RESMİ METİN

**IV

  • İşlem biçimine ilişkin hükümler
  1. Birlikte hareket**

Madde 278 - (1) Şirket sözleşmesi veya sonradan verilen bir kararla tasfiye işlerini yalnız başı na görmeye yetkili kılınmamış olan tasfiye memurları birlikte hareket ederler. (2) Tasfiye memuru tasfiyeye yalnız başına yetkiliyse, bu durum kanunda öngörüldüğü şekilde tescil ve ilan olunur.


AKADEMİK YORUM VE ANALİZ

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 278. maddesi, İkinci Kitap (Ticaret Şirketleri), İkinci Kısım (Kollektif Şirket), Beşinci Bölüm (Tasfiye) başlığı altında; tasfiye memurlarının "işlem biçimine" ilişkin kuralları ihtiva etmektedir. Madde, kollektif şirketlerin tasfiye sürecinde görev alan tasfiye memurlarının, kural olarak "birlikte hareket etme" (müşterek imza ve işlem) zorunluluğunu düzenlemektedir [1].

Kollektif şirketler, ortakların şirket alacaklılarına karşı ikinci dereceden, sınırsız ve müteselsilen sorumlu olduğu şahıs şirketleridir (TTK m. 236) [2]. Şirketin sona ermesiyle birlikte başlayan tasfiye sürecinde, şirketin tüm malvarlığının paraya çevrilmesi, alacakların tahsili ve borçların ödenmesi işlemleri gerçekleştirilir. Tasfiye memurlarının yapacakları hatalı veya yetkisiz işlemler, doğrudan doğruya kollektif şirket ortaklarının şahsi malvarlıklarını tehdit edeceği için, kanun koyucu tasfiye memurlarının kural olarak tek başlarına şirketi ilzam edici işlem yapmalarını engellemek istemiş ve "birlikte hareket ilkesini" (karşılıklı denetim mekanizmasını) ihdas etmiştir.

TTK m. 278, mutlak emredici bir norm olmayıp, yedek hukuk kuralı niteliğindedir. Nitekim maddenin lafzından anlaşıldığı üzere, şirket sözleşmesiyle veya ortakların sonradan alacağı bir kararla bu kuralın aksinin kararlaştırılması ve tasfiye işlerinin münferiden (yalnız başına) yürütülmesine onay verilmesi mümkündür. Türk Ticaret Kanunu m. 267 uyarınca, tasfiye bölümündeki hükümler kural olarak şirket sözleşmesinde farklı bir düzenleme bulunmayan hallerde uygulama alanı bulur [3]. Bu bağlamda, tasfiye memurlarının irade beyanlarının şekli ve şirketi bağlayıcı hukuki işlemlerin tesis edilmesinde, "birlikte hareket" bir asıl kural olarak karşımıza çıkarken, "münferit hareket" istisnai ve kurucu bir tescil/ilan şartına bağlanmış bir yetki genişlemesi olarak tasarlanmıştır.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. Tasfiye Memurları ve Birlikte Hareket İlkesi (Müşterek Temsil)

Maddenin birinci fıkrasında yer alan "birlikte hareket ederler" amir hükmü, hukuki niteliği itibarıyla bir "müşterek temsil ve ilzam" kuralıdır. Doktrinde Reha Poroy, Ünal Tekinalp ve Ersin Çamoğlu'nun da vurguladığı üzere, şahıs şirketlerinde tasfiye memurlarının birden fazla olması durumunda, organın iradesi ancak tüm memurların katılımı ve müşterek irade beyanı (imzası) ile vücut bulur [1, 3].

Birlikte hareket ilkesi, aktif temsil bağlamında mutlak bir gerekliliktir. Yani, şirketin aktifinden bir malvarlığı değerinin devredilmesi, bir borç altına girilmesi, feragat, sulh veya kabul gibi şirketi borçlandırıcı veya hak kaybettirici tüm tasarrufi işlemlerin geçerliliği, yetkili tüm tasfiye memurlarının (eğer kanun, sözleşme veya kararla sayı sınırlandırılmamışsa) müşterek imzasına tabidir. Bu kuralın ihlali halinde yapılan hukuki işlem, şirket tüzel kişiliğini bağlamaz; yetkisiz temsil hükümlerine (TBK m. 46 vd.) tabi olur. Ortakların sınırsız ve müteselsil sorumluluğu gözetildiğinde, bu ilke ortaklar için hayati bir "iç denetim ve fren" mekanizması teşkil eder.

2.2. Şirket Sözleşmesi veya Sonradan Verilen Karar ile Yetkilendirme

Kanun koyucu, ticari hayatın gerektirdiği hız, pratiklik ve usul ekonomisi ilkelerini göz ardı etmemiştir. Tasfiye memurlarının her bir işlem için fiziksel veya iradi olarak bir araya gelmesinin yaratacağı bürokratik hantallık, TTK m. 278/1'in mukaddimesinde yer alan "şirket sözleşmesi veya sonradan verilen bir kararla" ibaresiyle aşılabilir kılınmıştır [1]. Ortaklar, henüz şirket kurulurken sözleşmeye koyacakları bir maddeyle veya tasfiye kararı alınırken/tasfiye sırasında alacakları oybirliği kararıyla tasfiye memurlarına münferit işlem yapma yetkisi verebilirler. Bu yetkilendirme, iç ilişkide yetki devri niteliği taşır.

2.3. Yalnız Başına Yetkinin Tescil ve İlanı Şartı

Maddenin ikinci fıkrası, "Tasfiye memuru tasfiyeye yalnız başına yetkiliyse, bu durum kanunda öngörüldüğü şekilde tescil ve ilan olunur." hükmünü amirdir [1]. Ticaret sicilinin üçüncü kişileri koruyucu (olumlu) ve üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilir (olumsuz) etkileri bağlamında (TTK m. 36) bu fıkra büyük bir doktriner öneme sahiptir [4].

Sabih Arkan ve Mehmet Bahtiyar gibi otoritelerin şirketler hukuku eserlerinde detaylandırdığı üzere, temsil yetkisinin sınırlandırılması veya genişletilmesi, ancak ticaret siciline tescil ve ilanı şartıyla iyiniyetli üçüncü kişilere karşı hüküm ifade eder [5]. Eğer ortaklar kurulu, tasfiye memurlarından birine "yalnız başına işlem yapma yetkisi" vermiş ancak bunu tescil ve ilan ettirmemişse; bu memurun tek başına yapacağı bir işlem karşısında şirket, "birlikte hareket kuralını" iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürebilir mi sorusu gündeme gelir. TTK m. 36 ve m. 283 [6] bağlamında, yetki genişlemesi tescil edilmediği takdirde, sicilde "müşterek yetki" (veya kanunun emredici kuralı gereği müşterek yetki varsayımı) görüneceğinden, üçüncü kişi bu tescilsiz duruma güvenemez; zira sicile güven ilkesi, sicildeki kayıt için geçerlidir.

3. Sistematik İlişkiler

Bu madde, ticaret şirketleri hukukunun ve borçlar hukukunun çeşitli normlarıyla son derece sıkı ve ayrılmaz bir sistematik bütünlük içindedir:

  • TTK m. 280 (Temsil): Tasfiye memurlarının mahkemelerde ve dışarıda şirketi temsil yetkisinin sınırlarını çizer. M. 278'deki "birlikte hareket" ilkesi, m. 280'deki yetkilerin (sulh, feragat, tahkim vs.) kullanım usulünü belirler [7]. Birlikte hareket etmesi gereken memurların, şirket unvanı altına müşterek imza atması m. 280/3'ün amir hükmüdür [8].
  • TTK m. 281 (Yalnız Başına Hareket İstisnaları - Pasif Temsil): M. 278'de aktif temsil için öngörülen birlikte hareket kuralının kanuni istisnası m. 281'de yer alır. Üçüncü kişilerin şirkete yapacağı teklif, icap, ihbar, ihtar ve tebliğ gibi beyanların tasfiye memurlarından yalnızca birine yapılması yeterlidir (Pasif Temsil) [8]. Ayrıca şirketin menfaatleri için tehlike doğuran acil durumlarda (örneğin temyiz veya istinaf süresinin kaçırılmaması) tasfiye memurları kanun yollarına başvuruda tek başlarına hareket edebilirler [9]. Bu durum usul ekonomisi ve hakkın korunması ilkesinin bir sonucudur.
  • TTK m. 283 (Tescil ve İlan): Tasfiye memurlarının atanması, değiştirilmesi ve yetkilerine ilişkin ortaklarca veya mahkemece verilen kararların tescil ve ilanını şart koşar [6]. 278/2'deki tescil yükümlülüğünün tamamlayıcısıdır.
  • TTK m. 285 (Sorumluluk): Birlikte hareket kuralına veya kanuna aykırı davranarak şirketi, ortakları veya üçüncü kişileri zarara uğratan tasfiye memurlarının kusursuz olduklarını ispat etmedikçe müteselsil olarak sorumlu olacaklarını düzenler [10]. Yetkisiz olarak tek başına işlem yapan ve şirketi zarara uğratan memur, m. 285 uyarınca mesul tutulacaktır.
  • TTK m. 236 (Ortakların Kişisel Sorumluluğu): Birlikte hareket ilkesinin koruduğu ana hukuki menfaatin temelidir. Kollektif şirket ortakları borçlardan sınırsız ve müteselsil sorumludur [2]. Tasfiye memurunun tek başına yapacağı hatalı bir işlem, doğrudan ortağın şahsi malvarlığına (evine, banka hesabına) icra takibi (İİK) olarak dönebilir.

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (HGK) ve 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarında, ticaret şirketlerinde (özelde kollektif ve anonim/limited şirketlerin tasfiye memurları özelinde) temsil ve ilzam kuralları çok kati bir şekilde yorumlanmaktadır.

Yargıtay'ın istikrarlı yaklaşımına göre; "şirketi temsile yetkili olanların birlikte (müştereken) imza atmaları öngörülmüşse (ki TTK m. 278'de yasal karine budur), bu memurlardan sadece birinin attığı imza, şirketi bağlamaz. Söz konusu işlem yokluk/kesin hükümsüzlük ile malul olmamakla birlikte, "yetkisiz temsil" (fuzuli şagil) niteliğindedir. İşlem, ancak yetkili diğer memurların sonradan icazet vermesi (onaması) durumunda geçerlilik kazanır. İcazet verilmezse, üçüncü kişinin şirkete karşı hiçbir talep hakkı doğmaz; üçüncü kişi yalnızca yetkisiz temsilciden (imza atan tasfiye memurundan) menfi veya şartları varsa müspet zararını talep edebilir (TBK m. 47)."

Ancak Yargıtay, TTK m. 281'de belirtilen pasif temsil durumlarında son derece esnektir. Şirkete karşı açılacak bir davada, dava dilekçesinin veya icra emrinin tasfiye memurlarından sadece birisine usulüne uygun tebliğ edilmesi, şirkete yapılmış geçerli bir tebligat olarak kabul edilmektedir. İhbar ve ihtarlar için müşterek hareket/tebliğ şartı aranmaz.

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1 (Kurmaca Senaryo): X Kollektif Şirketi, ortaklar kurulu kararıyla tasfiyeye girmiş ve A ile B isimli iki şahıs tasfiye memuru olarak atanmıştır. Ancak tasfiye memurlarının yetkilerinin münferit mi yoksa müşterek mi olduğu hususunda şirket sözleşmesinde veya kararda hiçbir hüküm yer almamaktadır. Tasfiye süreci devam ederken, tasfiye memuru A, şirkete ait bir fabrikanın deposunda atıl duran makineleri, piyasa koşullarına uygun bir bedelle C Anonim Şirketi'ne satmak üzere bir "Taşınır Satış Sözleşmesi" akdeder. Sözleşmede yalnızca A'nın imzası bulunmaktadır. B'nin bu durumdan haberi dahi yoktur. Makinaların teslim edilmemesi üzerine C A.Ş., X Kollektif Şirketi'ne karşı ifa davası açar.

Hukuki Analiz: Somut olayda, TTK m. 278/1 uyarınca, şirket sözleşmesi veya ortaklar kararı ile yalnız başına yetki verilmediğinden, tasfiye memurlarının "birlikte hareket etme" yasal zorunluluğu geçerlidir [1]. A'nın B'nin katılımı ve imzası olmaksızın imzaladığı Taşınır Satış Sözleşmesi, şirket tüzel kişiliğini bağlamaz (yetkisiz temsil). C A.Ş.'nin ifa davası, husumet ve şirketi ilzam edici geçerli bir irade beyanı bulunmaması sebebiyle reddedilmelidir. B icazet verene kadar işlem askıda geçersizdir. C A.Ş., zararını ancak yetkisiz işlem yapan A'dan TBK m. 47 kapsamında şahsen talep edebilir.

Olay 2 (Kurmaca Senaryo): Y Kollektif Şirketi'nin tasfiyesi sırasında, tasfiye memurları K ve L görev yapmaktadır. Şirketin en büyük alacaklısı olan M Bankası A.Ş., şirketin vadesi gelmiş borcunu ödememesi üzerine, şirkete karşı İcra ve İflas Kanunu (İİK) kapsamında ilamsız icra takibi başlatır. Ödeme emri, şirket tasfiye adresinde yalnızca tasfiye memuru K'ya bizzat tebliğ edilir. K, durumu L'ye bildirmez ve 7 günlük itiraz süresi geçer. L durumu 10. gün öğrendiğinde, icra mahkemesine başvurarak "TTK m. 278 uyarınca birlikte hareket ilkesi geçerlidir, tek memura yapılan tebligat geçersizdir, ödeme emri iptal edilmelidir" iddiasında bulunur.

Hukuki Analiz: TTK m. 278/1 her ne kadar birlikte hareket ilkesini benimsemiş olsa da, TTK m. 281/1 gereğince üçüncü kişiler tarafından yapılacak teklif, icap, ihbar, ihtar ve tebliğ gibi beyanların (pasif temsil) tasfiye memurlarından yalnız birine karşı yapılması yeterlidir [8]. Bu nedenle M Bankası'nın K'ya yaptığı tebligat hukuken geçerlidir ve şirketi bağlar. L'nin itirazı icra mahkemesince reddedilecektir. Şirketin bu durumdan doğan zararı var ise, K'nın TTK m. 285 [10] bağlamında tasfiye memuru sıfatıyla özen yükümlülüğünü (durumu diğer memura bildirmemesi ve süreyi kaçırması) ihlalinden ötürü şahsi sorumluluğuna gidilebilir.

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat yükü: Bir hukuki işlemin tasfiye memuru tarafından "münferiden" mi yoksa "müştereken" mi yapılabileceği hususunda, işlemi gerçekleştiren ve işlemin geçerli olduğunu iddia eden üçüncü kişi, ticaret sicil kayıtlarına dayanmak zorundadır (TTK m. 36) [4]. Münferit yetkinin varlığının ispat yükü, bu yönde bir kararın bulunduğunu ileri süren taraftadır.
  • Zamanaşımı / Süreler: Birlikte hareket kuralına aykırı davranan ve şirketi/ortakları zarara uğratan tasfiye memurlarına karşı açılacak sorumluluk davaları (TTK m. 285/3), davacının zararı ve faili öğrendiği tarihten itibaren iki (2) yılda ve her halde zararı doğuran fiilden itibaren beş (5) yılda zamanaşımına uğrar [11].
  • Görevli/yetkili mahkeme: Tasfiye memurlarının bu kuralları ihlalinden doğan sorumluluk davaları, mutlak ticari dava niteliğindedir. Şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki Asliye Ticaret Mahkemesi görevli ve yetkilidir.
  • Yaygın uygulama hataları: Uygulamada en sık rastlanan hata, ortakların tasfiye memurlarına münferit işlem yapma yetkisi vermek istemelerine rağmen, genel kurul / ortaklar kurulu kararında yalnızca "Tasfiye işlemlerini yürütmek üzere A ve B'nin atanmasına" denilerek yetki şeklinin (münferit/müşterek) belirtilmemesidir. Bu suskunluk, TTK m. 278/1 gereği yasal karine olarak "müşterek (birlikte) yetki" olarak tescil edilir ve ileride memurların tekil bankacılık işlemleri dahi yapamamasına yol açar. Bir diğer hata ise, münferit yetki verilmesine rağmen, bu durumun sicile tescil edilmeyip sadece karar defterinde bırakılmasıdır. TTK m. 278/2 amir hükmü gereği tescil ve ilan şartı yerine getirilmezse, yetki iyiniyetli üçüncü kişilere karşı hüküm doğurmaz.

7. Eleştirel Değerlendirme

Doktrinde Ünal Tekinalp, Reha Poroy ve Ersin Çamoğlu gibi müellifler tarafından sıklıkla dile getirilen husus; şahıs şirketlerindeki sınırsız sorumluluk ilkesi ile ticari hayatın gerektirdiği pratiklik arasındaki ince dengedir. TTK m. 278'de öngörülen "birlikte hareket" ilkesi, teorik olarak ortakların menfaatlerini en üst düzeyde koruyan ve olası yetki suistimallerini (örneğin tek bir memurun şirket aktifini hileli şekilde düşük bedelle satmasını) engelleyen mükemmel bir sigortadır.

Ancak eleştirel bir perspektiften bakıldığında, bilhassa günümüz dijital ekonomisi ve seri hukuki işlemler çağında, çok sayıda tasfiye memuru olan şirketlerde "birlikte hareket" kuralı, tasfiye sürecini hantallaştırmakta ve gereksiz yere uzatmaktadır. Nitekim kanun koyucunun TTK m. 281'de pasif temsil ve acil yargısal başvurular (kanun yolu vs.) için münferit yetkiyi istisnai olarak tanıması, bu hantallığın kanun koyucu tarafından da öngörüldüğünü kanıtlamaktadır.

Mevcut düzenlemede tasfiye memurlarının, "belli konularda" (örneğin X meblağa kadar olan alacakların tahsilinde veya SGK, vergi dairesi gibi kurumlardaki beyannamelerin verilmesinde) münferit, "bazı kritik konularda" (örneğin gayrimenkul satışı) müşterek yetkili kılınmasına açık bir yasal engel olmamakla birlikte, TTK m. 278 lafzının sadece "birlikte veya yalnız başına" dikotomisine (ikiliğine) yer vermesi, uygulamada sicil müdürlükleri tarafından yetki sınırlandırmalarının tescilinde duraksamalara yol açmaktadır. De lege ferenda (olması gereken hukuk) bakımından, tasfiye memurlarının yetkilerinin konu, miktar veya işlem türü bazında parçalı (kadademeli) olarak tescil edilebileceğinin, anonim şirketlerin temsilindeki TTK m. 371/3 iç yönerge rejimine benzer bir esneklikle kanunda daha sarih bir şekilde ifade edilmesi, doktriner bütünlüğe ve ticari hayatın ihtiyaçlarına daha uygun düşecektir.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.

Metodolojik Not

Bu çalışma, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. İçerik, güncel kanun değişiklikleri ve yüksek yargı kararları ışığında revize edilmektedir.