RESMİ METİN

2. Son dağıtma


Madde 300 - (1) Şirketin net varlığı, şirket sözleşmesine veya sonradan verilece k karara göre, tasfiye memurları tarafından dağıtılır. Sözleşmede aksine hüküm veya ortakların kararı bulunmadığı takdirde dağıtma para olarak yapılır.


AKADEMİK YORUM VE ANALİZ

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 300. maddesi, şahıs şirketleri (özelinde kollektif şirket) tasfiye sürecinin en son ve nihai aşaması olan "tasfiyeden arta kalanın dağıtılması" (son dağıtma) müessesesini düzenlemektedir [1]. Kollektif şirketlerin tasfiyesinde, şirket alacaklılarının tatmin edilmesi, muaccel borçların ödenmesi ve şirket malvarlığının paraya çevrilmesi (nakde tahvil) işlemleri tamamlandıktan sonra ortaya çıkan net tasfiye bakiyesinin ortaklar arasındaki akıbeti bu madde ile hüküm altına alınmıştır [2].

Tasfiye, iç ve dış ilişkide var olan hukuki ve mali bağların nihai olarak çözülmesidir [2]. Bu sürecin doğal bir neticesi olarak, şirketin dışarıya karşı olan borçları tasfiye edildikten sonra, iç ilişkide ortakların şirkete özgüledikleri sermaye paylarının iadesi ve varsa tasfiye artığının (kârının) bölüştürülmesi aşamasına geçilir [2]. Kanun koyucu, TTK m. 300 hükmüyle bu son dağıtımın usul ve esaslarını belirlerken, önceliği ortakların irade özerkliğine (şirket sözleşmesi veya sonradan alınacak karar) bırakmış; tarafların aksine bir iradesi bulunmadığı takdirde ise "nakdî dağıtım" (para olarak dağıtma) kuralını emredici olmayan (tamamlayıcı) bir yedek hukuk kuralı olarak sisteme dâhil etmiştir [1].

Bu hükmün konuluş amacı (ratio legis), tasfiye sürecinin mümkün olan en hızlı, şeffaf ve itilafsız şekilde sonlandırılmasıdır. Ortakların ayni (malvarlığı unsurlarının aynen) paylaşım konusunda anlaşamamaları ihtimalinde, değer tespitindeki uyuşmazlıkların önüne geçmek ve eşitliği sağlamak adına tüm değerlerin nakde çevrilerek (paraya tahvil edilerek) bölüştürülmesi esası benimsenmiştir.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. Şirketin Net Varlığı (Tasfiye Bakiyesi)

Maddede ifade edilen "şirketin net varlığı" kavramı, teknik anlamda "tasfiye bakiyesi"ni ifade etmektedir [1, 2]. Tasfiye bakiyesi, tasfiye sürecine giren şirketin tüm aktiflerinin paraya çevrilip, üçüncü kişilere olan borçlarının ödenmesi veya teminat altına alınması neticesinde elde kalan müspet farktır. Doktrinde isabetle vurgulandığı üzere, burada bahsi geçen net varlık (tasfiye bakiyesi) kavramı yalnızca borçların ödenmesinden sonra kalan meblağı değil; aynı zamanda "ortakların şirkete getirdikleri sermaye pay bedellerinin iadesinden sonra" geriye kalan safi artığı ifade etmelidir [2]. Zira sermaye, ortakların şirkete yatırımı niteliğindedir ve öncelikle bu yatırımın iadesi gerekir. Sermaye bedelleri iade edildikten sonra kalan tutar gerçek tasfiye kârı (artığı) niteliğindedir [2].

2.2. Şirket Sözleşmesi veya Sonradan Verilecek Karar (İrade Özerkliği)

Kanun, dağıtımın ne şekilde yapılacağı hususunda şirket sözleşmesine (kuruluş iradesi) veya tasfiye aşamasında ortakların alacağı karara (sonradan oluşan irade) öncelik tanımıştır [1]. Kollektif şirketlerde ortaklar, oybirliği veya sözleşmede öngörülen nisaplarla alacakları bir kararla, tasfiye bakiyesinin para yerine ayın olarak (örneğin şirkete ait bir taşınmazın, bir ticari aracın veya bir marka hakkının belirli bir ortağa mülkiyetinin devredilmesi suretiyle) dağıtılmasını kararlaştırabilirler. Bu durum, eşya hukukundaki "aynen taksim" müessesesinin şirketler hukuku tasfiye sürecindeki yansımasıdır.

2.3. Dağıtmanın Para Olarak Yapılması (Nakdî Dağıtım Kuralı)

Ortakların sözleşmede peşinen bir kural öngörmemeleri veya tasfiye anında ayni dağıtım konusunda bir karara varamamaları (uzlaşamamaları) halinde Kanun, objektif ve emredici nitelikteki "yedek kuralı" devreye sokar: Dağıtma para olarak yapılır [1]. Bu kural, tasfiye memurlarına, geride kalan tüm ayni değerleri satma (nakde çevirme) mükellefiyeti yükler. Böylece ortaklar arasında malın değerlemesi üzerinden çıkabilecek çekişmelerin önüne geçilmiş, her bir ortağın likit bir değere hızlıca kavuşması güvence altına alınmış olur.

3. Sistematik İlişkiler

  • TTK m. 543/3 ve m. 643 (Sermaye Şirketlerinde Tasfiye Payı Dağıtımı): TTK m. 300'de kollektif şirketler için getirilen nakdî dağıtım kuralının bir benzeri, anonim şirketler için TTK m. 543/3'te, limited şirketler için ise TTK m. 643 atfıyla mevcuttur [3, 4]. Esas sözleşme ve genel kurul kararında aksine hüküm bulunmadıkça, sermaye şirketlerinde de tasfiye bakiyesi dağıtımı para olarak yapılır [5]. Bu durum, kanun koyucunun tüm ticaret şirketlerinin tasfiyesinde ortak bir yeknesak sisteme (nakde tahvil esası) dayandığını göstermektedir [3].
  • TTK m. 299 (Geçici Ödemeler): TTK m. 300 uyarınca yapılacak nihai "son dağıtma" işleminden evvel, tasfiye memurları alacaklıların muhtemel haklarını teminat altına almak şartıyla mevcut parayı geçici olarak (avans niteliğinde) ortaklara dağıtabilirler [6]. M. 300 ise kesin bilançonun oluşturulmasından sonraki son ve kesin aşamadır.
  • TTK m. 249 ve İİK m. 89 (Kişisel Alacaklıların Haciz Hakkı): Ortağın kişisel alacaklısı, şirket devam ederken ortağın şirket payını doğrudan haczedemez ancak ortağın tasfiye sonrasında m. 300 uyarınca elde edeceği tasfiye payına haciz koydurabilir [2, 7]. Bu bakımdan m. 300 uyarınca yapılacak nakdî dağıtım, ortağın şahsi alacaklılarının tatmini açısından icra-iflas hukuku ile doğrudan bağlantılıdır.

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili dairelerinin (bilhassa 11. Hukuk Dairesi) tasfiye işlemlerine ve m. 300’ün uygulanmasına ilişkin yerleşik içtihatlarına göre; tasfiye memurlarının en temel yükümlülüğü "şirket borçlarını tamamen ödemek veya teminat altına almak"tır. Yargıtay kararlarında ısrarla vurgulandığı üzere; şirket alacaklıları tatmin edilmeden (veya bu borçlar için ayrım yapılmadan), kesin tasfiye bilançosu düzenlenmeden ortaklara tasfiye artığı (net varlık) adı altında herhangi bir dağıtım yapılamaz.

Şayet tasfiye memurları, kesin tasfiye bilançosunda yer alan şirket borçlarını tamamen kapatmadan ortaklara m. 300 bağlamında ayni veya nakdi bir dağıtım gerçekleştirirse, alacaklıları zarara uğratmış sayılırlar. Bu eylem, tasfiye memurlarının TTK m. 285 (sermaye şirketleri için m. 553) kapsamında hukuki ve şahsi sorumluluğunu doğurur [8, 9]. Ayrıca Yargıtay, sözleşmede ayni taksime cevaz verilmediği sürece, tasfiye memurlarının malvarlığını resen paylaştıramayacağını, satıp nakde çevirmesi gerektiğini hükme bağlamıştır.

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1: A, B ve C tarafından kurulan bir kollektif şirket, sürenin dolması ile tasfiyeye girmiştir. Şirketin tüm borçları ödenmiş ve geriye şirketin mülkiyetinde olan İstanbul'da bir depo ile bankada 500.000 TL nakit kalmıştır. Ortak A, şirket sözleşmesinde herhangi bir hüküm bulunmamasına rağmen, tasfiye memurundan kendi tasfiye payına karşılık olarak İstanbul'daki deponun aynen kendisine devredilmesini talep etmektedir. Ortaklar B ve C ise bu devre karşı çıkmaktadır. Hukuki analiz: TTK m. 300 uyarınca; sözleşmede aksi bir hüküm bulunmadıkça veya tüm ortaklar sonradan bu yönde (aynen dağıtım) ortak bir karar almadıkça, tasfiye bakiyesinin dağıtımı para olarak yapılmak zorundadır [1]. A'nın tek taraflı ayni dağıtım (deponun devri) talebi reddedilmeli; tasfiye memuru depoyu usulüne uygun şekilde nakde çevirmeli (satmalı) ve toplam nakdi meblağı ortaklara payları oranında bölüştürmelidir.

Olay 2: Bir şirketin tasfiyesi sürecinde, tasfiye memuru X, şirketin tüm menkullerini satmış, bankadaki meblağ ile birleştirmiş ve şirketin Maliye'ye olan geçmiş yıl vergi borcunu dikkate almadan, elde edilen tutarı doğrudan TTK m. 300 uyarınca "net varlık" zannederek ortaklara nakden dağıtmıştır. Hukuki analiz: TTK m. 300'de belirtilen "şirketin net varlığı" kavramı, üçüncü kişilere (kamu borçları dâhil) olan tüm borçlar ödendikten sonra kalan meblağdır [2]. Vergi borcu ödenmeden dağıtım yapılması hukuka aykırıdır. Tasfiye memuru, şirketin kamu borçlarının ödenmemesi ve alacaklıların zarara uğratılması nedeniyle TTK hükümleri (hukuki sorumluluk) ve 6183 sayılı AATUHK m. 35 vd. ile VUK m. 10 çerçevesinde şahsen ve müteselsilen sorumlu tutulacaktır [8, 10].

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat yükü: Tasfiye bakiyesinin nakit dışında (ayın olarak) dağıtılacağı hususunda şirket sözleşmesinde hüküm bulunduğunu veya ortakların bu yönde gecerli bir karar (mutabakat) aldığını iddia eden ortak, bu iddiasını ispatla mükelleftir (TMK m. 6). İspat edilemediği takdirde nakdî dağıtım asıldır.
  • Zamanaşımı / Süreler: Tasfiye memurlarının m. 300 kapsamındaki hatalı dağıtımları neticesinde ortakların veya alacaklıların uğrayacağı zararlara yönelik açılacak tazminat davaları, zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren iki (2) yıl ve her hâlde zararı doğuran fiilden itibaren beş (5) yıllık zamanaşımına tabidir (TTK m. 285/3) [11].
  • Görevli/yetkili mahkeme: Tasfiyeden arta kalanın dağıtılması ve tasfiye memurları ile ortaklar arasında çıkacak tüm uyuşmazlıklarda görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesi, yetkili mahkeme ise şirketin (sicilde kayıtlı) merkezinin bulunduğu yer mahkemesidir. Uyuşmazlıklar basit yargılama usulüyle çözülür (TTK m. 268/3) [12].
  • Yaygın uygulama hataları: Uygulamada tasfiye memurlarının, ortakların tamamının izni olmaksızın şirket aktiflerini (özellikle taşınmazları ve taşıtları) ortaklara devretmeleri (ayni taksim yapmaları) veya sermaye bedelleri iade edilmeden doğrudan oransal dağıtıma girişmeleri en sık karşılaşılan hukuki kusurlardandır. Unutulmamalıdır ki, tasfiye artığının (kârın) tespitinde öncelikle ödenmiş sermayelerin iadesi şarttır [2].

7. Eleştirel Değerlendirme

Doktrinde TTK m. 300 hükmüne getirilen en köklü eleştiri, maddenin kaleme alınışında kullanılan "şirketin net varlığı" (tasfiye bakiyesi) ifadesinin, içeriğinin kanun metninde tüm hatlarıyla açıklanmamış olmasıdır. Öğretide haklı olarak savunulduğu üzere, tasfiye bakiyesi basit bir muhasebesel aktif-pasif farkından ibaret görülmemelidir. Şirketin borçları ödendikten sonra kalan meblağın tamamı doğrudan tasfiye kârı değildir; zira bu meblağın içinde ortakların zamanında şirkete getirdikleri "sermaye payları" da yatmaktadır [2].

Dolayısıyla, söz konusu net varlığın dağıtımında adalet ve eşitliğin sağlanabilmesi için, önce sermaye bedellerinin ortaklara iade edilmesi (sermayenin iadesi), ancak bu iadeden sonra dahi artan bir meblağ varsa bunun tasfiye kârı (tasfiye bakiyesi/artığı) olarak dağıtılması gerektiği kanun lafzında daha belirgin hale getirilmeliydi. İsviçre hukuku kökenli bu hükmün, şirketler hukuku doktrininde kabul gören "sermayenin iadesi önceliği" ilkesini metin düzeyinde ifade etmemesi, uygulamada özellikle tasfiye memurlarının hatalı hesaplamalar yapmasına yol açabilecek bir lafzi zayıflık olarak değerlendirilebilir.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.

Metodolojik Not

Bu çalışma, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. İçerik, güncel kanun değişiklikleri ve yüksek yargı kararları ışığında revize edilmektedir.