RESMİ METİN

**4. Özel durumlar a) Sermaye koyma borcunun yerine getirilmemesi M ADDE 246

  • (1) Sermaye koyma borcunun yerine getirilmemesinden dolayı fesih davası açabilmek için önce ortağa noter aracılığıyla uygun süreyi içeren bir ihbar gönderilir. İhbar, verilen süre içinde borcun yerine getirilmesi ihtarını da içerir. b) Karine**

Madde 247 - (1) Şirket sözleşmesinde öngörülen şirket süresinin sona ermesinden sonra işlere devam etmek suretiyle zımni biçimde uzatılmış bulunan veya süresi bir ortağın hayatına bağlanmış olan şirketler, belirsiz süreli şirket sayılırlar.


AKADEMİK YORUM VE ANALİZ

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 247. maddesi, İkinci Kısım olan Kollektif Şirket başlığı altında, "Şirketin Sona Ermesi ve Ortağın Ayrılması"na ilişkin Dördüncü Bölüm'de konumlandırılmıştır [1]. Madde, şirket süresinin sona ermesine rağmen faaliyetlerin fiilen sürdürülmesi veya şirket süresinin bir ortağın hayatına bağlanması durumlarında ortaya çıkan hukuki statüyü düzenlemektedir. TTK m. 247 hükmü, ticaret hukukuna hâkim olan "şirketin devamlılığı ilkesi" [2] ve "işlem güvenliği" prensiplerinin kollektif şirketler hukuku alanındaki en somut tezahürlerinden biridir.

Kollektif şirketler, yapıları gereği kişi ortaklıkları (şahıs şirketleri) kategorisinde yer alır ve ortaklar arasındaki sıkı güven ilişkisine (intuitu personae) dayanır [3]. Şirket sözleşmesi kurulurken ortaklar, ortaklığın süresini belirli bir vadeye bağlayabilecekleri gibi, belirsiz süreli olarak da tayin edebilirler. Şayet sözleşmede belirli bir süre öngörülmüşse, kural olarak bu sürenin dolmasıyla şirketin infisah etmesi ve tasfiye sürecine girmesi gerekir. Ancak kanun koyucu, TTK m. 247 ile ticari hayatın olağan akışını ve ekonomik değerlerin korunması ihtiyacını gözeterek, sürenin dolmasına rağmen fiilen ticari faaliyetlerine devam eden kollektif şirketlerin tasfiyeye girmeyeceğini, aksine "belirsiz süreli" şirket statüsüne evrilerek hayatiyetini sürdüreceğini yasal bir karine altına almıştır [4]. Aynı şekilde, sürenin somut ve öngörülebilir bir takvime değil de, doğası gereği belirsiz olan "bir ortağın hayatına" bağlandığı durumlarda da hukuki belirliliği sağlamak adına şirket belirsiz süreli kabul edilmiştir [4].

Bu düzenleme, sadece ortakların iç ilişkisini değil, şirket alacaklılarının ve kişisel alacaklıların haklarını da doğrudan etkileyen makro düzeyde bir normdur. Zira şirketin belirli süreli veya belirsiz süreli olması, ortaklıktan çıkma, fesih ihbarında bulunma ve alacaklıların şirketin feshini talep etme haklarının kullanılabilmesi bakımından usul ve esas farklılıkları yaratmaktadır [5], [6].

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. Zımni Biçimde Uzama (Fiili Devamlılık)

Şirket sözleşmesinde belirlenen sürenin sona ermesi, normal şartlarda TTK m. 243 vd. ve atıf yapılan TBK m. 639 uyarınca bir infisah nedenidir [1]. Ancak, sürenin dolmasına rağmen şirket yöneticilerinin veya ortakların şirketin ticari işletmesini faal olarak çalıştırmaya devam etmeleri, üçüncü kişilerle sözleşmeler akdetmeleri, vergi ve sigorta mükellefiyetlerini sürdürmeleri, kâr payı dağıtmaları gibi eylemler zımni bir irade beyanı olarak kabul edilir. Doktrinde Poroy/Tekinalp/Çamoğlu ve Bahtiyar gibi yazarların da sıklıkla vurguladığı üzere, tüzel kişiliğin ve ekonomik bütünlüğün korunması amacıyla, ortakların eylemli (fiili) davranışları, sözleşmenin süresinin uzatıldığına dair örtülü bir anlaşma (consensus) olarak nitelendirilir. Burada aranan temel şart, işlere devam edildiğinin diğer ortaklar tarafından bilinmesi ve bu duruma makul bir süre içinde açıkça itiraz edilmemiş olmasıdır. Zımni uzama gerçekleştiğinde, şirket artık kuruluşundaki belirli süre kaydından kurtulur ve yasa gereği "belirsiz süreli" nitelik kazanır [4].

2.2. Süresi Bir Ortağın Hayatına Bağlanmış Şirketler

Kişi ortaklıklarında, sermayeden ziyade ortakların kişisel emekleri, ticari itibarları ve özellikleri ön plandadır [7]. Bu nedenle taraflar, şirket süresini şirkete ruh veren veya ticari itibarı sağlayan kurucu bir ortağın yaşam süresiyle sınırlandırmak isteyebilirler. Ne var ki, insan ömrünün ne zaman sona ereceği objektif ve öngörülebilir bir vade teşkil etmez. Hukuk güvenliği ve alacaklıların korunması prensipleri, vadenin takvimsel bir kesinlik taşımasını gerektirir. Kanun koyucu, "ortağın ömrü" gibi muğlak bir vadeyi, hukuki işlemlerin ve fesih ihbarı sürelerinin hesaplanmasında bir ölçüt olarak kabul etmemiş; bu tür sözleşmelere sahip şirketleri doğrudan "belirsiz süreli" kategorisine dâhil etmiştir [4].

2.3. Belirsiz Süreli Şirket Sayılma Karinesi

TTK m. 247 metninde yer alan "belirsiz süreli şirket sayılırlar" ifadesi [4], hukuki niteliği itibarıyla kesin bir karinedir (praesumptio iuris et de iure) ve aksinin ispatı kural olarak mümkün değildir. Zira bu hüküm, hem üçüncü kişilerin şirkete karşı duyduğu güveni korumak hem de kişisel alacaklıların fesih ve haciz taleplerindeki usuli haklarını (TTK m. 248 ve 249) güvence altına almak için emredici bir altyapıya sahiptir [4], [6]. Şirketin belirsiz süreli hale gelmesi, her şeyden önce TTK m. 256'da düzenlenen "fesih ihbarı" mekanizmasını devreye sokar [8]. Belirli süreli bir şirkette ortaklar ancak haklı sebeple fesih (TTK m. 245) talep edebilirken [9], belirsiz süreli hale gelmiş bir şirkette ortaklar, altı ay önceden fesih ihbarında bulunarak şirketin sona ermesini talep etme hakkına kavuşurlar.

3. Sistematik İlişkiler

  • TTK m. 243 ve TBK m. 639 İlişkisi: TTK m. 243, kollektif şirketlerin genel sona erme sebeplerini düzenlerken TBK m. 639'a açık atıf yapmaktadır [1]. TBK m. 639/VII hükmü, belirsiz süreli ortaklıklarda fesih ihbarını düzenler [5]. TTK m. 247 uyarınca belirsiz süreli hale gelen kollektif şirketlerde, infisah süreci artık sürenin dolmasına değil, TBK m. 639/VII ve TTK m. 256 uyarınca yapılacak fesih ihbarına tabidir.
  • TTK m. 256 (Fesih İhbarı): TTK m. 247'nin yarattığı en önemli hukuki sonuç TTK m. 256'nın uygulama alanı bulmasıdır. Süresiz (belirsiz süreli) şirketlerde ortaklardan biri şirketin feshi ihbarında bulunursa, diğer ortaklar feshi kabul etmeyerek bu ortağı şirketten çıkarıp yola devam edebilirler [8].
  • TTK m. 248 ve 249 (Kişisel Alacaklıların Korunması): Eğer şirket süresi açık bir kararla uzatılsaydı, kişisel alacaklı TTK m. 248 uyarınca bu uzatma kararına itiraz edebilecekti [4]. Ancak TTK m. 247 uyarınca zımni uzama söz konusu olduğunda, kişisel alacaklı TTK m. 249 hükmüne dayanarak, altı ay önceden ihbarda bulunmak ve hesap yılı sonu için hüküm ifade etmek üzere şirketin feshini isteyebilecektir [6], [10].
  • TTK m. 245 (Haklı Sebeple Fesih): Şirket belirli süreli olsaydı, süresinden önce sona erdirilebilmesi ancak TTK m. 245'te sayılan haklı sebeplerin (ihanet, asli görevleri ihlal, yetenek kaybı vb.) varlığı halinde mahkeme kararıyla mümkündü [11], [9]. Şirketin belirsiz süreli hale gelmesi, fesih için "haklı sebep" arama zorunluluğunu ortadan kaldırarak olağan fesih ihbarı yolunu açar.

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi ve Hukuk Genel Kurulu kararlarında, şahıs şirketlerinde sürenin zımnen uzaması kurumu titizlikle incelenmektedir. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre; şirket süresinin dolmasına karşın ticaret sicili kaydının terkin edilmemesi tek başına zımni uzama anlamına gelmez. Şirketin aktif olarak tacir sıfatının gereklerini yerine getirmesi, fatura kesmesi, sözleşmeler yapması ve ortakların bu duruma zımnen onay vermesi (sessiz kalması) aranır.

Yargıtay uygulaması, zımni uzama ile belirsiz süreli hale gelen şirketlerde, ortakların ortaklıktan çıkma veya ortaklığın feshini talep etme haklarını dürüstlük kuralı (TMK m. 2) çerçevesinde kullanmaları gerektiğine işaret etmektedir. Keza, Yargıtay kişisel alacaklıların fesih taleplerinde (TTK m. 249), şirketin belirsiz süreli statüsünde olduğunun tespiti halinde, altı aylık ihbar süresine ve hesap yılı sonu şartına sıkı sıkıya uyulması gerektiğini, aksi halde fesih davasının usulden reddedileceğini hükme bağlamaktadır.

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1 (Zımni Uzama ve Fesih İhbarı): A, B ve C tarafından 01.01.2010 tarihinde 10 yıl süreli olarak kurulan "ABC Kollektif Şirketi", 01.01.2020 tarihinde süresini doldurmuştur. Ancak ortaklar tasfiye sürecine girmemiş, mal alım satımlarına, işçi çalıştırmaya ve kâr dağıtmaya 2023 yılına kadar devam etmiştir. 2024 başında Ortak A, ortaklıktan ayrılmak istemektedir. Hukuki analiz: Somut olayda şirket süresi dolmasına rağmen işlere devam edildiği için TTK m. 247/1 gereğince şirket "belirsiz süreli" şirket statüsü kazanmıştır [4]. Ortak A'nın, sürenin dolduğu gerekçesiyle şirketin kendiliğinden infisah ettiğini ileri sürmesi mümkün değildir. A, şirketten ayrılmak için belirsiz süreli şirketlere uygulanan usulü izlemeli; yani hesap yılı sonundan en az altı ay önce fesih ihbarında bulunmalıdır (TBK m. 639/VII, TTK m. 243). Bu ihbar üzerine diğer ortaklar B ve C, feshi kabul etmeyip A'yı şirketten çıkararak (ayrılma akçesini ödeyerek) şirkete devam edebilirler (TTK m. 256) [8].

Olay 2 (Alacaklının Fesih Talebi ve Ortağın Hayatına Bağlı Süre): "XYZ Kollektif Şirketi"nin sözleşmesinde, şirketin süresi kurucu ve en yetkin ortak olan X'in yaşam süresi ile sınırlandırılmıştır. Ortak Y'nin kişisel alacaklısı olan T, Y'ye karşı yürüttüğü icra takibinde aciz vesikası almış ve Y'nin şirketteki kâr payından da alacağını tahsil edememiştir. Bunun üzerine T, şirketin derhal feshini talep eden bir dava açmıştır. Hukuki analiz: Şirket sözleşmesinde sürenin bir ortağın (X'in) hayatına bağlanmış olması, TTK m. 247 uyarınca bu şirketi doğrudan "belirsiz süreli" şirket kılar [4]. Alacaklı T'nin, TTK m. 249 kapsamında borçlu ortak Y'nin tasfiye payına haciz koydurması mümkündür; ancak şirketin "derhal" feshini talep etmesi usule aykırıdır. T'nin, şirketin belirsiz süreli olması sebebiyle, fesih için altı ay önceden ihbarda bulunması ve feshin hesap yılı sonu itibarıyla hüküm ifade etmesini talep etmesi yasal bir zorunluluktur [6], [10]. Dava, ihbar süresine uyulmadığı için usulden reddedilecektir.

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat yükü: Şirketin zımni olarak uzamadığını ve fiili faaliyetlerin tasfiye gayesiyle yapıldığını (örneğin sadece elde kalan stokların eritilmesi maksadı taşıdığını) iddia eden ortak, bu iddiasını ispatla mükelleftir. Buna karşılık, belirsiz süreli statü üzerinden hak iddia eden alacaklı veya ortak ise ticari faaliyetin mutat şekilde devam ettiğini ticari defterler, faturalar ve sicil kayıtlarıyla ispat etmelidir.
  • Zamanaşımı / Süreler: TTK m. 247 karinesi neticesinde devreye giren fesih ihbar mekanizmaları katı sürelere tabidir. Kişisel alacaklılar veya ortaklar tarafından yapılacak fesih ihbarları, hesap yılının sonundan (genellikle 31 Aralık) en az altı ay önce (en geç 30 Haziran'da) karşı tarafa yöneltilmelidir [10].
  • Görevli/yetkili mahkeme: Şirketin feshine, ortağın çıkarılmasına veya tespit taleplerine ilişkin tüm uyuşmazlıklarda görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesi, yetkili mahkeme ise TTK ve HMK genel kuralları uyarınca şirket merkezinin bulunduğu yer mahkemesidir.
  • Yaygın uygulama hataları: Şirket sözleşmesinde öngörülen süre bittikten yıllar sonra, ortaklar arasında husumet çıktığında, bir ortağın "şirket zaten yıllar önce sürenin dolmasıyla infisah etmişti, alınan kararlar yok hükmündedir" iddiasında bulunması. TTK m. 247 bu tür kötüniyetli ve geriye dönük iddiaları kesin bir karine ile bertaraf eder.

7. Eleştirel Değerlendirme

Türk Ticaret Kanunu m. 247 hükmü, doktrinde Sabih Arkan, Şükrü Yıldız ve Oruç Hami Şener gibi yazarlarca ticaret ortaklıklarının devamlılığı ilkesinin (favor negotii) başarılı bir yansıması olarak nitelendirilmektedir. Sözleşmede yer alan vadenin bitimine rağmen faaliyetlerini sürdüren işletmelerin "fiili (de facto) ortaklık" teorisi zemininde karmaşaya yol açması, TTK m. 247 ile engellenmiş ve şekli eksikliğe rağmen hukuki statünün kanun gücüyle (ex lege) tesis edilmesi sağlanmıştır.

Ancak doktrinde eleştirilen husus, zımni uzama karinesinin mutlak niteliğidir. Şayet ortaklardan biri işletmenin faaliyetine salt tasfiye işlemlerini yürütmek amacıyla katılıyor, ancak diğer yöneticiler bu durumu istismar ederek yeni taahhütler altına giriyorsa, pasif kalan veya itirazını noter kanalıyla yapmayan ortağın sınırsız sorumluluk rejimi (TTK m. 237 vd.) altında belirsiz süreli şirket statüsüne hapsedilmesi ağır sonuçlar doğurabilmektedir. Bu nedenle, de lege ferenda (olması gereken hukuk) bakımından, zımni uzamanın gerçekleşmesi için ticaret sicili müdürlüğünün ortaklara resen bir bildirimde bulunarak iradelerini teyit etmesine yönelik usuli bir ara mekanizmanın getirilmesi, hukuki güvenlik ve irade muhtariyeti prensiplerine daha uygun düşecektir.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.

Metodolojik Not

Bu çalışma, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. İçerik, güncel kanun değişiklikleri ve yüksek yargı kararları ışığında revize edilmektedir.