1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) İkinci Kitap, Üçüncü Kısım, Dördüncü Bölümünde yer alan “Kollektif Şirket”e ilişkin hükümler silsilesinde, tasfiye sürecini düzenleyen alt bölümde yer alan 268. madde, tasfiye memurlarının ortakların kararlarına uyma zorunluluğunu ve bu kararlara katılma hakkının istisnai intikal hallerini düzenlemektedir [1].
Kollektif şirketler, ortakların şirketin borç ve taahhütlerinden dolayı alacaklılara karşı müteselsilen ve bütün malvarlıkları ile sorumlu oldukları, tipik birer şahıs şirketidir [2]. Bu nitelikleri gereği, şirketin tasfiyesi süreci, ortakların kişisel malvarlıklarını doğrudan tehdit etme potansiyeline sahiptir. Tasfiye süreci kural olarak tasfiye memurları tarafından yürütülse de, tasfiye memurlarının şirket ortaklarının müşterek iradesinden bağımsız ve tamamen otonom hareket etmeleri, şahıs şirketi doğasıyla bağdaşmaz. Kanun koyucu, TTK m. 268 hükmüyle, tasfiye memurlarının, tasfiyeye ilişkin konularda ortakların "oybirliğiyle" aldıkları kararlarla bağlı olduğunu açıkça ifade ederek ortakların tasfiye üzerindeki üstün iradesini ve denetimini güvence altına almıştır [1].
Bununla birlikte kanun koyucu, maddenin ikinci fıkrasında bir ortağın ölümü, iflası veya kısıtlanması durumunda tasfiye kararlarına katılma hakkının kime ait olacağını düzenleyerek tasfiye sürecinde yaşanabilecek temsiliyet krizlerini önlemeyi amaçlamış; üçüncü fıkrasında ise tasfiye memurları ile ortaklar arasında çıkabilecek uyuşmazlıkların çözümünde "basit yargılama usulü"nü benimseyerek tasfiyenin sürüncemede kalmasını engelleyecek kesin ve hızlı bir yargısal mekanizma kurmuştur [1, 3].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Oybirliğiyle Alınan Kararlara Uyma Zorunluluğu
TTK m. 268/1 uyarınca, tasfiye memurları, görevlerini ifa ederken ortakların tasfiyeye ilişkin oybirliğiyle verdikleri kararlara göre hareket etmekle yükümlüdür [1]. Burada kanun koyucu, kural olarak "oybirliği" şartını aramıştır. Tasfiye memurunun atandığı andan itibaren tüm yetkiyi mutlak surette devraldığı yönündeki bir düşünce hatalıdır. Zira kollektif şirket ortakları, tasfiye sürecinde şirket malvarlığının nasıl paraya çevrileceği (örneğin TTK m. 295 kapsamında toptan satış gibi) veya alacakların tahsil yöntemi gibi hususlarda ortak bir irade geliştirebilirler [4]. Ortakların kişisel sorumluluk riskleri devam ettiği için [2, 5], bu iradenin tasfiye memurunu bağlayıcı olması şahıs ortaklıkları sistematiğinin zorunlu bir sonucudur. Ancak bu emredici gücün doğabilmesi için kararın oybirliğiyle alınmış olması şarttır.
2.2. Kararlara Katılma Hakkının Özel Durumlarda Kullanılması
Maddenin ikinci fıkrası, kollektif şirket yapısında sıkça rastlanabilecek statü değişikliklerini (iflas, ölüm, kısıtlanma) ele almaktadır [1].
- Ortağın İflası: Ortağın iflası halinde, ortağın malvarlığı üzerindeki tasarruf yetkisi kısıtlanacağından ve bu pay iflas masasına dâhil olacağından, tasfiye memurlarının atanması, görevden alınması veya tasfiye memurlarına talimat verilmesi kararlarına katılma hakkı "İflas İdaresine" geçer [1]. İflas idaresi, masanın kanuni temsilcisi olarak bu hakkı iflas alacaklılarının menfaatini maksimize edecek şekilde kullanır [6].
- Ortağın Ölümü (Mirasçıların Durumu): Şahıs şirketlerinde ortağın ölümü kural olarak infisah sebebi olmakla birlikte, şirketin tasfiye aşamasına geçmesi halinde ölen ortağın hakları mirasçılarına intikal eder. Ancak TTK m. 268/2, birden çok mirasçının şirketin tasfiye mekanizmasını kilitlememesi adına, mirasçıların "oybirliğiyle atayacakları bir temsilci" vasıtasıyla kendilerini temsil ettireceklerini amirdir [1]. Mirasçılar arasında uyuşmazlık çıkar ve oybirliği sağlanamazsa, bu temsilci mahkeme tarafından atanır [1].
- Ortağın Kısıtlanması: Kısıtlılık durumunda, ortağı ilgilendiren hukuki işlemlerde temsil yetkisi "kanuni temsilciye" (vasiye) ait olacaktır [1].
2.3. Uyuşmazlıkların Çözüm Usulü ve Kararın Kesinliği
TTK m. 268/3, ortaklar ile tasfiye memurları arasında, talimatlara uyulup uyulmadığı veya tasfiyenin yürütülüş biçimine dair çıkacak uyuşmazlıklarda uygulanacak usulü belirler [3]. Tasfiye sürecinin süratle tamamlanması, hem şirket alacaklıları hem de şahsi sorumluluk altındaki ortaklar için hayati önem taşır. Bu nedenle kanun koyucu, bu davalarda HMK m. 316 vd. uyarınca "basit yargılama usulü"nün uygulanmasını ve kararın en kısa zamanda verilmesini emretmiştir [3]. Daha da önemlisi, mahkemenin bu hususta vereceği kararlar "kesindir" (kanun yoluna kapalıdır) [3].
3. Sistematik İlişkiler
- TTK m. 236 (Ortakların Müteselsil Sorumluluğu): Kollektif şirket ortaklarının şirket alacaklılarına karşı ikinci dereceden, ancak müteselsil ve tüm malvarlıklarıyla sorumlu olmaları kuralı [2], TTK m. 268'deki oybirliği ile talimat verebilme hakkının "ratio legis"ini (kanunun konuluş amacını) oluşturur.
- TTK m. 274, 275 ve 276 (Tasfiye Memurlarının Görevden Alınması): Ortakların tasfiye memurlarına talimat verme yetkisi, gerektiğinde onları görevden alma yetkisiyle desteklenmiştir. Tasfiye memurları ister ortaklardan ister üçüncü kişilerden olsun, haklı sebeplerin varlığı halinde veya ortakların oybirliğiyle görevden alınabilirler [7-9]. TTK m. 268/1 uyarınca verilen oybirliği kararlarına tasfiye memurunun ısrarla uymaması, şüphesiz TTK m. 274 vd. uyarınca görevden alma davası için bir haklı sebep teşkil edecektir.
- HMK m. 316 vd. ve TTK m. 1521 (Basit Yargılama Usulü): TTK m. 268/3'te öngörülen basit yargılama usulü, TTK m. 1521'deki şirketler hukuku ihtilaflarına ilişkin genel kuralla uyum içindedir [3, 10]. Ayrıca "kararlar kesindir" hükmü, HMK sistematiğinde olağan kanun yollarına (istinaf/temyiz) başvuru hakkını kaldıran özel bir usul hükmü niteliğindedir.
- TMK m. 640 (Miras Ortaklığında Elbirliği Mülkiyeti): Ölen ortağın mirasçılarının şirkete karşı haklarını birlikte ve oybirliğiyle kullanmaları zorunluluğu, Türk Medeni Kanunu'ndaki terekenin elbirliği mülkiyeti rejimi ile tam bir teorik paralellik gösterir.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve 11. Hukuk Dairesi'nin istikrar kazanmış içtihatlarına göre, kollektif şirketlerin tasfiyesinde öncelikli amaç; alacaklıların tatmini, ortakların kişisel sorumluluklarının tasfiyesi ve bakiyenin dağıtımıdır. Yargıtay kararlarında, TTK m. 268 (ve mülga 6762 sayılı TTK'daki karşılığı) uyarınca tasfiye memurlarının ortakların "oybirliğiyle" aldıkları kararlara uyması gerektiği vurgulanmakla birlikte, bu oybirliği kararlarının, tasfiyenin amacına veya alacaklıların menfaatine (örneğin şirketin borca batık olmasına rağmen aktiflerin muvazaalı şekilde düşük bedelle satılması yönündeki talimatlar) aykırı olamayacağı belirtilmektedir.
Ayrıca, yargılamanın basit yargılama usulüne tabi tutulduğu durumlarda, Yargıtay, yerel mahkemelerin tensip zaptı ile duruşma açmadan dosya üzerinden karar vermesinin (HMK sınırları içinde kalınarak) tasfiyenin hızlandırılması amacına hizmet ettiği halleri hukuka uygun bulmaktadır. Ancak "ilgililerin dinlenmesi" şartı gereği, tasfiye memuru ve ortakların beyanları alınmadan verilecek kararlar usule aykırılık teşkil etmektedir [3]. Üçüncü fıkradaki "karar kesindir" ibaresi nedeniyle, mahkemenin m. 268/3 kapsamında verdiği bir talimat/uyuşmazlık kararına karşı yapılan temyiz/istinaf talepleri doğrudan usulden reddedilmektedir.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1:
Olay: (X) Kollektif Şirketinin tasfiye sürecinde, ortaklar (A), (B) ve (C) oybirliği ile şirkete ait gayrimenkulün piyasa koşullarındaki dalgalanma sebebiyle 6 ay süreyle satılmaması yönünde karar alırlar. Ancak mahkeme tarafından atanan dışarıdan tasfiye memuru (T), alacaklıların baskısını ileri sürerek gayrimenkulü derhal ihaleye çıkarmak ister.
Hukuki analiz: TTK m. 268/1 son derece açıktır; tasfiye memurları ortakların tasfiyeye ilişkin oybirliğiyle verdikleri kararlara göre hareket etmek zorundadır [1]. Tasfiye memurunun, oybirliğiyle alınmış bu kararı tek taraflı olarak yok sayma yetkisi yoktur. Tasfiye memuru (T) buna aykırı hareket ederse, ortaklar TTK m. 268/3 kapsamında Asliye Ticaret Mahkemesine başvurarak tasfiye memurunun işleminin durdurulmasını/önlenmesini talep edebilirler [3].
Olay 2:
Olay: (Y) Kollektif Şirketinin tasfiyesi sırasında, ortaklardan biri vefat etmiştir. Geriye üç mirasçı kalmıştır. Mirasçılardan ikisi, şirketin aktiflerinin satışı konusunda diğer ortaklarla aynı fikirde iken, üçüncü mirasçı yurt dışında yaşamakta ve işlemlere katılmamakta, vekâlet de vermemektedir. Diğer ortaklar ve anlaşan mirasçılar süreci hızlandırmak istemektedir.
Hukuki analiz: TTK m. 268/2 gereğince, ölen ortağın mirasçılarının kararlara katılma hakkı için kendilerini oybirliğiyle atayacakları tek bir temsilci ile temsil ettirmeleri zorunludur [1]. Olayda oybirliği sağlanamamaktadır (bir mirasçı hareketsizdir). Bu durumda yapılması gereken, ortakların veya ilgili mirasçıların Asliye Ticaret Mahkemesine başvurarak, mirasçıları temsil etmek üzere bir "temsilcinin mahkemece atanmasını" talep etmeleridir [1]. Temsilci atandıktan sonra, mirasçıların oyu bu temsilci vasıtasıyla kullanılacaktır.
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat yükü: Tasfiye memuruna ortaklar tarafından bir talimat verildiğinin ve bu talimatın "oybirliğiyle" alındığının ispat yükü, bunu iddia eden ortaklara aittir. Kararın yazılı bir tutanağa bağlanması ispat açısından elzemdir.
- Zamanaşımı / Süreler: TTK m. 268/3 kapsamındaki uyuşmazlıklarda mahkemenin "en kısa zamanda" karar vermesi kanuni bir direktiftir [3]. Bu davalarda kesin bir zamanaşımı süresi işlememekle birlikte, tasfiye süreci devam ettiği müddetçe talepte bulunulabilir.
- Görevli/yetkili mahkeme: Görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesi olup, kesin yetkili mahkeme kural olarak "şirketin merkezinin bulunduğu yer" mahkemesidir.
- Yaygın uygulama hataları: Şirket sözleşmesinde aksi bir düzenleme varmışçasına, ortakların oyçokluğu ile aldığı kararları tasfiye memurlarına dayatmaya çalışması yaygın bir hatadır. Kanun açıkça "oybirliği" şartını aramıştır [1]. Bir diğer hata, mirasçıların ayrı ayrı irade beyanında bulunarak tasfiye memuruna talimat vermeye çalışmalarıdır; kanun tek bir temsilci atanmasını emreder [1].
7. Eleştirel Değerlendirme
Doktrinde TTK m. 268 hükmü genel itibarıyla şahıs şirketlerinin "kisişel güven" ve "ortakların üstün iradesi" prensipleriyle uyumlu bulunsa da, bazı eleştirilere de tabidir. Özellikle birinci fıkradaki mutlak "oybirliği" şartı, ortaklar arasında derin husumetlerin bulunduğu tasfiye süreçlerinde mekanizmayı kilitlenme noktasına getirebilmektedir. Bir tek ortağın kötü niyetli olarak tüm rasyonel satış veya borç tasfiyesi kararlarını veto etmesi durumunda, tasfiye memurunun inisiyatif alanı tamamen daralmaktadır.
Ayrıca üçüncü fıkrada uyuşmazlıkların çözümünde mahkeme kararının "kesin" olduğunun belirtilmesi [3], adil yargılanma ve hukuki dinlenilme hakları bağlamında doktrinde tartışılmaktadır. Tasfiyenin süratle bitirilmesi adına yargılamanın tek dereceli hale getirilmesi pragmatik bir çözüm olsa da, ortakların sınırsız kişisel sorumluluk taşıdığı bir yapı içerisinde, mahkemenin vereceği hatalı bir uyuşmazlık çözüm kararının geri dönülemez zararlar (örneğin şirkete ait çok değerli bir patentin veya fabrikanın tasfiye memurunca haraç mezat satılmasını onaylayan bir karar) doğurabileceği unutulmamalıdır. Bu nedenle, hâkimlerin TTK m. 268/3 kapsamındaki kararlarında, tarafların delillerini derinlemesine incelemesi ve "dinlenilme" kuralını [3] salt şekli bir zorunluluk olarak görmeyip esasa etkili şekilde uygulaması elzemdir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) İkinci Kitap, Üçüncü Kısım, Dördüncü Bölümünde yer alan “Kollektif Şirket”e ilişkin hükümler silsilesinde, tasfiye sürecini düzenleyen alt bölümde yer alan 268. madde, tasfiye memurlarının ortakların kararlarına uyma zorunluluğunu ve bu kararlara katılma hakkının istisnai intikal hallerini düzenlemektedir [1].
Kollektif şirketler, ortakların şirketin borç ve taahhütlerinden dolayı alacaklılara karşı müteselsilen ve bütün malvarlıkları ile sorumlu oldukları, tipik birer şahıs şirketidir [2]. Bu nitelikleri gereği, şirketin tasfiyesi süreci, ortakların kişisel malvarlıklarını doğrudan tehdit etme potansiyeline sahiptir. Tasfiye süreci kural olarak tasfiye memurları tarafından yürütülse de, tasfiye memurlarının şirket ortaklarının müşterek iradesinden bağımsız ve tamamen otonom hareket etmeleri, şahıs şirketi doğasıyla bağdaşmaz. Kanun koyucu, TTK m. 268 hükmüyle, tasfiye memurlarının, tasfiyeye ilişkin konularda ortakların "oybirliğiyle" aldıkları kararlarla bağlı olduğunu açıkça ifade ederek ortakların tasfiye üzerindeki üstün iradesini ve denetimini güvence altına almıştır [1].
Bununla birlikte kanun koyucu, maddenin ikinci fıkrasında bir ortağın ölümü, iflası veya kısıtlanması durumunda tasfiye kararlarına katılma hakkının kime ait olacağını düzenleyerek tasfiye sürecinde yaşanabilecek temsiliyet krizlerini önlemeyi amaçlamış; üçüncü fıkrasında ise tasfiye memurları ile ortaklar arasında çıkabilecek uyuşmazlıkların çözümünde "basit yargılama usulü"nü benimseyerek tasfiyenin sürüncemede kalmasını engelleyecek kesin ve hızlı bir yargısal mekanizma kurmuştur [1, 3].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Oybirliğiyle Alınan Kararlara Uyma Zorunluluğu
TTK m. 268/1 uyarınca, tasfiye memurları, görevlerini ifa ederken ortakların tasfiyeye ilişkin oybirliğiyle verdikleri kararlara göre hareket etmekle yükümlüdür [1]. Burada kanun koyucu, kural olarak "oybirliği" şartını aramıştır. Tasfiye memurunun atandığı andan itibaren tüm yetkiyi mutlak surette devraldığı yönündeki bir düşünce hatalıdır. Zira kollektif şirket ortakları, tasfiye sürecinde şirket malvarlığının nasıl paraya çevrileceği (örneğin TTK m. 295 kapsamında toptan satış gibi) veya alacakların tahsil yöntemi gibi hususlarda ortak bir irade geliştirebilirler [4]. Ortakların kişisel sorumluluk riskleri devam ettiği için [2, 5], bu iradenin tasfiye memurunu bağlayıcı olması şahıs ortaklıkları sistematiğinin zorunlu bir sonucudur. Ancak bu emredici gücün doğabilmesi için kararın oybirliğiyle alınmış olması şarttır.
2.2. Kararlara Katılma Hakkının Özel Durumlarda Kullanılması
Maddenin ikinci fıkrası, kollektif şirket yapısında sıkça rastlanabilecek statü değişikliklerini (iflas, ölüm, kısıtlanma) ele almaktadır [1].
2.3. Uyuşmazlıkların Çözüm Usulü ve Kararın Kesinliği
TTK m. 268/3, ortaklar ile tasfiye memurları arasında, talimatlara uyulup uyulmadığı veya tasfiyenin yürütülüş biçimine dair çıkacak uyuşmazlıklarda uygulanacak usulü belirler [3]. Tasfiye sürecinin süratle tamamlanması, hem şirket alacaklıları hem de şahsi sorumluluk altındaki ortaklar için hayati önem taşır. Bu nedenle kanun koyucu, bu davalarda HMK m. 316 vd. uyarınca "basit yargılama usulü"nün uygulanmasını ve kararın en kısa zamanda verilmesini emretmiştir [3]. Daha da önemlisi, mahkemenin bu hususta vereceği kararlar "kesindir" (kanun yoluna kapalıdır) [3].
3. Sistematik İlişkiler
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve 11. Hukuk Dairesi'nin istikrar kazanmış içtihatlarına göre, kollektif şirketlerin tasfiyesinde öncelikli amaç; alacaklıların tatmini, ortakların kişisel sorumluluklarının tasfiyesi ve bakiyenin dağıtımıdır. Yargıtay kararlarında, TTK m. 268 (ve mülga 6762 sayılı TTK'daki karşılığı) uyarınca tasfiye memurlarının ortakların "oybirliğiyle" aldıkları kararlara uyması gerektiği vurgulanmakla birlikte, bu oybirliği kararlarının, tasfiyenin amacına veya alacaklıların menfaatine (örneğin şirketin borca batık olmasına rağmen aktiflerin muvazaalı şekilde düşük bedelle satılması yönündeki talimatlar) aykırı olamayacağı belirtilmektedir.
Ayrıca, yargılamanın basit yargılama usulüne tabi tutulduğu durumlarda, Yargıtay, yerel mahkemelerin tensip zaptı ile duruşma açmadan dosya üzerinden karar vermesinin (HMK sınırları içinde kalınarak) tasfiyenin hızlandırılması amacına hizmet ettiği halleri hukuka uygun bulmaktadır. Ancak "ilgililerin dinlenmesi" şartı gereği, tasfiye memuru ve ortakların beyanları alınmadan verilecek kararlar usule aykırılık teşkil etmektedir [3]. Üçüncü fıkradaki "karar kesindir" ibaresi nedeniyle, mahkemenin m. 268/3 kapsamında verdiği bir talimat/uyuşmazlık kararına karşı yapılan temyiz/istinaf talepleri doğrudan usulden reddedilmektedir.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1: Olay: (X) Kollektif Şirketinin tasfiye sürecinde, ortaklar (A), (B) ve (C) oybirliği ile şirkete ait gayrimenkulün piyasa koşullarındaki dalgalanma sebebiyle 6 ay süreyle satılmaması yönünde karar alırlar. Ancak mahkeme tarafından atanan dışarıdan tasfiye memuru (T), alacaklıların baskısını ileri sürerek gayrimenkulü derhal ihaleye çıkarmak ister. Hukuki analiz: TTK m. 268/1 son derece açıktır; tasfiye memurları ortakların tasfiyeye ilişkin oybirliğiyle verdikleri kararlara göre hareket etmek zorundadır [1]. Tasfiye memurunun, oybirliğiyle alınmış bu kararı tek taraflı olarak yok sayma yetkisi yoktur. Tasfiye memuru (T) buna aykırı hareket ederse, ortaklar TTK m. 268/3 kapsamında Asliye Ticaret Mahkemesine başvurarak tasfiye memurunun işleminin durdurulmasını/önlenmesini talep edebilirler [3].
Olay 2: Olay: (Y) Kollektif Şirketinin tasfiyesi sırasında, ortaklardan biri vefat etmiştir. Geriye üç mirasçı kalmıştır. Mirasçılardan ikisi, şirketin aktiflerinin satışı konusunda diğer ortaklarla aynı fikirde iken, üçüncü mirasçı yurt dışında yaşamakta ve işlemlere katılmamakta, vekâlet de vermemektedir. Diğer ortaklar ve anlaşan mirasçılar süreci hızlandırmak istemektedir. Hukuki analiz: TTK m. 268/2 gereğince, ölen ortağın mirasçılarının kararlara katılma hakkı için kendilerini oybirliğiyle atayacakları tek bir temsilci ile temsil ettirmeleri zorunludur [1]. Olayda oybirliği sağlanamamaktadır (bir mirasçı hareketsizdir). Bu durumda yapılması gereken, ortakların veya ilgili mirasçıların Asliye Ticaret Mahkemesine başvurarak, mirasçıları temsil etmek üzere bir "temsilcinin mahkemece atanmasını" talep etmeleridir [1]. Temsilci atandıktan sonra, mirasçıların oyu bu temsilci vasıtasıyla kullanılacaktır.
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
Doktrinde TTK m. 268 hükmü genel itibarıyla şahıs şirketlerinin "kisişel güven" ve "ortakların üstün iradesi" prensipleriyle uyumlu bulunsa da, bazı eleştirilere de tabidir. Özellikle birinci fıkradaki mutlak "oybirliği" şartı, ortaklar arasında derin husumetlerin bulunduğu tasfiye süreçlerinde mekanizmayı kilitlenme noktasına getirebilmektedir. Bir tek ortağın kötü niyetli olarak tüm rasyonel satış veya borç tasfiyesi kararlarını veto etmesi durumunda, tasfiye memurunun inisiyatif alanı tamamen daralmaktadır.
Ayrıca üçüncü fıkrada uyuşmazlıkların çözümünde mahkeme kararının "kesin" olduğunun belirtilmesi [3], adil yargılanma ve hukuki dinlenilme hakları bağlamında doktrinde tartışılmaktadır. Tasfiyenin süratle bitirilmesi adına yargılamanın tek dereceli hale getirilmesi pragmatik bir çözüm olsa da, ortakların sınırsız kişisel sorumluluk taşıdığı bir yapı içerisinde, mahkemenin vereceği hatalı bir uyuşmazlık çözüm kararının geri dönülemez zararlar (örneğin şirkete ait çok değerli bir patentin veya fabrikanın tasfiye memurunca haraç mezat satılmasını onaylayan bir karar) doğurabileceği unutulmamalıdır. Bu nedenle, hâkimlerin TTK m. 268/3 kapsamındaki kararlarında, tarafların delillerini derinlemesine incelemesi ve "dinlenilme" kuralını [3] salt şekli bir zorunluluk olarak görmeyip esasa etkili şekilde uygulaması elzemdir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.