RESMİ METİN

**III

  • Noksanlıklar**

Madde 214 - (1) Sözleşmesi kanuni şekilde yapılmamış veya sözleşmeye konması zorunlu olan kayıtlardan biri veya bazıları eksik yahut geçersiz olan bir kollektif şirket, adi şirket hükmünde olup, hakkında 216 ncı madde hükmü saklı kalmak şartıyla, Türk Borçlar Kanununun adi şirketlere ilişkin hükümleri uygulanır. (2) 12 nci madde hükmü saklıdır. C) Tescil I - Yükümlülük MA DDE 215 - (1) Kollektif şirketi kuranlar, şirket sözleşmesinin noterlikçe onaylı bir suretini onay tarihinden itibaren onbeş gün içinde şirket merkezinin bulunduğu yerdeki ticaret siciline vererek şirketin tescilini istemek zorundadır. Suret, sicil müdürlüğ ünce saklanır ve 213 üncü madde gereğince sözleşmeye konması zorunlu olan kayıtlar ile kanunun emreylediği diğer hususlar tescil ve ilan olunur. (Ek cümle: 15/7/2016 - 6728/67 md.) Şirket sözleşmesinin ticaret sicili müdürü veya yardımcısı huzurunda imzalanm ası hâlinde de sureti ticaret sicili müdürlüğü tarafından saklanarak yukarıda öngörülen tescil ve ilan sağlanır.


AKADEMİK YORUM VE ANALİZ

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 214. maddesi, kollektif şirketlerin kuruluş sürecinde ortaya çıkabilecek yapısal ve şekli noksanlıkların hukuki sonuçlarını düzenleyen, şirketler hukuku dogmatiği bakımından son derece temel bir maddedir. Bilindiği üzere, ticaret şirketlerinin tüzel kişilik kazanabilmesi ve öngörülen şirket tipinin hukuki avantajlarından (özellikle de belirli sorumluluk rejimlerinden) yararlanabilmesi, kanunun emredici şekilde öngördüğü kuruluş prosedürlerine eksiksiz uyulmasına bağlıdır. Kollektif şirketler bağlamında, TTK m. 212 uyarınca şirket sözleşmesinin yazılı şekilde yapılması ve kurucuların imzalarının noterce onaylanması veya ticaret sicili müdürü yahut yardımcısı huzurunda imzalanması kurucu bir şekil şartıdır [1, 2]. Ayrıca, TTK m. 213, sözleşmede yer alması zorunlu asgari kayıtları tahdidi olarak saymıştır [2].

TTK m. 214, bu kurucu şekil şartlarına uyulmaması veya zorunlu içeriğin eksikliği durumunda ne olacağı sorusuna cevap vermektedir [3]. Kanun koyucu, bu durumda mutlak butlan veya yokluk yaptırımı öngörmek yerine, fiili bir durum yaratan bu ortaklık ilişkisini ayakta tutmayı, ancak onu "ticaret şirketi" statüsünden çıkararak Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 620 ve devamında düzenlenen "adi şirket" (adi ortaklık) statüsüne indirgemeyi tercih etmiştir [3]. Bu yaklaşım, doktrinde "kanuni tahvil" (hukuki işlemin dönüştürülmesi) mekanizmasının şirketler hukukundaki en somut yansımalarından biri olarak kabul edilir. İlgili madde, sadece iç ilişkideki (ortaklar arası) uyuşmazlıkları TBK adi şirket hükümlerine tabi tutmakla kalmamış, aynı zamanda dış ilişkide iyiniyetli üçüncü kişilerin ve ticari güvenliğin korunması amacıyla TTK m. 216 ve m. 12 hükümlerine atıf yaparak, şahıs şirketlerindeki sorumluluk rejimini güvence altına almıştır [3-5].

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. Sözleşmenin Kanuni Şekilde Yapılmaması

TTK m. 214/1'de yer alan "sözleşmesi kanuni şekilde yapılmamış" ibaresi, doğrudan TTK m. 212 hükmüne bir yollamadır [1, 3]. Kanun, kollektif şirketin kuruluş sözleşmesi için nitelikli bir yazılı şekil şartı öngörmüştür: Sözleşmenin yazılı olması yetmez, imzaların noter tarafından onaylanmış olması veya ticaret sicili müdürü/yardımcısı huzurunda atılması şarttır [1]. Şayet taraflar aralarında yalnızca adi yazılı bir sözleşme yapmışlar ve bunu usulüne uygun şekilde onaylatmamışlarsa, tüzel kişiliği haiz bir kollektif şirketten söz edilemez.

2.2. Zorunlu Kayıtların Eksikliği veya Geçersizliği

TTK m. 213, kollektif şirket sözleşmesinde bulunması zorunlu hususları (ortakların kimlikleri, şirketin unvanı ve merkezi, işletme konusu, sermaye miktarı ve temsil yetkisi gibi) saymaktadır [2, 3]. Bu unsurlardan birinin hiç yazılmamış olması (eksiklik) veya emredici hukuk kurallarına, ahlaka, kamu düzenine aykırı şekilde kaleme alınması nedeniyle batıl olması (geçersizlik) durumunda, TTK m. 214 devreye girer [3]. Ortada şeklen onaylanmış bir sözleşme olsa dahi, içeriğindeki kurucu noksanlıklar ortaklığın kollektif şirket olarak nitelendirilmesini engeller.

2.3. Adi Şirket Hükmünde Olma (Kanuni Tahvil)

Kuruluş işlemlerindeki bu ağır sakatlıklar nedeniyle kollektif şirket vasfını kazanamayan yapı, hukuken bir hiçlik olarak değerlendirilmez. Ticari hayatta işlem güvenliğini ve ortaklar arasındaki irade özerkliğini korumak maksadıyla, kanun koyucu bu yapıyı doğrudan TBK adi şirket hükümlerine tabi tutmuştur [3]. Adi şirketlerin tüzel kişiliği bulunmadığından, bu ortaklığın elde ettiği malvarlığı değerleri üzerinde ortakların iştirak halinde (elbirliği ile) mülkiyeti söz konusu olur. İç ilişkideki kar-zarar paylaşımı, rekabet yasağı ve yönetim yetkisi tamamen TBK m. 620 vd. hükümlerine göre çözümlenir.

2.4. Üçüncü Kişilere Karşı Müteselsil Sorumluluk (TTK m. 216'nın Saklı Tutulması)

Madde metnindeki "216 ncı madde hükmü saklı kalmak şartıyla" ifadesi, işlemlere girişen ortakların sorumluluğunu ağırlaştırıcı bir işlev görür [3]. TTK m. 216 uyarınca, tescil yükümlülüğü yerine getirilmeksizin şirket adına işlere başlanmışsa, ortaklar giriştikleri işlerden dolayı üçüncü kişilere karşı kişisel, sınırsız ve müteselsilen sorumlu olurlar [4]. Ortada geçerli bir kollektif şirket olmasa bile, ortak bir unvan altında üçüncü kişilerle işlem yapılması halinde, üçüncü kişilerin bu ortakları "kollektif şirket ortağı" ciddiyetiyle müteselsilen takip etme hakları korunmuştur [4].

2.5. Tacir Sıfatının Korunması (TTK m. 12'nin Saklı Tutulması)

Maddenin 2. fıkrasında yer alan "12 nci madde hükmü saklıdır" kuralı [3], ticari görünüşe güvenin korunması ilkesinin bir sonucudur. TTK m. 12, bir ticari işletmeyi kurup açtığını çeşitli yollarla halka bildirmiş veya sicile tescil ettirmiş olan kimsenin, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılacağını; ayrıca bir şirket adına işlem yapan kimselerin iyiniyetli üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumlu olacağını hükme bağlar [5]. Dolayısıyla noksan kollektif şirkette, şirket tüzel kişi tacir sıfatını kazanamasa dahi, bu şirket adına hareket eden ortaklar tacir gibi sorumlu tutulacak ve tacir olmaya bağlanan (iflasa tabi olma, basiretli iş adamı gibi davranma) sonuçlara katlanacaklardır [5].

3. Sistematik İlişkiler

  • TTK m. 212 ve m. 213 (Şekil ve İçerik Şartları): Bu maddeler, TTK m. 214'ün ihlal normlarıdır. M. 214'ün uygulanabilmesi için ön koşul, m. 212'deki şekil şartına uyulmaması veya m. 213'teki içerik şartlarından birinin eksikliği/geçersizliğidir [1-3].
  • TTK m. 215 ve m. 216 (Tescil ve Tescil Öncesi İşlem Yapma): TTK m. 215, usulüne uygun hazırlanan sözleşmenin 15 gün içinde tescilini zorunlu kılar [6]. Tescilden önce işe başlanması halinde TTK m. 216 uygulanarak ortakların müteselsil sorumluluğu doğar [4]. TTK m. 214, bu sorumluluğu noksan kurulan şirketlere de teşmil eder [3].
  • TTK m. 12 (Tacir Sıfatı): Adi şirketlerin kural olarak tacir sıfatı yoktur, ortaklar kendi paylarına ticari işletme işletiyorsa tacir olurlar. Ancak TTK m. 214/2 atfıyla, kollektif şirket görünümü altında işlem yapanlar, dış ilişkide tacir olarak kabul edilerek işlem güvenliği sağlanır [3, 5].
  • TBK m. 620 vd. (Adi Ortaklık Sözleşmesi): Kurucu noksanlığı bulunan kollektif şirket, TBK'nın adi şirket normlarına tabi kılındığı için, kararların alınması (kural olarak oybirliği), yönetimin şekli ve şirketin feshine dair tüm iç ilişki dinamikleri TBK referansıyla çözümlenir [3].

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili dairelerinin (özellikle ticaret hukuku ihtilaflarını inceleyen 11. Hukuk Dairesinin) yerleşik içtihatlarında, TTK m. 214 (mülga 6762 sayılı Kanun m. 156 ve m. 157 karşılığı) hükmü "fiili şirket" ve "adi şirket" kavramları üzerinden titizlikle değerlendirilmektedir.

Yargıtay kararlarında açıkça vurgulandığı üzere, kuruluş işlemlerini kanuni şekle uygun yapmayan, örneğin aralarında sadece adi yazılı bir kâğıt düzenleyip "X Kollektif Şirketi" unvanıyla ticari faaliyete geçen taraflar arasındaki hukuki ilişki mutlak surette adi şirket olarak nitelendirilmektedir. Yüksek Mahkeme bu noktada ikili bir ayrım yapmaktadır:

  1. İç İlişki (Ortaklar Arasındaki Uyuşmazlıklar): Ortaklardan birinin kâr payı talep etmesi, yönetici ortağın hesap vermeye zorlanması veya ortaklığın tasfiyesi gibi davalarda Yargıtay, uyuşmazlığın Türk Borçlar Kanunu'nun adi şirkete ilişkin hükümlerine göre ve adi şirket tasfiye usulü çerçevesinde çözülmesini emretmektedir.
  2. Dış İlişki (Üçüncü Kişilerle Uyuşmazlıklar): Şirket mal alımı yapmış veya bir borç altına girmişse, Yargıtay, "Ortada geçerli bir tüzel kişilik yoktur, bu nedenle sadece işlem yapan ortak sorumludur" şeklindeki savunmaları, TTK m. 216 ve m. 12 (mülga yasa karşılıkları) atıfları uyarınca reddetmektedir [3-5]. Hukuki noksanlığa rağmen şirket görünümü altında iş yapan tüm ortaklar, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı müteselsilen ve şahsen sorumlu tutulmaktadır.

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1: Bay (A), Bay (B) ve Bay (C), aralarında bir kollektif şirket kurmak amacıyla bir metin kaleme almışlar; şirketin unvanı, merkezi ve sermaye tutarlarını belirlemişlerdir. Ancak, noter masrafından kaçınmak amacıyla bu sözleşmeyi notere onaylatmamışlar ve doğrudan ticari faaliyetlerine (iş yeri kiralama, mal alımı vb.) "ABC Kollektif Şirketi" unvanı ile başlamışlardır. Bu süreçte tedarikçi (T)'den yüklü miktarda hammadde alımı yapılmış ancak ödeme gerçekleştirilememiştir. Aynı dönemde Bay (B), Bay (A)'dan kar payı talep etmiştir. Hukuki Analiz: TTK m. 214/1 uyarınca, noter onayı (veya sicil müdürü huzurunda imza) bulunmadığından ortada şekil şartına aykırı bir sözleşme vardır [1, 3]. Şirket, kollektif şirket tüzel kişiliğini kazanamamıştır. Ortaklar (A) ve (B) arasındaki kâr payı talebi gibi iç ilişki uyuşmazlıkları, kanuni yollama gereği TBK adi şirket hükümlerine göre incelenecektir. Tedarikçi (T) açısından ise TTK m. 214'ün 216. maddeye atfı devreye girer [3, 4]. Tescil yükümlülüğü yerine getirilmeden şirket adına işlere başlandığı için, A, B ve C, tedarikçi T'ye karşı müteselsilen ve tüm malvarlıklarıyla sorumludur [4]. Ayrıca TTK m. 214/2 atfıyla TTK m. 12 uyarınca, bu kişiler tacir sıfatının sonuçlarına katlanacaklardır [3, 5].

Olay 2: Bayan (X) ve Bay (Y), noter huzurunda bir şirket sözleşmesi imzalamışlardır. Ancak sicil müdürlüğüne tescil başvurusunda bulunulduğunda sicil müdürü, TTK m. 213 gereği bulunması zorunlu olan "şirketin işletme konusu" maddesinin sözleşmede hiç yer almadığını tespit etmiş ve tescil talebini reddetmiştir [2]. Taraflar bu eksikliği gidermemiş ancak faaliyetlerine "XY Kollektif" adı altında devam etmiştir. Hukuki Analiz: TTK m. 213'te sayılan zorunlu kayıtlardan birinin eksikliği söz konusu olduğundan, TTK m. 214 doğrudan uygulama alanı bulur [2, 3]. Şirket adi şirket hükmündedir [3]. X ve Y'nin şirket alacaklılarına karşı eylemli şirket bağlamında sorumlulukları sınırsız ve müteselsil olarak devam eder (TTK m. 216) [4]. İlgili yapının feshi ve tasfiyesi talep edildiğinde, TTK'nın kollektif şirketlere ilişkin tasfiye hükümleri (TTK m. 267 vd.) değil, adi şirketin sona erme ve tasfiye hükümleri uygulanacaktır.

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat yükü: Sözleşmenin noksan olduğunu ve yapının aslında bir adi şirket vasfı taşıdığını ileri süren taraf bunu ispatla mükelleftir. Dış ilişkide ise üçüncü kişinin iyiniyetli olduğu asıldır; ortaklar, üçüncü kişinin yapının geçersizliğini bildiğini ileri sürerek sorumluluktan kurtulamazlar.
  • Zamanaşımı / Süreler: Şirketin adi şirket olarak vasıflandırılması, ortaklar arasındaki uyuşmazlıklarda TBK'nın öngördüğü 5 yıllık genel zamanaşımı sürelerinin (TBK m. 147) gündeme gelmesine neden olur. Ancak dış ilişkide ortakların müteselsil sorumluluğu ticari bir işe dayandığı için ilgili ticari zamanaşımı süreleri uygulanır.
  • Görevli/yetkili mahkeme: Noksan kollektif şirket, fiilen bir ticari işletme işletmek amacıyla kurulmuş ve tacir sıfatıyla (TTK m. 12 atfı) [3, 5] hareket etmiş olduğundan, gerek iç ilişkiden gerekse dış ilişkiden kaynaklanan davalar nispi ticari dava niteliğindedir. Bu nedenle görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemeleridir.
  • Yaygın uygulama hataları: Uygulamada, kurucu şekil şartlarını taşımayan bu tarz ortaklıklara karşı açılan davalarda, husumetin (pasif tarafın) tüzel kişiliği bulunmayan sözde "şirket" tüzel kişiliğine yöneltilmesi sıklıkla yapılan usuli bir hatadır. Tüzel kişilik doğmadığından, husumet bizzat adi şirket ortağı sıfatını taşıyan gerçek veya tüzel kişilerin tamamına (şahsen ve müteselsilen) yöneltilmelidir.

7. Eleştirel Değerlendirme

Doktrinde Reha Poroy, Ünal Tekinalp ve Ersin Çamoğlu gibi otoriteler ile Mehmet Bahtiyar tarafından da ifade edildiği üzere, TTK m. 214 hükmü, hukuki işlemi ayakta tutma (favor negotii) ve kanuni tahvil teorisinin en klasik örneğidir. Ancak hükmün yapısal bir zafiyeti, çok ortaklı ve ticari işletme işleten devasa bir organizasyonun, sadece basit bir tescil ve sözleşme eksiği nedeniyle son derece hantal bir hukuki rejim olan TBK "adi şirket" hükümlerine tabi kılınmasıdır. Adi şirkette olağanüstü işlemlerde oybirliğinin aranması (TBK m. 624), tüzel kişiliğin yokluğu nedeniyle tescile tabi malvarlıklarının devrindeki zorluklar, işletmenin idaresini felce uğratabilecek niteliktedir.

Öte yandan, dış ilişkide TTK m. 216 ve m. 12 atıfları ile üçüncü kişilerin korunması ve ortakların müteselsil sorumluluk altına sokulması oldukça isabetli bir hukuk politikasıdır [3-5]. Kanun koyucu, kendi kusuru veya ihmaliyle şekil şartlarına uymayan ortakların, tüzel kişilik zırhından ve sınırlandırılmış sorumluluk argümanlarından faydalanmasını "çifte standart" yasağı çerçevesinde engellemiştir. Nitekim tescil yükümlülüğüne uyulmaması ve bu şekilde faaliyete geçilmesi halinde yaptırımın sert olması (müteselsil sorumluluk ve tacir sıfatının dezavantajlarına tabi olma), kurucuları hukuki prosedürlere uymaya sevk edici bir mekanizma olarak dizayn edilmiştir [3-5].


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.

Metodolojik Not

Bu çalışma, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. İçerik, güncel kanun değişiklikleri ve yüksek yargı kararları ışığında revize edilmektedir.