RESMİ METİN

5. İki kişilik şirkette a) Haklı sebeplerin varlığında


Madde 257 - (1) Yalnız iki kişiden oluşan bir kollektif şirkette, ortaklardan birinin şirketten çıkarılmasını gerektiren haklı sebepler varsa, diğer ortağın istemi üzerine mahkeme fesih ve tasfiyeye karar vermeksizin şirketin bütün iş ve işlemleri, varlıkları, alacak ve borçlarıyla davacı ortağa bırakılmasına ve diğer ortağın şirketten çıkarılmasına karar verebilir. Bu hâlde, çıkarılan ortak hakkında 262 nci madde hükmü uygulanır.


AKADEMİK YORUM VE ANALİZ

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 257. maddesi, şahıs şirketleri hukuku sistematiği içerisinde, kollektif şirketlerin sona ermesi ve ortakların ayrılması başlığı altında istisnai ve oldukça işlevsel bir kurumu düzenlemektedir. Kollektif şirketler, yapıları gereği birbirini tanıyan ve birbirine güvenen kişilerin kurduğu, şahıs unsurunun ve karşılıklı güvenin (intuitu personae) ön planda olduğu ortaklıklardır. Ortaklar arasındaki bu güven ilişkisinin temelinden sarsılması, kural olarak ortaklığın haklı sebeple feshini gerektiren bir durumdur [1]. Ancak kanun koyucu, "işletmenin devamlılığı" (sürekliliği) ilkesini gözeterek, çalışan bir ticari işletmenin salt iki ortaktan birinin kusurlu davranışı veya şahsında doğan bir imkânsızlık nedeniyle tasfiye edilerek ekonomik değerini yitirmesini önlemek amacıyla TTK m. 257 hükmünü sevk etmiştir.

TTK m. 257, çok ortaklı kollektif şirketlerde uygulanan çoğunluk kararıyla haklı sebeple çıkarma (TTK m. 255) mekanizmasının iki kişilik şirketlerde fiilen uygulanamaması sorununu bertaraf etmektedir [2]. Zira iki kişilik bir şirkette "diğer ortakların tümünün oyu" şartının sağlanması mantıken ve hukuken imkânsızdır. Bu hüküm aracılığıyla mahkemeye, fesih ve tasfiye kararı vermek yerine, inşai (yenilik doğuran) bir kararla şirketin tüm aktif ve pasifini, iş ve işlemlerini davacı ortağa devretme ve kusurlu/sorunlu ortağı şirketten çıkarma yetkisi tanınmıştır [3]. Bu durum, tüzel kişiliğin tasfiyesiz olarak sona ermesi ve ticari işletmenin bir şahıs işletmesine (tek kişi işletmesine) dönüşmesi sonucunu doğurur [4].

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. Yalnız İki Kişiden Oluşan Kollektif Şirket

Hükmün uygulama alanının ön şartı, kollektif şirketin yalnızca iki ortaktan teşekkül etmiş olmasıdır. Üç veya daha fazla ortaklı şirketlerde, bir ortağın şahsında haklı sebep doğduğunda, diğer ortaklar oybirliği (veya sözleşmede öngörülmüşse çoğunluk) ile o ortağın çıkarılmasına karar verebilir (TTK m. 255) [2, 5]. Ancak iki kişilik bir ortaklıkta karar alma mekanizması kilitleneceğinden, TTK m. 257 özel bir dava türü ihdas ederek bu kilidi mahkeme eliyle çözmektedir. Hüküm, lafzı gereği sadece kollektif şirketleri anmakla birlikte, TTK m. 328 atfıyla komandit şirketlerde de uygulanma kabiliyetini haizdir [6].

2.2. Şirketten Çıkarılmayı Gerektiren Haklı Sebeplerin Varlığı

Çıkarma davasının temel unsuru "haklı sebep" kavramıdır. Haklı sebep, TTK m. 245'te tanımlandığı üzere, şirketin kuruluşuna yol açan fiili veya kişisel sebeplerin, şirketin işletme konusunun elde edilmesini imkânsız kılacak veya güçleştirecek şekilde ortadan kalkmış olmasıdır [1]. Ortaklardan birinin şirket yönetimi veya muhasebesinde ihanet etmesi, asli görevlerini ve sermaye koyma borcunu yerine getirmemesi, şirket unvanını veya mallarını şahsi menfaatine kullanması, rekabet yasağını ihlal etmesi veya sürekli bir hastalık nedeniyle ehliyetini kaybetmesi kanunda sayılan haklı sebep örnekleridir [1, 7]. Davacı ortak, TTK m. 257 uyarınca bu davayı açarken, davalı ortağın şahsında bu haklı sebeplerden birinin doğduğunu ispatla mükelleftir.

2.3. Şirketin Bütün İş, İşlemleri ve Varlıklarının Davacı Ortağa Bırakılması

Bu kavram, davanın kabulü halinde ortaya çıkacak külli halefiyet benzeri malvarlığı geçişini ifade eder. Mahkeme, şirketin fesih ve tasfiyesine karar vermeksizin, tüzel kişiliğin aktif ve pasifinin bir bütün halinde davacı ortağın şahsi malvarlığına dâhil olmasına hükmeder [3]. Şirket tüzel kişiliği bu kararla birlikte tasfiye sürecine girmeden son bulur (tasfiyesiz infisah) ve ticari işletme, davacı ortak tarafından tek kişi işletmesi olarak işletilmeye devam edilir [4].

2.4. Çıkarılan Ortağın Payının Tasfiyesi (TTK m. 262 Atfı)

Mahkemenin çıkarma kararı vermesiyle birlikte, çıkarılan ortağın malvarlıksal hakları TTK m. 260, 261 ve 262 uyarınca tasfiye edilir [3, 8]. Çıkarılan ortağın payı, uyuşmazlık halinde karar tarihine en yakın tarihteki şirket varlığı (gerçek değer) esas alınarak hesaplanır ve şirketten ancak nakden tahsil edilebilir [8, 9]. Çıkarılan ortak, ayrılma tarihinden önce başlanmış ancak henüz sonuçlanmamış işlerin kâr ve zararına katılmaya devam eder, ancak bu işlerin yürütülmesine müdahale edemez [10].

3. Sistematik İlişkiler

  • TTK m. 245 (Haklı Sebep): Madde 257'nin uygulanabilmesi için aranan haklı sebep şartı, m. 245'te yer alan tanımlama ve örnekleme üzerinden şekillenir [1, 7]. Dürüstlük kuralına (TMK m. 2) aykırı ve ortaklık ilişkisini çekilmez kılan her durum bu madde atfıyla değerlendirilir.
  • TTK m. 255 (Çıkarma Genel Kuralı): 255. madde üç ve daha fazla ortaklı şirketler için genel kuralı belirlerken [5], 257. madde iki kişilik şirketler için özel (lex specialis) hüküm niteliğindedir.
  • TTK m. 182/3 (Tür Değiştirme ve Tek Kişi İşletmesine Dönüşüm): Bir kollektif veya komandit şirketin, m. 257 uygulanarak tek kişi işletmesi olarak faaliyetine devam etmesi hali, tür değiştirme hükümlerinin bir görünümü olarak TTK m. 182/3'te açıkça saklı tutulmuş ve hukuki altyapısı sağlamlaştırılmıştır [4].
  • TTK m. 640/3 (Limited Şirketlere Kıyas Tartışması): TTK m. 640/3, limited şirketlerde haklı sebeple ortaklıktan çıkarılmayı düzenler [11]. Ancak öğretide Mehmet Bahtiyar gibi yazarlar, iki kişilik limited şirketlerde karar alma organının (genel kurul) tıkanması halinde, TTK m. 257'ye benzer bir çözümün kanunda açıkça yer almamasını (eski TK 551/III'ün yeni kanuna aktarılırken tek kişilik limited şirket olgusunun ihmal edilmesini) kanun boşluğu olarak değerlendirmekte ve iki kişilik limited şirketlerde de TTK m. 257 benzeri bir dava hakkının tanınması gerektiğini savunmaktadır [12, 13].

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay’ın (ve mülga 11. Hukuk Dairesinin) yerleşik içtihatlarına göre, iki kişilik ortaklıklarda haklı sebeple çıkarma ve işletmenin devralınması davasının kabul edilebilmesi için, davacı ortağın "kusursuz" veya davalı ortağa nazaran "çok daha az kusurlu" olması gerekmektedir. Şayet her iki ortak da ortaklık ilişkisinin çekilmez hale gelmesinde eşit derecede kusurluysa veya şirketin işleyişini karşılıklı olarak kilitliyorlarsa, mahkemeler TTK m. 257 uyarınca işletmeyi birine tahsis etmek yerine, TTK m. 243 vd. uyarınca şirketin fesih ve tasfiyesine karar vermelidir.

Ayrıca Yargıtay, husumet (davalı sıfatı) yönünden iki kişilik ortaklıkların fiili gerçekliğini göz önünde bulundurmaktadır. Kural olarak haklı sebeple fesih ve çıkarma davalarında husumet ortaklık tüzel kişiliğine yöneltilmekle birlikte, iki kişilik şirketlerde şirketin tüzel kişiliğinin son bulup diğer ortağın malvarlığına katılacağı hallerde, husumetin doğrudan diğer ortağa yöneltilmesini usul hukukuna aykırı bulmamakta ve taraf teşkili bakımından geçerli saymaktadır (Örn: Y. 11. HD. 23.10.1981, E. 3316, K. 4429) [14, 15].

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1 (Kurmaca senaryo): Ahmet ve Burak, %50-%50 pay ile bir kollektif şirket kurarak toptan gıda ticareti yapmaktadırlar. Şirket temsilcisi Burak, şirket kasasından kendi şahsi hesaplarına düzenli olarak yüksek meblağlı para transferleri yapmış, ticari defterlerde tahrifat yaparak bu durumu gizlemeye çalışmış ve ortaklığın ticari itibarını zedeleyecek şekilde piyasaya karşılıksız çekler keşide etmiştir. Durumu öğrenen Ahmet, Burak'a karşı TTK m. 257 uyarınca dava açmıştır. Hukuki Analiz: Burak'ın eylemleri TTK m. 245/1 (a), (b) ve (c) bentleri uyarınca (şirkete ihanet, yükümlülüklerin ihlali ve şirketin malvarlığının kötüye kullanılması) açık bir haklı sebep teşkil eder [1]. Ahmet'in kusuru bulunmamaktadır. Mahkeme, şirketin feshi ile ekonomik bir değer olan ticari işletmenin yok olmasını engellemek adına, TTK m. 257 uyarınca şirketin tüm aktif, pasif ve işlerinin Ahmet'e bırakılmasına ve Burak'ın şirketten çıkarılmasına karar verir [3]. Burak'ın payı, karar tarihine en yakın bilançoya göre hesaplanarak (TTK m. 260) Ahmet tarafından Burak'a ödenir [8].

Olay 2 (Kurmaca senaryo): Cem ve Deniz'in kurduğu iki kişilik bir kollektif şirkette, ortaklar arasında yönetim stratejileri konusunda derin anlaşmazlıklar baş göstermiş, her iki taraf da diğerini yetkisiz işlemler yapmakla suçlamış ve birbirleri aleyhine çeşitli asılsız suç duyurularında bulunarak şirket işlerini karşılıklı olarak durma noktasına getirmişlerdir. Cem, TTK m. 257'ye dayanarak şirketin kendisine bırakılmasını talep etmiştir. Hukuki Analiz: Somut olayda ortaklık ilişkisinin devamını imkânsız kılan haklı sebepler mevcuttur. Ancak, her iki ortak da işletmenin bu duruma gelmesinde kusurlu davranışlar sergilemiştir. Dürüstlük kuralı (TMK m. 2) ve Yargıtay içtihatları gereğince, eşit veya ağır kusurlu ortağın TTK m. 257'den faydalanarak şirketin üzerine geçirilmesini talep etmesi hakkın kötüye kullanılması niteliğindedir. Mahkeme, Cem'in m. 257 talebini reddederek, talebin içerisinde mündemiç olan haklı sebeple fesih iradesini değerlendirip, şirketin fesih ve tasfiyesine (TTK m. 243) karar vermelidir [16, 17].

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat yükü: Davacı ortak, davalı ortağın eylemlerinin haklı sebep teşkil ettiğini, ortaklığın çekilmez hale geldiğini ve kendisinin bu durumda kusursuz (veya çok daha hafif kusurlu) olduğunu somut delillerle ispat etmelidir (HMK m. 190, TMK m. 6) [18].
  • Zamanaşımı / Süreler: Kanun bu dava için özel bir hak düşürücü süre veya zamanaşımı öngörmemiştir. Ancak, TMK m. 2 (Dürüstlük kuralı) gereği, haklı sebebin öğrenilmesinden sonra makul bir süre içinde dava açılmalıdır. Uzun süre suskun kalındıktan sonra davanın açılması, çekilmezlik unsurunun oluşmadığı veya haklı sebebe zımnen icazet verildiği şeklinde yorumlanabilir [19, 20].
  • Görevli/yetkili mahkeme: Uyuşmazlık TTK'dan doğduğundan görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesidir. Yetkili mahkeme ise kesin yetki kuralı gereği şirket merkezinin bulunduğu yer mahkemesidir [21, 22].
  • Yaygın uygulama hataları: Uygulamada, eşit derecede kusurlu ortakların bu yola başvurarak işletmeyi ele geçirmeye çalışması en sık rastlanan hatadır. Ayrıca, iki kişilik limited şirketlerde doğrudan m. 257'nin işletilmeye çalışılması usuli reddiyatlara yol açabilmektedir; zira limited şirketler için TTK m. 636 (Haklı sebeple fesih) veya m. 640 (Çıkarma) mekanizmaları üzerinden farklı bir kıyas silsilesi yürütülmesi gerekmektedir [11-13].

7. Eleştirel Değerlendirme

Türk Ticaret Kanunu m. 257 hükmü, ekonomik bir değer olan ticari işletmenin ayakta tutulması amacına üstün bir liyakatle hizmet etmektedir. Şirketler hukuku doktrininde bu müessesenin "tasfiyesiz infisah" sonucu doğurması, hukuki şekil değişikliğinin en saf hallerinden biri olarak takdir edilmektedir.

Ancak doktrindeki en ciddi tartışma ve eleştiri, bu hükmün sınırlı kapsamına yöneliktir. 6102 sayılı TTK, limited ve anonim şirketlerin tek ortaklı olarak kurulmasına ve devam etmesine cevaz vermiştir. Hal böyleyken, iki kişilik bir limited şirkette ortaklar arası tıkanıklık (deadlock) yaşandığında, haklı sebeple çıkarma usulünü düzenleyen TTK m. 640 hükmü, genel kurul kararı şartı aradığı için fiilen uygulanamaz hale gelmektedir [11]. Doktrinde Bahtiyar, Çamoğlu, Kırca gibi değerli hukukçuların da işaret ettiği üzere, mülga 6762 sayılı Kanun dönemindeki (eTK m. 551/III) düzenleme yeni Kanuna alınırken, tek kişilik limited şirketin var olabileceği gerçeği atlanmış ve ciddi bir kanun boşluğu yaratılmıştır [12, 13]. Bu bağlamda, iki kişilik limited şirketlerdeki kilitlenmelerin çözümü için de, TTK m. 257'dekine benzer şekilde mahkemeye doğrudan "şirketin tek kişiye bırakılarak diğerinin çıkarılması" yetkisini tanıyan açık bir kanuni düzenlemeye (veya Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararına) acilen ihtiyaç duyulmaktadır.


Metodolojik Not

[Bu yorum, akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin, mer'i mevzuat ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuş olup, herhangi bir hukuki mütalaa veya avukatlık hizmeti yerine geçmez. Çalışmadaki tüm değerlendirmeler, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun kurumsal ilkelerine sıkı sıkıya bağlı kalınarak yapılmıştır.]

Metodolojik Not

Bu çalışma, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. İçerik, güncel kanun değişiklikleri ve yüksek yargı kararları ışığında revize edilmektedir.