1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 283. maddesi, kanunun "Ticaret Şirketleri" başlıklı İkinci Kitabının "Kollektif Şirket" başlığını taşıyan İkinci Kısmında, şahıs şirketlerinin tasfiyesini düzenleyen "Tasfiye" bölümü (Beşinci Bölüm) altında yer almaktadır [1]. Hüküm, tasfiye sürecine giren bir kollektif şirkette tasfiye memurlarının tayini, azli, değiştirilmesi ve yetkilerinin sınırlarının dış dünyaya duyurulmasına ilişkin emredici kuralı ihdas etmektedir [1].
Türk ticaret hukuku sistematiğinde tasfiye, şirketin aktiflerinin paraya çevrilmesi, borçlarının ödenmesi ve kalan bakiyenin (tasfiye payının) ortaklara dağıtılması amacıyla yürütülen, kendine özgü bir hesaplaşma dönemidir. Bu dönemde şirketin ehliyeti ve organlarının yetkileri tasfiye amacıyla sınırlanır (TTK m. 269) [2]. Şirketi dışarıya karşı temsil yetkisi de yöneticilerden (müdürlerden) alınarak tasfiye memurlarına geçer (TTK m. 280) [3]. İşte TTK m. 283, tasfiye aşamasına geçmiş bir şirkette idare ve temsil yetkisini haiz bu yeni organın (tasfiye memurlarının) kimliklerinin, yetki sınırlarının ve bu hususlardaki her türlü değişikliğin üçüncü kişiler tarafından kesin olarak bilinebilmesi amacıyla "tescil ve ilan" zorunluluğunu getirmektedir [1]. Maddenin temel amacı (ratio legis), ticari hayatta işlem güvenliğini (Verkehrsschutz) temin etmek, iyi niyetli üçüncü kişilerin korunmasını sağlamak ve ticaret sicilinin aleniyeti ilkesini tasfiye safhasında da kesintisiz bir biçimde sürdürmektir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Tasfiye Memurlarının Atanması, Değiştirilmesi ve Görevden Alınması
Tasfiye memurları, kural olarak şirket sözleşmesiyle, şirketin devamı sırasında veya sona ermesinden sonra ortakların oybirliğiyle seçilirler (TTK m. 273/1) [4]. Ortakların anlaşamaması veya atanmış bir memurun bulunmaması halinde, her ortağın talebi üzerine bu atama mahkemece de yapılabilir (TTK m. 273/2) [4]. Memurların görevden alınması ise yine atanma usullerindeki paralellik ilkesi gereği ortakların oybirliği yahut haklı sebeplerin varlığı halinde mahkeme kararı ile gerçekleşir (TTK m. 274, 275, 276) [5-7]. TTK m. 283, kaynağı ne olursa olsun (şirket sözleşmesi, ortaklar kurulu kararı veya mahkeme ilamı), bu statü değişikliklerinin tümünün ticaret siciline tescil ve ilanını emretmektedir [1].
2.2. Yetkilere İlişkin Hükümlerin Tescili
Tasfiye memurları, tasfiye gayesi ile sınırlı olmak üzere şirketi temsile ve idareye tam yetkilidir (TTK m. 280) [3]. Ancak TTK m. 282 uyarınca, bu yetkiler ortaklar tarafından oybirliğiyle veya haklı sebeplerin varlığı halinde mahkeme kararı ile daraltılıp genişletilebilir [8]. İdare ve temsil yetkisindeki bu daraltmalar (örneğin miktar sınırı konulması, birlikte imza kuralı getirilmesi veya belirli türdeki işlemlerin yasaklanması), TTK m. 283 kapsamında tescil ve ilan edilmek zorundadır [1, 8].
2.3. Tescil ve İlanın Hukuki Niteliği (Bildirici Etki)
Şirketler hukuku doktrininde (Tekinalp, Poroy, Çamoğlu, Bahtiyar), tasfiye memurlarının atanması, azli veya yetkilerinin sınırlandırılmasına ilişkin tescilin "kurucu" (ihdasi/konstitütif) değil, "bildirici" (açıklayıcı/deklaratif) etkiye sahip olduğu kabul edilmektedir. Yani, bir tasfiye memuru ortaklar kurulu veya mahkeme tarafından atandığı (veya azledildiği) an, iç ilişkide ve hukuken bu statüyü kazanır (veya kaybeder). Tescil, bu durumun doğması için bir geçerlilik şartı değildir. Ancak, bu hukuki durumun dış dünyada, bilhassa üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilmesi tescil ve ilan şartına bağlıdır [1, 8, 9].
3. Sistematik İlişkiler
- TTK m. 36 (Tescil ve İlanın Üçüncü Kişilere Etkisi): TTK m. 283’ün yaptırımı ve uygulama alanı doğrudan TTK m. 36/4 ile bağlantılıdır [9]. Tescili zorunlu olduğu hâlde tescil veya ilan edilmemiş bir azil ya da yetki sınırlaması, ancak üçüncü kişinin bu durumu fiilen bildiği (müspet vukuf) veya bilmesi gerektiği ispat edilirse ona karşı ileri sürülebilir [9].
- TTK m. 282 (Yetkilerin Genişletilmesi veya Daraltılması): TTK m. 283, m. 282'nin zorunlu tamamlayıcısıdır. Madde 282/2, tescil ve ilan olunmadıkça yetkilerin daraltılmasının iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemeyeceğini sarih bir şekilde düzenlemiştir [8].
- TTK m. 536 ve 545 (Anonim Şirketlerde Tasfiye Memurları ve Silinme): Kollektif şirketler için getirilen m. 283 kuralının bir izdüşümü, anonim şirketlerin tasfiyesinde m. 536/2'de ("Yönetim kurulu, tasfiye memurlarını ticaret siciline tescil ve ilan ettirir") karşımıza çıkmaktadır [10]. Bu, sermaye ve şahıs şirketlerinde tasfiye memurluğunun aleniyetine atfedilen ortak önemi gösterir.
- TBK m. 42 vd. (Temsil Hükümleri): Türk Borçlar Kanunu’nun temsilin sona ermesi ve bunun üçüncü kişilere karşı etkisini düzenleyen genel kuralları, TTK m. 36 ve m. 283 hükümlerinin lex generalis temelini oluşturur. Ticaret sicili kayıtlarına güven ilkesi, TBK'daki temsil yetkisinin geri alınmasının iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemeyeceği kuralının kurumsallaşmış halidir.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili dairelerinin (özellikle 11. Hukuk Dairesi) yerleşik içtihatlarına göre, şirket temsilcilerinin ve tasfiye memurlarının görevden alınmaları yahut yetkilerinin sınırlandırılmasına dair kararlar, ticaret siciline tescil ve ilan edilmediği sürece şirket tüzel kişiliği, iyiniyetli üçüncü kişilerle yapılan işlemlerden dolayı sorumluluktan kurtulamaz.
Yargıtay kararlarında açıkça vurgulandığı üzere, ticaret sicili kayıtlarına güven ilkesi esastır. Bir tasfiye memuru, ortaklar tarafından usulüne uygun bir kararla azledilmiş olsa dahi, bu azil kararı TTK m. 283 uyarınca tescil ve ilan edilmemişse, eski memurun şirket adına yaptığı sözleşmeler (veya kambiyo taahhütleri) şirketi bağlamaya devam edecektir. Şirket, ancak ve ancak üçüncü kişinin iyiniyetli olmadığını (azli fiilen bildiğini) kesin delillerle ispat ederek bu sorumluluktan kurtulabilir (TTK m. 36/4) [9]. Aynı şekilde mahkemece atanan bir tasfiye memurunun yetkilerinin tespiti ve icra organlarınca da geçerli kabul edilebilmesi için mahkeme kararının infazı kabilinden tescil işleminin tamamlanmış olması aranmaktadır.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Kurmaca Senaryo):
X Kollektif Şirketinin ortakları, şirketin tasfiyesine ve ortak (A)'nın tasfiye memuru olarak atanmasına karar vermiş ve bu durumu tescil ettirmiştir. Bir süre sonra (A)'nın görevini kötüye kullandığı gerekçesiyle diğer ortakların oybirliği ile (A)'nın görevden alınmasına ve (B)'nin tasfiye memuru atanmasına karar verilmiştir. Ancak (B), atama kararını ticaret siciline tescil ettirmeden önce, görevden alındığını bilen (A), şirketin mülkiyetindeki bir iş makinesini piyasa rayicinden iyiniyetli (C)'ye satmış ve bedelini alıp kaçmıştır. Şirket, satım sözleşmesinin geçersiz olduğunu iddia etmektedir.
Hukuki Analiz: TTK m. 283 gereği tasfiye memurunun görevden alınmasının tescil ve ilanı şarttır [1]. Görevden alma işlemi tescil ve ilan edilmediğinden, TTK m. 36/4 ve TTK m. 282 kıyası uyarınca, bu azil kararı iyiniyetli (C)'ye karşı ileri sürülemez [8, 9]. Dolayısıyla (A)'nın yaptığı satım işlemi şirketi bağlar. Şirket, makineyi (C)'den geri alamaz; ancak (A)'ya karşı iç ilişkide vekaletsiz işgörme ve haksız fiil / vekalet görevinin kötüye kullanılması hükümlerine göre rücu davası açabilir.
Olay 2 (Kurmaca Senaryo):
Y Kollektif Şirketinin tasfiyesi sürecinde, tasfiye memurları (K) ve (L)'nin ancak çift imza ile şirketi bağlayabileceği mahkeme kararıyla hüküm altına alınmıştır. Bu karar henüz ticaret sicilinde tescil edilmeden tasfiye memuru (K), tek başına şirket adına bir danışmanlık firması ile sözleşme imzalamıştır. Danışmanlık firması sözleşme bedelini talep ettiğinde şirket, "çift imza" kuralını gerekçe göstererek ödemeden imtina etmiştir.
Hukuki Analiz: Mahkeme kararı ile getirilen yetki sınırlandırması (birlikte imza kuralı), TTK m. 283 ve TTK m. 282/2 hükümleri uyarınca tescil ve ilan edilmedikçe iyiniyetli üçüncü kişilere karşı hüküm ifade etmez [1, 8]. Danışmanlık firması tescil edilmemiş bu sınırlamayı bilmekle yükümlü değildir. Bu nedenle sözleşme şirket yönünden bağlayıcıdır ve şirket sözleşme bedelini ödemekle yükümlüdür.
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat yükü: Tescil ve ilan edilmemiş bir görevden alma veya yetki sınırlaması iddiasında, üçüncü kişinin "kötü niyetli" olduğunu (durumu bildiğini veya bilmesi gerektiğini) ispat yükü, bunu iddia eden şirkete veya ortaklara aittir (TTK m. 36/4) [9].
- Zamanaşımı / Süreler: Tescil talepleri kural olarak kararın veya belgenin düzenlenmesinden itibaren 15 gün içinde yapılmalıdır (Ticaret Sicili Yönetmeliği m. 22 vd. ve TTK genel tescil süreleri). Sorumluluk davaları yönünden ise, tasfiye memurlarının hukuki sorumluluğuna ilişkin davalar zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren iki, her halde beş yıllık zamanaşımına tabidir (TTK m. 285) [11, 12].
- Görevli/yetkili mahkeme: Tasfiye memurunun atanması, görevden alınması veya yetkilerinin belirlenmesine ilişkin ihtilaflarda ve bu kararların tescilinin reddi halinde açılacak itiraz davalarında görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesidir. Yetkili mahkeme ise şirketin merkezinin bulunduğu yer mahkemesidir (TTK m. 273, 34) [4, 13].
- Yaygın uygulama hataları: Mahkemelerce verilen tasfiye memuru atanması veya azli kararlarının, taraflarca otomatik olarak sicile işleneceğinin zannedilmesi en yaygın hatadır. Mahkeme ilamlarının sicil müdürlüğüne ibraz edilerek tescil talebinde bulunulması yükümlülüğü (re'sen gönderilmedikçe) ilgililerin üzerindedir. Tescil yapılana kadar doğacak zararlardan şahıs şirketi ortakları müteselsilen sorumlu kalmaya devam eder.
7. Eleştirel Değerlendirme
Doktrinde TTK m. 283 hükmünün varlığı isabetli bulunmakla birlikte, tescil edilmemenin müeyyidesinin doğrudan bu madde içinde belirtilmemesi ve meselenin TTK m. 36 ile TTK m. 282’nin atıflarına bırakılması sistematik açıdan eleştirilebilir [1, 8, 9]. Özellikle tasfiye memurluğunun tescilinin bildirici mahiyette olması, ticaret sicilinin görünüşte sağladığı güven ile fiili maddi gerçeklik arasında zaman zaman uçurumlar yaratabilmektedir.
Alman ve İsviçre hukukundaki yaklaşımlara paralel olarak, tasfiye memurlarının azline ilişkin kararların alındığı anda doğurduğu iç etkilerin, şirket alacaklıları nezdindeki dış etkilere karşı daha güçlü koruma mekanizmalarıyla dengelenmesi gerektiği savunulmaktadır. Şirketin tasfiyeye girmesi başlı başına alacaklılar için bir risk dönemi olduğundan, organ değişikliklerinin ticaret sicili memurluklarınca (özellikle mahkeme kararı ile olanların mahkeme kalemi vasıtasıyla re'sen) elektronik entegrasyon (MERSİS ve UYAP arası doğrudan veri akışı) üzerinden anlık olarak sicile yansıtılması yönünde de lege ferenda (olması gereken hukuk) bir düzenleme getirilmesi işlem güvenliği açısından daha tutarlı olacaktır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 283. maddesi, kanunun "Ticaret Şirketleri" başlıklı İkinci Kitabının "Kollektif Şirket" başlığını taşıyan İkinci Kısmında, şahıs şirketlerinin tasfiyesini düzenleyen "Tasfiye" bölümü (Beşinci Bölüm) altında yer almaktadır [1]. Hüküm, tasfiye sürecine giren bir kollektif şirkette tasfiye memurlarının tayini, azli, değiştirilmesi ve yetkilerinin sınırlarının dış dünyaya duyurulmasına ilişkin emredici kuralı ihdas etmektedir [1].
Türk ticaret hukuku sistematiğinde tasfiye, şirketin aktiflerinin paraya çevrilmesi, borçlarının ödenmesi ve kalan bakiyenin (tasfiye payının) ortaklara dağıtılması amacıyla yürütülen, kendine özgü bir hesaplaşma dönemidir. Bu dönemde şirketin ehliyeti ve organlarının yetkileri tasfiye amacıyla sınırlanır (TTK m. 269) [2]. Şirketi dışarıya karşı temsil yetkisi de yöneticilerden (müdürlerden) alınarak tasfiye memurlarına geçer (TTK m. 280) [3]. İşte TTK m. 283, tasfiye aşamasına geçmiş bir şirkette idare ve temsil yetkisini haiz bu yeni organın (tasfiye memurlarının) kimliklerinin, yetki sınırlarının ve bu hususlardaki her türlü değişikliğin üçüncü kişiler tarafından kesin olarak bilinebilmesi amacıyla "tescil ve ilan" zorunluluğunu getirmektedir [1]. Maddenin temel amacı (ratio legis), ticari hayatta işlem güvenliğini (Verkehrsschutz) temin etmek, iyi niyetli üçüncü kişilerin korunmasını sağlamak ve ticaret sicilinin aleniyeti ilkesini tasfiye safhasında da kesintisiz bir biçimde sürdürmektir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Tasfiye Memurlarının Atanması, Değiştirilmesi ve Görevden Alınması
Tasfiye memurları, kural olarak şirket sözleşmesiyle, şirketin devamı sırasında veya sona ermesinden sonra ortakların oybirliğiyle seçilirler (TTK m. 273/1) [4]. Ortakların anlaşamaması veya atanmış bir memurun bulunmaması halinde, her ortağın talebi üzerine bu atama mahkemece de yapılabilir (TTK m. 273/2) [4]. Memurların görevden alınması ise yine atanma usullerindeki paralellik ilkesi gereği ortakların oybirliği yahut haklı sebeplerin varlığı halinde mahkeme kararı ile gerçekleşir (TTK m. 274, 275, 276) [5-7]. TTK m. 283, kaynağı ne olursa olsun (şirket sözleşmesi, ortaklar kurulu kararı veya mahkeme ilamı), bu statü değişikliklerinin tümünün ticaret siciline tescil ve ilanını emretmektedir [1].
2.2. Yetkilere İlişkin Hükümlerin Tescili
Tasfiye memurları, tasfiye gayesi ile sınırlı olmak üzere şirketi temsile ve idareye tam yetkilidir (TTK m. 280) [3]. Ancak TTK m. 282 uyarınca, bu yetkiler ortaklar tarafından oybirliğiyle veya haklı sebeplerin varlığı halinde mahkeme kararı ile daraltılıp genişletilebilir [8]. İdare ve temsil yetkisindeki bu daraltmalar (örneğin miktar sınırı konulması, birlikte imza kuralı getirilmesi veya belirli türdeki işlemlerin yasaklanması), TTK m. 283 kapsamında tescil ve ilan edilmek zorundadır [1, 8].
2.3. Tescil ve İlanın Hukuki Niteliği (Bildirici Etki)
Şirketler hukuku doktrininde (Tekinalp, Poroy, Çamoğlu, Bahtiyar), tasfiye memurlarının atanması, azli veya yetkilerinin sınırlandırılmasına ilişkin tescilin "kurucu" (ihdasi/konstitütif) değil, "bildirici" (açıklayıcı/deklaratif) etkiye sahip olduğu kabul edilmektedir. Yani, bir tasfiye memuru ortaklar kurulu veya mahkeme tarafından atandığı (veya azledildiği) an, iç ilişkide ve hukuken bu statüyü kazanır (veya kaybeder). Tescil, bu durumun doğması için bir geçerlilik şartı değildir. Ancak, bu hukuki durumun dış dünyada, bilhassa üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilmesi tescil ve ilan şartına bağlıdır [1, 8, 9].
3. Sistematik İlişkiler
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili dairelerinin (özellikle 11. Hukuk Dairesi) yerleşik içtihatlarına göre, şirket temsilcilerinin ve tasfiye memurlarının görevden alınmaları yahut yetkilerinin sınırlandırılmasına dair kararlar, ticaret siciline tescil ve ilan edilmediği sürece şirket tüzel kişiliği, iyiniyetli üçüncü kişilerle yapılan işlemlerden dolayı sorumluluktan kurtulamaz.
Yargıtay kararlarında açıkça vurgulandığı üzere, ticaret sicili kayıtlarına güven ilkesi esastır. Bir tasfiye memuru, ortaklar tarafından usulüne uygun bir kararla azledilmiş olsa dahi, bu azil kararı TTK m. 283 uyarınca tescil ve ilan edilmemişse, eski memurun şirket adına yaptığı sözleşmeler (veya kambiyo taahhütleri) şirketi bağlamaya devam edecektir. Şirket, ancak ve ancak üçüncü kişinin iyiniyetli olmadığını (azli fiilen bildiğini) kesin delillerle ispat ederek bu sorumluluktan kurtulabilir (TTK m. 36/4) [9]. Aynı şekilde mahkemece atanan bir tasfiye memurunun yetkilerinin tespiti ve icra organlarınca da geçerli kabul edilebilmesi için mahkeme kararının infazı kabilinden tescil işleminin tamamlanmış olması aranmaktadır.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Kurmaca Senaryo): X Kollektif Şirketinin ortakları, şirketin tasfiyesine ve ortak (A)'nın tasfiye memuru olarak atanmasına karar vermiş ve bu durumu tescil ettirmiştir. Bir süre sonra (A)'nın görevini kötüye kullandığı gerekçesiyle diğer ortakların oybirliği ile (A)'nın görevden alınmasına ve (B)'nin tasfiye memuru atanmasına karar verilmiştir. Ancak (B), atama kararını ticaret siciline tescil ettirmeden önce, görevden alındığını bilen (A), şirketin mülkiyetindeki bir iş makinesini piyasa rayicinden iyiniyetli (C)'ye satmış ve bedelini alıp kaçmıştır. Şirket, satım sözleşmesinin geçersiz olduğunu iddia etmektedir. Hukuki Analiz: TTK m. 283 gereği tasfiye memurunun görevden alınmasının tescil ve ilanı şarttır [1]. Görevden alma işlemi tescil ve ilan edilmediğinden, TTK m. 36/4 ve TTK m. 282 kıyası uyarınca, bu azil kararı iyiniyetli (C)'ye karşı ileri sürülemez [8, 9]. Dolayısıyla (A)'nın yaptığı satım işlemi şirketi bağlar. Şirket, makineyi (C)'den geri alamaz; ancak (A)'ya karşı iç ilişkide vekaletsiz işgörme ve haksız fiil / vekalet görevinin kötüye kullanılması hükümlerine göre rücu davası açabilir.
Olay 2 (Kurmaca Senaryo): Y Kollektif Şirketinin tasfiyesi sürecinde, tasfiye memurları (K) ve (L)'nin ancak çift imza ile şirketi bağlayabileceği mahkeme kararıyla hüküm altına alınmıştır. Bu karar henüz ticaret sicilinde tescil edilmeden tasfiye memuru (K), tek başına şirket adına bir danışmanlık firması ile sözleşme imzalamıştır. Danışmanlık firması sözleşme bedelini talep ettiğinde şirket, "çift imza" kuralını gerekçe göstererek ödemeden imtina etmiştir. Hukuki Analiz: Mahkeme kararı ile getirilen yetki sınırlandırması (birlikte imza kuralı), TTK m. 283 ve TTK m. 282/2 hükümleri uyarınca tescil ve ilan edilmedikçe iyiniyetli üçüncü kişilere karşı hüküm ifade etmez [1, 8]. Danışmanlık firması tescil edilmemiş bu sınırlamayı bilmekle yükümlü değildir. Bu nedenle sözleşme şirket yönünden bağlayıcıdır ve şirket sözleşme bedelini ödemekle yükümlüdür.
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
Doktrinde TTK m. 283 hükmünün varlığı isabetli bulunmakla birlikte, tescil edilmemenin müeyyidesinin doğrudan bu madde içinde belirtilmemesi ve meselenin TTK m. 36 ile TTK m. 282’nin atıflarına bırakılması sistematik açıdan eleştirilebilir [1, 8, 9]. Özellikle tasfiye memurluğunun tescilinin bildirici mahiyette olması, ticaret sicilinin görünüşte sağladığı güven ile fiili maddi gerçeklik arasında zaman zaman uçurumlar yaratabilmektedir.
Alman ve İsviçre hukukundaki yaklaşımlara paralel olarak, tasfiye memurlarının azline ilişkin kararların alındığı anda doğurduğu iç etkilerin, şirket alacaklıları nezdindeki dış etkilere karşı daha güçlü koruma mekanizmalarıyla dengelenmesi gerektiği savunulmaktadır. Şirketin tasfiyeye girmesi başlı başına alacaklılar için bir risk dönemi olduğundan, organ değişikliklerinin ticaret sicili memurluklarınca (özellikle mahkeme kararı ile olanların mahkeme kalemi vasıtasıyla re'sen) elektronik entegrasyon (MERSİS ve UYAP arası doğrudan veri akışı) üzerinden anlık olarak sicile yansıtılması yönünde de lege ferenda (olması gereken hukuk) bir düzenleme getirilmesi işlem güvenliği açısından daha tutarlı olacaktır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.