RESMİ METİN

b) Sona ermeden sonra atama


Madde 275 - (1) Şirketin sona ermesinden sonra, ortaklar arasından seçilen tasfiy e memurları, diğer ortakların oybirliğiyle verecekleri bir kararla görevden alınabilirler. Oybirliğine ulaşılamadığı takdirde ortaklardan herhangi birinin istemi üzerine, haklı sebepler varsa, mahkemece görevden alınabilirler.


AKADEMİK YORUM VE ANALİZ

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 275. maddesi, kanunun "Ticaret Şirketleri" başlıklı İkinci Kitabının, "Kollektif Şirket" düzenlemelerini ihtiva eden Dördüncü Kısmının "Tasfiye" başlıklı Beşinci Bölümünde yer almaktadır [1, 2]. İlgili hüküm, kollektif şirketlerin sona ermesinden sonra ortaklar arasından atanmış olan tasfiye memurlarının görevden alınma usulünü ve bunun hukuki şartlarını düzenlemektedir [2].

Şahıs şirketlerinin, özellikle de kollektif ortaklıkların temelini oluşturan en önemli unsur, ortaklar arasındaki sıkı ve kişisel güven ilişkisidir (intuitu personae) [3]. Ortaklık ilişkisi devam ederken büyük bir hassasiyet taşıyan bu güven unsuru, şirketin infisah etmesi veya feshedilmesiyle başlayan tasfiye sürecinde de hayati önemini korur. Zira tasfiye memurları, şirketin süregelen işlemlerini tamamlamak, alacakları tahsil etmek, aktifleri paraya çevirmek ve şirket borçlarını ödemek gibi son derece kritik ve doğrudan ortakların şahsi malvarlıklarını etkileyebilecek işlemleri yürütmekle görevlidirler [4]. TTK m. 275, tasfiye sürecini yürütecek olan memurun "ortaklar arasından" ve "şirketin sona ermesinden sonra" atanmış olması ihtimalinde, bu kişiye duyulan güvenin sarsılması veya görevin gereği gibi ifa edilmemesi durumunda devreye girecek hukuki koruma mekanizmalarını tesis etmiştir [2].

Hüküm, görevden alma mekanizmasını ikili bir yapıya oturtmuştur: Birincisi, diğer ortakların irade özerkliği ve oybirliğiyle alacakları karar; ikincisi ise bu oybirliğinin sağlanamadığı durumlarda mahkeme müdahalesidir [2]. Bu düzenleme, bir yandan şahıs şirketlerindeki temel karar alma mekanizması olan oybirliği ilkesini korurken, diğer yandan kilitlenme (deadlock) durumlarında azınlıkta kalan veya tek bir ortağın dahi haklı sebeplerin varlığı halinde yargısal koruma talep edebilmesini güvence altına almaktadır.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. Şirketin Sona Ermesinden Sonra Atama

TTK m. 275 hükmünün uygulama alanı bulabilmesi için aranan ilk şart, tasfiye memurunun şirketin sona erme tarihinden sonra atanmış olmasıdır [2]. Şirketin sona ermesi (infisah veya fesih), ticaret siciline tescil ve ilan ile üçüncü kişilere duyurulur [5, 6]. Tüzel kişilik, tasfiye gayesiyle sınırlı olarak devam eder ve şirket unvanına "tasfiye hâlinde" ibaresi eklenir [6]. Eğer tasfiye memuru, şirket sözleşmesiyle kuruluş aşamasında veya şirket henüz aktif ticari faaliyetini sürdürürken (sona ermeden önce) atanmışsa, görevden alınma usulü TTK m. 275’e göre değil, TTK m. 274’e göre belirlenir [7]. Kanun koyucu, atamanın yapıldığı zaman dilimine göre görevden alma usulünü farklı maddelerde tasnif etmiştir.

2.2. Diğer Ortakların Oybirliğiyle Görevden Alma

Maddede ifade edilen "diğer ortakların oybirliği" kavramı son derece kritik bir doktriner ayrımdır. Görevden alınması gündemde olan tasfiye memurunun bizzat ortak sıfatını haiz olması sebebiyle, kanun koyucu bu kişinin kendi azli yönündeki oylamada iradesini devre dışı bırakmıştır [2]. Yani, görevden alma kararı için tasfiye memuru olan ortağın oyu aranmaz; onun dışındaki tüm ortakların fire vermeksizin aynı yönde (görevden alma yönünde) irade beyanında bulunması yeterlidir. Şayet "diğer ortakların" tamamı görevden alma yönünde oy kullanırsa, herhangi bir haklı sebebin ispat edilmesine gerek kalmaksızın, salt irade özerkliği çerçevesinde tasfiye memuru görevden alınır.

2.3. Haklı Sebepler ve Mahkeme Kararıyla Görevden Alma

Eğer diğer ortaklar arasında oybirliği sağlanamazsa (örneğin, görevden alınması istenen tasfiye memurunu destekleyen başka bir ortak varsa), görevden alma işlemi ancak mahkeme kararı ile mümkündür [2]. TTK m. 275'in ikinci cümlesine göre, bu durumda ortaklardan herhangi biri mahkemeye başvurarak görevden alınmayı talep edebilir. Ancak hakimin bu yönde bir karar verebilmesi için "haklı sebeplerin" (just cause / wichtige Gründe) varlığı şarttır [2].

Haklı sebep kavramı TTK'da tanımlanmamış olmakla birlikte, kollektif ortaklıklarda fesih ve çıkarma hallerini düzenleyen diğer hükümlerden (örneğin TTK m. 245) ve İsviçre/Türk öğretisinden hareketle somutlaştırılır [8]. Tasfiye memurunun görevini savsaklaması, şirkete ihanet etmesi, taraflı davranması, kişisel menfaatleri uğruna şirketin ticaret unvanını veya mallarını kötüye kullanması, basiretli bir iş adamı gibi davranma ve özen yükümlülüğünü (TTK m. 286) ihlal etmesi yahut sürekli bir hastalık nedeniyle görevini ifa edemez duruma gelmesi doktrinde haklı sebep olarak kabul edilmektedir [8, 9]. Mahkeme, bu davanın açılması üzerine tasfiye memurunun eylemleri ile ortaklığın tasfiye menfaati arasındaki dengeyi gözeterek inşai (yenilik doğuran) bir karar verir.

3. Sistematik İlişkiler

Bu maddenin, Türk Ticaret Kanunu ve Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) diğer kurumlarıyla dikey ve yatay anlamda sıkı bir sistematik bağlantısı bulunmaktadır:

  • TTK m. 274 ve m. 276 — TTK m. 274, sona ermeden önce atanan tasfiye memuru ortakların görevden alınmasını düzenlerken [7]; TTK m. 276, ortak olmayan (üçüncü kişi) tasfiye memurlarının görevden alınmasını düzenler [10]. Her üç madde de nihayetinde haklı sebeplerin varlığı halinde mahkeme kararıyla görevden alınabilme güvencesini içermektedir.
  • TTK m. 245 ve m. 636 — Haklı sebep kavramının içtihadi altyapısı bakımından, kollektif şirketlerde haklı sebeple feshi düzenleyen TTK m. 245'teki ihlal halleri (şirkete ihanet, asli görevleri yerine getirmeme) kıyasen m. 275'teki haklı sebeplerin tespitinde kullanılır [8]. Keza limited şirketlerde haklı sebeple ortaklıktan çıkarılma ve fesih (m. 636, m. 640) hallerindeki "çekilmezlik" kriteri de mahkemenin takdir yetkisine ışık tutar [11, 12].
  • TTK m. 285 ve m. 286 — Tasfiye memurları tasfiye işlerini basiretli bir iş adamı gibi yürütmek zorundadır (m. 286) [9]. Bu özen yükümlülüğünün ihlali halinde m. 285 uyarınca müteselsil sorumlulukları doğar [13]. Memurun bu yümlülükleri ihlal etmesi, m. 275 kapsamında açılacak görevden alma davasının doğrudan maddi temelini oluşturur.
  • TMK m. 2 (Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı) — Gerek diğer ortakların oybirliğiyle aldıkları görevden alma kararında, gerekse bir ortağın mahkemeye başvurmasında dürüstlük kuralı sınırları gözetilmelidir [14, 15]. Sırf kişisel husumet veya tasfiye payını daha erken alabilmek amacıyla süreci baltalamak için açılan görevden alma davaları, TMK m. 2 uyarınca reddedilmelidir.

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve 11. Hukuk Dairesinin kollektif ve limited şirketlerdeki haklı sebep ile temsilcilerin ve tasfiye memurlarının azline ilişkin yerleşik içtihatları incelendiğinde şu ilkeler karşımıza çıkmaktadır:

  1. Somut ve Objektif İhlal Şartı: Yargıtay, yöneticilerin veya tasfiye memurlarının görevden alınmasında ileri sürülen "haklı sebebin", soyut iddialara dayanmamasını; şirketin malvarlığı haklarının tehlikeye atıldığının, sadakat ve özen borcunun ağır şekilde ihlal edildiğinin somut delillerle, defter ve belgelerle veya bağımsız denetim raporlarıyla kanıtlanmasını aramaktadır [16, 17].
  2. Gecikme ve Sürüncemede Bırakma: Yargıtay kararlarında, tasfiye sürecinin temel amacının "şirket malvarlığının en kısa sürede nakde çevrilip borçların ödenmesi ve kalanın dağıtılması" olduğu vurgulanarak; tasfiye memurunun süreci makul olmayan bir şekilde uzatması, kasıtlı olarak tasfiye bilançosunu hazırlamaması veya defterleri usulüne uygun tutmaması (TTK m. 287-288) haklı sebep olarak kabul edilmektedir [18, 19].
  3. Hasımlık ve Husumet: Yargıtay uygulamasına göre, görevden alma davasında husumet, yalnızca azli istenen tasfiye memuruna değil, aralarındaki hukuki organik bağ ve inşai kararın tesiri sebebiyle şirket tüzel kişiliğine de yöneltilmelidir [20, 21]. Tasfiye sürecindeki şirketin davada temsil edilebilmesi için gerektiğinde mahkemece kayyım atanması yoluna gidilebilmektedir [20].

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1 (Ortakların Oybirliği ile Azil): A, B, C ve D isimli ortaklardan oluşan bir kollektif şirket, alınan fesih kararı üzerine tasfiye sürecine girmiş ve şirketin sona ermesi sicile tescil edilmiştir. Tasfiye işlerini yürütmesi için ortaklardan A, tasfiye memuru olarak atanmıştır. Ancak A, şirket gayrimenkullerini rayiç bedelin çok altında satmak için üçüncü kişilerle görüşmelere başlamıştır. Bu durumu fark eden ortaklar B, C ve D toplanarak, tasfiye memuru A'nın görevden alınmasına karar verirler. A, kendisinin bu karara katılmadığını ve oybirliği sağlanamadığını ileri sürer. Hukuki Analiz: TTK m. 275/1 hükmü açıkça "diğer ortakların oybirliğiyle" ibaresini kullanmıştır [2]. Bu lafzi düzenleme karşısında, görevden alınacak olan tasfiye memuru A'nın oyu dikkate alınmaz. B, C ve D'nin firesiz olarak aldıkları karar, A'nın görevden alınması için yeterli ve hukuka uygundur. Herhangi bir haklı sebebin varlığını mahkemede ispat etmelerine gerek yoktur.

Olay 2 (Mahkeme Kararıyla Haklı Sebeple Azil): A, B ve C ortaklı bir kollektif şirketin infisahından sonra ortak A tasfiye memuru atanmıştır. A, şirket alacaklarını tahsil etmek için hiçbir hukuki girişimde bulunmamakta ve tasfiye işlemlerini altı aydır sürüncemede bırakmaktadır. Ortak B, A'nın görevden alınmasını talep eder, ancak diğer ortak C (A'nın kardeşi olduğu için) bu karara katılmaz. Oybirliği sağlanamaz. Hukuki Analiz: TTK m. 275 uyarınca diğer ortakların oybirliği sağlanamadığından [2], B'nin doğrudan Asliye Ticaret Mahkemesine başvurarak A'nın görevden alınmasını talep etmesi gerekmektedir [2]. Mahkeme, A'nın tasfiye sürecini basiretli bir iş adamı gibi yürütüp yürütmediğini (TTK m. 286) ve süreci makul olmayan şekilde uzatıp uzatmadığını inceleyecektir [9]. İddialar sübut bulduğunda, durum "haklı sebep" teşkil edeceğinden, mahkeme A'yı görevden alarak yerine (gerekirse üçüncü kişi) yeni bir tasfiye memuru atayacaktır [2, 10].

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat Yükü: Ortaklar arasında oybirliği sağlanamaması halinde açılacak haklı sebeple azil davasında ispat yükü (HMK m. 190, TMK m. 6 uyarınca) davacı tarafa, yani tasfiye memurunun görevden alınmasını talep eden ortağa aittir [22]. Davacı, tasfiye memurunun eyleminin ortaklık için yarattığı zararı veya süreci nasıl tıkadığını usulüne uygun delillerle ispatlamalıdır [16].
  • Görevli ve Yetkili Mahkeme: TTK m. 275 kapsamında açılacak görevden alma davalarında, davanın niteliği gereği "şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesi" kesin yetkilidir (TTK m. 561 kıyasen ve HMK m. 14 kapsamında değerlendirilerek) [23-25]. Uyuşmazlıklar basit yargılama usulüne tabidir (TTK m. 268/3, m. 1521) [6, 26].
  • İhtiyati Tedbir İstemi: Dava süresince tasfiye memurunun şirket malları üzerinde tasarrufta bulunarak geri dönülmez zararlara (örneğin şirket malvarlığını muvazaalı şekilde devretmesine) yol açma ihtimali varsa, davacı ortak HMK m. 389 vd. uyarınca yetkilerin sınırlandırılması veya geçici tasfiye memuru/kayyım atanması yönünde ihtiyati tedbir talep etmelidir [20, 27].
  • Yaygın Uygulama Hataları: Uygulamada en sık karşılaşılan hata, TTK m. 275'teki "diğer ortakların oybirliği" kuralının yanlış yorumlanması ve azli istenen tasfiye memurunun oyunun da yetersayı hesabına dâhil edilmeye çalışılmasıdır. Diğer bir hata ise husumetin yalnızca tasfiye memuruna yöneltilip, tüzel kişiliği tasfiye amacıyla devam eden şirketin davalı olarak gösterilmemesidir.

7. Eleştirel Değerlendirme

Doktrinde ve uygulamada TTK m. 274 ile m. 275 arasındaki ikili ayrımın (sona ermeden önce atananlar vs. sona ermeden sonra atananlar) pratik sonuçları itibarıyla zaman zaman iç içe geçtiği görülmektedir [2, 7]. Kanun koyucunun, sona ermeden önce atanan memurun azlini m. 274'te, sonra atananın azlini m. 275'te düzenlemesi sistematik açıdan tutarlı olmakla birlikte, her iki halin de aynı hukuki rasyoya (diğer ortakların oybirliği veya mahkemece haklı sebep tespiti) dayanması nedeniyle bu iki maddenin tek bir hüküm altında birleştirilmesinin norm ekonomisi bakımından daha isabetli olacağı savunulabilir.

Bunun yanı sıra, "haklı sebep" (wichtige Gründe) kavramının son derece geniş yoruma müsait olması, yargılama sürecinin uzamasına sebebiyet vermektedir [28]. Tasfiye sürecinin asli amacı şirketi hızla, adil ve güvenilir bir şekilde sonlandırmaktır [9]. Bu sebeple, mahkemelerin bu davalarda basit yargılama usulünün (TTK m. 1521) ruhuna uygun olarak süreci ivedilikle sonuçlandırmaları ve telafisi imkânsız zararların doğmasını beklemeden gerekli tedbir kararlarını (örneğin TTK m. 282 bağlamında yetki daraltması) [29] cesaretle almaları, doktrinde ağırlıklı olarak benimsenen görüştür.


Metodolojik Not

Bu yorum, akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, ilgili doktrin tartışmaları (Reha Poroy, Ünal Tekinalp, Sabih Arkan, Mehmet Bahtiyar vd. görüşleri) ve Yargıtay’ın yerleşik içtihatları çerçevesinde tamamen objektif norm analizi esasına dayalı olarak hazırlanmıştır. Hukuki terimlerin kullanımında şerh geleneğine ve Yüksek Mahkeme diline sadık kalınmıştır.

Metodolojik Not

Bu çalışma, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. İçerik, güncel kanun değişiklikleri ve yüksek yargı kararları ışığında revize edilmektedir.