1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) İkinci Kitap, İkinci Kısım, Birinci Bölümü altında kollektif şirketler düzenlenmiştir. Kollektif şirketlerin iç ilişkilerinin (ortakların birbirleriyle ve şirketle olan ilişkilerinin) düzenlendiği bu kısımda yer alan TTK m. 229 hükmü, "Kâr payı hakkı ve zarara katılma" üst başlığı altında "Zarar payı" kenar başlığı ile sevk edilmiştir [1].
Kollektif şirket, ticari bir işletmeyi bir ticaret unvanı altında işletmek amacıyla kurulan ve ortaklarından hiçbirinin sorumluluğu şirket alacaklılarına karşı sınırlandırılmamış olan şirket türüdür (TTK m. 211) [2]. Şirket alacaklılarına karşı müteselsil ve sınırsız bir sorumluluk (dış ilişki) söz konusu olmakla birlikte, ortakların şirket tüzel kişiliğine karşı olan sermaye borcu ve mali yükümlülükleri (iç ilişki) sınırsız değildir. TTK m. 229, tam olarak bu iç ilişkiyi dengeleyen, ortakların şahsi malvarlıklarını şirket tüzel kişiliğinin tek taraflı veya çoğunluk kararlarına dayalı taleplerinden koruyan temel bir teminattır.
Hükmün birinci fıkrası, sermayenin korunması ile ortağın irade özerkliği arasındaki çatışmayı, irade özerkliği lehine çözerek; hiçbir ortağın, başlangıçta taahhüt ettiği sermaye tutarını aşacak şekilde yeni bir mali yükümlülük altına sokulamayacağını emredici bir dille ifade eder [1]. İkinci fıkra ise, şahıs şirketlerinde sermaye unsurunun muhafazası prensibine dayanarak, zarar sebebiyle eksilen şirket sermayesinin, aksine bir karar alınmadıkça ileride elde edilecek bilânço kârları ile mahsup edilerek tamamlanacağını kurala bağlamıştır [1].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Sermayeden Eksilen Kısmın Tamamlanmasına Zorlanamama (Ek Yükümlülük Yasağı)
TTK m. 229/1 uyarınca, şirket faaliyetleri neticesinde zarar doğması ve bilânço açığı oluşması durumunda, ortakların bu zararı ceplerinden (şahsi malvarlıklarından) karşılayarak şirket kasasına koymaya (sermaye tamamlamaya) zorlanmaları mümkün değildir [1]. Sermaye koyma borcu, şirket sözleşmesi ile belirlenir ve TTK m. 128 gereği her ortak taahhüt ettiği sermayeyi ifa ile mükelleftir [3]. Taahhüt edilen sermaye ifa edildikten sonra, ortakların tüzel kişiliğe karşı mali yükümlülüğü kural olarak sona erer. Şirketin zarar etmesi, ortaklara kendiliğinden yeni bir borç yüklemez.
Bu kuralın yegâne istisnası "oybirliği" şartıdır [1]. Ortakların tamamı, hür iradeleriyle bir araya gelerek sermayenin tamamlanması yönünde bir karar alırlarsa, bu karar geçerli olur ve yeni bir borçlandırıcı işlem niteliği taşır. Doktrinde anonim şirketler (TTK m. 376) bağlamında da ifade edildiği üzere, "tamamlama", ortakların karşılıksız olarak şirket bilânço açığını kapatacak parayı vermeleridir ve bu durum, pay sahiplerine ek yüküm ihdas edilmesi anlamına geldiğinden oybirliği gerektirir [4, 5]. Kollektif şirketlerde de aynı evrensel prensip geçerlidir: Ortağın rızası dışında ona ek edim yüklenemez.
2.2. Gerçekleşecek Kâr ile Zararın Kapatılması (Kârın Zarara Mahsubu)
TTK m. 229/2 hükmü, işletme iktisadı ve muhasebe ilkelerinin hukuka yansımasıdır. Bir faaliyet döneminde zarar edilmişse, esas sermaye fiilen eksilmiş demektir. Ticaret hukukunda sermayenin gerçekliği ve korunması ilkeleri gereği, şirket kâra geçtiğinde, bu kârın öncelikle geçmiş yıl zararlarını kapatmak ve sermayeyi kuruluş (veya tescil edilen) seviyesine getirmek için kullanılması yasal bir zorunluluktur [1].
Ancak yasa koyucu bu kuralı emredici nitelikte değil, tamamlayıcı nitelikte sevk etmiştir. Zira fıkra metninde "aksine karar yoksa" ibaresi yer almaktadır [1]. Şayet ortaklar, kârın zararın kapatılmasına tahsis edilmeyip dağıtılmasına (veya başka bir fona aktarılmasına) karar verirlerse bu mümkündür. Elbette bu karar alınırken TTK m. 226/2 uyarınca, sözleşmede aksi öngörülmemişse ortakların çoğunluğunun kararı aranacaktır [6].
3. Sistematik İlişkiler
- TTK m. 128 (Sermaye Koyma Borcu): Her ortak, şirket sözleşmesiyle taahhüt ettiği sermayeyi ifa etmekle yükümlüdür. TTK m. 229, m. 128'in belirlediği ifa sınırının ötesine geçilmesini (oybirliği haricinde) yasaklayan koruyucu bir perdedir [1, 3].
- TTK m. 227 ve m. 228 (Kâr ve Zarar Payının Saptanması, Ortağın İstemleri): Yönetici ortaklar faaliyet dönemi sonunda bilânçoyu hazırlayıp kâr ve zararı belirlerler [6]. TTK m. 228, ortağın gerçekleşen kârdan payını isteme hakkını düzenler [7]. Ancak m. 228 uyarınca kâr payı talep edilebilmesi için, m. 229/2 uyarınca öncelikle geçmiş yıl zararlarının kapatılmış olması veya bu yönde (kârın dağıtılması yönünde) bir çoğunluk kararı alınmış olması gerekir.
- TTK m. 376 (Anonim Şirketlerde Sermaye Kaybı): Kanun koyucunun sermaye tamamlama ve ek yükümlülük konusundaki sistematik yaklaşımı anonim şirketlerde de benzerdir. TTK m. 376 gerekçesinde de belirtildiği üzere, zararlar sebebiyle sermayenin karşılıksız kalması halinde "tamamlama", tüm ortakların oybirliği ile yeni bir yükümlülük altına girmesiyle mümkündür [4, 5].
- TBK m. 622 vd. (Adi Şirket): TTK m. 126'nın yollamasıyla [3], TTK'da hüküm bulunmayan hallerde adi şirket hükümleri uygulanır. Kâr ve zararın paylaşımı hususunda çıkacak boşluklarda TBK m. 622'deki "eşitlik" prensibi ve mahsuplaşma esasları tamamlayıcı işlev görür.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili dairelerinin (özellikle 11. HD) yerleşik içtihatlarına göre; şahıs şirketlerinde ortakların şirket alacaklılarına karşı müteselsil ve bütün malvarlıklarıyla sorumlu olmaları, iç ilişkide şirket tüzel kişiliğine karşı da her an yeni sermaye koymak zorunda oldukları anlamına gelmez.
İçtihat İlkesi: "Ortaklık içi mali külfetlerin irade özerkliği dışında artırılamaması". Yargıtay kararlarında açıkça vurgulandığı üzere; şirket sözleşmesinde başlangıçta yer almayan bir ek ödeme (sermaye tamamlama) borcu, ancak tüm ortakların ittifakıyla ihdas edilebilir. Çoğunluk kararıyla bir ortağın zorla sermaye tamamlamaya icbar edilmesi, TTK m. 229 (Eski TK m. 195) amir hükmüne aykırılık teşkil edeceğinden alınan karar batıldır. Diğer yandan Yargıtay, geçmiş yıl zararları bilânçoda dururken, "aksine alınmış geçerli bir ortaklar kurulu kararı" bulunmaksızın kâr payı dağıtımı talebiyle açılan eda davalarını, sermayenin korunması ve TTK m. 229/2 gereği reddetmektedir.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Sermaye Tamamlama Zorlaması):
Kollektif şirket üç ortak (A, B ve C) ile 300.000 TL sermaye ile kurulmuş, her ortak taahhüdünü eksiksiz ifa etmiştir. Şirket ikinci faaliyet yılında 150.000 TL zarar etmiş ve bilânço açığı oluşmuştur. A ve B, şirketin finansal darboğazdan çıkması için sermayenin tekrar 300.000 TL'ye tamamlanması amacıyla ortaklar kurulunda karar almış, C ise bu karara olumsuz oy vermiştir. Karar oyçokluğu ile alınmış ve C'den 50.000 TL talep edilmiştir.
Hukuki analiz: TTK m. 229/1 uyarınca, sermayeden eksilen kısmın tamamlanması kararı ancak ortakların oybirliği ile alınabilir [1]. A ve B'nin oyçokluğu ile aldığı karar, C'nin rızası bulunmadığından C'yi bağlamaz. C, bu 50.000 TL'lik tamamlama bedelini ödemeye zorlanamaz ve şirket (veya diğer ortaklar) C'ye karşı ifa veya temerrüt davası açamaz.
Olay 2 (Kârın Zarara Mahsubu ve Kâr Payı Talebi):
Bir kollektif şirket, 2024 mali yılında 100.000 TL zarar etmiştir. 2025 mali yılında ise şirket 80.000 TL kâr elde etmiştir. Ortak X, 2025 yılı bilânçosunun onaylanmasının ardından, "şirketin 80.000 TL kâr elde ettiğini" ileri sürerek kendi payına düşen kârın kendisine ödenmesini talep etmiştir. Ortaklar kurulunda kârın dağıtılmasına yönelik özel bir karar (aksine karar) alınmamıştır.
Hukuki analiz: TTK m. 229/2 gereğince; sermayenin zararla eksilen kısmı, aksine karar yoksa gerçekleşecek kâr ile kapatılır [1]. Ortaklar kurulu, kârın dağıtılması yönünde bir "aksine karar" almadığından, 2025 yılındaki 80.000 TL'lik kâr, yasa gereği doğrudan 2024 yılından devreden 100.000 TL'lik zararın mahsubuna (sermayenin tamamlanmasına) tahsis edilecektir. Ortak X'in kâr payı talebi, dağıtılabilir bir net kâr bulunmadığı için hukuki dayanaktan yoksundur ve reddedilmelidir.
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat yükü: Sermaye tamamlama yükümlülüğünün doğduğunu ve ortakların bu hususta oybirliği ile karar aldığını iddia eden taraf (şirket veya diğer ortaklar), oybirliğini genel kurul (ortaklar kurulu) kararı veya yazılı mutabakat belgesi ile ispat etmek zorundadır (HMK m. 190).
- Zamanaşımı / Süreler: Sermayenin zararla eksilmesine dair kararlara ve ortaklık içi mali ihtilaflara karşı açılacak iptal veya tespit davalarında, TTK'da aksine hüküm bulunmadığından TBK'nın genel 10 yıllık zamanaşımı süreleri uygulama alanı bulur.
- Görevli/yetkili mahkeme: Şirket içi uyuşmazlıklardan kaynaklanan (kâr payı talebi veya sermaye tamamlama ihtilafları) davalarda görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesi; kesin yetkili mahkeme ise şirket merkezinin bulunduğu yer mahkemesidir.
- Yaygın uygulama hataları: Şahıs şirketlerindeki "sınırsız dış sorumluluk" (şirket alacaklılarına karşı sorumluluk) ile "sınırlı iç sorumluluk" (sermaye borcu bitimi sonrası tüzel kişiliğe karşı durum) prensiplerinin birbirine karıştırılması. Alacaklıların iflas aşamasında veya şirket tasfiyesinde ortakların şahsi malvarlığına başvurabilmesi (TTK m. 237 vd.), şirketin faal iken m. 229'u ihlal ederek ortaktan sermaye istemesine gerekçe yapılamaz.
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Ticaret Kanunu m. 229, İsviçre Borçlar Kanunu'ndaki (OR m. 560/2) sistemle uyumlu olarak şahıs şirketlerindeki ortakların irade özgürlüğünü en üst düzeyde koruyan bir yapıya sahiptir. Doktrindeki (Poroy, Tekinalp, Çamoğlu, Bahtiyar, Arkan) hâkim görüşler, kanun koyucunun "şahıs şirketlerinde dahi kimsenin rızası olmadan mevcut külfetinin ağırlaştırılamayacağı" ilkesini anayasal mülkiyet ve sözleşme özgürlüğü ekseninde çok yerinde bir düzenleme olarak kabul etmektedir.
Bununla birlikte eleştirilen nokta; kriz dönemlerinde veya finansal çalkantılarda, şirketin ekonomik kurtuluşu tek bir ortağın olumsuz oyuna (vetosuna) kilitlenmektedir. Anonim şirketlerde TTK m. 376/2'de olduğu gibi, "sermayenin tamamlanması veya azaltılması" gibi acil müdahale alternatifleri kollektif şirketlerde daha rijit kurallara tabidir [4, 5]. Sermaye şirketlerinde sermaye azaltımı ve eş zamanlı artırım yöntemleriyle azınlık direnişi bir nebze kırılabiliyorken, m. 229'un katı lafzı kollektif şirketleri tıkanma noktasına getirebilmektedir. İlerleyen dönemlerde, tıpkı limited şirketlerdeki "ek ödeme yükümlülüğü" (TTK m. 603) sözleşmeye başından konulabildiği gibi [8, 9], kollektif şirket sözleşmelerine de "belirli finansal rasyoların bozulması halinde oyçokluğu ile sermaye tamamlama yükümlülüğünün devreye gireceğine" dair önleyici hükümler konulabilmesinin (TTK m. 229'un nispi emrediciliği bağlamında) sınırlarının doktrin ve yargı tarafından daha net çizilmesi gerekmektedir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) İkinci Kitap, İkinci Kısım, Birinci Bölümü altında kollektif şirketler düzenlenmiştir. Kollektif şirketlerin iç ilişkilerinin (ortakların birbirleriyle ve şirketle olan ilişkilerinin) düzenlendiği bu kısımda yer alan TTK m. 229 hükmü, "Kâr payı hakkı ve zarara katılma" üst başlığı altında "Zarar payı" kenar başlığı ile sevk edilmiştir [1].
Kollektif şirket, ticari bir işletmeyi bir ticaret unvanı altında işletmek amacıyla kurulan ve ortaklarından hiçbirinin sorumluluğu şirket alacaklılarına karşı sınırlandırılmamış olan şirket türüdür (TTK m. 211) [2]. Şirket alacaklılarına karşı müteselsil ve sınırsız bir sorumluluk (dış ilişki) söz konusu olmakla birlikte, ortakların şirket tüzel kişiliğine karşı olan sermaye borcu ve mali yükümlülükleri (iç ilişki) sınırsız değildir. TTK m. 229, tam olarak bu iç ilişkiyi dengeleyen, ortakların şahsi malvarlıklarını şirket tüzel kişiliğinin tek taraflı veya çoğunluk kararlarına dayalı taleplerinden koruyan temel bir teminattır.
Hükmün birinci fıkrası, sermayenin korunması ile ortağın irade özerkliği arasındaki çatışmayı, irade özerkliği lehine çözerek; hiçbir ortağın, başlangıçta taahhüt ettiği sermaye tutarını aşacak şekilde yeni bir mali yükümlülük altına sokulamayacağını emredici bir dille ifade eder [1]. İkinci fıkra ise, şahıs şirketlerinde sermaye unsurunun muhafazası prensibine dayanarak, zarar sebebiyle eksilen şirket sermayesinin, aksine bir karar alınmadıkça ileride elde edilecek bilânço kârları ile mahsup edilerek tamamlanacağını kurala bağlamıştır [1].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Sermayeden Eksilen Kısmın Tamamlanmasına Zorlanamama (Ek Yükümlülük Yasağı)
TTK m. 229/1 uyarınca, şirket faaliyetleri neticesinde zarar doğması ve bilânço açığı oluşması durumunda, ortakların bu zararı ceplerinden (şahsi malvarlıklarından) karşılayarak şirket kasasına koymaya (sermaye tamamlamaya) zorlanmaları mümkün değildir [1]. Sermaye koyma borcu, şirket sözleşmesi ile belirlenir ve TTK m. 128 gereği her ortak taahhüt ettiği sermayeyi ifa ile mükelleftir [3]. Taahhüt edilen sermaye ifa edildikten sonra, ortakların tüzel kişiliğe karşı mali yükümlülüğü kural olarak sona erer. Şirketin zarar etmesi, ortaklara kendiliğinden yeni bir borç yüklemez.
Bu kuralın yegâne istisnası "oybirliği" şartıdır [1]. Ortakların tamamı, hür iradeleriyle bir araya gelerek sermayenin tamamlanması yönünde bir karar alırlarsa, bu karar geçerli olur ve yeni bir borçlandırıcı işlem niteliği taşır. Doktrinde anonim şirketler (TTK m. 376) bağlamında da ifade edildiği üzere, "tamamlama", ortakların karşılıksız olarak şirket bilânço açığını kapatacak parayı vermeleridir ve bu durum, pay sahiplerine ek yüküm ihdas edilmesi anlamına geldiğinden oybirliği gerektirir [4, 5]. Kollektif şirketlerde de aynı evrensel prensip geçerlidir: Ortağın rızası dışında ona ek edim yüklenemez.
2.2. Gerçekleşecek Kâr ile Zararın Kapatılması (Kârın Zarara Mahsubu)
TTK m. 229/2 hükmü, işletme iktisadı ve muhasebe ilkelerinin hukuka yansımasıdır. Bir faaliyet döneminde zarar edilmişse, esas sermaye fiilen eksilmiş demektir. Ticaret hukukunda sermayenin gerçekliği ve korunması ilkeleri gereği, şirket kâra geçtiğinde, bu kârın öncelikle geçmiş yıl zararlarını kapatmak ve sermayeyi kuruluş (veya tescil edilen) seviyesine getirmek için kullanılması yasal bir zorunluluktur [1].
Ancak yasa koyucu bu kuralı emredici nitelikte değil, tamamlayıcı nitelikte sevk etmiştir. Zira fıkra metninde "aksine karar yoksa" ibaresi yer almaktadır [1]. Şayet ortaklar, kârın zararın kapatılmasına tahsis edilmeyip dağıtılmasına (veya başka bir fona aktarılmasına) karar verirlerse bu mümkündür. Elbette bu karar alınırken TTK m. 226/2 uyarınca, sözleşmede aksi öngörülmemişse ortakların çoğunluğunun kararı aranacaktır [6].
3. Sistematik İlişkiler
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili dairelerinin (özellikle 11. HD) yerleşik içtihatlarına göre; şahıs şirketlerinde ortakların şirket alacaklılarına karşı müteselsil ve bütün malvarlıklarıyla sorumlu olmaları, iç ilişkide şirket tüzel kişiliğine karşı da her an yeni sermaye koymak zorunda oldukları anlamına gelmez.
İçtihat İlkesi: "Ortaklık içi mali külfetlerin irade özerkliği dışında artırılamaması". Yargıtay kararlarında açıkça vurgulandığı üzere; şirket sözleşmesinde başlangıçta yer almayan bir ek ödeme (sermaye tamamlama) borcu, ancak tüm ortakların ittifakıyla ihdas edilebilir. Çoğunluk kararıyla bir ortağın zorla sermaye tamamlamaya icbar edilmesi, TTK m. 229 (Eski TK m. 195) amir hükmüne aykırılık teşkil edeceğinden alınan karar batıldır. Diğer yandan Yargıtay, geçmiş yıl zararları bilânçoda dururken, "aksine alınmış geçerli bir ortaklar kurulu kararı" bulunmaksızın kâr payı dağıtımı talebiyle açılan eda davalarını, sermayenin korunması ve TTK m. 229/2 gereği reddetmektedir.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Sermaye Tamamlama Zorlaması): Kollektif şirket üç ortak (A, B ve C) ile 300.000 TL sermaye ile kurulmuş, her ortak taahhüdünü eksiksiz ifa etmiştir. Şirket ikinci faaliyet yılında 150.000 TL zarar etmiş ve bilânço açığı oluşmuştur. A ve B, şirketin finansal darboğazdan çıkması için sermayenin tekrar 300.000 TL'ye tamamlanması amacıyla ortaklar kurulunda karar almış, C ise bu karara olumsuz oy vermiştir. Karar oyçokluğu ile alınmış ve C'den 50.000 TL talep edilmiştir. Hukuki analiz: TTK m. 229/1 uyarınca, sermayeden eksilen kısmın tamamlanması kararı ancak ortakların oybirliği ile alınabilir [1]. A ve B'nin oyçokluğu ile aldığı karar, C'nin rızası bulunmadığından C'yi bağlamaz. C, bu 50.000 TL'lik tamamlama bedelini ödemeye zorlanamaz ve şirket (veya diğer ortaklar) C'ye karşı ifa veya temerrüt davası açamaz.
Olay 2 (Kârın Zarara Mahsubu ve Kâr Payı Talebi): Bir kollektif şirket, 2024 mali yılında 100.000 TL zarar etmiştir. 2025 mali yılında ise şirket 80.000 TL kâr elde etmiştir. Ortak X, 2025 yılı bilânçosunun onaylanmasının ardından, "şirketin 80.000 TL kâr elde ettiğini" ileri sürerek kendi payına düşen kârın kendisine ödenmesini talep etmiştir. Ortaklar kurulunda kârın dağıtılmasına yönelik özel bir karar (aksine karar) alınmamıştır. Hukuki analiz: TTK m. 229/2 gereğince; sermayenin zararla eksilen kısmı, aksine karar yoksa gerçekleşecek kâr ile kapatılır [1]. Ortaklar kurulu, kârın dağıtılması yönünde bir "aksine karar" almadığından, 2025 yılındaki 80.000 TL'lik kâr, yasa gereği doğrudan 2024 yılından devreden 100.000 TL'lik zararın mahsubuna (sermayenin tamamlanmasına) tahsis edilecektir. Ortak X'in kâr payı talebi, dağıtılabilir bir net kâr bulunmadığı için hukuki dayanaktan yoksundur ve reddedilmelidir.
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Ticaret Kanunu m. 229, İsviçre Borçlar Kanunu'ndaki (OR m. 560/2) sistemle uyumlu olarak şahıs şirketlerindeki ortakların irade özgürlüğünü en üst düzeyde koruyan bir yapıya sahiptir. Doktrindeki (Poroy, Tekinalp, Çamoğlu, Bahtiyar, Arkan) hâkim görüşler, kanun koyucunun "şahıs şirketlerinde dahi kimsenin rızası olmadan mevcut külfetinin ağırlaştırılamayacağı" ilkesini anayasal mülkiyet ve sözleşme özgürlüğü ekseninde çok yerinde bir düzenleme olarak kabul etmektedir.
Bununla birlikte eleştirilen nokta; kriz dönemlerinde veya finansal çalkantılarda, şirketin ekonomik kurtuluşu tek bir ortağın olumsuz oyuna (vetosuna) kilitlenmektedir. Anonim şirketlerde TTK m. 376/2'de olduğu gibi, "sermayenin tamamlanması veya azaltılması" gibi acil müdahale alternatifleri kollektif şirketlerde daha rijit kurallara tabidir [4, 5]. Sermaye şirketlerinde sermaye azaltımı ve eş zamanlı artırım yöntemleriyle azınlık direnişi bir nebze kırılabiliyorken, m. 229'un katı lafzı kollektif şirketleri tıkanma noktasına getirebilmektedir. İlerleyen dönemlerde, tıpkı limited şirketlerdeki "ek ödeme yükümlülüğü" (TTK m. 603) sözleşmeye başından konulabildiği gibi [8, 9], kollektif şirket sözleşmelerine de "belirli finansal rasyoların bozulması halinde oyçokluğu ile sermaye tamamlama yükümlülüğünün devreye gireceğine" dair önleyici hükümler konulabilmesinin (TTK m. 229'un nispi emrediciliği bağlamında) sınırlarının doktrin ve yargı tarafından daha net çizilmesi gerekmektedir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.