1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) İkinci Kısmında yer alan Kollektif Şirketlere ilişkin düzenlemeler silsilesi içerisinde, şirketin sona ermesi ve tasfiyesi aşamasına yönelik özel hükümler sevk edilmiştir. TTK m. 295 hükmü, "Tasfiye işleri" alt başlığı altında, "Varlıkların paraya çevrilmesi" aşamasındaki temel usullerden biri olan "Toptan satış" müessesesini düzenlemektedir [1].
Tasfiye (likidasyon) süreci, kural olarak şirketin aktiflerinin paraya çevrilmesi, borçlarının ödenmesi ve bakiye kalması halinde net aktifin ortaklara dağıtılması aşamalarından oluşan teknik ve hukuki bir tasfiye gayesi taşır [2, 3]. Bu gaye doğrultusunda tasfiye memurları, şirketin malvarlığını en rasyonel ve hakkaniyete uygun şekilde paraya çevirmekle mükelleftir. TTK m. 294 uyarınca tasfiye memurlarının şirket mallarını "ayrı ayrı satış" (pazarlık veya açık artırma yoluyla) prensibiyle elden çıkarmaları asıldır [4]. Ancak, işletme bütünlüğünün korunması veya ekonomik değerin maksimize edilmesi amacıyla "toptan satış" (en bloc) usulüne başvurulması gerekebilir.
İşte TTK m. 295, tasfiye memurlarının "önemli miktardaki şirket varlıklarını toptan satma" yetkisini, ortakların mülkiyet haklarının ve şirket alacaklılarının tatmin imkânlarının telafisi güç zararlara uğramasını engellemek maksadıyla, mutlak bir "oybirliği" şartına bağlamıştır [1]. Şahıs şirketi karakteristiğinin en belirgin yansımalarından biri olan bu kural, sermaye şirketlerindeki çoğunluk ilkesinden (örneğin TTK m. 538/2 uyarınca anonim şirketlerde aranan nitelikli nisaplardan) ayrılarak, her bir ortağın menfaatini azami ölçüde korumayı hedeflemektedir [5]. Kanun koyucu, oybirliğinin sağlanamaması ihtimaline binaen ise, tasfiye sürecinin kilitlenmesini (deadlock) önlemek adına hakime müdahale yetkisi tanımıştır [1].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Önemli Miktarda Şirket Varlığı Kavramı
Hükmün kalbinde yer alan "önemli miktarda şirket varlığı" ibaresi, kanunda matematiksel veya oransal (nicel) bir kıstasla tanımlanmamıştır. Bu durum, doktrinde yoğun tartışmalara sebep olmaktadır [6]. Sermaye Piyasası mevzuatında (örneğin SPK m. 23/1) aktif toplamına veya gelire oranla (örneğin %50 kriteri) spesifik sınırlar getirilmişken, TTK m. 295 kapsamında bu belirleme bütünüyle somut olayın özelliklerine ve Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 4 çerçevesinde hakimin takdir yetkisine bırakılmıştır [6-8].
Doktrinde ifade edildiği üzere, bir varlığın satışının bu kapsama girip girmediği değerlendirilirken; o varlığın şirketin ticari veya sınai faaliyetini (tasfiye gayesi elverdiği ölçüde) sürdürebilmesi açısından taşıdığı önem, toplam malvarlığı içerisindeki payı ve satışın şirketin ekonomik bütünlüğünü ne derece etkilediği dikkate alınmalıdır [6, 9, 10]. Zira önemli miktarda varlığın elden çıkarılması, çoğu zaman bir "fiili tasfiye" işlemi niteliği taşır [11, 12]. Kollektif şirket tasfiyesinde bu kavram, tasfiye bakiyesini doğrudan ve dramatik ölçüde etkileyecek boyuttaki gayrimenkuller, üretim tesisleri, patentler veya işletme tesisatının tamamı gibi unsurları kapsar.
2.2. Toptan Satış (En Bloc Satış) İşlemi
Toptan satış, şirket aktiflerinin tekil ve bağımsız parçalar halinde değil, bir ekonomik bütünlük (işletme veya işletme şubesi) veya büyük bir yığın olarak tek bir hukuki işlemle (veya birbiriyle bağlantılı eşzamanlı işlemlerle) devredilmesidir. Kanun koyucunun bu satışı ağır bir şarta (oybirliğine) bağlamasının temelindeki ratio legis, toptan satışlarda genellikle blok iskontolar uygulanması tehlikesi ve bu durumun ortakların tasfiye payı ile alacaklıların tatmin oranını düşürebilme riskidir.
2.3. Ortakların Oybirliği ve Hakimin Müdahalesi (Substitute Decision)
Kollektif şirketlerde ortaklar arası intuitu personae (şahsa bağlılık) ilişkisinin gücü gereği, böylesine kritik bir tasarruf işleminde tüm ortakların rızası aranmıştır [1]. Ancak, ortaklardan birinin sırf inatlaşma veya şahsi husumet saikiyle toptan satışı engellemesi, tasfiyenin amacına (en kısa sürede ve en kârlı şekilde malvarlığının paraya çevrilmesi) aykırı düşecektir. Bu noktada TTK m. 295/1'in son cümlesi, mahkemeye "toptan satışa karar verme" (karar ihdas etme) yetkisi tanıyarak, hukuki tıkanıklığı çözen bir inşai müdahale mekanizması kurmuştur [1]. Mahkeme burada yerindelik denetimi yaparak, toptan satışın ayrı ayrı satışa nazaran ortaklar ve alacaklılar için ekonomik olarak daha rasyonel olup olmadığını tespit eder.
3. Sistematik İlişkiler
- TTK m. 538/2 (Anonim Şirketlerde Tasfiye): Kollektif şirketlerdeki oybirliği şartına mukabil, anonim şirketlerin tasfiyesinde önemli miktardaki aktiflerin toptan satışı için TTK m. 421/3-4 uyarınca "sermayenin en az yüzde yetmişbeşini oluşturan pay sahiplerinin" olumlu oyu aranmaktadır [5]. Kanun koyucu şahıs şirketleri ile sermaye şirketleri arasındaki yapısal farkı nisaplara yansıtmıştır.
- TTK m. 408/2-f (Genel Kurulun Devredilemez Yetkileri): Tasfiye halinde olmayan (faal) anonim şirketlerde de "önemli miktarda şirket varlığının toptan satışı" genel kurulun devredilemez yetkilerindendir [13]. Doktrinde, m. 408/2-f kapsamındaki tartışmalar (satışın hukuki niteliği, geçersizlik halleri), TTK m. 295'in yorumlanmasında da ufuk açıcıdır [14, 15].
- TTK m. 294 (Ayrı Ayrı Satış Kuralı): TTK m. 295'in ön şartı olan toptan satışın alternatifi, m. 294'te düzenlenen taşınırların pazarlıkla, taşınmazların ise aksi kararlaştırılmadıkça İcra ve İflas Kanunu hükümlerince açık artırmayla satılması kuralıdır [4]. M. 295, bu genel kuralın istisnası ve ağırlaştırılmış halidir.
- TTK m. 285 (Tasfiye Memurlarının Sorumluluğu): Tasfiye memurlarının, m. 295'teki oybirliği veya mahkeme kararı şartını ihlal ederek toptan satış yapmaları, m. 285 bağlamında kanuna aykırılık teşkil eder ve memurları ortaklara ile üçüncü kişilere karşı müteselsilen sorumlu kılar [16].
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarında, şirket organlarının veya tasfiye memurlarının kanunla kendilerine verilmeyen veya ağırlaştırılmış nisaplara (ya da oybirliğine) tabi tutulan konularda yetki aşımı (ultra vires bağlamında değil, temsil yetkisinin sınırlarının aşılması bağlamında) yaparak gerçekleştirdikleri tasarruf işlemleri titizlikle incelenmektedir.
Önemli miktarda varlıkların veya tüm aktiflerin satışı noktasında Yargıtay (özellikle ETTK döneminden intikal eden ve Yeni TTK'da da etkisini sürdüren içtihatlarında), gerekli ortaklar kurulu/genel kurul kararı alınmadan yapılan satış sözleşmelerinin şirket tüzel kişiliğini bağlamayacağını (geçersiz/batıl olduğunu) vurgulamaktadır [15]. İşlem güvenliği ile şirket menfaati çatışmasında, Yargıtay genellikle kanunun emredici kuralını (somut olayda oybirliği şartını) öncelemekte ve söz konusu tasarruf işleminin yolsuz tescile dayanak oluşturamayacağına hükmetmektedir. Satışın mahkeme izni alınmadan yapılmış olması, tasfiye memurunun yetkisiz temsilci (falsus procurator) olarak kabul edilmesine ve TBK m. 46 vd. hükümlerinin devreye girmesine zemin hazırlamaktadır.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (kurmaca senaryo):
Tasfiye halindeki X Kollektif Şirketinin üç ortağı (A, B ve C) bulunmaktadır. Şirketin aktiflerinin %85'ini oluşturan entegre bir üretim bandı (makine parkuru) mevcuttur. Tasfiye memuru M, piyasada cazip bir alıcı bulmuş ve bu üretim bandının tamamını "toptan" satmak üzere anlaşmıştır. Ortaklardan A ve B satışı onaylarken, C ekonomik konjonktürün düzeleceğini öne sürerek satışa rıza göstermemiştir. Buna rağmen M, satışı gerçekleştirmiş ve devir işlemlerini yapmıştır.
Hukuki analiz: İşlem, TTK m. 295 uyarınca hukuka aykırıdır. Ortak C'nin rızası olmadığı için "oybirliği" sağlanamamıştır. Tasfiye memuru M'nin yapması gereken, C'nin muhalefeti üzerine asliye ticaret mahkemesine başvurarak "toptan satış izni" talep etmekti [1]. Mahkeme kararı olmaksızın yapılan bu işlem şirket açısından bağlayıcılık sorunu yaratacak, devir yetkisiz temsil kuralları gereği geçersizlik itirazıyla karşılaşabilecek ve Tasfiye Memuru M, TTK m. 285 kapsamında doğacak zararlardan şahsen ve müteselsilen sorumlu tutulacaktır [16].
Olay 2 (kurmaca senaryo):
Tasfiye sürecindeki Y Kollektif Şirketinin malvarlığı olan depolar, şirketin tüm borçlarını ödemesine yetmeyecek durumdadır ve hızla değer kaybetmektedir. Tasfiye memuru toptan satış teklifini ortaklara sunmuş, ancak ortaklar arasında derin husumet bulunduğu için toplantı yapılamamış, oybirliği sağlanamamıştır. Tasfiye memuru derhal mahkemeye müracaat ederek toptan satış kararı ihdas edilmesini talep etmiştir.
Hukuki analiz: Tasfiye memurunun eylemi TTK m. 295'e tam uygundur. Mahkeme, dosyaya sunulan bilirkişi raporları ve tasfiye bilançosunu inceleyerek, toptan satışın malların çürümesini engelleyeceği ve alacaklıların tatminini artıracağı gerekçesiyle oybirliği eksikliğini giderici nitelikte toptan satış kararı verir. Bu mahkeme izniyle yapılan tasarruf işlemi tamamen hukuka uygundur.
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat yükü: Satışa konu malvarlığının "önemli miktarda" olduğunu ve "toptan" satıldığını iddia eden ortak veya ilgililer, bu durumu şirket bilançosu, ekspertiz raporları ve ticari defterler üzerinden ispat etmekle yükümlüdür. İşlemin bu boyutta olmadığını savunan tasfiye memuru ise işlemin mutad tasfiye işi (TTK m. 291) kapsamında kaldığını ispat etmelidir [17].
- Zamanaşımı / Süreler: M. 295'e aykırı işlem sebebiyle tasfiye memurlarına karşı açılacak sorumluluk davaları, TTK m. 285/3 uyarınca zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren iki yıl ve her halde zararı doğuran fiilden itibaren beş yıllık zamanaşımı süresine tabidir [18].
- Görevli/yetkili mahkeme: Tasfiye memurunun toptan satış için izin isteyeceği yetkili mercii, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki Asliye Ticaret Mahkemesidir. Dava "çekişmesiz yargı" işi olarak ya da ortaklar arası uyuşmazlık kapsamında basit yargılama usulüyle (TTK m. 1521) yürütülür [19].
- Yaygın uygulama hataları: Tasfiye memurlarının, uygulamada çoğu kez şirket alacaklılarının baskısıyla "oyçokluğunu" yeterli sanıp işlem tesis etmesi veya anonim şirketlere mahsus ağırlaştırılmış nisap (TTK m. 538/2) kıyasıyla hareket etmeleri büyük bir hukuki yanılgıdır. Kollektif şirkette kanunun açık lafzı "oybirliği"dir [1].
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Ticaret Kanunu m. 295 hükmü (ve sermaye şirketlerindeki muadili m. 408/2-f ile m. 538/2 hükümleri), doktrinde özellikle "önemli miktarda" ibaresinin soyutluğu ve belirsizliği üzerinden yoğun eleştirilere tabi tutulmaktadır. Prof. Dr. Tolga Ayoğlu, Prof. Dr. Ali Dural ve diğer yazarların belirttiği üzere; satışa konu varlıkların şirket malvarlığının önemli bir bölümünü teşkil edip etmediğinin nesnel bir kanuni kıstasının bulunmaması, şirket ile hukuki ilişkiye giren iyiniyetli üçüncü kişiler açısından büyük bir öngörülemezlik (hukuki güvensizlik) yaratmaktadır [6, 9].
Bir diğer eleştiri konusu, genel kurul (veya şahıs şirketlerindeki oybirliği) kararı eksikliğinin dış ilişkiye etkisidir. Alman POK m. 179a uygulamasında işlemin askıda hükümsüzlüğü kabul edilirken [20], İsviçre hukukunda fiili tasfiye kriterleri çok dar tutulmaktadır [21, 22]. Türk doktrininde Biçer/Hamamcıoğlu sözleşmenin baştan itibaren geçersizliğini savunurken [15]; Dural ve Ayoğlu gibi yazarlar, kanunun iç ilişkiye dair bir yetki kuralı (organlar arası görev taksimi) koyduğunu, bu karar eksikliğinin dışarıya (üçüncü kişiye) karşı ileri sürülmesinin yetkisiz temsil sonuçları doğurmasının TTK m. 371/4'teki iyiniyetli üçüncü kişileri koruyan sisteme aykırı düşeceği yönünde çok kuvvetli ve isabetli argümanlar sunmaktadır [23-26]. Her ne kadar şahıs şirketlerinin temsil rejimi sermaye şirketlerine nazaran daha farklı doktriner izahlara tabi olsa da, tasfiye memurunun kanun (TTK m. 295) ile sınırlandırılmış yetkilerini aşarak yaptığı satışta üçüncü kişinin korunup korunmayacağı (TMK m. 3 objektif iyiniyet sınırlarında) hala yoruma ve içtihat gelişimine muhtaç bir gri alandır. Kanun koyucunun de lege ferenda (olması gereken hukuk) bakımından, "önemli miktar" kriterini %50, %75 gibi en azından asgari bir oransal eşiğe bağlaması, ticaret hayatının sürati ve güvenliği açısından elzemdir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) İkinci Kısmında yer alan Kollektif Şirketlere ilişkin düzenlemeler silsilesi içerisinde, şirketin sona ermesi ve tasfiyesi aşamasına yönelik özel hükümler sevk edilmiştir. TTK m. 295 hükmü, "Tasfiye işleri" alt başlığı altında, "Varlıkların paraya çevrilmesi" aşamasındaki temel usullerden biri olan "Toptan satış" müessesesini düzenlemektedir [1].
Tasfiye (likidasyon) süreci, kural olarak şirketin aktiflerinin paraya çevrilmesi, borçlarının ödenmesi ve bakiye kalması halinde net aktifin ortaklara dağıtılması aşamalarından oluşan teknik ve hukuki bir tasfiye gayesi taşır [2, 3]. Bu gaye doğrultusunda tasfiye memurları, şirketin malvarlığını en rasyonel ve hakkaniyete uygun şekilde paraya çevirmekle mükelleftir. TTK m. 294 uyarınca tasfiye memurlarının şirket mallarını "ayrı ayrı satış" (pazarlık veya açık artırma yoluyla) prensibiyle elden çıkarmaları asıldır [4]. Ancak, işletme bütünlüğünün korunması veya ekonomik değerin maksimize edilmesi amacıyla "toptan satış" (en bloc) usulüne başvurulması gerekebilir.
İşte TTK m. 295, tasfiye memurlarının "önemli miktardaki şirket varlıklarını toptan satma" yetkisini, ortakların mülkiyet haklarının ve şirket alacaklılarının tatmin imkânlarının telafisi güç zararlara uğramasını engellemek maksadıyla, mutlak bir "oybirliği" şartına bağlamıştır [1]. Şahıs şirketi karakteristiğinin en belirgin yansımalarından biri olan bu kural, sermaye şirketlerindeki çoğunluk ilkesinden (örneğin TTK m. 538/2 uyarınca anonim şirketlerde aranan nitelikli nisaplardan) ayrılarak, her bir ortağın menfaatini azami ölçüde korumayı hedeflemektedir [5]. Kanun koyucu, oybirliğinin sağlanamaması ihtimaline binaen ise, tasfiye sürecinin kilitlenmesini (deadlock) önlemek adına hakime müdahale yetkisi tanımıştır [1].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Önemli Miktarda Şirket Varlığı Kavramı
Hükmün kalbinde yer alan "önemli miktarda şirket varlığı" ibaresi, kanunda matematiksel veya oransal (nicel) bir kıstasla tanımlanmamıştır. Bu durum, doktrinde yoğun tartışmalara sebep olmaktadır [6]. Sermaye Piyasası mevzuatında (örneğin SPK m. 23/1) aktif toplamına veya gelire oranla (örneğin %50 kriteri) spesifik sınırlar getirilmişken, TTK m. 295 kapsamında bu belirleme bütünüyle somut olayın özelliklerine ve Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 4 çerçevesinde hakimin takdir yetkisine bırakılmıştır [6-8].
Doktrinde ifade edildiği üzere, bir varlığın satışının bu kapsama girip girmediği değerlendirilirken; o varlığın şirketin ticari veya sınai faaliyetini (tasfiye gayesi elverdiği ölçüde) sürdürebilmesi açısından taşıdığı önem, toplam malvarlığı içerisindeki payı ve satışın şirketin ekonomik bütünlüğünü ne derece etkilediği dikkate alınmalıdır [6, 9, 10]. Zira önemli miktarda varlığın elden çıkarılması, çoğu zaman bir "fiili tasfiye" işlemi niteliği taşır [11, 12]. Kollektif şirket tasfiyesinde bu kavram, tasfiye bakiyesini doğrudan ve dramatik ölçüde etkileyecek boyuttaki gayrimenkuller, üretim tesisleri, patentler veya işletme tesisatının tamamı gibi unsurları kapsar.
2.2. Toptan Satış (En Bloc Satış) İşlemi
Toptan satış, şirket aktiflerinin tekil ve bağımsız parçalar halinde değil, bir ekonomik bütünlük (işletme veya işletme şubesi) veya büyük bir yığın olarak tek bir hukuki işlemle (veya birbiriyle bağlantılı eşzamanlı işlemlerle) devredilmesidir. Kanun koyucunun bu satışı ağır bir şarta (oybirliğine) bağlamasının temelindeki ratio legis, toptan satışlarda genellikle blok iskontolar uygulanması tehlikesi ve bu durumun ortakların tasfiye payı ile alacaklıların tatmin oranını düşürebilme riskidir.
2.3. Ortakların Oybirliği ve Hakimin Müdahalesi (Substitute Decision)
Kollektif şirketlerde ortaklar arası intuitu personae (şahsa bağlılık) ilişkisinin gücü gereği, böylesine kritik bir tasarruf işleminde tüm ortakların rızası aranmıştır [1]. Ancak, ortaklardan birinin sırf inatlaşma veya şahsi husumet saikiyle toptan satışı engellemesi, tasfiyenin amacına (en kısa sürede ve en kârlı şekilde malvarlığının paraya çevrilmesi) aykırı düşecektir. Bu noktada TTK m. 295/1'in son cümlesi, mahkemeye "toptan satışa karar verme" (karar ihdas etme) yetkisi tanıyarak, hukuki tıkanıklığı çözen bir inşai müdahale mekanizması kurmuştur [1]. Mahkeme burada yerindelik denetimi yaparak, toptan satışın ayrı ayrı satışa nazaran ortaklar ve alacaklılar için ekonomik olarak daha rasyonel olup olmadığını tespit eder.
3. Sistematik İlişkiler
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarında, şirket organlarının veya tasfiye memurlarının kanunla kendilerine verilmeyen veya ağırlaştırılmış nisaplara (ya da oybirliğine) tabi tutulan konularda yetki aşımı (ultra vires bağlamında değil, temsil yetkisinin sınırlarının aşılması bağlamında) yaparak gerçekleştirdikleri tasarruf işlemleri titizlikle incelenmektedir.
Önemli miktarda varlıkların veya tüm aktiflerin satışı noktasında Yargıtay (özellikle ETTK döneminden intikal eden ve Yeni TTK'da da etkisini sürdüren içtihatlarında), gerekli ortaklar kurulu/genel kurul kararı alınmadan yapılan satış sözleşmelerinin şirket tüzel kişiliğini bağlamayacağını (geçersiz/batıl olduğunu) vurgulamaktadır [15]. İşlem güvenliği ile şirket menfaati çatışmasında, Yargıtay genellikle kanunun emredici kuralını (somut olayda oybirliği şartını) öncelemekte ve söz konusu tasarruf işleminin yolsuz tescile dayanak oluşturamayacağına hükmetmektedir. Satışın mahkeme izni alınmadan yapılmış olması, tasfiye memurunun yetkisiz temsilci (falsus procurator) olarak kabul edilmesine ve TBK m. 46 vd. hükümlerinin devreye girmesine zemin hazırlamaktadır.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (kurmaca senaryo): Tasfiye halindeki X Kollektif Şirketinin üç ortağı (A, B ve C) bulunmaktadır. Şirketin aktiflerinin %85'ini oluşturan entegre bir üretim bandı (makine parkuru) mevcuttur. Tasfiye memuru M, piyasada cazip bir alıcı bulmuş ve bu üretim bandının tamamını "toptan" satmak üzere anlaşmıştır. Ortaklardan A ve B satışı onaylarken, C ekonomik konjonktürün düzeleceğini öne sürerek satışa rıza göstermemiştir. Buna rağmen M, satışı gerçekleştirmiş ve devir işlemlerini yapmıştır. Hukuki analiz: İşlem, TTK m. 295 uyarınca hukuka aykırıdır. Ortak C'nin rızası olmadığı için "oybirliği" sağlanamamıştır. Tasfiye memuru M'nin yapması gereken, C'nin muhalefeti üzerine asliye ticaret mahkemesine başvurarak "toptan satış izni" talep etmekti [1]. Mahkeme kararı olmaksızın yapılan bu işlem şirket açısından bağlayıcılık sorunu yaratacak, devir yetkisiz temsil kuralları gereği geçersizlik itirazıyla karşılaşabilecek ve Tasfiye Memuru M, TTK m. 285 kapsamında doğacak zararlardan şahsen ve müteselsilen sorumlu tutulacaktır [16].
Olay 2 (kurmaca senaryo): Tasfiye sürecindeki Y Kollektif Şirketinin malvarlığı olan depolar, şirketin tüm borçlarını ödemesine yetmeyecek durumdadır ve hızla değer kaybetmektedir. Tasfiye memuru toptan satış teklifini ortaklara sunmuş, ancak ortaklar arasında derin husumet bulunduğu için toplantı yapılamamış, oybirliği sağlanamamıştır. Tasfiye memuru derhal mahkemeye müracaat ederek toptan satış kararı ihdas edilmesini talep etmiştir. Hukuki analiz: Tasfiye memurunun eylemi TTK m. 295'e tam uygundur. Mahkeme, dosyaya sunulan bilirkişi raporları ve tasfiye bilançosunu inceleyerek, toptan satışın malların çürümesini engelleyeceği ve alacaklıların tatminini artıracağı gerekçesiyle oybirliği eksikliğini giderici nitelikte toptan satış kararı verir. Bu mahkeme izniyle yapılan tasarruf işlemi tamamen hukuka uygundur.
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Ticaret Kanunu m. 295 hükmü (ve sermaye şirketlerindeki muadili m. 408/2-f ile m. 538/2 hükümleri), doktrinde özellikle "önemli miktarda" ibaresinin soyutluğu ve belirsizliği üzerinden yoğun eleştirilere tabi tutulmaktadır. Prof. Dr. Tolga Ayoğlu, Prof. Dr. Ali Dural ve diğer yazarların belirttiği üzere; satışa konu varlıkların şirket malvarlığının önemli bir bölümünü teşkil edip etmediğinin nesnel bir kanuni kıstasının bulunmaması, şirket ile hukuki ilişkiye giren iyiniyetli üçüncü kişiler açısından büyük bir öngörülemezlik (hukuki güvensizlik) yaratmaktadır [6, 9].
Bir diğer eleştiri konusu, genel kurul (veya şahıs şirketlerindeki oybirliği) kararı eksikliğinin dış ilişkiye etkisidir. Alman POK m. 179a uygulamasında işlemin askıda hükümsüzlüğü kabul edilirken [20], İsviçre hukukunda fiili tasfiye kriterleri çok dar tutulmaktadır [21, 22]. Türk doktrininde Biçer/Hamamcıoğlu sözleşmenin baştan itibaren geçersizliğini savunurken [15]; Dural ve Ayoğlu gibi yazarlar, kanunun iç ilişkiye dair bir yetki kuralı (organlar arası görev taksimi) koyduğunu, bu karar eksikliğinin dışarıya (üçüncü kişiye) karşı ileri sürülmesinin yetkisiz temsil sonuçları doğurmasının TTK m. 371/4'teki iyiniyetli üçüncü kişileri koruyan sisteme aykırı düşeceği yönünde çok kuvvetli ve isabetli argümanlar sunmaktadır [23-26]. Her ne kadar şahıs şirketlerinin temsil rejimi sermaye şirketlerine nazaran daha farklı doktriner izahlara tabi olsa da, tasfiye memurunun kanun (TTK m. 295) ile sınırlandırılmış yetkilerini aşarak yaptığı satışta üçüncü kişinin korunup korunmayacağı (TMK m. 3 objektif iyiniyet sınırlarında) hala yoruma ve içtihat gelişimine muhtaç bir gri alandır. Kanun koyucunun de lege ferenda (olması gereken hukuk) bakımından, "önemli miktar" kriterini %50, %75 gibi en azından asgari bir oransal eşiğe bağlaması, ticaret hayatının sürati ve güvenliği açısından elzemdir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.