RESMİ METİN

2. Görevden alma a) Şirket sözleşmesiyle atama


Madde 219 - (1) Yönetim işleri şirket sözleşmesiyle bir ortağa verilmiş ise, onun yönetim hak ve görevi diğer ortaklar tarafından sınırlandırılamayacağı gibi kendisi görevden de alınamaz. Ancak, haklı sebeplerin varlığında, ortaklardan birinin istemi üzerine, mahkeme kararı ile yönetim hak ve görevi sınırlandırılabilir veya geri alınabilir. Görevin yerine getirilmesinde ba siretsizlik, ağır ihmal veya yönetimde iktidarsızlık gibi hâller, haklı sebep sayılır.


AKADEMİK YORUM VE ANALİZ

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Kollektif şirketler, birbirlerini yakından tanıyan ve birbirlerine yüksek düzeyde güven duyan gerçek kişiler arasında kurulan, ortakların şirket alacaklılarına karşı müteselsil ve sınırsız sorumluluk taşıdığı tipik şahıs şirketleridir [1]. Bu katı sorumluluk rejiminin doğal bir sonucu olarak, kural (karine) itibarıyla her ortak ayrı ayrı şirketi yönetme hakkına ve görevine sahiptir [2]. Ancak şirket sözleşmesiyle veya ortakların çoğunluğunun kararıyla yönetim işleri ortaklardan birine, birkaçına veya tümüne bırakılabilir [2].

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 219 hükmü, yönetim işlerinin "şirket sözleşmesiyle" (kuruluş aşamasında veya sonradan yapılan sözleşme değişikliği ile) bir ortağa verilmesi durumunu düzenlemektedir [3]. Bu hüküm uyarınca, şirket sözleşmesiyle yönetici tayin edilen ortağın yönetim hak ve görevi, diğer ortaklar tarafından tek taraflı olarak sınırlandırılamaz ve bu ortak görevden alınamaz [3]. Ratio legis (kanun koyucunun amacı), şahıs şirketlerindeki yüksek güven ilişkisini ve kurucu iradeyi korumaktır. Zira söz konusu yönetici ortak, şirkete girerken yönetim erkini elinde bulundurma şartıyla sınırsız sorumluluk altına girmeyi kabul etmiş olabilir. Bu durum, doktrinde "müktesep hak" (kazanılmış hak) çerçevesinde değerlendirilmektedir [4].

Bununla birlikte, şirket menfaatlerinin kilitlenmesini veya zarara uğramasını engellemek amacıyla mutlak bir dokunulmazlık öngörülmemiştir. Hükmün ikinci cümlesinde, "haklı sebeplerin" varlığı hâlinde, ortaklardan birinin istemi üzerine mahkeme kararıyla bu yetkinin sınırlandırılabileceği veya geri alınabileceği belirtilmiştir [3]. Kanun koyucu, basiretsizlik, ağır ihmal veya yönetimde iktidarsızlık gibi durumları haklı sebebe örnek olarak göstermiştir [3].

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. Şirket Sözleşmesiyle Atama ve Dokunulmazlık

Kollektif şirketlerde yönetim yetkisi kaynağını iki yoldan alabilir: Şirket sözleşmesi veya sonradan alınan ortaklar kurulu kararı [3, 5]. TTK m. 219 münhasıran şirket sözleşmesiyle yapılan atamaları kapsar. Şirket sözleşmesiyle atanan yöneticinin azli, TTK m. 220'de düzenlenen ve ortakların çoğunluk kararıyla gerçekleştirilebilen olağan azil usulüne tabi değildir [5]. Bu korumanın temelinde, sözleşme özgürlüğü ve ahde vefa (pacta sunt servanda) ilkesi yatmaktadır. Diğer ortaklar, çoğunluğu sağlasalar dahi, sözleşmede yer alan bu statüyü kendi iç kararlarıyla ortadan kaldıramazlar [3].

2.2. Haklı Sebep Kavramı

Haklı sebep, kanunda genel bir tanımı yapılmamış olmakla birlikte, hukukun pek çok alanında başvurulan esnek bir kavramdır [6]. Doktrinde Domaniç'e göre haklı sebep, "hukuki ilişkinin sürdürülmesini çekilmez hale getiren ve bozucu yenilik doğuran bir bildirim veya dava ile hukuki ilişkiyi sona erdirmek veya değiştirmek yetkisinin kullanılmasını adil gösteren hukuki olgudur" [7]. Çamoğlu ise bunu, "ortağı ortak olmaya iten nedenleri, ortaklık ilişkisini sürdürmesini anlamsız kılacak veya katlanılamaz hale getirecek ölçüde ortadan kaldıran olgu" olarak tanımlamaktadır [7]. Kendigelen ve Çevik de benzer şekilde, ortaklık amacının gerçekleşmesini ciddi tehlikeye sokan ve dürüstlük kuralı gereği ortaklığa devamın beklenemeyeceği halleri haklı sebep olarak nitelendirmektedir [8]. TTK m. 219 bağlamında haklı sebep, yönetici ortağın görevine devam etmesinin şirket için katlanılamaz bir risk veya zarar oluşturmasıdır [3].

2.3. Basiretsizlik, Ağır İhmal ve Yönetimde İktidarsızlık

Kanun koyucu, TTK m. 219'da haklı sebepleri tahdidi (sınırlı) olmamak üzere örneklendirmiştir [3]:

  • Basiretsizlik: Ticari hayatta bir tacirden (veya yönetici ortaktan) beklenen özen, dikkat ve öngörünün gösterilmemesidir.
  • Ağır İhmal: Aynı şartlar altında bulunan orta seviyedeki her insanın göstereceği asgari özenin dahi gösterilmemiş olmasıdır [9]. Yönetici ortağın, şirket menfaatlerini açıkça tehlikeye atacak derecede pervasızca hareket etmesini ifade eder.
  • Yönetimde İktidarsızlık: Ortağın fiziksel, zihinsel veya hukuki nedenlerle (örneğin sürekli ve ağır bir hastalık veya ehliyet kaybı) şirketi yönetme kabiliyetini fiilen kaybetmesidir [10].

3. Sistematik İlişkiler

  • TTK m. 220 (Ortaklar Kararıyla Atama): TTK m. 219'un zıddı mahiyetindedir. Yönetim yetkisi sözleşmeyle değil de sonradan ortakların kararıyla verilmişse, kural olarak yine çoğunluk kararıyla geri alınabilir [5]. Ancak çoğunluk elde edilemezse, her bir ortak haklı sebep iddiasıyla mahkemeye başvurabilir [5].
  • TTK m. 235 (Temsil Yetkisinin Kaldırılması): Yönetim yetkisinin iç ilişkiyi, temsil yetkisinin dış ilişkiyi ilgilendirmesine rağmen, TTK m. 235 uyarınca haklı sebeplerin varlığı halinde temsil yetkisi de mahkeme kararıyla kaldırılabilir ve gecikmesinde tehlike bulunan hallerde ihtiyati tedbir olarak bu yetki bir kayyıma verilebilir [11].
  • TTK m. 245 (Haklı Sebeple Fesih): Kollektif şirketin feshi için öngörülen haklı sebepler (şirkete ihanet, asli görevleri yerine getirmeme, unvanı kötüye kullanma vb.), yönetim hakkının geri alınması için de kıyasen veya doğrudan haklı sebep teşkil edebilir [10].
  • TBK m. 630 (Adi Ortaklık ve Vekâlet Hükümleri): Şahıs şirketlerinde yönetici ortaklar ile diğer ortaklar arasındaki iç ilişki, şirket sözleşmesinde aksine hüküm bulunmadıkça Türk Borçlar Kanununun (TBK) vekâlet sözleşmesine ilişkin hükümlerine tabidir [12]. Bu bağlamda yönetici ortağın özen ve sadakat borcunu (TBK m. 506) ağır şekilde ihlali, TTK m. 219 anlamında görevden alınma sonucunu doğurur.

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay kararlarında "haklı sebep" kavramı, her somut olayın özelliklerine, dürüstlük kuralına ve menfaatler dengesine göre değerlendirilmektedir [7, 13]. Yargıtay uygulamalarına göre; yöneticinin şirket varlıklarını kendi veya yakınları lehine kullanması, şirket defter ve kayıtlarının usulüne uygun tutulmaması sebebiyle şirketin mali durumunun tespit edilemez hale gelmesi, diğer ortakların bilgi alma hakkının sürekli surette ihlal edilmesi gibi haller açık haklı sebep olarak kabul edilmektedir [14, 15]. Yargıtay, yöneticinin görevden alınması davasında iddiaların yalnızca taraf beyanlarıyla değil, uzman bilirkişi heyetleri tarafından şirket kayıtları üzerinde yapılacak kapsamlı bir denetimle (bilirkişi incelemesi) sübuta ermesi gerektiğini vurgulamaktadır [16]. Ayrıca, salt bir defaya mahsus ticari başarısızlık veya ekonomik kriz kaynaklı zarar, tek başına basiretsizlik veya haklı sebep sayılmamakta; kötü ve ihmalkâr yönetimin süreklilik arz etmesi aranmaktadır [17].

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1: (A), (B) ve (C)'nin ortak olduğu ABC Kollektif Şirketinde, şirket sözleşmesiyle (A) tek yönetici olarak atanmıştır. (A), şirketin faaliyet alanıyla ilgisi olmayan riskli spekülatif işlemlere girişmiş, defalarca zarar etmesine rağmen diğer ortakların uyarılarını dikkate almayarak bu işlemlere devam etmiş ve şirketi borca batık hale getirme tehlikesiyle baş başa bırakmıştır. (B) ve (C), aralarında toplanarak (A)'yı görevden aldıklarına dair bir karar imzalamışlardır. Hukuki analiz: TTK m. 219 uyarınca, şirket sözleşmesiyle atanan (A)'nın görevden alınması diğer ortakların (çoğunluk olsalar dahi) kararıyla mümkün değildir [3]. (B) ve (C)'nin aldığı karar hukuken geçersizdir. (A)'nın eylemleri "basiretsizlik ve ağır ihmal" kapsamında değerlendirileceğinden, (B) veya (C)'nin görevli ve yetkili mahkemeye başvurarak haklı sebep iddiasıyla (A)'nın yönetim yetkisinin geri alınmasını talep etmesi gerekmektedir [3].

Olay 2: (X), (Y) ve (Z) Kollektif Şirketinde sözleşmeyle yönetici atanan (X), geçirdiği ağır bir beyin kanaması neticesinde yatağa bağımlı hale gelmiş ve fiil ehliyetini büyük ölçüde yitirmiştir. Ancak (X)'in yasal temsilcisi, (X)'in yönetim yetkisinin devam ettiğini ve şirketi temsilcinin yöneteceğini iddia etmektedir. Hukuki analiz: TTK m. 219 hükmü açıkça "yönetimde iktidarsızlık" halini haklı sebep saymıştır [3]. (X)'in fiili imkânsızlık ve ehliyet kaybı nedeniyle görevini yerine getirememesi mutlak bir iktidarsızlık halidir [10]. (Y) ve (Z), mahkemeye başvurarak (X)'in yönetim hak ve görevinin geri alınmasını talep edebilir. Mahkeme, haklı sebebin sübutu neticesinde bu yetkiyi kaldıracaktır.

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat yükü: Yönetim hak ve görevinin sınırlandırılmasını veya geri alınmasını talep eden (davacı) ortak, basiretsizlik, ağır ihmal veya iktidarsızlık gibi haklı sebeplerin varlığını somut delillerle ispat etmekle yükümlüdür (TMK m. 6, HMK genel hükümleri).
  • Zamanaşımı / Süreler: Haklı sebebe dayalı olarak açılacak görevden alma davası, bozucu yenilik doğuran (inşai) bir davadır [18, 19]. Özel bir zamanaşımı öngörülmemiş olmakla birlikte, doktrinde haklı sebebin öğrenilmesinden itibaren çok uzun bir süre sessiz kalınmasının, MK m. 2 dürüstlük kuralı gereği zımni rıza veya durumun "çekilmez olmadığı" şeklinde yorumlanabileceği belirtilmektedir [20].
  • Görevli/yetkili mahkeme: TTK m. 4 ve m. 5 genel hükümleri gereğince, bu dava nispi ticari dava niteliğinde olup görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesi'dir [21, 22]. Yetkili mahkeme ise, şirket merkezinin bulunduğu yer mahkemesidir.
  • Yaygın uygulama hataları: Ortakların, yöneticinin yetkilerini kısıtlamak amacıyla noterden azilname göndermesi veya iç karar alıp bunu ticaret siciline tescil ettirmeye çalışması yaygın bir hatadır. Sicil memurluğu, TTK m. 219 kapsamındaki bir yöneticinin ancak mahkeme kararıyla azledilebileceği gerekçesiyle bu talebi reddedecektir.

7. Eleştirel Değerlendirme

TTK m. 219 hükmü, kurucu yönetici ortakları korumak adına oldukça katı bir statü öngörmektedir. Doktrinde, şirket sözleşmesiyle atanan yöneticinin azlinin mutlak surette mahkeme kararına bağlanması, yargılama süreçlerinin uzunluğu dikkate alındığında şirket menfaatleri bakımından ağır zafiyetlere yol açabileceği yönünde eleştirilere tabi tutulmuştur. Davanın devamı süresince yöneticinin şirketi zarara uğratmaya devam etme riski oldukça yüksektir. Bu sebeple, HMK'nın ihtiyati tedbir kurumunun (ve TTK m. 235 kıyasının) bu davalarda son derece aktif kullanılması, gecikmesinde tehlike bulunan hallerde mahkemelerin tedbiren yönetim yetkisini askıya alarak şirkete yönetim kayyımı ataması hayati önem taşımaktadır [11].

Ayrıca, sözleşmeyle atanan yöneticinin dokunulmazlığının, Alman ve İsviçre şahıs şirketleri hukuku (örneğin İsv. BK m. 530 vd.) sistematiğiyle uyumlu olmasına rağmen, ticari hayatın gerektirdiği hızlı refleks kabiliyetiyle zaman zaman örtüşmediği ifade edilmektedir.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.

Metodolojik Not

Bu çalışma, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. İçerik, güncel kanun değişiklikleri ve yüksek yargı kararları ışığında revize edilmektedir.