RESMİ METİN

b) Ödeme şekli


Madde 261 - (1) Çıkarılan veya çıkan ortak, 260 ıncı madde uyarınca hesaplanan payını şirketten ancak nakden alabilir.


AKADEMİK YORUM VE ANALİZ

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) İkinci Kısmında, "Kollektif Şirket" başlığı altında yer alan 261. madde, ortakların şirketten ayrılması (çıkma veya çıkarılma) durumunda, ayrılan ortağın şirket malvarlığı üzerindeki hakkının ne şekilde tasfiye edileceğini düzenleyen temel bir usul ve esas kuralıdır [1]. Hüküm, şahıs şirketlerinin en tipik örneği olan kollektif şirketlerde, işletmenin iktisadi bütünlüğünün ve devamlılığının (going concern) korunması ilkesinin somut bir tezahürüdür.

Kanun koyucu, TTK m. 261 ile "aynen iade" (ayni taksim) yasağını ihdas etmiştir [1]. Bir kollektif şirkete sermaye olarak getirilen malvarlığı değerleri (taşınır, taşınmaz, fikri mülkiyet hakları vb.), şirketin tüzel kişilik kazanmasıyla birlikte tamamen şirketin mülkiyetine geçer ve işletmenin özgülendiği amaca tahsis edilir. Ortaklık ilişkisi herhangi bir sebeple sona erdiğinde, ayrılan ortağın daha önce sermaye olarak getirdiği spesifik malvarlığı unsurunu ayni olarak geri alması, şirketin ticari faaliyetini sekteye uğratabileceği, hatta fiili imkânsızlıklara ve şirketin infisahına yol açabileceği için yasaklanmıştır. Bu bakımdan TTK m. 261, ayrılan ortağın payının "ancak nakden" ödenebileceğini emredici bir dille ifade ederek, şirket malvarlığının fiziki olarak parçalanmasını önlemektedir [1].

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. Çıkarılan veya Çıkan Ortak

Madde metninde yer alan "çıkan veya çıkarılan ortak" ifadesi, kollektif şirkette ortaklık sıfatının iradi veya gayri iradi şekilde sona ermesini kapsar [1]. Çıkma (TTK m. 256, 638 vd. kıyasen), ortağın kendi iradesiyle veya haklı sebeplerin varlığı hâlinde mahkeme kararıyla şirketten ayrılmasını ifade ederken; çıkarılma, diğer ortakların kararı (TTK m. 254, 255) veya haklı sebeplerin varlığına dayanan mahkeme kararı ile ortaklık bağının koparılmasıdır [2-4]. Her iki durumda da ortaklık sıfatı sona erdiğinden, ortağın şirket malvarlığı üzerindeki iştirak hakkı, bir tasfiye alacağına (ayrılma payına) dönüşür.

2.2. 260. Madde Uyarınca Hesaplanan Pay

TTK m. 261 hükmü, ödenecek bedelin tespiti noktasında doğrudan TTK m. 260'a atıf yapmaktadır [1, 5]. TTK m. 260 uyarınca bu pay, ortağın şirkete koyduğu itibari (nominal) sermaye tutarı değil; çıkmanın istendiği, ortağın çıkarıldığı veya uyuşmazlık hâlinde mahkeme karar tarihine en yakın tarihteki "şirket varlığı" (gerçek değer / net aktif değer) esas alınarak hesaplanan paydır [5]. Dolayısıyla, doktrinde Tekinalp ve Çamoğlu'nun da vurguladığı üzere, şirketin gizli yedekleri, marka değeri, peştemaliyesi (goodwill) ve o anki piyasa rayiçleri bu hesaplamaya dâhil edilmek zorundadır.

2.3. "Ancak Nakden Alabilme" Kuralı (Ayni İade Yasağı)

Maddenin kalbini oluşturan "ancak nakden alabilir" ibaresi [1], borçlar hukuku anlamında bir nev'i ifa kuralıdır. Nakden ifa, ayrılma payının kanuni para birimi (fiat money) cinsinden ödenmesini zorunlu kılar. Ayrılan ortak, şirkete ayni sermaye olarak örneğin bir gayrimenkul veya bir tescilli marka getirmiş olsa dahi, ayrılırken bu malvarlığı unsurlarının kendisine mülkiyetinin iadesini talep edemez [6]. Aynı şekilde, şirketin elinde yeterli nakit veya likidite bulunmaması gerekçesiyle, şirkette kalan ortaklar da ayrılan ortağa şirket stoklarından mal (emtia) vermeyi dayatamazlar. Bu kural, işletmenin bütünlüğünü koruyan emredici bir sınırlandırmadır.

3. Sistematik İlişkiler

  • TTK m. 260 (Ayrılan Ortağın Payının Hesaplanması): TTK m. 261'in uygulanabilmesi için öncelikle TTK m. 260 uyarınca gerçek değere dayalı bir bilanço çıkarılması ve payın matematiksel olarak netleştirilmesi şarttır [5].
  • TTK m. 262 (Ödeme Zamanı): Nakden ödenecek bu payın vadesi TTK m. 262'de düzenlenmiştir. Şirket sözleşmesinde hüküm yoksa ayrılmadan sonra çıkarılacak ilk bilanço tarihinde ödeme muaccel olur [1].
  • TTK m. 127 (Sermaye Koyma Borcu): Kanun m. 127'de ticaret şirketlerine para, alacak, kıymetli evrak, taşınır, taşınmaz, fikri mülkiyet hakları vb. unsurların sermaye olarak konulabileceğini belirtir [7]. Ancak TTK m. 261, girişteki bu serbestinin çıkışta geçerli olmadığını, çıkışın sadece nakdi tasfiye ile olacağını gösterir [1].
  • TTK m. 641 ve m. 642 (Limited Şirketlerde Ayrılma Akçesi): Kollektif şirketlerdeki bu kuralın limited şirketlerdeki karşılığı "ayrılma akçesi"dir [8]. Ancak limited şirketlerde (sermaye şirketi olması hasebiyle) sermayenin korunması ilkesi gereği ödemenin yapılabilmesi için şirketin kullanılabilir özkaynağının bulunması şartı (TTK m. 642) varken [8], kollektif şirketlerde şahıs şirketi yapısı gereği "nakden ödeme" kuralı mutlak olup, şirket kasasında nakit yoksa diğer ortakların şahsi malvarlıklarına başvurulması riskini (sınırsız sorumluluk gereği) doğurur.

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarında, şahıs ve sermaye şirketlerinden ayrılan ortakların "aynen iade" talepleri kesin olarak reddedilmektedir. Yargıtay kararlarında altı çizilen temel prensip şudur: “Şirket tüzel kişiliğine sermaye olarak getirilen malvarlığı değerleri, tescil ve ilan ile birlikte şirketin mutlak mülkiyetine geçer. Ortağın ayrılması durumunda, eski ortağın malvarlığı unsuru üzerinde herhangi bir ayni hakkı kalmadığından, tapu iptal ve tescil veya menkulün aynen teslimi davası açılamaz. Ortak, ancak ayrılma tarihindeki şirket bilançosu üzerinden hesaplanacak net aktif değerine isabet eden tasfiye (ayrılma) payının nakden tahsilini talep edebilir.”

Yargıtay, şirketin nakit darlığı içinde olmasını, m. 261 kuralının bertaraf edilmesi için geçerli bir mazeret olarak kabul etmemektedir. Şirket, ayrılan ortağın payını nakden ödemek zorundadır; gerekirse kredi temin etmeli veya aktifindeki varlıkları paraya çevirmelidir.

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1 (Aynen İade Talebi): A, B ve C tarafından kurulan bir kollektif şirkete A, sermaye olarak adına kayıtlı bir tır filosu ve bir depo binası koymuştur. Beş yıl sonra A, haklı sebeplerle şirketten çıkma kararı almış ve mahkemece çıkmasına karar verilmiştir. A, şirkete başvurarak sermaye olarak koyduğu tırların ve deponun mülkiyetinin tekrar kendisine devredilmesini talep etmektedir. Hukuki analiz: TTK m. 261 lafzı gereğince A'nın talebi hukuki dayanaktan yoksundur [1]. A, şirket sözleşmesinde çıkma anında malların aynen iade edileceğine dair istisnai ve geçerli bir kural bulunmadıkça ayni iade talep edemez. A'nın hakkı, şirketin çıkma tarihindeki malvarlığı (tırlar, depo, nakit, alacaklar eksi borçlar) üzerinden hesaplanacak toplam net varlık değerindeki payının karşılığını "nakden" almaktan ibarettir.

Olay 2 (Şirketin Ayni Ödeme Dayatması): Bir kollektif şirketten haklı sebeple çıkarılan B'ye, şirketin bilançosu üzerinden yapılan hesaplamada 1.000.000 TL ayrılma payı ödenmesi gerektiği tespit edilmiştir. Ancak şirketin likidite sıkıntısı bulunmakta olup, şirket müdürleri B'ye nakit yerine şirketin deposunda bulunan 1.000.000 TL piyasa değerindeki ihraç fazlası tekstil ürünlerini vermeyi teklif (hatta tek taraflı ifa) etmektedir. Hukuki analiz: TTK m. 261, ödemenin "ancak nakden" yapılabileceğini emreder [1]. Şirket, tek taraflı bir kararla veya dayatmayla B'ye ayni ödeme (datio in solutum - ifa yerine edim) yapamaz. B, bu teklifi reddederek 1.000.000 TL'nin nakit olarak ödenmesi için icra takibi başlatabilir. Bütün bunlara rağmen, şayet B kendi özgür iradesiyle nakit yerine malları almayı kabul ederse, TBK anlamında bir ifa ikamesi sözleşmesi kurulmuş olur ve borç sona erer. TTK m. 261, iradi anlaşmaları değil, tek taraflı dayatmaları engeller.

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat yükü: Ayrılan ortağın alacağı nakdi payın hesaplanmasında, şirketin gerçek değerini (TTK m. 260) yansıtmayan ticari defter ve kayıtlara itiraz eden taraf, şirketin gizli yedeklerinin ve gerçek rayiç bedelinin daha yüksek/düşük olduğunu ispatla mükelleftir. Bu durum uygulamada her zaman uzman mali ve sektörel bilirkişi heyetleri marifetiyle çözülür.
  • Zamanaşımı / Süreler: Ortakların birbirlerine ve şirkete karşı olan ayrılma payından doğan alacakları, TTK m. 264/3 uyarınca şirketin dışarıya karşı olan borçlarındaki 3 yıllık kısa zamanaşımına tabi değildir [9, 10]. Bu talepler, Türk Borçlar Kanunu m. 146 uyarınca genel zamanaşımı süresi olan 10 yıllık süreye tabidir. Süre, alacağın muaccel olduğu tarihten (TTK m. 262'ye göre ilk bilanço tarihi) itibaren işlemeye başlar [1].
  • Görevli/yetkili mahkeme: Ayrılma payının nakden tahsiline yönelik davalar, ortaklık ilişkisinden doğduğundan mutlak ticari dava niteliğindedir (TTK m. 4/1) [11]. Görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesi, yetkili mahkeme ise şirket merkezinin bulunduğu yer mahkemesidir (HMK m. 14).
  • Yaygın uygulama hataları: Şirketten ayrılan ortağa, şirkete başlangıçta koyduğu "itibari (nominal) sermaye" tutarının iade edilmesi uygulamasındaki en büyük hatadır. TTK m. 260 ve 261 açıkça "gerçek değer" üzerinden hesaplanacak payın nakden iadesini emreder [1, 5].

7. Eleştirel Değerlendirme

Türk Ticaret Kanunu m. 261 hükmünün, ayrılan ortağın payının yalnızca nakden ödeneceğine ilişkin katı kuralı doktrinde çift yönlü tartışılmaktadır. Poroy, Tekinalp ve Çamoğlu gibi yazarların da sıklıkla işaret ettiği üzere, bu kural şirketin ekonomik faaliyetinin fiziken bölünmesini önleyerek şirket alacaklılarını ve kalan ortakları korumakta büyük bir işleve sahiptir.

Ne var ki, ticari hayatın gerçekleri göz önüne alındığında, yüksek tutarlı bir ayrılma payının nakden ve defaten ödenmesi zorunluluğu (TTK m. 262'de vadelendirmeye veya taksitlendirmeye ilişkin emredici bir esneklik mekanizması bulunmaması), özellikle KOBİ niteliğindeki kollektif şirketleri ciddi finansal darboğazlara, hatta iflasa sürükleyebilmektedir. İsviçre ve Alman hukuklarındaki bazı yaklaşımlara paralel olarak, nakden ödeme zorunluluğunun şirketin mevcudiyetini tehlikeye düşüreceği durumlarda, mahkemenin ödemeyi uygun bir teminat karşılığında taksitlendirebilmesine imkân tanıyan açık bir kanuni düzenlemenin TTK'ya eklenmesi, şirketler hukuku doktrini açısından savunulan haklı bir reform önerisidir. Ek olarak, tarafların şirket sözleşmesinde çıkma anında ayni ifa (örneğin kurucu ortağın getirdiği özel bir makinenin aynen iadesi) yapılabileceğine dair önceden koyacakları hükümlerin geçerliliği de TTK m. 261'in lafzı karşısında tartışmalı olup, "ancak nakden" ifadesinin nispi emredici olarak yorumlanması gerektiği görüşü desteklenmelidir.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.

Metodolojik Not

Bu çalışma, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. İçerik, güncel kanun değişiklikleri ve yüksek yargı kararları ışığında revize edilmektedir.