1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) İkinci Kitap (Ticaret Şirketleri), İkinci Kısım (Kollektif Şirket), Dördüncü Bölüm (Şirketin Sona Ermesi ve Ortağın Ayrılması) başlığı altında yer alan 251. maddesi, kollektif şirketlerin sona erme sürecinde yönetim yetkisinin akıbetini ve üçüncü kişilerin korunmasını düzenleyen temel bir emredici hükümdür. Madde, şirketin infisah etmesi veya feshedilmesi ile birlikte şirketin ticari işletme amacının yerini "tasfiye amacına" bırakması kuralının doğal bir sonucunu yansıtmaktadır [1].
Kollektif şirketlerde ortaklar kural olarak şirketin borç ve taahhütlerinden dolayı müteselsilen ve bütün malvarlıklarıyla sorumludurlar [2]. Şirketin herhangi bir sebeple sona ermesi (örneğin amacın imkânsızlaşması, sürenin dolması veya fesih kararı) durumunda, şirketi yönetmeye yetkili olanların şirketin mutat ticari faaliyetlerine devam etmesi, tasfiye sürecinin doğasına aykırıdır. TTK m. 251/1, sona erme olgusunun gerçekleşmesiyle birlikte yetkili organların (yönetici ortakların) şirket adına yeni işlemler yapmasını yasaklamakta; şayet yaparlarsa ortaya çıkacak zararlardan bizzat, müteselsilen ve sınırsız sorumlu olacaklarını hükme bağlamaktadır [1]. Maddenin ikinci fıkrası ise ticaret hukukunun en temel ilkelerinden biri olan "işlem güvenliği" (Verkehrsschutz) ve "üçüncü kişilerin korunması" prensiplerini somutlaştırarak, feshin ticaret siciline tescil ve ilan edilmediği müddetçe ortakların üçüncü kişilere karşı olan müteselsil sorumluluklarının devam edeceğini öngörmektedir [3].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Sona Ermiş Şirket Adına ve Hesabına İşlem Yapma Yasağı
TTK m. 251/1'de ifade edilen "sona ermiş şirket adına ve hesabına işlem yapamazlar" kuralı, şirketin aktif ticari hayatının bittiğini ve sadece tasfiye amacıyla sınırlı bir ehliyet dönemine girdiğini ifade eder. Sona erme anından itibaren yönetici ortakların genel ve sınırsız temsil yetkisi daralır; bu yetki yalnızca tasfiyenin zorunlu kıldığı, daha önce başlanmış işlerin tamamlanması, alacakların tahsili ve borçların ödenmesi gibi işlemlere hasredilir. Doktrindeki yerleşik görüşe göre, bu aşamada yöneticilerin spekülatif yeni ticari riskler alması, şirketin malvarlığını tehlikeye atacak yeni yatırımlara girişmesi mutlak surette yasaktır.
2.2. Müteselsil ve Sınırsız Sorumluluk Yaptırımı
Yönetici ortakların, yasaklanmış olmasına rağmen sona ermiş şirket adına yeni hukuki işlemler tesis etmeleri halinde, TTK m. 251/1 bu kişileri ağır bir yaptırımla karşı karşıya bırakır: "müteselsilen ve sınırsız sorumlu olurlar" [1]. Bu sorumluluk, TTK m. 236’daki şirket borçlarından doğan genel sorumluluktan farklı olarak, bizzat yasağa aykırı işlemi yapan yöneticilerin şahsi ve ağırlaştırılmış kusur sorumluluğunu (haksız fiil / kanuna aykırılık bağlamında) ifade eder. Tasfiye amacı dışında yapılan işlemler dolayısıyla şirket malvarlığının azalması veya üçüncü kişilerin zarara uğraması halinde, bu işlemi gerçekleştiren yöneticiler, kanunun emredici hükmünü ihlal ettikleri için doğrudan şahsi malvarlıklarıyla sorumludurlar.
2.3. Tescil ve İlanın Üçüncü Kişilere Karşı Etkisi (m. 251/2)
Maddenin ikinci fıkrası, ticaret sicilinin üçüncü kişileri koruyucu (bildirici ve güven sağlayıcı) etkisini teyit eder. Şirketin iç ilişkisinde sona erme gerçekleşmiş olsa bile, bu husus usulüne uygun şekilde ticaret siciline tescil ve Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde ilan edilmediği sürece, iyi niyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez [3]. Diğer bir deyişle, dış dünyada şirket halen faal bir kollektif şirketmiş gibi görünmeye devam ettiği için, bütün ortakların şirket alacaklılarına karşı haiz oldukları sınırsız ve müteselsil sorumluluk varlığını sürdürür.
3. Sistematik İlişkiler
- TTK m. 250 (Tescil ve İlan Yükümlülüğü): TTK m. 251/2'deki kuralın işletilebilmesi için ön şart, TTK m. 250 uyarınca ortakların veya iflas memurunun şirketin sona erdiğini tescil ve ilan ettirmesidir [1, 4]. M. 250'deki yükümlülük ihlal edildiğinde, m. 251/2 devreye girerek üçüncü kişileri korur.
- TTK m. 252 ve TBK m. 641 (Geçici Yönetim Atfı): TTK m. 251/1'in son cümlesinde "252 nci madde hükümleri saklıdır" denilmiştir [1]. TTK m. 252 ise bir ortağın iflası veya kısıtlanması durumunda Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 641'in uygulanacağını belirtir [3]. Bu atıf, ölüm veya ehliyetsizlik gibi durumlarda geçici bir yönetimin teşkili ve acil işlerin görülmesine imkân tanıyarak, katı yasak kuralına kanuni bir istisna getirir.
- TTK m. 236 (Kişisel Sorumluluk): Kollektif şirket ortaklarının müteselsil ve sınırsız sorumluluğunun kaynağı TTK m. 236'dır [2]. TTK m. 251/2, bu sorumluluğun sona erme sonrasında da, tescil ve ilana kadar kesintisiz devam etmesini sağlayan usul kuralıdır.
- TTK m. 264 (Zamanaşımı): Ortakların şirketten ayrılması veya şirketin feshinin tescil ve ilanından itibaren ortaklara karşı açılacak davalar üç yıllık zamanaşımına tabidir [5]. TTK m. 251 uyarınca tescil ve ilan yapılmadıkça, TTK m. 264'teki bu üç yıllık kısa zamanaşımı süresi işlemeye başlamaz.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve bilhassa 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarına göre; ticaret şirketlerinin tasfiye sürecine girmesi, tüzel kişiliğin derhal sona erdiği anlamına gelmez; şirket tasfiye gayesiyle varlığını sürdürür. Kollektif şirketlere ilişkin uyuşmazlıklarda Yargıtay, TTK m. 251 (ve önceki 6762 sayılı Kanun dönemindeki karşılığı olan m. 190) bağlamında şu ilkeleri vurgulamaktadır:
- Ticaret Sicilinin Güvenilirliği İlkesi: Fesih olgusu ticaret siciline usulünce tescil ve ilan edilmediği sürece, şirketten ayrıldığını veya şirketin fiilen kapandığını iddia eden ortak, bu savunmasını iyiniyetli üçüncü kişi alacaklılara (örneğin kredi kullandıran bankalara veya senet hamillerine) karşı ileri süremez.
- Organın Sorumluluğu: Fesih kararı alınmış (ancak henüz ilan edilmemiş) bir dönemde yönetici ortağın şirket unvanı ve kaşesi ile üçüncü kişilerle sözleşme akdetmesi durumunda, işlemi yapan yönetici TTK m. 251/1 uyarınca bizzat ve sınırsız sorumluyken; işleme katılmayan diğer ortaklar da TTK m. 251/2 uyarınca dış ilişki bakımından borçtan müteselsilen sorumlu tutulmaya devam edilir. Ancak iç ilişkide, işlemi yapan yöneticiye rücu etme hakları doğar.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1:
A, B ve C'nin ortak olduğu ABC Kollektif Şirketi, 01.03.2023 tarihinde ortaklar kurulu kararıyla feshedilmiştir. Ancak fesih kararı Ticaret Sicili Müdürlüğü'ne bildirilmemiş ve Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde yayımlanmamıştır. Bu durumu fırsat bilen yönetici ortak A, şirketin eski itibarını kullanarak 15.04.2023 tarihinde X Bankası'ndan şirket adına yüksek miktarlı bir ticari kredi kullanmış ve parayı kendi şahsi hesaplarına aktarmıştır. X Bankası, kredinin geri ödenmemesi üzerine şirkete ve tüm ortaklara başvurmuştur. B ve C, şirketin 01.03.2023 tarihinde feshedildiğini, A'nın bu işlemi yapmaya yetkisi olmadığını savunmaktadır.
Hukuki analiz: TTK m. 251/2 uyarınca, fesih kanuna uygun şekilde tescil ve ilan edilmedikçe, B ve C'nin üçüncü kişi konumundaki X Bankası'na karşı sorumluluğu devam eder [3]. X Bankası iyi niyetli kabul edilir ve tüm ortaklar (A, B ve C) kredi borcundan dolayı müteselsilen ve sınırsız sorumludur. İç ilişkide ise B ve C, TTK m. 251/1 uyarınca sona ermiş şirket adına yetkisiz işlem yapan ve zarara sebebiyet veren A'ya, ödedikleri tutar oranında rücu edebilirler.
Olay 2:
XYZ Kollektif Şirketi'nin fesih kararı usulüne uygun şekilde tescil ve ilan edilerek tasfiye sürecine girilmiştir. Tasfiye memuru atanmamış, mevcut yönetici ortak Y kanunen tasfiye işlemlerini yürütmektedir. Y, tasfiye ile hiçbir ilgisi olmayan, tamamen yeni bir iş sahasına (inşaat malzemesi ithalatı) girmek üzere şirket adına Z A.Ş. ile yüklü miktarda alım sözleşmesi imzalamıştır. İşlemler zarar etmiş ve Z A.Ş. alacağını tahsil edememiştir.
Hukuki analiz: TTK m. 251/1 gereğince, şirketi yönetmeye yetkili olan Y, sona ermiş şirket adına yeni hukuki işlemler (tasfiye gayesi taşımayan ticari faaliyetler) tesis edemez [1]. Y, bu yasağı ihlal ettiği için tesis ettiği ithalat sözleşmesinden doğan zararlardan bizzat, sınırsız ve müteselsilen sorumludur. Z A.Ş., alacağını doğrudan Y'nin şahsi malvarlığından talep edebilir.
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat yükü: Bir üçüncü kişinin, feshin tescil ve ilan edilmemesine rağmen fiili fesih durumunu "bildiği" (kötü niyetli olduğu) iddia ediliyorsa, ispat yükü bu iddiayı öne süren ortaklara aittir. Kural olarak sicil kayıtlarına güven esastır.
- Zamanaşımı / Süreler: Ortakların sorumluluğunu sonlandıran asıl kırılma noktası, feshin usulüne uygun şekilde tescil ve ilanıdır. Bu ilan yapıldıktan sonra, şirket alacaklılarının ortaklara yöneltebileceği istemler TTK m. 264 uyarınca 3 yıllık zamanaşımına tabidir [5].
- Görevli ve yetkili mahkeme: TTK m. 251 bağlamında yöneticilere veya ortaklara yöneltilecek sorumluluk ve alacak davalarında görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesidir. Yetkili mahkeme kural olarak şirket merkezinin bulunduğu yer mahkemesidir.
- Yaygın uygulama hataları: Uygulamada, kollektif şirket ortaklarının şirket borçlarını ödeyip kendi aralarında fiilen şirketi kapattıklarını düşünerek ticaret sicilinden terk işlemlerini (tescil ve ilan) ihmal etmeleri en yaygın hatadır. Bu ihmal, yıllar sonra ortaya çıkabilecek (vergi, SGK veya eski yöneticinin kötü niyetli eylemleri gibi) borçlardan dolayı tüm ortakların malvarlıklarına haciz gelmesiyle sonuçlanmaktadır.
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Ticaret Kanunu'nun 251. maddesi, şahıs şirketlerindeki sınırsız sorumluluk rejiminin tasfiye aşamasındaki izdüşümüdür. Doktrinde (örneğin Prof. Dr. Reha Poroy, Prof. Dr. Ünal Tekinalp, Prof. Dr. Ersin Çamoğlu ekolünde) sıklıkla vurgulandığı üzere, şahıs şirketlerinde tüzel kişilik perdesinin ardındaki asıl teminat bizzat ortakların şahsi malvarlığıdır. Bu nedenle, kanun koyucunun fesih ve tasfiye aşamasında üçüncü kişileri korumak adına böylesine katı bir şekil şartı (tescil ve ilan) getirmesi isabetlidir.
Bununla birlikte, m. 251/1'de belirtilen yönetici ortakların "müteselsilen ve sınırsız" sorumlu tutulması yaptırımı, tasfiye sürecindeki yönetici ortakların (veya kanuni tasfiye memurlarının) hareket alanını oldukça daraltmaktadır. Modern ticaret hukukunda, bir şirketin tasfiyesi bazen işletmenin bir bütün halinde (going concern) muhafaza edilerek satılmasını gerektirebilir. Yöneticilerin salt "yeni işlem yapma yasağı" korkusuyla, işletme değerini maksimize edecek kârlı ara fırsatları kaçırmaları eleştirilmektedir. Ancak TTK m. 293 uyarınca tasfiye memurlarının (ortakların oybirliğiyle) yeni işlemlere devam edebilme imkânı [6], m. 251'in yarattığı bu katılığı belirli ölçüde esnetmekte ve hukuki bir denge sağlamaktadır. Sonuç olarak, TTK m. 251, ticaret hukukunun "görünüşe güven" (Rechtsschein) ilkesinin şahıs şirketleri hukuku alanındaki en net yansımalarından biridir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) İkinci Kitap (Ticaret Şirketleri), İkinci Kısım (Kollektif Şirket), Dördüncü Bölüm (Şirketin Sona Ermesi ve Ortağın Ayrılması) başlığı altında yer alan 251. maddesi, kollektif şirketlerin sona erme sürecinde yönetim yetkisinin akıbetini ve üçüncü kişilerin korunmasını düzenleyen temel bir emredici hükümdür. Madde, şirketin infisah etmesi veya feshedilmesi ile birlikte şirketin ticari işletme amacının yerini "tasfiye amacına" bırakması kuralının doğal bir sonucunu yansıtmaktadır [1].
Kollektif şirketlerde ortaklar kural olarak şirketin borç ve taahhütlerinden dolayı müteselsilen ve bütün malvarlıklarıyla sorumludurlar [2]. Şirketin herhangi bir sebeple sona ermesi (örneğin amacın imkânsızlaşması, sürenin dolması veya fesih kararı) durumunda, şirketi yönetmeye yetkili olanların şirketin mutat ticari faaliyetlerine devam etmesi, tasfiye sürecinin doğasına aykırıdır. TTK m. 251/1, sona erme olgusunun gerçekleşmesiyle birlikte yetkili organların (yönetici ortakların) şirket adına yeni işlemler yapmasını yasaklamakta; şayet yaparlarsa ortaya çıkacak zararlardan bizzat, müteselsilen ve sınırsız sorumlu olacaklarını hükme bağlamaktadır [1]. Maddenin ikinci fıkrası ise ticaret hukukunun en temel ilkelerinden biri olan "işlem güvenliği" (Verkehrsschutz) ve "üçüncü kişilerin korunması" prensiplerini somutlaştırarak, feshin ticaret siciline tescil ve ilan edilmediği müddetçe ortakların üçüncü kişilere karşı olan müteselsil sorumluluklarının devam edeceğini öngörmektedir [3].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Sona Ermiş Şirket Adına ve Hesabına İşlem Yapma Yasağı
TTK m. 251/1'de ifade edilen "sona ermiş şirket adına ve hesabına işlem yapamazlar" kuralı, şirketin aktif ticari hayatının bittiğini ve sadece tasfiye amacıyla sınırlı bir ehliyet dönemine girdiğini ifade eder. Sona erme anından itibaren yönetici ortakların genel ve sınırsız temsil yetkisi daralır; bu yetki yalnızca tasfiyenin zorunlu kıldığı, daha önce başlanmış işlerin tamamlanması, alacakların tahsili ve borçların ödenmesi gibi işlemlere hasredilir. Doktrindeki yerleşik görüşe göre, bu aşamada yöneticilerin spekülatif yeni ticari riskler alması, şirketin malvarlığını tehlikeye atacak yeni yatırımlara girişmesi mutlak surette yasaktır.
2.2. Müteselsil ve Sınırsız Sorumluluk Yaptırımı
Yönetici ortakların, yasaklanmış olmasına rağmen sona ermiş şirket adına yeni hukuki işlemler tesis etmeleri halinde, TTK m. 251/1 bu kişileri ağır bir yaptırımla karşı karşıya bırakır: "müteselsilen ve sınırsız sorumlu olurlar" [1]. Bu sorumluluk, TTK m. 236’daki şirket borçlarından doğan genel sorumluluktan farklı olarak, bizzat yasağa aykırı işlemi yapan yöneticilerin şahsi ve ağırlaştırılmış kusur sorumluluğunu (haksız fiil / kanuna aykırılık bağlamında) ifade eder. Tasfiye amacı dışında yapılan işlemler dolayısıyla şirket malvarlığının azalması veya üçüncü kişilerin zarara uğraması halinde, bu işlemi gerçekleştiren yöneticiler, kanunun emredici hükmünü ihlal ettikleri için doğrudan şahsi malvarlıklarıyla sorumludurlar.
2.3. Tescil ve İlanın Üçüncü Kişilere Karşı Etkisi (m. 251/2)
Maddenin ikinci fıkrası, ticaret sicilinin üçüncü kişileri koruyucu (bildirici ve güven sağlayıcı) etkisini teyit eder. Şirketin iç ilişkisinde sona erme gerçekleşmiş olsa bile, bu husus usulüne uygun şekilde ticaret siciline tescil ve Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde ilan edilmediği sürece, iyi niyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez [3]. Diğer bir deyişle, dış dünyada şirket halen faal bir kollektif şirketmiş gibi görünmeye devam ettiği için, bütün ortakların şirket alacaklılarına karşı haiz oldukları sınırsız ve müteselsil sorumluluk varlığını sürdürür.
3. Sistematik İlişkiler
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve bilhassa 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarına göre; ticaret şirketlerinin tasfiye sürecine girmesi, tüzel kişiliğin derhal sona erdiği anlamına gelmez; şirket tasfiye gayesiyle varlığını sürdürür. Kollektif şirketlere ilişkin uyuşmazlıklarda Yargıtay, TTK m. 251 (ve önceki 6762 sayılı Kanun dönemindeki karşılığı olan m. 190) bağlamında şu ilkeleri vurgulamaktadır:
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1: A, B ve C'nin ortak olduğu ABC Kollektif Şirketi, 01.03.2023 tarihinde ortaklar kurulu kararıyla feshedilmiştir. Ancak fesih kararı Ticaret Sicili Müdürlüğü'ne bildirilmemiş ve Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde yayımlanmamıştır. Bu durumu fırsat bilen yönetici ortak A, şirketin eski itibarını kullanarak 15.04.2023 tarihinde X Bankası'ndan şirket adına yüksek miktarlı bir ticari kredi kullanmış ve parayı kendi şahsi hesaplarına aktarmıştır. X Bankası, kredinin geri ödenmemesi üzerine şirkete ve tüm ortaklara başvurmuştur. B ve C, şirketin 01.03.2023 tarihinde feshedildiğini, A'nın bu işlemi yapmaya yetkisi olmadığını savunmaktadır. Hukuki analiz: TTK m. 251/2 uyarınca, fesih kanuna uygun şekilde tescil ve ilan edilmedikçe, B ve C'nin üçüncü kişi konumundaki X Bankası'na karşı sorumluluğu devam eder [3]. X Bankası iyi niyetli kabul edilir ve tüm ortaklar (A, B ve C) kredi borcundan dolayı müteselsilen ve sınırsız sorumludur. İç ilişkide ise B ve C, TTK m. 251/1 uyarınca sona ermiş şirket adına yetkisiz işlem yapan ve zarara sebebiyet veren A'ya, ödedikleri tutar oranında rücu edebilirler.
Olay 2: XYZ Kollektif Şirketi'nin fesih kararı usulüne uygun şekilde tescil ve ilan edilerek tasfiye sürecine girilmiştir. Tasfiye memuru atanmamış, mevcut yönetici ortak Y kanunen tasfiye işlemlerini yürütmektedir. Y, tasfiye ile hiçbir ilgisi olmayan, tamamen yeni bir iş sahasına (inşaat malzemesi ithalatı) girmek üzere şirket adına Z A.Ş. ile yüklü miktarda alım sözleşmesi imzalamıştır. İşlemler zarar etmiş ve Z A.Ş. alacağını tahsil edememiştir. Hukuki analiz: TTK m. 251/1 gereğince, şirketi yönetmeye yetkili olan Y, sona ermiş şirket adına yeni hukuki işlemler (tasfiye gayesi taşımayan ticari faaliyetler) tesis edemez [1]. Y, bu yasağı ihlal ettiği için tesis ettiği ithalat sözleşmesinden doğan zararlardan bizzat, sınırsız ve müteselsilen sorumludur. Z A.Ş., alacağını doğrudan Y'nin şahsi malvarlığından talep edebilir.
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Ticaret Kanunu'nun 251. maddesi, şahıs şirketlerindeki sınırsız sorumluluk rejiminin tasfiye aşamasındaki izdüşümüdür. Doktrinde (örneğin Prof. Dr. Reha Poroy, Prof. Dr. Ünal Tekinalp, Prof. Dr. Ersin Çamoğlu ekolünde) sıklıkla vurgulandığı üzere, şahıs şirketlerinde tüzel kişilik perdesinin ardındaki asıl teminat bizzat ortakların şahsi malvarlığıdır. Bu nedenle, kanun koyucunun fesih ve tasfiye aşamasında üçüncü kişileri korumak adına böylesine katı bir şekil şartı (tescil ve ilan) getirmesi isabetlidir.
Bununla birlikte, m. 251/1'de belirtilen yönetici ortakların "müteselsilen ve sınırsız" sorumlu tutulması yaptırımı, tasfiye sürecindeki yönetici ortakların (veya kanuni tasfiye memurlarının) hareket alanını oldukça daraltmaktadır. Modern ticaret hukukunda, bir şirketin tasfiyesi bazen işletmenin bir bütün halinde (going concern) muhafaza edilerek satılmasını gerektirebilir. Yöneticilerin salt "yeni işlem yapma yasağı" korkusuyla, işletme değerini maksimize edecek kârlı ara fırsatları kaçırmaları eleştirilmektedir. Ancak TTK m. 293 uyarınca tasfiye memurlarının (ortakların oybirliğiyle) yeni işlemlere devam edebilme imkânı [6], m. 251'in yarattığı bu katılığı belirli ölçüde esnetmekte ve hukuki bir denge sağlamaktadır. Sonuç olarak, TTK m. 251, ticaret hukukunun "görünüşe güven" (Rechtsschein) ilkesinin şahıs şirketleri hukuku alanındaki en net yansımalarından biridir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.