1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 176 hükmü, ticaret şirketlerinde yapısal değişiklikler başlığı altında yer alan bölünme müessesesinin alacaklılar üzerindeki etkilerini dengelemek amacıyla sevk edilmiş asli koruma mekanizmalarından biridir. Bölünme işlemi, sermaye şirketlerinin ve kooperatiflerin malvarlıklarını tamamen veya kısmen kendilerinden ayırarak tasfiyesiz olarak ve kısmi külli halefiyet yoluyla başka şirketlere devretmeleri işlemidir [1]. Bu işlem neticesinde, malvarlığının parçalanması borçluların değişmesine ve şirket malvarlığının küçülmesine sebebiyet verdiğinden, alacaklılar açısından birleşmeye nazaran çok daha ağır riskler barındırmaktadır [2], [3]. Zira devredilen malvarlığı bölümü sebebiyle, alacaklıların ortak teminatı olan şirket malvarlığı fiilen azalabilmekte, bu durum sermayenin azaltılması sonucunu dahi doğurabilmektedir [3].
TTK m. 176, işte bu yüksek risk faktörünü bertaraf etmek ve alacaklıların hukuki güvenliğini sağlamak amacıyla, bölünme sözleşmesi veya bölünme planıyla kendisine borç tahsis edilen şirketin (birinci derecede sorumlu) ifası imkânsızlaştığında, bölünmeye katılan diğer şirketlerin (ikinci derecede sorumlu) kanun gereği müteselsilen sorumlu olmalarını düzenlemektedir [4], [5]. Bu düzenleme, bölünmenin alacaklılara zarar vermemesi ve bölünmeden pay sahipleri dışında kimsenin haksız bir yarar sağlamaması şeklindeki adalete dayalı temel düşüncenin normatif bir tezahürüdür [6].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Birinci Derecede Sorumluluk
Bölünme işlemi, aktif ve pasiflerin belirli bir gruplandırma ile devredilmesini gerektirir. TTK m. 176/1 uyarınca, bölünme sözleşmesi veya planına göre, bölünen şirketin spesifik bir borcu bölünmeye katılan şirketlerden hangisine tahsis edilmişse, o borcu ifa yükümlülüğü öncelikle o şirkete aittir [4]. İlgili şirket, bu borçtan "birinci derecede sorumlu" konumundadır [4], [5]. Hukuki ihtilaflarda alacaklı, alacağının ifasını öncelikle kendisine borç tahsis edilen bu kuruluştan talep etmek zorundadır. Birinci derecede sorumlu şirkete başvurulmadan, diğer şirketlere yönelinmesi kanunen mümkün değildir [4].
2.2. İkinci Derecede ve Müteselsil Sorumluluk
Birinci derecede sorumlu olan şirket borcu ifa etmezse, kanun koyucu alacaklıyı korumak adına, bölünmeye katılan diğer şirketleri "ikinci derecede sorumlu" sıfatıyla, müteselsilen borç altına sokmuştur [4], [5]. Diğer şirketler, asıl borçlu olmamakla birlikte, bölünme işleminin doğurduğu riskin bir kefaleti olarak, alacağın ifasından kanun gereği birlikte sorumludurlar.
2.3. İkinci Derecede Sorumluluğun Doğma Şartları
Bölünmeye katılan diğer şirketlere başvurulabilmesi, TTK m. 176/2'de tahdidi (sınırlı) olarak sayılan ve asli borçlunun ifa kabiliyetini objektif olarak yitirdiğini gösteren şartların gerçekleşmesine bağlıdır [7], [8], [5]. Bu şartlar kümülatif değil, seçimliktir; ancak "alacağın teminat altına alınmamış olması" ön koşuldur [5], [9].
Kanunda sayılan ifa imkânsızlığı halleri şunlardır:
a) Birinci derecede sorumlu şirketin iflas etmiş olması [7], [5].
b) Şirketin konkordato mühleti almış olması [7], [9].
c) Şirket aleyhine yapılan icra takibinde kesin aciz vesikası alınması şartlarının doğması [8], [9].
d) Şirket merkezinin yurt dışına taşınması ve Türkiye'de takip imkânının kalmaması [8], [9].
e) Yurt dışındaki merkezin yerinin değiştirilmesi sebebiyle hukuki takibin önemli ölçüde güçleşmiş olması [8], [9].
3. Sistematik İlişkiler
- TTK m. 159 (Bölünme İlkesi ve Türleri): Maddenin temeli, şirket malvarlığının bölümlere ayrılıp devredilmesi olan bölünme işleminin niteliğidir. Tam bölünmede devrolunan şirket sona erip silinirken, kısmi bölünmede şirket küçülerek devam eder [10], [11], [12], [13]. TTK m. 176, bu süreçte pasiflerin (borçların) intikali konusundaki güvence mekanizmasıdır.
- TTK m. 174 ve m. 175 (Alacaklılara Çağrı ve Teminat): Bölünmeye katılan şirketlerin alacaklıları, ilanlarla alacaklarını bildirmeye ve teminat istemeye çağrılırlar [3], [14], [15]. TTK m. 175 uyarınca alacaklıların alacakları teminat altına alınmak zorundadır [14], [16]. TTK m. 176'daki ikinci derecede sorumluluğun işletilebilmesi için, alacağın TTK m. 175 uyarınca "teminat altına alınmamış" olması şart koşulmuştur [5].
- TTK m. 158 ve m. 177 (Ortakların Kişisel Sorumluluğu): Şahıs şirketlerinde olduğu gibi, bölünmeden önce kişisel sorumluluğu bulunan ortakların bu sorumlulukları TTK m. 158 atfıyla TTK m. 177 uyarınca, bölünmeden sonra da devam eder [8], [9]. TTK m. 176 tüzel kişilerin sorumluluğunu, TTK m. 177 ise gerçek kişi/ortakların sorumluluğunu tamamlayıcı olarak düzenler.
- İcra ve İflas Kanunu (İİK): Maddede yer alan iflas, konkordato ve aciz vesikası gibi kurumlar doğrudan İİK hükümlerine (İİK m. 143, m. 285 vd.) tabidir.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yapısal değişiklikler ve özellikle bölünme hususu, 6102 sayılı Kanun ile Türk Ticaret Hukuku sistematiğine kapsamlı ve yeni bir müessese olarak girmiştir [17], [6]. Yargıtay'ın genel ve yerleşik içtihat prensipleri gereği; ticaret şirketlerinin yapısal değişikliklerinde (birleşme, bölünme, tür değiştirme), pay sahiplerinin ve alacaklıların haklarının mutlak surette korunması, işlemlerin yasalara ve hakkaniyete uygun biçimde yürütülmesi zorunludur [18], [19].
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarında da vurgulandığı üzere, kısmi veya tam bölünme işlemlerinde alacaklıların ve pay sahiplerinin haklarını koruyacak yükümlülüklerin eksiksiz yerine getirilmesi şarttır; bu şartlara uyulmadığı, pay devir veya malvarlığı dağıtımlarında hakların zedelendiği durumlarda, yapısal değişikliğin iptali veya duruma göre denkleştirme ödenmesi (TTK m. 191) gibi yollara gidilebilir [19], [20]. Yargıtay, TTK m. 176 özelinde, bölünme işlemlerinin alacaklı aleyhine "mal kaçırma" veya "sorumluluktan kurtulma" aracı olarak kullanılmasını kesin surette engelleme eğilimindedir. Borçların bölünen/devralan şirketler arasında hileli devrinin yapıldığı ispatlanırsa, mahkemeler sicil kayıtlarındaki bölünme şeması ne olursa olsun, alacaklıları kanuni güvence sistemi (TTK m. 176 vd.) altında korumaktadır.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1:
A Anonim Şirketi, tekstil ve gıda olmak üzere iki farklı sektörde faaliyet göstermekte iken, gıda bölümünü kısmi bölünme yoluyla yeni kurulan B Anonim Şirketi'ne devretmiştir. Bölünme planında, gıda bölümünün tedarikçisi C firmasına olan borçlar B Anonim Şirketi'ne tahsis edilmiştir. Ancak B Anonim Şirketi, piyasa koşullarındaki olumsuzluklar nedeniyle finansal krize girmiş ve iflas etmiştir. C firmasının alacağı bölünme sürecinde teminat altına alınmamıştır.
Hukuki analiz: TTK m. 176/1 ve 2 gereğince, alacaklı C firması öncelikle kendisine borç tahsis edilen B Anonim Şirketi'ne (birinci derecede sorumlu) başvurmalıdır [4], [5]. Ancak B A.Ş.'nin iflas etmiş olması [7], [5], TTK m. 176/2-(a) bendindeki ifa imkânsızlığı şartını gerçekleştirmiştir. Ayrıca alacak teminat altına alınmamıştır. Bu durumda C firması, alacağının ifası için ikinci derecede ve müteselsilen sorumlu hale gelen bölünen şirket A Anonim Şirketi'ne doğrudan başvurabilir ve alacağının tahsilini yasal yollarla talep edebilir [4], [7], [5].
Olay 2:
X Limited Şirketi, lojistik operasyonlarını mevcut Y Limited Şirketi'ne kısmi bölünme ile devretmiştir. Bölünme sözleşmesinde ilgili lojistik taşıma sözleşmelerinden doğan tüm borçların Y Ldt. Şti. tarafından ödeneceği kararlaştırılmıştır. Taşıma alacaklısı Z, vadesi gelen alacağı için Y Ltd. Şti.'ye başvurmuş ancak ödeme alamayınca, doğrudan X Ltd. Şti. aleyhine icra takibi başlatmıştır. Y Ltd. Şti. faaliyetlerine devam etmekte olup iflası yahut konkordatosu söz konusu değildir.
Hukuki analiz: TTK m. 176/2 gereği, ikinci derecede sorumlu olan X Ltd. Şti.'ye başvurulabilmesi için, birinci derecede sorumlu Y Ltd. Şti.'nin iflas, konkordato, kesin aciz vesikası, yurtdışına taşınma gibi durumlarından birinin gerçekleşmesi şarttır [7], [8], [5], [9]. Olayda, Y Ltd. Şti. sadece temerrüde düşmüş olup ifa yeteneğini yitirdiğini gösteren sayılan hukuki durumlardan hiçbiri mevcut değildir. Bu sebeple, alacaklı Z'nin doğrudan ikinci derecede sorumlu X Ltd. Şti.'ye yönelmesi kanuna aykırıdır; X Ltd. Şti.'nin itirazı üzerine takip durdurulmalıdır [4], [5].
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat yükü: İkinci derecede sorumlu olan şirkete başvuran alacaklı, birinci derecede sorumlu olan şirketin borcu ifa etmediğini ve TTK m. 176/2'de yer alan ağır ifa imkânsızlığı hallerinden birinin (örneğin aciz vesikası veya iflas kararı) fiilen gerçekleştiğini kesin hukuki belgelerle ispatlamak zorundadır [7], [8].
- Zamanaşımı / Süreler: İkinci derecede sorumluluğa dayalı talepler, kural olarak asıl alacağın tabi olduğu zamanaşımı süresine tabidir. Bölünmenin ticaret siciline tescilinden veya ifanın imkânsızlaşmasından itibaren süreler dikkatle izlenmelidir.
- Görevli/yetkili mahkeme: Bölünmeden kaynaklanan alacak-verecek ve sorumluluk ihtilafları TTK'dan doğduğu için görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesidir. Yetkili mahkeme ise kural olarak davalı durumundaki (ikinci derecede sorumlu) şirketin merkezinin bulunduğu yer mahkemesidir.
- Yaygın uygulama hataları: Alacaklıların, bölünme ilanı yapıldığında TTK m. 175 uyarınca üç aylık süre içinde [14], [16] "teminat talep etme" haklarını kullanmamaları yaygın bir hatadır. Her ne kadar TTK m. 176 kanuni bir güvence sağlasa da, sürecin iflas/aciz vesikası gibi ağır şartlara bağlanması alacağın tahsilini zorlaştırmaktadır. Ayrıca davacıların, TTK m. 176/2 şartları oluşmadan, tüm şirketlere birlikte husumet yönelterek (müteselsil sorumluluk algısıyla) dava açmaları, usulden red veya pasif husumet itirazlarına sebebiyet vermektedir [4].
7. Eleştirel Değerlendirme
Bölünme müessesesinin yapısı gereği, malvarlığının bir kısmının devredilmesi alacaklılar için doğrudan bir teminat zafiyeti yaratır [2], [3]. Doktrinde Reha Poroy, Ünal Tekinalp ve Ersin Çamoğlu gibi otoritelerce belirtildiği üzere, TTK m. 176 hükmü, İsviçre Birleşme Kanunu kökenli bir düzenlemedir ve borçlunun değişmesi karşısında alacaklının rızasının aranmaması kuralının (kısmi külli halefiyet) yarattığı tehlikeyi dengelemek üzere kaleme alınmıştır.
Düzenlemenin lafzında yer alan "ikinci derecede sorumluluk" ilkesi, Roma Hukuku kökenli beneficium excussionis (peşin dava def'i/asıl borçluya başvurma zorunluluğu) kuralının ticari şirketler hukukuna özel bir yansımasıdır. Ancak doktrinde, ikinci derece sorumluluğun işletilmesi için sayılan hallerin (iflas, konkordato, kesin aciz) oldukça uzun ve meşakkatli hukuki süreçler gerektirdiği eleştirilmektedir [7], [8]. Bir alacaklının, kesin aciz vesikası alabilmesi için icra sürecini sonuna kadar tüketmesi gerekmektedir. Bu durum, ticari hayatın gerektirdiği hız ve tahsilat güvenliği ile örtüşmemektedir. Kanun koyucunun, ikinci derecede sorumlu şirketlere başvuruyu yalnızca ağır şartlara bağlaması, alacaklının TTK m. 175 uyarınca teminat istememesinin (veya isteyememesinin) dolaylı ve ağır bir yaptırımı olarak nitelendirilebilir. Bu nedenle, alacaklıların bölünme sürecindeki üç aylık ilan süresini (TTK m. 174) titizlikle takip edip teminat istemeleri (TTK m. 175) büyük önem taşımaktadır [3], [14], [21].
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 176 hükmü, ticaret şirketlerinde yapısal değişiklikler başlığı altında yer alan bölünme müessesesinin alacaklılar üzerindeki etkilerini dengelemek amacıyla sevk edilmiş asli koruma mekanizmalarından biridir. Bölünme işlemi, sermaye şirketlerinin ve kooperatiflerin malvarlıklarını tamamen veya kısmen kendilerinden ayırarak tasfiyesiz olarak ve kısmi külli halefiyet yoluyla başka şirketlere devretmeleri işlemidir [1]. Bu işlem neticesinde, malvarlığının parçalanması borçluların değişmesine ve şirket malvarlığının küçülmesine sebebiyet verdiğinden, alacaklılar açısından birleşmeye nazaran çok daha ağır riskler barındırmaktadır [2], [3]. Zira devredilen malvarlığı bölümü sebebiyle, alacaklıların ortak teminatı olan şirket malvarlığı fiilen azalabilmekte, bu durum sermayenin azaltılması sonucunu dahi doğurabilmektedir [3].
TTK m. 176, işte bu yüksek risk faktörünü bertaraf etmek ve alacaklıların hukuki güvenliğini sağlamak amacıyla, bölünme sözleşmesi veya bölünme planıyla kendisine borç tahsis edilen şirketin (birinci derecede sorumlu) ifası imkânsızlaştığında, bölünmeye katılan diğer şirketlerin (ikinci derecede sorumlu) kanun gereği müteselsilen sorumlu olmalarını düzenlemektedir [4], [5]. Bu düzenleme, bölünmenin alacaklılara zarar vermemesi ve bölünmeden pay sahipleri dışında kimsenin haksız bir yarar sağlamaması şeklindeki adalete dayalı temel düşüncenin normatif bir tezahürüdür [6].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Birinci Derecede Sorumluluk
Bölünme işlemi, aktif ve pasiflerin belirli bir gruplandırma ile devredilmesini gerektirir. TTK m. 176/1 uyarınca, bölünme sözleşmesi veya planına göre, bölünen şirketin spesifik bir borcu bölünmeye katılan şirketlerden hangisine tahsis edilmişse, o borcu ifa yükümlülüğü öncelikle o şirkete aittir [4]. İlgili şirket, bu borçtan "birinci derecede sorumlu" konumundadır [4], [5]. Hukuki ihtilaflarda alacaklı, alacağının ifasını öncelikle kendisine borç tahsis edilen bu kuruluştan talep etmek zorundadır. Birinci derecede sorumlu şirkete başvurulmadan, diğer şirketlere yönelinmesi kanunen mümkün değildir [4].
2.2. İkinci Derecede ve Müteselsil Sorumluluk
Birinci derecede sorumlu olan şirket borcu ifa etmezse, kanun koyucu alacaklıyı korumak adına, bölünmeye katılan diğer şirketleri "ikinci derecede sorumlu" sıfatıyla, müteselsilen borç altına sokmuştur [4], [5]. Diğer şirketler, asıl borçlu olmamakla birlikte, bölünme işleminin doğurduğu riskin bir kefaleti olarak, alacağın ifasından kanun gereği birlikte sorumludurlar.
2.3. İkinci Derecede Sorumluluğun Doğma Şartları
Bölünmeye katılan diğer şirketlere başvurulabilmesi, TTK m. 176/2'de tahdidi (sınırlı) olarak sayılan ve asli borçlunun ifa kabiliyetini objektif olarak yitirdiğini gösteren şartların gerçekleşmesine bağlıdır [7], [8], [5]. Bu şartlar kümülatif değil, seçimliktir; ancak "alacağın teminat altına alınmamış olması" ön koşuldur [5], [9]. Kanunda sayılan ifa imkânsızlığı halleri şunlardır: a) Birinci derecede sorumlu şirketin iflas etmiş olması [7], [5]. b) Şirketin konkordato mühleti almış olması [7], [9]. c) Şirket aleyhine yapılan icra takibinde kesin aciz vesikası alınması şartlarının doğması [8], [9]. d) Şirket merkezinin yurt dışına taşınması ve Türkiye'de takip imkânının kalmaması [8], [9]. e) Yurt dışındaki merkezin yerinin değiştirilmesi sebebiyle hukuki takibin önemli ölçüde güçleşmiş olması [8], [9].
3. Sistematik İlişkiler
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yapısal değişiklikler ve özellikle bölünme hususu, 6102 sayılı Kanun ile Türk Ticaret Hukuku sistematiğine kapsamlı ve yeni bir müessese olarak girmiştir [17], [6]. Yargıtay'ın genel ve yerleşik içtihat prensipleri gereği; ticaret şirketlerinin yapısal değişikliklerinde (birleşme, bölünme, tür değiştirme), pay sahiplerinin ve alacaklıların haklarının mutlak surette korunması, işlemlerin yasalara ve hakkaniyete uygun biçimde yürütülmesi zorunludur [18], [19].
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarında da vurgulandığı üzere, kısmi veya tam bölünme işlemlerinde alacaklıların ve pay sahiplerinin haklarını koruyacak yükümlülüklerin eksiksiz yerine getirilmesi şarttır; bu şartlara uyulmadığı, pay devir veya malvarlığı dağıtımlarında hakların zedelendiği durumlarda, yapısal değişikliğin iptali veya duruma göre denkleştirme ödenmesi (TTK m. 191) gibi yollara gidilebilir [19], [20]. Yargıtay, TTK m. 176 özelinde, bölünme işlemlerinin alacaklı aleyhine "mal kaçırma" veya "sorumluluktan kurtulma" aracı olarak kullanılmasını kesin surette engelleme eğilimindedir. Borçların bölünen/devralan şirketler arasında hileli devrinin yapıldığı ispatlanırsa, mahkemeler sicil kayıtlarındaki bölünme şeması ne olursa olsun, alacaklıları kanuni güvence sistemi (TTK m. 176 vd.) altında korumaktadır.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1: A Anonim Şirketi, tekstil ve gıda olmak üzere iki farklı sektörde faaliyet göstermekte iken, gıda bölümünü kısmi bölünme yoluyla yeni kurulan B Anonim Şirketi'ne devretmiştir. Bölünme planında, gıda bölümünün tedarikçisi C firmasına olan borçlar B Anonim Şirketi'ne tahsis edilmiştir. Ancak B Anonim Şirketi, piyasa koşullarındaki olumsuzluklar nedeniyle finansal krize girmiş ve iflas etmiştir. C firmasının alacağı bölünme sürecinde teminat altına alınmamıştır. Hukuki analiz: TTK m. 176/1 ve 2 gereğince, alacaklı C firması öncelikle kendisine borç tahsis edilen B Anonim Şirketi'ne (birinci derecede sorumlu) başvurmalıdır [4], [5]. Ancak B A.Ş.'nin iflas etmiş olması [7], [5], TTK m. 176/2-(a) bendindeki ifa imkânsızlığı şartını gerçekleştirmiştir. Ayrıca alacak teminat altına alınmamıştır. Bu durumda C firması, alacağının ifası için ikinci derecede ve müteselsilen sorumlu hale gelen bölünen şirket A Anonim Şirketi'ne doğrudan başvurabilir ve alacağının tahsilini yasal yollarla talep edebilir [4], [7], [5].
Olay 2: X Limited Şirketi, lojistik operasyonlarını mevcut Y Limited Şirketi'ne kısmi bölünme ile devretmiştir. Bölünme sözleşmesinde ilgili lojistik taşıma sözleşmelerinden doğan tüm borçların Y Ldt. Şti. tarafından ödeneceği kararlaştırılmıştır. Taşıma alacaklısı Z, vadesi gelen alacağı için Y Ltd. Şti.'ye başvurmuş ancak ödeme alamayınca, doğrudan X Ltd. Şti. aleyhine icra takibi başlatmıştır. Y Ltd. Şti. faaliyetlerine devam etmekte olup iflası yahut konkordatosu söz konusu değildir. Hukuki analiz: TTK m. 176/2 gereği, ikinci derecede sorumlu olan X Ltd. Şti.'ye başvurulabilmesi için, birinci derecede sorumlu Y Ltd. Şti.'nin iflas, konkordato, kesin aciz vesikası, yurtdışına taşınma gibi durumlarından birinin gerçekleşmesi şarttır [7], [8], [5], [9]. Olayda, Y Ltd. Şti. sadece temerrüde düşmüş olup ifa yeteneğini yitirdiğini gösteren sayılan hukuki durumlardan hiçbiri mevcut değildir. Bu sebeple, alacaklı Z'nin doğrudan ikinci derecede sorumlu X Ltd. Şti.'ye yönelmesi kanuna aykırıdır; X Ltd. Şti.'nin itirazı üzerine takip durdurulmalıdır [4], [5].
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
Bölünme müessesesinin yapısı gereği, malvarlığının bir kısmının devredilmesi alacaklılar için doğrudan bir teminat zafiyeti yaratır [2], [3]. Doktrinde Reha Poroy, Ünal Tekinalp ve Ersin Çamoğlu gibi otoritelerce belirtildiği üzere, TTK m. 176 hükmü, İsviçre Birleşme Kanunu kökenli bir düzenlemedir ve borçlunun değişmesi karşısında alacaklının rızasının aranmaması kuralının (kısmi külli halefiyet) yarattığı tehlikeyi dengelemek üzere kaleme alınmıştır.
Düzenlemenin lafzında yer alan "ikinci derecede sorumluluk" ilkesi, Roma Hukuku kökenli beneficium excussionis (peşin dava def'i/asıl borçluya başvurma zorunluluğu) kuralının ticari şirketler hukukuna özel bir yansımasıdır. Ancak doktrinde, ikinci derece sorumluluğun işletilmesi için sayılan hallerin (iflas, konkordato, kesin aciz) oldukça uzun ve meşakkatli hukuki süreçler gerektirdiği eleştirilmektedir [7], [8]. Bir alacaklının, kesin aciz vesikası alabilmesi için icra sürecini sonuna kadar tüketmesi gerekmektedir. Bu durum, ticari hayatın gerektirdiği hız ve tahsilat güvenliği ile örtüşmemektedir. Kanun koyucunun, ikinci derecede sorumlu şirketlere başvuruyu yalnızca ağır şartlara bağlaması, alacaklının TTK m. 175 uyarınca teminat istememesinin (veya isteyememesinin) dolaylı ve ağır bir yaptırımı olarak nitelendirilebilir. Bu nedenle, alacaklıların bölünme sürecindeki üç aylık ilan süresini (TTK m. 174) titizlikle takip edip teminat istemeleri (TTK m. 175) büyük önem taşımaktadır [3], [14], [21].
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.