1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 175 hükmü, ticaret şirketlerinin bölünmesi sürecinde alacaklıların korunmasına özgülenmiş temel ve tamamlayıcı bir koruma mekanizmasıdır. Şirketlerin yapısal değişikliklerinden olan bölünme, alacaklılar açısından özel bir korunmayı gerektiren, son derece hassas sonuçlar doğurur [1]. Tam bölünmede bölünen şirket parçalanarak ortadan kalkarken ve yerine devralan şirketler geçerken; kısmi bölünmede bölünen şirketin malvarlığı küçülmekte, bu durum fiilen sermaye azaltılması sonucunu dahi doğurabilmektedir [1], [2]. Devredilen malvarlığı bölümleri sebebiyle oransal da olsa azalan sermaye, alacaklıların başkaca bir işlem olmaksızın ortak teminatlarının azalması anlamına gelmektedir [2].
Bölünmenin alacaklılar yönünden yarattığı bu yüksek tehlike potansiyeli [2], kanun koyucuyu TTK m. 174 uyarınca alacaklılara çağrı yapılmasını ve akabinde TTK m. 175 uyarınca alacakların teminat altına alınmasını zorunlu kılmaya itmiştir. Bu hüküm, yapısal değişikliğin hukuki geçerlilik kazanmasından sonra devreye giren (ex-post) bir koruma mekanizması mahiyetindedir [3], [4]. Düzenleme uyarınca, alacaklıların birleşme veya bölünme kararlarına aktif bir itiraz hakkı (önleyici koruma) bulunmamakla birlikte, alacaklarını güvence altına alma hakları teminat altına alınmıştır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Alacakların Teminat Altına Alınması (m. 175/1)
Bölünmeye katılan şirketler, TTK m. 174'te öngörülen (Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yedişer gün aralıklarla üç defa yapılacak ve internet sitesine konulacak) ilanların yayımı tarihinden itibaren üç ay içinde, talepte bulunan alacaklıların alacaklarını teminat altına almakla mükelleftir [2], [5], [6]. Alacaklıların bu korumadan yararlanabilmesi için alacaklarının bölünmeden önce doğmuş olması gerekmektedir [3]. Hükümde "istemde bulunan" ibaresine yer verilmiş olması, teminat sağlama yükümlülüğünün kendiliğinden (re'sen) doğmadığını, alacaklının aktif bir hukuki talepte bulunması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.
2.2. Teminat Yükümünün İstisnası: Tehlikenin Bulunmaması (m. 175/2)
TTK m. 175/2 hükmü, bölünme işlemi neticesinde alacaklıların alacaklarının tehlikeye düşmediğinin ispat edilmesi hâlinde, şirketlerin teminat sağlama yükümlülüğünün ortadan kalkacağını düzenlemektedir [3], [6]. Orijinal 6102 sayılı TTK metninde, bu ispatın "bir işlem denetçisinin raporuyla" yapılması şart koşulmuşken, 6335 sayılı Kanun'un 41. maddesi ile "bir işlem denetçisinin raporuyla" ibaresi madde metninden çıkarılmıştır [7], [8]. Doktrinde Reha Poroy, Ünal Tekinalp ve Ersin Çamoğlu gibi yazarlar ile Abuzer Kendigelen, bu durumu haklı olarak eleştirmektedir; zira bu denetim mekanizmasının kaldırılması alacaklıların korunması ilkesini ciddi ölçüde zayıflatmıştır [9], [10].
2.3. Teminat Yerine İfa (m. 175/3)
Hükmün üçüncü fıkrası, şirkete teminat göstermek yerine borcu ödeme (ifa) yönünde seçimlik bir hak tanımaktadır [7]. Ancak bu hakkın kullanılabilmesi, "diğer alacaklıların zarara uğramayacaklarının anlaşılması" şeklindeki çok katı bir şarta bağlanmıştır [3], [7]. Şirketin, vadesi gelmemiş (müeccel) bir borcu teminat göstermekten kaçınmak saikiyle erken ifa etmesi, şirketin likidite dengesini bozarak vadesi gelmiş (muaccel) diğer alacaklıların tatminini tehlikeye düşürebilir. Bu nedenle, şirket ancak serbestçe tasarruf edebileceği yeterli bir malvarlığına sahipse bu yola başvurabilir [11].
3. Sistematik İlişkiler
- TTK m. 174 (Alacaklılara Çağrı): Teminat yükümlülüğünün işlemeye başlaması, TTK m. 174 uyarınca alacaklıların usulüne uygun şekilde, yedişer gün aralıklarla üç defa ilan yoluyla çağrılmasına sıkı sıkıya bağlıdır [2], [5].
- TTK m. 157 (Birleşmede Alacaklıların Korunması): TTK m. 175 hükmü, birleşmelerdeki alacaklıların korunmasını düzenleyen TTK m. 157 ile büyük ölçüde paralellik gösterir. Ne var ki, 6335 sayılı Kanun ile yapılan değişikliklerde TTK m. 157'nin tehlikenin bulunmadığına dair ispatı düzenleyen üçüncü fıkrası tamamen mülga edilmişken [12], [13], TTK m. 175/2 hükmü, işlem denetçisi şartı çıkarılarak muhafaza edilmiştir [9]. Doktrinde birbirine paralel iki düzenleme arasında yaratılan bu çelişki şiddetle eleştirilmektedir [9].
- TTK m. 176 (İkinci Derecede Sorumluluk): Bölünme planına göre borç kendisine tahsis edilen (birinci derecede sorumlu) şirket, teminat altına alınmamış bu borcu ödemezse ve iflas/aciz gibi hallere düşerse, bölünmeye katılan diğer şirketler bu borçtan müteselsilen ve ikinci derecede sorumlu olurlar [14], [15], [8].
- TMK m. 850 ve 939 vd. (Rehin ve Teminat Hükümleri): Kanunda teminatın türüne ilişkin açık bir düzenleme bulunmadığından, teminatın kapsamı ve niteliğinin belirlenmesinde Türk Medeni Kanunu'nun ayni ve şahsi teminatlara ilişkin hükümleri kıyasen uygulama alanı bulur [16], [17].
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay ilgili hukuk daireleri (özellikle 11. Hukuk Dairesi), şirketlerin yapısal değişiklikleri (birleşme ve bölünme) sonucunda alacaklıların haklarının zedelenmemesi ilkesine son derece katı bir yaklaşım sergilemektedir. Yargıtay içtihatlarında, TTK m. 174 ve 175 hükümlerinde öngörülen ilan ve teminat prosedürlerinin şekli birer zorunluluk olmanın ötesinde, tüzel kişilik perdesinin ardına sığınılarak alacaklılardan mal kaçırılmasını önleyen amir hükümler olduğu vurgulanmaktadır. İlan prosedürünün hiç veya usulüne uygun yapılmaması halinde alacaklıların hak arama sürelerinin başlamayacağı ve alacaklıların, borcun tahsis edildiği şirket dışındaki diğer (ikinci derecede sorumlu) şirketlere başvurma haklarının (TTK m. 176 uyarınca) her zaman saklı kalacağı kabul edilmektedir. Aynı zamanda Yargıtay, şirketin borca batıklık ya da mali acz durumu açıkken m. 175/3 uyarınca bazı alacaklılara erken ifada bulunulmasını, diğer alacaklılar aleyhine "zarar verici kast" kapsamında değerlendirebilmektedir.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (kurmaca senaryo):
Bölünme kararı alarak malvarlığının kârlı ve önemli bir kısmını yeni kurulan "Beta A.Ş."ye devreden "Alfa A.Ş.", alacaklılara yönelik TTK m. 174 ilanlarını tamamlamıştır. Alfa A.Ş.'nin banka kredisi alacaklısı olan X Bankası, bölünmenin ilanı üzerinden bir ay geçtikten sonra, henüz vadesi gelmemiş 5 Milyon TL tutarındaki kredi alacağı için TTK m. 175/1 uyarınca teminat talebinde bulunmuştur. Alfa A.Ş. yönetimi, "kredinin vadesinin gelmediğini ve bölünme neticesinde şirket bilançosunun daha da güçlendiğini" iddia ederek teminat vermekten kaçınmıştır.
Hukuki analiz: TTK m. 175/1 gereğince teminat talep edilebilmesi için alacağın muaccel (vadesi gelmiş) olması şart değildir [18], [11], [19]; birleşme veya bölünmeden önce doğmuş olması yeterlidir [3], [20]. Alfa A.Ş.'nin teminat vermekten kaçınabilmesi için, TTK m. 175/2 uyarınca alacağın "tehlikeye düşmediğini" mahkeme önünde objektif, somut finansal veriler ve denetim raporlarıyla ispat etmesi gerekir [3]. Salt şirketin kendi beyanı, teminat yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.
Olay 2 (kurmaca senaryo):
Kısmi bölünme gerçekleştiren "Gama Ldt. Şti.", kendisine yöneltilen teminat talepleri ile uğraşmamak ve süreci hızlandırmak adına, teminat talep eden alacaklı Y'nin 2 Milyon TL tutarındaki müeccel alacağını derhal nakden ödemiştir. Ancak bu nakit çıkışı sebebiyle şirket, ertesi hafta vadesi gelen 1 Milyon TL tutarındaki vergi ve SGK borçlarını ile diğer ticari alacaklı Z'nin muaccel borcunu ödeyememiş, acze düşmüştür.
Hukuki analiz: TTK m. 175/3 uyarınca şirketin teminat göstermek yerine borcu ödeme hakkı (erken ifa) ancak "diğer alacaklıların zarara uğramayacaklarının anlaşılması" şartına bağlıdır [3], [21], [7]. Somut olayda şirketin likidite yapısı bu ödemeyi kaldırmamış ve diğer alacaklılar (Z ve Kamu) zarara uğramıştır. Bu işlem kanuna açıkça aykırıdır ve ilgili yöneticilerin TTK m. 193 vd. ile İİK m. 277 vd. (iptal davası) uyarınca şahsi sorumluluklarına yol açacaktır.
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat yükü: Teminat verilmesine gerek olmadığı (alacağın tehlikeye düşmediği) yönündeki iddialarda ispat yükü, işlemi gerçekleştiren ve teminat talebine itiraz eden şirketin (borçlunun) üzerindedir (TTK m. 175/2) [3], [22], [6].
- Zamanaşımı / Süreler: Alacaklıların teminat talep edebilmesi için tanınan üç (3) aylık süre [5], hukuki niteliği itibariyle bir hak düşürücü süredir [23]. Bu süre, TTK m. 174'teki son ilanın Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yayımlandığı tarihten itibaren işlemeye başlar [5].
- Görevli/yetkili mahkeme: Teminat talebinin yerine getirilmemesi halinde uyuşmazlığın çözüm yeri, HMK kuralları uyarınca şirket merkezinin bulunduğu yerdeki Asliye Ticaret Mahkemesidir.
- Yaygın uygulama hataları: Şirketlerin TTK m. 174'teki ilan yükümlülüğünü usulüne aykırı (aralıksız veya eksik) yapması, teminat türünün (rehin, banka teminat mektubu vb.) belirlenmesinde TMK m. 850 vd. kurallarına uyulmaması ve alacakların tehlikede olmadığına dair keyfi/dayanaksız yönetim kurulu kararları alınması en sık karşılaşılan hukuki hatalardır [16], [24].
7. Eleştirel Değerlendirme
TTK m. 175 hükmü, mehaz İsviçre Birleşme Kanunu (Fusionsgesetz) ve AB Yönergeleri ile uyum amacı gütse de, Türk Hukukundaki torba kanun değişiklikleriyle sistematik bütünlüğünü yitirmiştir. En temel eleştiri noktası, 6335 sayılı Kanun ile "işlem denetçisi" kurumunun mülga edilmesidir. İşlem denetçisi kurumunun kaldırılmasıyla m. 175/2'de yer alan "tehlikeye düşmediğinin ispatı", tarafsız ve bağımsız bir rapor yerine belirsiz bir kanıtlama rejimine terk edilmiştir [25], [9].
Ayrıca, birleşmelerdeki alacaklıların korunmasını düzenleyen TTK m. 157'de, alacakların tehlikede olmadığının ispatına ilişkin fıkra (m. 157/3) 6335 sayılı Kanun ile tümden yürürlükten kaldırılmışken [12], [26], bölünmeyi düzenleyen TTK m. 175'te ikinci fıkranın yalnızca "işlem denetçisi" ibaresi çıkarılarak kanunda tutulması [6], [7], birbiriyle tamamen aynı gayeyi güden iki yapısal değişiklik kurumu arasında izah edilemez bir normatif çelişki ve asimetri yaratmıştır [9]. Kanun koyucunun şirketlerin yeniden yapılandırma maliyetlerini düşürme saiki, alacaklıların korunması ilkesine feda edilmiş olup, bu hükümlerin tekrar ve eşgüdüm içerisinde revize edilmesi doktrinde haklı olarak yüksek sesle talep edilmektedir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 175 hükmü, ticaret şirketlerinin bölünmesi sürecinde alacaklıların korunmasına özgülenmiş temel ve tamamlayıcı bir koruma mekanizmasıdır. Şirketlerin yapısal değişikliklerinden olan bölünme, alacaklılar açısından özel bir korunmayı gerektiren, son derece hassas sonuçlar doğurur [1]. Tam bölünmede bölünen şirket parçalanarak ortadan kalkarken ve yerine devralan şirketler geçerken; kısmi bölünmede bölünen şirketin malvarlığı küçülmekte, bu durum fiilen sermaye azaltılması sonucunu dahi doğurabilmektedir [1], [2]. Devredilen malvarlığı bölümleri sebebiyle oransal da olsa azalan sermaye, alacaklıların başkaca bir işlem olmaksızın ortak teminatlarının azalması anlamına gelmektedir [2].
Bölünmenin alacaklılar yönünden yarattığı bu yüksek tehlike potansiyeli [2], kanun koyucuyu TTK m. 174 uyarınca alacaklılara çağrı yapılmasını ve akabinde TTK m. 175 uyarınca alacakların teminat altına alınmasını zorunlu kılmaya itmiştir. Bu hüküm, yapısal değişikliğin hukuki geçerlilik kazanmasından sonra devreye giren (ex-post) bir koruma mekanizması mahiyetindedir [3], [4]. Düzenleme uyarınca, alacaklıların birleşme veya bölünme kararlarına aktif bir itiraz hakkı (önleyici koruma) bulunmamakla birlikte, alacaklarını güvence altına alma hakları teminat altına alınmıştır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Alacakların Teminat Altına Alınması (m. 175/1)
Bölünmeye katılan şirketler, TTK m. 174'te öngörülen (Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yedişer gün aralıklarla üç defa yapılacak ve internet sitesine konulacak) ilanların yayımı tarihinden itibaren üç ay içinde, talepte bulunan alacaklıların alacaklarını teminat altına almakla mükelleftir [2], [5], [6]. Alacaklıların bu korumadan yararlanabilmesi için alacaklarının bölünmeden önce doğmuş olması gerekmektedir [3]. Hükümde "istemde bulunan" ibaresine yer verilmiş olması, teminat sağlama yükümlülüğünün kendiliğinden (re'sen) doğmadığını, alacaklının aktif bir hukuki talepte bulunması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.
2.2. Teminat Yükümünün İstisnası: Tehlikenin Bulunmaması (m. 175/2)
TTK m. 175/2 hükmü, bölünme işlemi neticesinde alacaklıların alacaklarının tehlikeye düşmediğinin ispat edilmesi hâlinde, şirketlerin teminat sağlama yükümlülüğünün ortadan kalkacağını düzenlemektedir [3], [6]. Orijinal 6102 sayılı TTK metninde, bu ispatın "bir işlem denetçisinin raporuyla" yapılması şart koşulmuşken, 6335 sayılı Kanun'un 41. maddesi ile "bir işlem denetçisinin raporuyla" ibaresi madde metninden çıkarılmıştır [7], [8]. Doktrinde Reha Poroy, Ünal Tekinalp ve Ersin Çamoğlu gibi yazarlar ile Abuzer Kendigelen, bu durumu haklı olarak eleştirmektedir; zira bu denetim mekanizmasının kaldırılması alacaklıların korunması ilkesini ciddi ölçüde zayıflatmıştır [9], [10].
2.3. Teminat Yerine İfa (m. 175/3)
Hükmün üçüncü fıkrası, şirkete teminat göstermek yerine borcu ödeme (ifa) yönünde seçimlik bir hak tanımaktadır [7]. Ancak bu hakkın kullanılabilmesi, "diğer alacaklıların zarara uğramayacaklarının anlaşılması" şeklindeki çok katı bir şarta bağlanmıştır [3], [7]. Şirketin, vadesi gelmemiş (müeccel) bir borcu teminat göstermekten kaçınmak saikiyle erken ifa etmesi, şirketin likidite dengesini bozarak vadesi gelmiş (muaccel) diğer alacaklıların tatminini tehlikeye düşürebilir. Bu nedenle, şirket ancak serbestçe tasarruf edebileceği yeterli bir malvarlığına sahipse bu yola başvurabilir [11].
3. Sistematik İlişkiler
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay ilgili hukuk daireleri (özellikle 11. Hukuk Dairesi), şirketlerin yapısal değişiklikleri (birleşme ve bölünme) sonucunda alacaklıların haklarının zedelenmemesi ilkesine son derece katı bir yaklaşım sergilemektedir. Yargıtay içtihatlarında, TTK m. 174 ve 175 hükümlerinde öngörülen ilan ve teminat prosedürlerinin şekli birer zorunluluk olmanın ötesinde, tüzel kişilik perdesinin ardına sığınılarak alacaklılardan mal kaçırılmasını önleyen amir hükümler olduğu vurgulanmaktadır. İlan prosedürünün hiç veya usulüne uygun yapılmaması halinde alacaklıların hak arama sürelerinin başlamayacağı ve alacaklıların, borcun tahsis edildiği şirket dışındaki diğer (ikinci derecede sorumlu) şirketlere başvurma haklarının (TTK m. 176 uyarınca) her zaman saklı kalacağı kabul edilmektedir. Aynı zamanda Yargıtay, şirketin borca batıklık ya da mali acz durumu açıkken m. 175/3 uyarınca bazı alacaklılara erken ifada bulunulmasını, diğer alacaklılar aleyhine "zarar verici kast" kapsamında değerlendirebilmektedir.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (kurmaca senaryo): Bölünme kararı alarak malvarlığının kârlı ve önemli bir kısmını yeni kurulan "Beta A.Ş."ye devreden "Alfa A.Ş.", alacaklılara yönelik TTK m. 174 ilanlarını tamamlamıştır. Alfa A.Ş.'nin banka kredisi alacaklısı olan X Bankası, bölünmenin ilanı üzerinden bir ay geçtikten sonra, henüz vadesi gelmemiş 5 Milyon TL tutarındaki kredi alacağı için TTK m. 175/1 uyarınca teminat talebinde bulunmuştur. Alfa A.Ş. yönetimi, "kredinin vadesinin gelmediğini ve bölünme neticesinde şirket bilançosunun daha da güçlendiğini" iddia ederek teminat vermekten kaçınmıştır. Hukuki analiz: TTK m. 175/1 gereğince teminat talep edilebilmesi için alacağın muaccel (vadesi gelmiş) olması şart değildir [18], [11], [19]; birleşme veya bölünmeden önce doğmuş olması yeterlidir [3], [20]. Alfa A.Ş.'nin teminat vermekten kaçınabilmesi için, TTK m. 175/2 uyarınca alacağın "tehlikeye düşmediğini" mahkeme önünde objektif, somut finansal veriler ve denetim raporlarıyla ispat etmesi gerekir [3]. Salt şirketin kendi beyanı, teminat yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.
Olay 2 (kurmaca senaryo): Kısmi bölünme gerçekleştiren "Gama Ldt. Şti.", kendisine yöneltilen teminat talepleri ile uğraşmamak ve süreci hızlandırmak adına, teminat talep eden alacaklı Y'nin 2 Milyon TL tutarındaki müeccel alacağını derhal nakden ödemiştir. Ancak bu nakit çıkışı sebebiyle şirket, ertesi hafta vadesi gelen 1 Milyon TL tutarındaki vergi ve SGK borçlarını ile diğer ticari alacaklı Z'nin muaccel borcunu ödeyememiş, acze düşmüştür. Hukuki analiz: TTK m. 175/3 uyarınca şirketin teminat göstermek yerine borcu ödeme hakkı (erken ifa) ancak "diğer alacaklıların zarara uğramayacaklarının anlaşılması" şartına bağlıdır [3], [21], [7]. Somut olayda şirketin likidite yapısı bu ödemeyi kaldırmamış ve diğer alacaklılar (Z ve Kamu) zarara uğramıştır. Bu işlem kanuna açıkça aykırıdır ve ilgili yöneticilerin TTK m. 193 vd. ile İİK m. 277 vd. (iptal davası) uyarınca şahsi sorumluluklarına yol açacaktır.
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
TTK m. 175 hükmü, mehaz İsviçre Birleşme Kanunu (Fusionsgesetz) ve AB Yönergeleri ile uyum amacı gütse de, Türk Hukukundaki torba kanun değişiklikleriyle sistematik bütünlüğünü yitirmiştir. En temel eleştiri noktası, 6335 sayılı Kanun ile "işlem denetçisi" kurumunun mülga edilmesidir. İşlem denetçisi kurumunun kaldırılmasıyla m. 175/2'de yer alan "tehlikeye düşmediğinin ispatı", tarafsız ve bağımsız bir rapor yerine belirsiz bir kanıtlama rejimine terk edilmiştir [25], [9].
Ayrıca, birleşmelerdeki alacaklıların korunmasını düzenleyen TTK m. 157'de, alacakların tehlikede olmadığının ispatına ilişkin fıkra (m. 157/3) 6335 sayılı Kanun ile tümden yürürlükten kaldırılmışken [12], [26], bölünmeyi düzenleyen TTK m. 175'te ikinci fıkranın yalnızca "işlem denetçisi" ibaresi çıkarılarak kanunda tutulması [6], [7], birbiriyle tamamen aynı gayeyi güden iki yapısal değişiklik kurumu arasında izah edilemez bir normatif çelişki ve asimetri yaratmıştır [9]. Kanun koyucunun şirketlerin yeniden yapılandırma maliyetlerini düşürme saiki, alacaklıların korunması ilkesine feda edilmiş olup, bu hükümlerin tekrar ve eşgüdüm içerisinde revize edilmesi doktrinde haklı olarak yüksek sesle talep edilmektedir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.