1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 263. maddesi, şahıs şirketlerinde (özellikle kollektif ve atıf yoluyla komandit şirketlerde) ortaklık sıfatının sona ermesi (çıkma veya çıkarılma) halinde, ayrılma anında henüz tamamlanmamış olan şirket işlerinin hukuki akıbetini ve ayrılan ortağın bu işler üzerindeki hak ve yükümlülüklerini düzenlemektedir [1, 2]. Şahıs şirketleri, ortaklar arasındaki sıkı güven ilişkisine (intuitu personae) dayanan ve ortakların kişisel emek ile malvarlıklarının ön planda olduğu yapılardır. Bir ortağın şirketten ayrılması, kural olarak onun şirketle olan tüm hukuki ve ekonomik bağlarının o an itibarıyla bıçak gibi kesilmesi sonucunu doğurmaz. Kanun koyucu, TTK m. 263 hükmü ile, ayrılan ortağın malvarlıksal menfaatleri ile şirketin ve kalan ortakların ticari devamlılık menfaatleri arasında adil bir denge (menfaatler dengesi) kurmayı amaçlamıştır [1].
Bu maddenin ratio legis’i (konuluş amacı), şirketin ticari hayatının sekteye uğramasını engellemek ve kalan ortaklara devam eden işleri serbestçe, en faydalı şekilde tamamlama yetkisi verirken; aynı zamanda ayrılan ortağın, kendi döneminde başlamış olan risklerden ve olası kârlardan dışlanmasının önüne geçmektir. Zira, ayrılma anından önce girişilen ticari angajmanların maliyetine ve riskine katlanmış olan bir ortağın, bu işlerin meyvelerinden (veya zararlarından) mahrum bırakılması sebepsiz zenginleşmeye ve hakkaniyete aykırı olacaktır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Ayrılmadan Önce Başlamış Olan İşler ve Doğrudan Doğruya Sonuçlar
Hükmün ilk fıkrası uyarınca, çıkarılan veya çıkan ortak, ayrılmadan önce başlamış olan işlerin "doğrudan doğruya sonuçları" olan hak ve borçlara katılır [1]. Bu kavram, ayrılma anından önce fiilen başlanmış, sözleşmesi akdedilmiş, yatırımı yapılmış veya hazırlıklarına girişilmiş ticari işlemleri ifade eder. "Doğrudan doğruya sonuçlar" (illiyet bağı) kriteri, hukuki sınırın çizilmesinde kilit rol oynar. Ayrılan ortağın sorumluluğu ve hak sahipliği, devam eden işin olağan akışı içindeki kâr ve zararla sınırlıdır; kalan ortakların sonradan bu işe ekledikleri tamamen yeni ve bağımsız genişletmeler ayrılan ortağı bağlamaz.
2.2. Kalan Ortakların Takdir Yetkisi ve Müdahale Yasağı
Maddenin ikinci fıkrası, ayrılan ortağın şirket yönetimine müdahale yasağını net bir biçimde ortaya koyar [1]. Çıkarılan veya çıkan ortak, evvelce başlanmış işlerin kalan ortaklar tarafından "faydalı sayılacak şekilde" tamamlanmasına ve bir sonuca bağlanmasına engel olamaz [1]. Burada kalan ortaklara, işin tasfiyesi ve tamamlanması hususunda geniş bir takdir yetkisi ve "iş adamı kararı" (business judgment) serbestisi tanınmıştır. Ayrılan ortak, şirket organlarındaki oy ve veto haklarını yitirdiğinden, "bu işi şu şekilde bitirmeliydiniz" tarzında bir müdahalede bulunamaz. Kalan ortakların, objektif özen yükümlülüğü çerçevesinde ve dürüstlük kuralına (TMK m. 2) uygun olarak işi tamamlamaları esastır.
2.3. Bilgi Alma ve İnceleme Hakkının Devamı
Tamamlanmamış işler bağlamında ayrılan ortak, aktif yönetim hakkını kaybetse de, pasif statüdeki haklarını korur. TTK m. 263/2 uyarınca, söz konusu işlerin hemen tasfiyesi mümkün olamadığı takdirde çıkan veya çıkarılan ortak, her faaliyet dönemi sonunda, o yıl içinde bitirilen işlerin hesaplarını ve devam etmekte olan işlemlerin o tarihteki durumu hakkında bilgi verilmesini isteyebilir [1, 3]. Bu hak, emredici nitelikte olup, ortaklık sözleşmesi ile bertaraf edilemez. Zira ayrılan ortağın ayrılma payının (tasfiye payı) kesin hesabı, ancak bu işlerin neticelenmesi ile ortaya çıkacaktır [4].
3. Sistematik İlişkiler
- TTK m. 260 (Ayrılan Ortağın Payının Hesaplanması): Şirketten çıkan veya çıkarılan ortağın payı, ayrılma tarihindeki varlık esas alınarak hesaplanır [5]. TTK m. 263, bu hesaplamanın statik olmadığını, ayrılma tarihindeki "tamamlanmamış işlerin" dinamik sonuçlarının da bu payın nihai tespitinde dikkate alınacağını gösteren tamamlayıcı bir hükümdür.
- TTK m. 262 (Ayrılma Payının Ödeme Zamanı): Çıkarılan veya çıkan ortak ayrılma tarihinden önce girişilen işler tasfiye edilmedikçe şirketteki sermaye payını alamaz [4]. Bu hüküm, m. 263 ile etle tırnak gibidir. Ayrılan ortağın sermaye payının iadesi, tamamlanmamış işlerin tasfiyesinin (kâr/zarar durumunun) kesinleşmesine tâbi kılınmıştır [4].
- TTK m. 264 (Zamanaşımı): Şirketin borçları için ortaklara karşı ileri sürülebilecek istem hakları, ayrılmanın ticaret siciline tescil ve ilanından itibaren üç yıl geçmesiyle zamanaşımına uğrar [3]. Ayrılan ortağın, ayrılmadan önce başlamış işlerin borçlarından sorumluluğu bu üç yıllık süreyle sınırlandırılmıştır.
- TTK m. 328 (Komandit Şirketlere Atıf): Kollektif şirketin sona ermesi, tasfiyesi ve ortakların ayrılmasına ilişkin 243 ila 303. madde hükümleri komandit şirketlerde de uygulanır [2]. Dolayısıyla m. 263, komandit şirketlerde ayrılan komandite ve komanditer ortaklar için de geçerlidir.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili ihtisas dairesi (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi) kararlarında, şahıs şirketlerinde ayrılan ortağın payının hesaplanmasında "ayrılma anının" (TTK m. 260) kural olarak esas alınacağı; ancak fiili tasfiye gerektiren tamamlanmamış işlerin varlığı halinde, salt ayrılma anındaki fiktif değer üzerinden değil, işin somut ve kesinleşmiş sonuçları üzerinden hesaplama yapılması gerektiği vurgulanmaktadır. Yargıtay, TTK m. 263 kapsamında kalan ortakların işi tamamlama sürecinde basiretli bir tacir gibi davranma yükümlülüğü altında olduklarını, ayrılan ortağı kasten zarara uğratacak mahiyetteki kötüniyetli tasfiye işlemlerinin, ayrılan ortağın tazminat talep hakkını doğuracağını içtihatlarında belirtmektedir. Ayrıca, ayrılan ortağın TTK m. 263/2 uyarınca talep ettiği bilgi ve hesap dökümlerinin şirket tarafından haksız olarak verilmemesinin, dürüstlük kuralına aykırılık teşkil ettiği ve ayrılan ortağın bu belgelerin ibrazını mahkeme kanalıyla (eda davası yoluyla) talep edebileceği kabul edilmektedir.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Kurmaca Senaryo):
(A), (B) ve (C)'nin ortak olduğu bir kollektif şirket, büyük bir baraj inşaatı ihalesini alıp inşaata başlamıştır. İnşaat %40 seviyesinde iken (C), haklı sebeplerle ortaklıktan çıkma davası açmış ve mahkeme kararıyla şirketten çıkmıştır. (C), inşaatın o anki durumu itibarıyla kendi payına düşen sermayenin ve muhtemel kârın derhal kendisine nakden ödenmesini talep etmiş, ayrıca kalan ortakların inşaatta kullanacağı alt yüklenicilere müdahale etmek istemiştir.
Hukuki analiz: TTK m. 263/2 uyarınca (C), kalan ortakların baraj inşaatını tamamlamasına ve işleri istedikleri gibi sonuca bağlamasına engel olamaz veya müdahale edemez [1]. Ayrıca TTK m. 262/2 gereği, bu baraj inşaatı (ayrılmadan önce girişilen iş) tasfiye edilip bitirilmedikçe (C), şirketteki sermaye payının o işe tekabül eden kısmını derhal talep edemez [4]. Ancak (C), her faaliyet dönemi sonunda bu inşaatın hesapları hakkında bilgi verilmesini isteyebilir [1, 3]. İnşaat tamamlandığında ortaya çıkan kâr veya zarara "doğrudan doğruya sonuç" ilkesi gereği katılacaktır.
Olay 2 (Kurmaca Senaryo):
(X) ve (Y)'den oluşan bir komandit şirkette komandite ortak (X) şirketten çıkarılmıştır. (X)'in ayrılmasından bir yıl önce şirket aleyhine açılmış yüklü miktarda bir tazminat davası derdesttir. Şirket, bu davayı (X)'in ayrılmasından iki yıl sonra kaybetmiş ve büyük bir tazminat ödemek zorunda kalmıştır. Kalan ortak (Y), (X)'e başvurarak bu zararın yarı yarıya paylaşılmasını talep etmiş, (X) ise "ben o tarihte şirkette değildim" diyerek ödemeden imtina etmiştir.
Hukuki analiz: TTK m. 328 atfıyla TTK m. 263/1 gereğince, çıkarılan ortak, ayrılmadan önce başlamış işlerin doğrudan sonuçlarına katılır [1, 2]. Dava, (X)'in ortak olduğu dönemde girişilen bir faaliyetin veya eylemin sonucu olduğundan, (X) bu zarara katılmak zorundadır [1]. TTK m. 264 uyarınca 3 yıllık zamanaşımı süresi dolmadığı takdirde, (X) üçüncü kişilere ve iç ilişkide rücu bağlamında diğer ortaklara karşı sorumludur [3].
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat Yükü: Çıkan veya çıkarılan ortağın bir işin kârına katılabilmesi için, söz konusu işin kendisi ayrılmadan önce başladığını ispat etmesi gerekir. Kalan ortaklar ise, işin zararla sonuçlandığını veya tamamlanmasının ek masraflar doğurduğunu muhasebe kayıtları ve faturalarla (TTK ticari defter hükümleri çerçevesinde) ispatla mükelleftir.
- Zamanaşımı / Süreler: Ayrılan ortağın şirketin borçlarından dolayı üçüncü kişilere karşı sorumluluğu, ayrılmanın ticaret sicilinde tescil ve ilanından itibaren kural olarak 3 yıldır (TTK m. 264/1) [3]. Ayrılan ortağın, tamamlanmamış işlere ilişkin bilgi isteme hakkı her "faaliyet dönemi sonunda" muaccel olur [1, 3].
- Görevli/yetkili mahkeme: TTK m. 263'ten doğan hesaplaşma ve bilgi alma taleplerine ilişkin davalar, mutlak ticari dava niteliğindedir. Görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesidir; yetkili mahkeme ise kural olarak şirket merkezinin bulunduğu yer mahkemesidir.
- Yaygın uygulama hataları: Çıkan ortağın sermaye payının, ayrılma tarihindeki bilanço üzerinden statik bir şekilde anında hesaplanıp, devam eden kârlı veya riskli sözleşmelerin göz ardı edilmesi en büyük uygulama hatasıdır. Keza kalan ortakların, çıkan ortağı şirket bilgi akışından tamamen dışlaması da yasanın emredici hükmünün (m. 263/2) ihlalidir.
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Ticaret Kanunu m. 263 hükmü, İsviçre ve Alman menşeli doktriner temeller üzerine inşa edilmiştir. Türk ticaret hukuku doktrininde (Poroy/Tekinalp/Çamoğlu, Bahtiyar, Arkan, Pulaşlı [6-8]), ayrılan ortak ile kalan ortaklar arasındaki bu "zorunlu kader birliğinin" sınırlarının belirlenmesinin pratikte büyük zorluklar yarattığı kabul edilmektedir.
Lafzi açıdan "doğrudan doğruya sonuçları olan hak ve borçlar" ifadesi belirsizlik taşımaktadır. Doktrinde eleştirilen husus, kalan ortakların "faydalı sayılacak şekilde" tamamlama yetkisinin, ayrılan ortak aleyhine kötüye kullanılmaya oldukça müsait olmasıdır. Kalan ortaklar, kâr marjı yüksek olan tamamlanmamış işleri şirketin mevcut bilançosundan ziyade, kuracakları paravan bir yapıya devrederek veya masrafları şişirerek ayrılan ortağın tasfiye payını eritebilmektedir. Kanun, bu kötüye kullanımı engellemek için sadece "bilgi alma hakkı" tanımış [1], ancak aktif bir denetim mekanizması (örneğin otomatik bir özel denetçi atanması) öngörmemiştir. Reform önerisi olarak; önemli hacme sahip tamamlanmamış işlerin bulunduğu hallerde, mahkeme tarafından resen bir denetim kayyımı veya bağımsız tasfiye-hesap uzmanı atanmasını mümkün kılan bir ek fıkranın yasaya derc edilmesi, silahların eşitliği ve menfaatler dengesi ilkelerine daha uygun olacaktır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 263. maddesi, şahıs şirketlerinde (özellikle kollektif ve atıf yoluyla komandit şirketlerde) ortaklık sıfatının sona ermesi (çıkma veya çıkarılma) halinde, ayrılma anında henüz tamamlanmamış olan şirket işlerinin hukuki akıbetini ve ayrılan ortağın bu işler üzerindeki hak ve yükümlülüklerini düzenlemektedir [1, 2]. Şahıs şirketleri, ortaklar arasındaki sıkı güven ilişkisine (intuitu personae) dayanan ve ortakların kişisel emek ile malvarlıklarının ön planda olduğu yapılardır. Bir ortağın şirketten ayrılması, kural olarak onun şirketle olan tüm hukuki ve ekonomik bağlarının o an itibarıyla bıçak gibi kesilmesi sonucunu doğurmaz. Kanun koyucu, TTK m. 263 hükmü ile, ayrılan ortağın malvarlıksal menfaatleri ile şirketin ve kalan ortakların ticari devamlılık menfaatleri arasında adil bir denge (menfaatler dengesi) kurmayı amaçlamıştır [1].
Bu maddenin ratio legis’i (konuluş amacı), şirketin ticari hayatının sekteye uğramasını engellemek ve kalan ortaklara devam eden işleri serbestçe, en faydalı şekilde tamamlama yetkisi verirken; aynı zamanda ayrılan ortağın, kendi döneminde başlamış olan risklerden ve olası kârlardan dışlanmasının önüne geçmektir. Zira, ayrılma anından önce girişilen ticari angajmanların maliyetine ve riskine katlanmış olan bir ortağın, bu işlerin meyvelerinden (veya zararlarından) mahrum bırakılması sebepsiz zenginleşmeye ve hakkaniyete aykırı olacaktır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Ayrılmadan Önce Başlamış Olan İşler ve Doğrudan Doğruya Sonuçlar
Hükmün ilk fıkrası uyarınca, çıkarılan veya çıkan ortak, ayrılmadan önce başlamış olan işlerin "doğrudan doğruya sonuçları" olan hak ve borçlara katılır [1]. Bu kavram, ayrılma anından önce fiilen başlanmış, sözleşmesi akdedilmiş, yatırımı yapılmış veya hazırlıklarına girişilmiş ticari işlemleri ifade eder. "Doğrudan doğruya sonuçlar" (illiyet bağı) kriteri, hukuki sınırın çizilmesinde kilit rol oynar. Ayrılan ortağın sorumluluğu ve hak sahipliği, devam eden işin olağan akışı içindeki kâr ve zararla sınırlıdır; kalan ortakların sonradan bu işe ekledikleri tamamen yeni ve bağımsız genişletmeler ayrılan ortağı bağlamaz.
2.2. Kalan Ortakların Takdir Yetkisi ve Müdahale Yasağı
Maddenin ikinci fıkrası, ayrılan ortağın şirket yönetimine müdahale yasağını net bir biçimde ortaya koyar [1]. Çıkarılan veya çıkan ortak, evvelce başlanmış işlerin kalan ortaklar tarafından "faydalı sayılacak şekilde" tamamlanmasına ve bir sonuca bağlanmasına engel olamaz [1]. Burada kalan ortaklara, işin tasfiyesi ve tamamlanması hususunda geniş bir takdir yetkisi ve "iş adamı kararı" (business judgment) serbestisi tanınmıştır. Ayrılan ortak, şirket organlarındaki oy ve veto haklarını yitirdiğinden, "bu işi şu şekilde bitirmeliydiniz" tarzında bir müdahalede bulunamaz. Kalan ortakların, objektif özen yükümlülüğü çerçevesinde ve dürüstlük kuralına (TMK m. 2) uygun olarak işi tamamlamaları esastır.
2.3. Bilgi Alma ve İnceleme Hakkının Devamı
Tamamlanmamış işler bağlamında ayrılan ortak, aktif yönetim hakkını kaybetse de, pasif statüdeki haklarını korur. TTK m. 263/2 uyarınca, söz konusu işlerin hemen tasfiyesi mümkün olamadığı takdirde çıkan veya çıkarılan ortak, her faaliyet dönemi sonunda, o yıl içinde bitirilen işlerin hesaplarını ve devam etmekte olan işlemlerin o tarihteki durumu hakkında bilgi verilmesini isteyebilir [1, 3]. Bu hak, emredici nitelikte olup, ortaklık sözleşmesi ile bertaraf edilemez. Zira ayrılan ortağın ayrılma payının (tasfiye payı) kesin hesabı, ancak bu işlerin neticelenmesi ile ortaya çıkacaktır [4].
3. Sistematik İlişkiler
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili ihtisas dairesi (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi) kararlarında, şahıs şirketlerinde ayrılan ortağın payının hesaplanmasında "ayrılma anının" (TTK m. 260) kural olarak esas alınacağı; ancak fiili tasfiye gerektiren tamamlanmamış işlerin varlığı halinde, salt ayrılma anındaki fiktif değer üzerinden değil, işin somut ve kesinleşmiş sonuçları üzerinden hesaplama yapılması gerektiği vurgulanmaktadır. Yargıtay, TTK m. 263 kapsamında kalan ortakların işi tamamlama sürecinde basiretli bir tacir gibi davranma yükümlülüğü altında olduklarını, ayrılan ortağı kasten zarara uğratacak mahiyetteki kötüniyetli tasfiye işlemlerinin, ayrılan ortağın tazminat talep hakkını doğuracağını içtihatlarında belirtmektedir. Ayrıca, ayrılan ortağın TTK m. 263/2 uyarınca talep ettiği bilgi ve hesap dökümlerinin şirket tarafından haksız olarak verilmemesinin, dürüstlük kuralına aykırılık teşkil ettiği ve ayrılan ortağın bu belgelerin ibrazını mahkeme kanalıyla (eda davası yoluyla) talep edebileceği kabul edilmektedir.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Kurmaca Senaryo): (A), (B) ve (C)'nin ortak olduğu bir kollektif şirket, büyük bir baraj inşaatı ihalesini alıp inşaata başlamıştır. İnşaat %40 seviyesinde iken (C), haklı sebeplerle ortaklıktan çıkma davası açmış ve mahkeme kararıyla şirketten çıkmıştır. (C), inşaatın o anki durumu itibarıyla kendi payına düşen sermayenin ve muhtemel kârın derhal kendisine nakden ödenmesini talep etmiş, ayrıca kalan ortakların inşaatta kullanacağı alt yüklenicilere müdahale etmek istemiştir. Hukuki analiz: TTK m. 263/2 uyarınca (C), kalan ortakların baraj inşaatını tamamlamasına ve işleri istedikleri gibi sonuca bağlamasına engel olamaz veya müdahale edemez [1]. Ayrıca TTK m. 262/2 gereği, bu baraj inşaatı (ayrılmadan önce girişilen iş) tasfiye edilip bitirilmedikçe (C), şirketteki sermaye payının o işe tekabül eden kısmını derhal talep edemez [4]. Ancak (C), her faaliyet dönemi sonunda bu inşaatın hesapları hakkında bilgi verilmesini isteyebilir [1, 3]. İnşaat tamamlandığında ortaya çıkan kâr veya zarara "doğrudan doğruya sonuç" ilkesi gereği katılacaktır.
Olay 2 (Kurmaca Senaryo): (X) ve (Y)'den oluşan bir komandit şirkette komandite ortak (X) şirketten çıkarılmıştır. (X)'in ayrılmasından bir yıl önce şirket aleyhine açılmış yüklü miktarda bir tazminat davası derdesttir. Şirket, bu davayı (X)'in ayrılmasından iki yıl sonra kaybetmiş ve büyük bir tazminat ödemek zorunda kalmıştır. Kalan ortak (Y), (X)'e başvurarak bu zararın yarı yarıya paylaşılmasını talep etmiş, (X) ise "ben o tarihte şirkette değildim" diyerek ödemeden imtina etmiştir. Hukuki analiz: TTK m. 328 atfıyla TTK m. 263/1 gereğince, çıkarılan ortak, ayrılmadan önce başlamış işlerin doğrudan sonuçlarına katılır [1, 2]. Dava, (X)'in ortak olduğu dönemde girişilen bir faaliyetin veya eylemin sonucu olduğundan, (X) bu zarara katılmak zorundadır [1]. TTK m. 264 uyarınca 3 yıllık zamanaşımı süresi dolmadığı takdirde, (X) üçüncü kişilere ve iç ilişkide rücu bağlamında diğer ortaklara karşı sorumludur [3].
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Ticaret Kanunu m. 263 hükmü, İsviçre ve Alman menşeli doktriner temeller üzerine inşa edilmiştir. Türk ticaret hukuku doktrininde (Poroy/Tekinalp/Çamoğlu, Bahtiyar, Arkan, Pulaşlı [6-8]), ayrılan ortak ile kalan ortaklar arasındaki bu "zorunlu kader birliğinin" sınırlarının belirlenmesinin pratikte büyük zorluklar yarattığı kabul edilmektedir.
Lafzi açıdan "doğrudan doğruya sonuçları olan hak ve borçlar" ifadesi belirsizlik taşımaktadır. Doktrinde eleştirilen husus, kalan ortakların "faydalı sayılacak şekilde" tamamlama yetkisinin, ayrılan ortak aleyhine kötüye kullanılmaya oldukça müsait olmasıdır. Kalan ortaklar, kâr marjı yüksek olan tamamlanmamış işleri şirketin mevcut bilançosundan ziyade, kuracakları paravan bir yapıya devrederek veya masrafları şişirerek ayrılan ortağın tasfiye payını eritebilmektedir. Kanun, bu kötüye kullanımı engellemek için sadece "bilgi alma hakkı" tanımış [1], ancak aktif bir denetim mekanizması (örneğin otomatik bir özel denetçi atanması) öngörmemiştir. Reform önerisi olarak; önemli hacme sahip tamamlanmamış işlerin bulunduğu hallerde, mahkeme tarafından resen bir denetim kayyımı veya bağımsız tasfiye-hesap uzmanı atanmasını mümkün kılan bir ek fıkranın yasaya derc edilmesi, silahların eşitliği ve menfaatler dengesi ilkelerine daha uygun olacaktır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.