortağın bu borcunu, üçüncü kişilerin ve alacaklıların korunması (ratio legis) amacıyla son derece katı şekil ve esas şartlarına bağlamıştır. TTK m. 307, komandit şirket sözleşmesinde komanditerin sermaye taahhüdünün şeffaf, ölçülebilir ve paraya çevrilebilir nitelikte olmasını güvence altına almaktadır [2, 3]. Şahıs şirketlerinde kural olarak ortakların sınırsız sorumluluğu bulunsa da komanditer ortaklar bakımından sermaye şirketlerine benzer bir "sınırlı sorumluluk" zırhı öngörüldüğünden, sermaye koruma ilkesi bu noktada devreye girmektedir [4, 5].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Sözleşmenin Zorunlu İçeriği ve Tescil (TTK m. 307/1)
Maddenin birinci fıkrası, komandit şirket sözleşmesinin asgari içeriğini belirlerken, kollektif şirketlere ilişkin TTK m. 213'te sayılan zorunlu unsurlara atıf yapmakta ve bunlara ilave olarak komanditer ortaklara dair spesifik kayıtların bulunmasını emretmektedir [2, 6]. Buna göre, komanditerlerin adları, her birinin koyduğu veya koymayı taahhüt ettiği sermayenin "cinsi" ve "miktarı" sözleşmeye açıkça yazılmalı, ticaret siciline tescil ve ilan edilmelidir [2, 3].
Buradaki tescil ve ilan unsuru, yalnızca kurucu bir etki doğurmakla kalmaz; aynı zamanda alacaklıların şirkete kredi sağlarken komanditerlerin hangi ölçüde malvarlıksal sorumluluk taşıdıklarını görebilmelerini sağlayan bir "görünüşe güven" (aleniyet) fonksiyonu ifa eder.
2.2. Kişisel Emek ve Ticari İtibarın Sermaye Olarak Konulamaması (TTK m. 307/2)
Maddenin ikinci fıkrası, şirketler hukuku doktrininde sermayenin niteliğine ilişkin en temel sınırlamalardan birini ihtiva eder: "Bir komanditer kişisel emeğini ve ticari itibarını sermaye olarak koyamaz." [3].
Hukukumuzda TTK m. 127 uyarınca ticaret şirketlerine kural olarak kişisel emek ve ticari itibar sermaye olarak konulabilir [7]. Ancak bu kuralın istisnalarından biri, tıpkı sermaye şirketlerinde (anonim ve limited şirketler) olduğu gibi, komandit şirketlerin komanditer ortaklarıdır [5]. Doktrinde de vurgulandığı üzere, emek sermayesi; kişisel çalışma, iş tecrübesi ve müşteri portföyü gibi şahsa sıkı sıkıya bağlı değerlerden oluşur [8]. Bu değerlerin bilançoda kesin bir para birimi ile ifade edilmesi, haczedilmesi veya paraya çevrilmesi mümkün değildir [5]. Komanditer ortak, üçüncü kişilere karşı yalnızca taahhüt ettiği sermaye miktarına kadar sorumlu olduğundan (TTK m. 319) [9], alacaklıların başvurabileceği yegâne maddi güvence bu sermayedir. Haczi ve cebri icra ile satışı kabil olmayan "emek" ve "itibar"ın komanditer tarafından sermaye olarak getirilmesi, alacaklıların tatmin imkânını tamamen ortadan kaldıracağı için kanun koyucu tarafından kesin olarak yasaklanmıştır [3, 5].
3. Sistematik İlişkiler
Bu madde, ticaret şirketleri hukukunun genel dogmatiği içinde çok sayıda hükümle dikey ve yatay çapraz bağlantılara sahiptir:
- TTK m. 127: Sermaye olarak konulabilecek malvarlığı unsurlarını sayan bu genel hüküm [7, 10], TTK m. 307/2'deki özel yasaklayıcı norm ile sınırlandırılmıştır. TTK m. 127/1-e ve f bentlerindeki kişisel emek ve ticari itibar, komanditer ortaklar açısından mutlak bir hukuki imkânsızlık teşkil eder [3, 5].
- TTK m. 213 ve 305: TTK m. 305 uyarınca komandit şirketlere kural olarak kollektif şirket hükümleri uygulanır [11]. Sözleşmenin asgari içeriğini düzenleyen TTK m. 307/1, bizzat kollektif şirketin zorunlu kayıtlarını belirleyen TTK m. 213'e atıf yaparak normlar arası hiyerarşik uyumu sağlar [2, 12].
- TTK m. 319 ve 322: Komanditer ortağın şirketin alacaklılarına karşı taahhüt ettiği sermaye miktarıyla sınırlı sorumlu olmasını (m. 319) ve bu borcun ödenmeyen kısmı için doğrudan alacaklılar tarafından takip edilebilmesini (m. 322) düzenleyen bu maddeler [9, 13], sermayenin objektif ve nakden değerlendirilebilir olmasını zorunlu kılan TTK m. 307/2'nin varlık nedenidir (ratio legis).
- İcra ve İflas Kanunu (İİK) ile TMK m. 2 İlişkisi: Komanditerin taahhüt ettiği malvarlığı unsurlarının haczedilebilir (İİK m. 89 vd.) olması zorunludur [14]. Emek ve itibar haczedilemeyeceği için dürüstlük kuralı ve alacaklıların korunması prensibi gereği sermaye olarak kabul görmez.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili dairelerinin yerleşik içtihatlarında, komandit şirketlerde komanditer ortağın getirdiği sermayenin niteliği ve sınırları titizlikle incelenmektedir.
Yüksek Mahkeme kararlarında vurgulanan temel ilke şudur: Komanditer ortağın sorumluluğu, ticaret sicilinde tescil ve ilan edilen sermaye borcu ile sınırlıdır. Bu borcun ifası kapsamında getirilen değerlerin, fiilen paraya çevrilebilir olması gerekir. Eğer bir ortak, sözleşmede nakdi sermaye taahhüdünde bulunmuş gibi görünmesine rağmen fiiliyatta bu borcu kişisel çalışma, mesleki tecrübe veya danışmanlık hizmeti sunarak (emek sermayesi) ödemişse, Yargıtay bu durumu şirketin alacaklılarına karşı geçersiz saymakta ve ortağın henüz ödenmemiş nakdi sermaye borcu bulunduğu gerekçesiyle şahsi malvarlığına (taahhüt edilen miktarla sınırlı olarak) başvurulabileceğine hükmetmektedir. "İtibar" veya "know-how" ayrımında Yargıtay ve doktrin, ticari itibarın asla sermaye olamayacağını ancak somutlaşmış, lisanslanabilir ve devredilebilir bir "know-how"ın, usulüne uygun değerleme yapılması şartıyla gayrimaddi hak olarak sermaye statüsünde kabul edilebileceğini belirtmektedir.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Kurmaca Senaryo):
Türkiye'de yazılım alanında faaliyet göstermek üzere bir komandit şirket kurulmak istenmektedir. Komandite ortak A nakit 500.000 TL sermaye koyarken, komanditer ortak B, sektördeki "yazılım geliştirme yeteneği ile saygın ve tanınır ismini (ticari itibarını)" 500.000 TL değerinde sermaye olarak taahhüt etmiş ve şirket sözleşmesi bu haliyle ticaret siciline tescil için sunulmuştur.
Hukuki analiz: TTK m. 307/2 hükmü uyarınca komanditer kişisel emeğini ve ticari itibarını sermaye olarak koyamaz [3]. Ticaret sicili müdürü, sözleşmenin kanunun açık ve emredici hükmüne aykırı olduğu gerekçesiyle tescil talebini reddetmekle yükümlüdür. B'nin yazılım geliştirme eylemi kişisel emektir, sektördeki tanınırlığı ise ticari itibardır; her ikisi de komanditer açısından mutlak sermaye yasağı kapsamındadır [5].
Olay 2 (Kurmaca Senaryo):
Kurulu bulunan ve tescil edilmiş bir komandit şirkette, komanditer ortak C, 200.000 TL'lik sermaye taahhüdünün 100.000 TL'sini nakit olarak ödemiş, kalan 100.000 TL'lik kısmı için ise şirketin pazarlama faaliyetlerini 1 yıl boyunca ücretsiz yürüterek (emek) ifa edeceğini şirket genel kuruluna sunmuş ve komandite ortakların onayıyla bu husus karara bağlanmıştır. Şirketin alacaklısı X bankası, alacağını şirketten tahsil edemeyince eksik ödenen sermaye borcu için C'ye müracaat etmiştir.
Hukuki analiz: Komanditer ortağın alacaklılara karşı sorumluluğu koymayı taahhüt edip henüz ödemediği sermaye tutarı kadardır (TTK m. 322) [13]. Ortaklar arası bir iç kararla nakdi taahhüdün "emek" ile ifa edileceğine yönelik anlaşma, TTK m. 307/2'nin emredici yapısına (emek sermayesi yasağı) [3] açıkça aykırıdır ve alacaklılara karşı ileri sürülemez. Komanditer C, X bankasına karşı bakiye 100.000 TL'lik sermaye borcundan dolayı nakden sorumludur.
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat Yükü: Komanditer ortağın sermaye koyma borcunu tam ve eksiksiz biçimde, yasal şartlara haiz malvarlığı unsurlarıyla (nakit, ayni sermaye vb.) yerine getirdiğini ispat yükü, alacaklılar veya şirket tarafından kendisine başvurulduğunda komanditerin üzerindedir.
- Zamanaşımı / Süreler: Sermaye taahhüdünün yerine getirilmemesi sebebiyle şirket veya alacaklılar tarafından komanditere karşı yöneltilecek taleplerde, genel hükümlere (TBK m. 146 uyarınca 10 yıllık genel zamanaşımı süresine) ve şirketler hukukuna özgü özel düşürücü sürelere riayet edilmelidir.
- Görevli/yetkili mahkeme: Şirket sözleşmesinin tescilinden veya sermaye borcundan kaynaklanan her türlü kurum içi ihtilaf ya da alacaklıların komanditer ortağa başvurusu "mutlak ticari dava" niteliğindedir. Görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesi, yetkili mahkeme ise şirket merkezinin bulunduğu yer mahkemesidir.
- Yaygın uygulama hataları: Uygulamada en sık rastlanan hata, komandit şirket ana sözleşmesi hazırlanırken ortakların "komandite" ve "komanditer" unvanlarının açıkça belirlenmemesi veya "know-how" (bilgi birikimi) adı altında aslında doğrudan kişisel emek olan edimlerin, devredilebilir ayni sermaye gibi gösterilmeye çalışılmasıdır. Muvazaalı bu işlemler, şirketin iflası halinde komanditerin sınırsız sorumluluk riski ile karşı karşıya kalmasına yol açabilmektedir.
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Ticaret Kanunu m. 307/2 hükmü, Reha Poroy, Ünal Tekinalp, Ersin Çamoğlu ve Hasan Pulaşlı gibi duayen akademisyenlerin öğretideki temel tartışmalarının bir yansımasıdır. Doktrin, komanditer ortakların yalnızca taahhüt ettikleri malvarlığı üzerinden sorumluluk riski taşıdıklarını vurgulayarak, "malvarlığının korunması ilkesi" çerçevesinde emeğin ve itibarın sermaye olamayacağı görüşünü desteklemektedir [5, 15].
Bununla birlikte, modern ticari hayatta, özellikle teknoloji ve inovasyon odaklı girişimlerde, salt entelektüel becerinin veya piyasadaki yüksek itibarın nakdi sermayeden çok daha kıymetli olduğu görülmektedir. Sınırlı sorumluluğa sahip bir yatırımcının veya kurucunun (komanditer), şirkete son derece değerli olan ağını (network) veya patentlenmemiş ama ticari sır niteliğindeki bireysel yeteneğini sermaye olarak getirememesi, girişim özgürlüğünü kısıtlayan katı bir bariyer olarak eleştirilmektedir. Doktrinde bir kısım yazar, devredilebilir ve iktisadi değeri objektif olarak belirlenebilir "know-how" ile devredilemeyen "kişisel emek" arasındaki sınırın daha net çizilmesi gerektiğini savunmaktadır. Zira "Haklı olarak kullanılan devredilebilir elektronik ortamlar, alanlar, adlar ve işaretler gibi değerler" TTK m. 127/1-h kapsamında sermaye olabiliyorken [7], şahsa bağlı itibarın mutlak surette engellenmesi, mevzuatın günümüz start-up ve risk sermayesi dinamikleriyle uyumunda bir yapısal zayıflık olarak belirmektedir. Ancak mevcut de lege lata (yürürlükteki hukuk) uyarınca, sermayenin alacaklılara karşı garanti işlevi görmesi prensibi gereği, kanun koyucunun korumacı ve ihtiyatlı yaklaşımı haklılığını korumaktadır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 307. maddesi, şahıs şirketleri kategorisinde yer alan komandit şirketlerde, sınırlı sorumlu ortak sıfatını haiz "komanditer" ortakların sermaye koyma borcunun niteliğini, sınırlarını ve tescil şartlarını düzenlemektedir [1-3]. TTK'nın "Şirketin Niteliği ve Kuruluşu" ile "Ortaklar Arasındaki İlişkiler" kısımlarının bir geçiş noktasında yer alan bu hüküm, komanditer ortağın hukuki statüsünün temel taşlarından birini oluşturur.
Komandit şirket, ticari bir işletmeyi bir ticaret unvanı altında işletmek amacıyla kurulan, şirket alacaklılarına karşı ortaklardan bir veya birkaçının (komandite) sorumluluğu sınırlandırılmamış ve diğer ortak veya ortakların (komanditer) sorumluluğu belirli bir sermaye ile sınırlandırılmış olan şirkettir [4]. Kanun koyucu, sorumluluğu yalnızca taahhüt ettiği sermaye miktarı ile sınırlı olan komanditer ortağın bu borcunu, üçüncü kişilerin ve alacaklıların korunması (ratio legis) amacıyla son derece katı şekil ve esas şartlarına bağlamıştır. TTK m. 307, komandit şirket sözleşmesinde komanditerin sermaye taahhüdünün şeffaf, ölçülebilir ve paraya çevrilebilir nitelikte olmasını güvence altına almaktadır [2, 3]. Şahıs şirketlerinde kural olarak ortakların sınırsız sorumluluğu bulunsa da komanditer ortaklar bakımından sermaye şirketlerine benzer bir "sınırlı sorumluluk" zırhı öngörüldüğünden, sermaye koruma ilkesi bu noktada devreye girmektedir [4, 5].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Sözleşmenin Zorunlu İçeriği ve Tescil (TTK m. 307/1)
Maddenin birinci fıkrası, komandit şirket sözleşmesinin asgari içeriğini belirlerken, kollektif şirketlere ilişkin TTK m. 213'te sayılan zorunlu unsurlara atıf yapmakta ve bunlara ilave olarak komanditer ortaklara dair spesifik kayıtların bulunmasını emretmektedir [2, 6]. Buna göre, komanditerlerin adları, her birinin koyduğu veya koymayı taahhüt ettiği sermayenin "cinsi" ve "miktarı" sözleşmeye açıkça yazılmalı, ticaret siciline tescil ve ilan edilmelidir [2, 3]. Buradaki tescil ve ilan unsuru, yalnızca kurucu bir etki doğurmakla kalmaz; aynı zamanda alacaklıların şirkete kredi sağlarken komanditerlerin hangi ölçüde malvarlıksal sorumluluk taşıdıklarını görebilmelerini sağlayan bir "görünüşe güven" (aleniyet) fonksiyonu ifa eder.
2.2. Kişisel Emek ve Ticari İtibarın Sermaye Olarak Konulamaması (TTK m. 307/2)
Maddenin ikinci fıkrası, şirketler hukuku doktrininde sermayenin niteliğine ilişkin en temel sınırlamalardan birini ihtiva eder: "Bir komanditer kişisel emeğini ve ticari itibarını sermaye olarak koyamaz." [3]. Hukukumuzda TTK m. 127 uyarınca ticaret şirketlerine kural olarak kişisel emek ve ticari itibar sermaye olarak konulabilir [7]. Ancak bu kuralın istisnalarından biri, tıpkı sermaye şirketlerinde (anonim ve limited şirketler) olduğu gibi, komandit şirketlerin komanditer ortaklarıdır [5]. Doktrinde de vurgulandığı üzere, emek sermayesi; kişisel çalışma, iş tecrübesi ve müşteri portföyü gibi şahsa sıkı sıkıya bağlı değerlerden oluşur [8]. Bu değerlerin bilançoda kesin bir para birimi ile ifade edilmesi, haczedilmesi veya paraya çevrilmesi mümkün değildir [5]. Komanditer ortak, üçüncü kişilere karşı yalnızca taahhüt ettiği sermaye miktarına kadar sorumlu olduğundan (TTK m. 319) [9], alacaklıların başvurabileceği yegâne maddi güvence bu sermayedir. Haczi ve cebri icra ile satışı kabil olmayan "emek" ve "itibar"ın komanditer tarafından sermaye olarak getirilmesi, alacaklıların tatmin imkânını tamamen ortadan kaldıracağı için kanun koyucu tarafından kesin olarak yasaklanmıştır [3, 5].
3. Sistematik İlişkiler
Bu madde, ticaret şirketleri hukukunun genel dogmatiği içinde çok sayıda hükümle dikey ve yatay çapraz bağlantılara sahiptir:
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili dairelerinin yerleşik içtihatlarında, komandit şirketlerde komanditer ortağın getirdiği sermayenin niteliği ve sınırları titizlikle incelenmektedir.
Yüksek Mahkeme kararlarında vurgulanan temel ilke şudur: Komanditer ortağın sorumluluğu, ticaret sicilinde tescil ve ilan edilen sermaye borcu ile sınırlıdır. Bu borcun ifası kapsamında getirilen değerlerin, fiilen paraya çevrilebilir olması gerekir. Eğer bir ortak, sözleşmede nakdi sermaye taahhüdünde bulunmuş gibi görünmesine rağmen fiiliyatta bu borcu kişisel çalışma, mesleki tecrübe veya danışmanlık hizmeti sunarak (emek sermayesi) ödemişse, Yargıtay bu durumu şirketin alacaklılarına karşı geçersiz saymakta ve ortağın henüz ödenmemiş nakdi sermaye borcu bulunduğu gerekçesiyle şahsi malvarlığına (taahhüt edilen miktarla sınırlı olarak) başvurulabileceğine hükmetmektedir. "İtibar" veya "know-how" ayrımında Yargıtay ve doktrin, ticari itibarın asla sermaye olamayacağını ancak somutlaşmış, lisanslanabilir ve devredilebilir bir "know-how"ın, usulüne uygun değerleme yapılması şartıyla gayrimaddi hak olarak sermaye statüsünde kabul edilebileceğini belirtmektedir.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Kurmaca Senaryo): Türkiye'de yazılım alanında faaliyet göstermek üzere bir komandit şirket kurulmak istenmektedir. Komandite ortak A nakit 500.000 TL sermaye koyarken, komanditer ortak B, sektördeki "yazılım geliştirme yeteneği ile saygın ve tanınır ismini (ticari itibarını)" 500.000 TL değerinde sermaye olarak taahhüt etmiş ve şirket sözleşmesi bu haliyle ticaret siciline tescil için sunulmuştur. Hukuki analiz: TTK m. 307/2 hükmü uyarınca komanditer kişisel emeğini ve ticari itibarını sermaye olarak koyamaz [3]. Ticaret sicili müdürü, sözleşmenin kanunun açık ve emredici hükmüne aykırı olduğu gerekçesiyle tescil talebini reddetmekle yükümlüdür. B'nin yazılım geliştirme eylemi kişisel emektir, sektördeki tanınırlığı ise ticari itibardır; her ikisi de komanditer açısından mutlak sermaye yasağı kapsamındadır [5].
Olay 2 (Kurmaca Senaryo): Kurulu bulunan ve tescil edilmiş bir komandit şirkette, komanditer ortak C, 200.000 TL'lik sermaye taahhüdünün 100.000 TL'sini nakit olarak ödemiş, kalan 100.000 TL'lik kısmı için ise şirketin pazarlama faaliyetlerini 1 yıl boyunca ücretsiz yürüterek (emek) ifa edeceğini şirket genel kuruluna sunmuş ve komandite ortakların onayıyla bu husus karara bağlanmıştır. Şirketin alacaklısı X bankası, alacağını şirketten tahsil edemeyince eksik ödenen sermaye borcu için C'ye müracaat etmiştir. Hukuki analiz: Komanditer ortağın alacaklılara karşı sorumluluğu koymayı taahhüt edip henüz ödemediği sermaye tutarı kadardır (TTK m. 322) [13]. Ortaklar arası bir iç kararla nakdi taahhüdün "emek" ile ifa edileceğine yönelik anlaşma, TTK m. 307/2'nin emredici yapısına (emek sermayesi yasağı) [3] açıkça aykırıdır ve alacaklılara karşı ileri sürülemez. Komanditer C, X bankasına karşı bakiye 100.000 TL'lik sermaye borcundan dolayı nakden sorumludur.
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Ticaret Kanunu m. 307/2 hükmü, Reha Poroy, Ünal Tekinalp, Ersin Çamoğlu ve Hasan Pulaşlı gibi duayen akademisyenlerin öğretideki temel tartışmalarının bir yansımasıdır. Doktrin, komanditer ortakların yalnızca taahhüt ettikleri malvarlığı üzerinden sorumluluk riski taşıdıklarını vurgulayarak, "malvarlığının korunması ilkesi" çerçevesinde emeğin ve itibarın sermaye olamayacağı görüşünü desteklemektedir [5, 15].
Bununla birlikte, modern ticari hayatta, özellikle teknoloji ve inovasyon odaklı girişimlerde, salt entelektüel becerinin veya piyasadaki yüksek itibarın nakdi sermayeden çok daha kıymetli olduğu görülmektedir. Sınırlı sorumluluğa sahip bir yatırımcının veya kurucunun (komanditer), şirkete son derece değerli olan ağını (network) veya patentlenmemiş ama ticari sır niteliğindeki bireysel yeteneğini sermaye olarak getirememesi, girişim özgürlüğünü kısıtlayan katı bir bariyer olarak eleştirilmektedir. Doktrinde bir kısım yazar, devredilebilir ve iktisadi değeri objektif olarak belirlenebilir "know-how" ile devredilemeyen "kişisel emek" arasındaki sınırın daha net çizilmesi gerektiğini savunmaktadır. Zira "Haklı olarak kullanılan devredilebilir elektronik ortamlar, alanlar, adlar ve işaretler gibi değerler" TTK m. 127/1-h kapsamında sermaye olabiliyorken [7], şahsa bağlı itibarın mutlak surette engellenmesi, mevzuatın günümüz start-up ve risk sermayesi dinamikleriyle uyumunda bir yapısal zayıflık olarak belirmektedir. Ancak mevcut de lege lata (yürürlükteki hukuk) uyarınca, sermayenin alacaklılara karşı garanti işlevi görmesi prensibi gereği, kanun koyucunun korumacı ve ihtiyatlı yaklaşımı haklılığını korumaktadır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.