1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) "Tacir" başlıklı Birinci Kısmının dördüncü maddesi olan 15. madde, Türk ticaret hukuku sistematiğinde ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki hukuki sınırı çizen en temel normlardan biridir [1], [2]. Kanun koyucu, ticari işletme kavramını tanımlarken (TTK m. 11/1) bağımsız ve pozitif bir tanımlama yapmak yerine, "esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan" ifadesini kullanarak sınırlandırıcı (negatif) bir tanım metodu tercih etmiştir [3], [4]. Bu bağlamda TTK m. 15, yalnızca esnafın kim olduğunu belirlemekle kalmaz, aynı zamanda ticaret hukukunun temel süjesi olan "tacir" ve "ticari işletme" kavramlarının çerçevesini de dolaylı olarak çizer [5].
Madde metnine göre esnaf; ister gezici ister sabit bir mekânda bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden çok bedenî çalışmasına dayanan ve kazancı belirli bir kararnamede gösterilen sınırı aşmayan kişidir [4], [2]. Düzenlemenin ikinci cümlesi ise, esnafın kural olarak tacirlere uygulanan ticari hükümlere tabi olmadığını vurgulamakla birlikte, ticari hayatın ihtiyaçları ve ekonomik gerçeklikler doğrultusunda üç istisnai kuralın (TTK m. 20, TTK m. 53 ve TMK m. 950/2) esnafa da uygulanacağını hüküm altına almıştır [2]. Bu sistematik tercih, esnafı tamamen adi hukuk (Borçlar ve Medeni Hukuk) kuralları içine hapsetmekten kaçınmış ve ona yarı-ticari bir statü kazandırmıştır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Ekonomik Faaliyetin Bedenî Çalışmaya Dayanması (Sermaye - Emek İlişkisi)
Maddede yer alan "ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan" ibaresi, esnaf işletmesini ticari işletmeden ayıran maddi ölçüttür [4], [2]. Doktrinde Sabih Arkan, Mehmet Bahtiyar ve Oğuz İmregün gibi yazarların da sıklıkla işaret ettiği üzere, ekonomik bir faaliyetin ticaret veya esnaf faaliyeti olarak nitelendirilmesinde sadece niyet yeterli olmayıp, işletmeye tahsis edilen emeğin sermayeye oranla baskın olması gerekir [6]. Bir faaliyetin hacmi büyüdükçe bedeni çalışmanın yerini sermaye unsuru almakta ve bu noktada esnaf faaliyeti yerini ticari faaliyete bırakmaktadır [7], [8].
2.2. Belirlenen Gelir Sınırının Aşılmaması
Esnaf sıfatının tespitindeki en önemli nicel ölçüt, gelirin TTK m. 11/2 uyarınca çıkarılacak Cumhurbaşkanı kararıyla (önceki adıyla Bakanlar Kurulu Kararnamesiyle) belirlenen sınırı aşmamasıdır [7], [9], [2]. Kanun koyucu, enflasyon ve değişen ekonomik koşullar karşısında kanun metnini sürekli değiştirmemek amacıyla sınırı belirleme yetkisini yürütme organına bırakmıştır [7]. Gelir sağlama niyet ve amacı ile ekonomik faaliyette bulunmak işletmenin varlığı için yeterli görülmekle birlikte, elde edilmesi hedeflenen gelir düzeyinin esnaf sınırının altında kalması gerekmektedir [10], [4].
2.3. Sanat veya Ticaretle Uğraşma
Maddede kişinin ister gezici olsun ister sabit bir dükkânda bulunsun sanat veya ticaretle uğraşması gerektiği ifade edilmiştir [2]. Burada kullanılan "sanat ve ticaret" kavramı, dar anlamda sanatsal veya ticari faaliyetleri değil, her türlü mesleki ve ekonomik kazanç sağlama faaliyetini (örneğin ayakkabı tamirciliği, küçük çaplı perakende satış) kapsayacak şekilde geniş yorumlanmaktadır [11], [2].
3. Sistematik İlişkiler
- TTK m. 11 (Ticari İşletme) ve TTK m. 12 (Tacir): TTK m. 15, TTK m. 11'de düzenlenen "ticari işletme" kavramının alt sınırını oluşturur [1], [3]. TTK m. 12 gereğince tacir sıfatının kazanılması, ticari işletmenin kendi adına işletilmesine bağlandığından, faaliyetin TTK m. 15'teki sınırları aşmaması halinde kişi tacir değil esnaf sayılır [12], [4].
- TTK m. 20 (Ücret ve Faiz İsteme Hakkı): TTK m. 15'in açık atfıyla, kural olarak tacirlere tanınan "görülen iş veya hizmet için ücret ve verilen avanslar için ödeme tarihinden itibaren faiz isteme hakkı", esnaflar için de uygulama alanı bulur [2], [13]. Esnaf, ticari işletmesiyle ilgili olmasa da mesleki faaliyeti kapsamında gördüğü hizmet için uygun bir ücret talep etme hakkına yasal olarak sahiptir [14].
- TTK m. 53 (İşletme Adı): Ticaret unvanı kullanmak tacirlere özgü bir yükümlülük (TTK m. 39) olmakla birlikte, TTK m. 15'teki atıf sayesinde esnaflar da işletmelerini tanıtmak için "işletme adı" seçebilir ve bu adı esnaf ve sanatkârlar siciline tescil ettirerek haksız rekabet ve diğer TTK hükümlerine göre koruma altına aldırabilirler [15], [16], [2].
- TMK m. 950/2 (Ticari Hapis Hakkı): Medeni Kanun’un ticari işlere özgülediği kolaylaştırılmış hapis hakkı (zilyetliğe ve alacağa konu eşyanın ticari ilişki kapsamında bulunması kaydıyla alacakla bağlantılı sayılması karinesi), TTK m. 15 atfıyla esnaflar için de geçerli kılınmıştır [17], [2], [18].
- TTK m. 64 (Ticari Defterler) ve VUK m. 177: Esnafın ticari defter (yevmiye, defteri kebir, envanter) tutma yükümlülüğü yoktur [19], [20], [21]. TTK m. 15'te TTK m. 64'e bir atıf bulunmamaktadır. Esnaflar yalnızca Vergi Usul Kanunu uyarınca işletme hesabı esasına göre defter tutarlar [21].
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay içtihatlarında esnaf ile tacir ayrımına ilişkin uyuşmazlıklarda şekli kayıtlardan ziyade maddi unsurlar ve Kararname sınırları esas alınmaktadır [22]. Yargıtay, bir kişinin Esnaf ve Sanatkârlar Odasına kayıtlı olmasını esnaf sayılması için kesin bir karine olarak kabul etmemektedir [22], [23]. 2007/12362 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ve VUK m. 177'de belirtilen hadlerin (yıllık alım-satım ve gayrisafi iş hasılatı tutarlarının) aşılıp aşılmadığı bilirkişi marifetiyle ve vergi kayıtları celp edilerek tespit edilmektedir [22], [24].
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve daireleri, kişinin faaliyeti VUK m. 177'de yazılı limitlerin yarısını dahi aşmıyorsa kişinin esnaf olduğuna, bu hadlerin aşılması durumunda ise sermaye unsurunun baskın hale geldiğine ve tacir sıfatının kazanıldığına hükmetmektedir [24], [25]. Ayrıca tüketici hukuku uyuşmazlıklarında da, mesleki amaçla hareket eden esnafın taraf olduğu alım satım ilişkilerinde tacirler arasındaki ticari iş karinesinin (TTK m. 19) uygulanmayacağı, taraflardan ikisinin de tacir olmaması durumunda meselenin "nispi ticari dava" sayılamayacağı yönünde yerleşik içtihatlar mevcuttur [26], [27].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (kurmaca senaryo):
Bağımsız bir dükkânda tek başına terzilik yapan (A), işinde yalnızca kendi bedeni emeğini kullanmakta olup yıllık geliri Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle (veya ilgili VUK hadleriyle) belirlenen sınırın oldukça altındadır. (A), dükkânına tamir için bırakılan ancak bedeli ödenmeyen antika bir deri ceket üzerinde hapis hakkı kullanmak istemektedir. Müşteri (B), (A)'nın tacir olmadığını, dolayısıyla ticari hapis hakkı şartlarının (TMK 950/2) oluşmadığını ileri sürmektedir.
Hukuki analiz: Somut olayda (A), TTK m. 15 uyarınca bedenî çalışması sermayesinden üstün olan ve gelir haddini aşmayan bir esnaftır [2]. Kural olarak esnafa ticari hükümler uygulanmaz. Ancak TTK m. 15'in son cümlesindeki açık atıf gereğince, TMK m. 950/2'deki ticari hapis hakkı kolaylığından esnaflar da faydalanabilmektedir [2], [18]. Dolayısıyla (A)'nın, alacağı ifa edilene kadar deri ceketi alıkoyma ve ticari hapis hakkı tesis etme işlemi hukuka uygundur.
Olay 2 (kurmaca senaryo):
Mahalle arasında küçük bir bakkal işleten esnaf (C), toptancı tacir (D)'den aldığı ürünlerin bedelini zamanında ödememiştir. (D), vade tarihinden itibaren herhangi bir ihtar çekmeksizin TTK m. 20 ve TTK m. 10 çerçevesinde doğrudan avans faizi ve ticari temerrüt faizi talep etmiş, uyuşmazlık Asliye Ticaret Mahkemesine taşınmıştır.
Hukuki analiz: Bakkal (C), TTK m. 15 kapsamında esnaftır [4], [2]. Uyuşmazlığın "nispi ticari dava" sayılabilmesi için TTK m. 19 uyarınca her iki tarafın da ticari işletmesini ilgilendiren bir hukuki işlemin varlığı (her iki tarafın da tacir olması) gerekir [28], [29]. (C) esnaf olduğundan uyuşmazlık mutlak bir ticari dava türüne girmiyorsa Asliye Ticaret Mahkemesi görevsizlik kararı vermelidir [27], [30]. Ayrıca (C) tacir olmadığından, TTK m. 19/2'deki "bir taraf için ticari iş olan sözleşme diğeri için de ticari iştir" kuralı katı bir şekilde esnafın aleyhine (özellikle fahiş faiz oranları bakımından) işletilemez, zira esnaf tacirlerin tabi olduğu ticari iş karinesine kural olarak tabi değildir [29], [31].
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat yükü: Bir uyuşmazlıkta tarafın tacir değil esnaf olduğu iddiası varsa, bunun ispatı vergi dairesi kayıtları (işletme defteri, VUK m. 177 hadleri) ve Esnaf ve Sanatkârlar Odası kayıtları ile yapılır [22], [24]. İspat yükü, bu iddiadan kendi lehine hukuki sonuç çıkaran taraftadır.
- Zamanaşımı / Süreler: Esnafın taraf olduğu uyuşmazlıklarda TTK'daki tacirlere özgü kısa zamanaşımı ve ihbar süreleri (örneğin ayıp ihbar süreleri TTK m. 23) doğrudan uygulanmaz. Borçlar Kanunu'nun genel zamanaşımı ve süre hükümleri tatbik edilir.
- Görevli/yetkili mahkeme: Esnafların kendi aralarındaki veya esnaf ile tacirler arasındaki adi sözleşmelerden doğan uyuşmazlıklar kural olarak Asliye Hukuk Mahkemelerinde görülür [27]. TTK m. 4'te sayılan mutlak ticari davalar hariç, nispi ticari davaların varlığı için her iki tarafın da tacir sıfatına haiz olması şartı aranır [28], [29].
- Yaygın uygulama hataları: Uygulamada, ticari işletme devri (TTK m. 11/3) hükümlerinin veya ticari defterlerle ispat kurallarının (HMK 222) esnaflara doğrudan tatbik edilmesi sıklıkla yapılan bir hatadır. Esnafın ticari defter (TTK m. 64) tutma yükümlülüğü olmadığından [21], esnaf aleyhine ticari defter deliline HMK m. 222 anlamında dayanılamaz [19], [20], [26].
7. Eleştirel Değerlendirme
Doktrinde TTK m. 11 ve TTK m. 15 arasındaki sistematik kurgu, bilhassa Ertan Demirkapı, Ünal Tekinalp gibi yazarlar tarafından eleştirilmektedir [32]. Esnaf işletmesi kavramının bağımsız bir varlık olarak tanımlanması yerine, ticari işletme kavramının esnaf işletmesi üzerinden negatif bir şekilde (sınırı aşan) tanımlanması mantıksal bir kısır döngü (totoloji) yaratmaktadır [5], [32].
Bunun yanı sıra, ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınırı belirleyecek olan Cumhurbaşkanlığı kararının (veya mülga Bakanlar Kurulu Kararnamesinin) salt vergi hukuku (VUK m. 177) parametreleri üzerinden şekillenmesi, özel hukukun dinamikleri ve tacir sıfatının gerektirdiği hukuki görünüş teorisi bakımından sakıncalıdır [24], [33]. Bir kişinin sadece vergi dilimindeki yeri sebebiyle aniden ticari defter tutma, iflasa tabi olma (TTK m. 18) gibi ağır külfetlere maruz kalması veya bu çemberin dışına çıkması hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik ilkelerini zedelemektedir. Doktrindeki hakim görüş (Arkan, Bahtiyar, Karahan), kanun koyucunun esnaf tanımını salt matematiksel limitlere hapsetmeyip, "işletmenin hacmi ve sermaye/emek rasyosunu" somut olayın niteliğine göre hakimin takdirine bırakan esnek bir kriter (niteliksel ölçüt) geliştirmesi gerektiğini ileri sürmektedir [8], [6], [34].
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) "Tacir" başlıklı Birinci Kısmının dördüncü maddesi olan 15. madde, Türk ticaret hukuku sistematiğinde ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki hukuki sınırı çizen en temel normlardan biridir [1], [2]. Kanun koyucu, ticari işletme kavramını tanımlarken (TTK m. 11/1) bağımsız ve pozitif bir tanımlama yapmak yerine, "esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan" ifadesini kullanarak sınırlandırıcı (negatif) bir tanım metodu tercih etmiştir [3], [4]. Bu bağlamda TTK m. 15, yalnızca esnafın kim olduğunu belirlemekle kalmaz, aynı zamanda ticaret hukukunun temel süjesi olan "tacir" ve "ticari işletme" kavramlarının çerçevesini de dolaylı olarak çizer [5].
Madde metnine göre esnaf; ister gezici ister sabit bir mekânda bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden çok bedenî çalışmasına dayanan ve kazancı belirli bir kararnamede gösterilen sınırı aşmayan kişidir [4], [2]. Düzenlemenin ikinci cümlesi ise, esnafın kural olarak tacirlere uygulanan ticari hükümlere tabi olmadığını vurgulamakla birlikte, ticari hayatın ihtiyaçları ve ekonomik gerçeklikler doğrultusunda üç istisnai kuralın (TTK m. 20, TTK m. 53 ve TMK m. 950/2) esnafa da uygulanacağını hüküm altına almıştır [2]. Bu sistematik tercih, esnafı tamamen adi hukuk (Borçlar ve Medeni Hukuk) kuralları içine hapsetmekten kaçınmış ve ona yarı-ticari bir statü kazandırmıştır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Ekonomik Faaliyetin Bedenî Çalışmaya Dayanması (Sermaye - Emek İlişkisi)
Maddede yer alan "ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan" ibaresi, esnaf işletmesini ticari işletmeden ayıran maddi ölçüttür [4], [2]. Doktrinde Sabih Arkan, Mehmet Bahtiyar ve Oğuz İmregün gibi yazarların da sıklıkla işaret ettiği üzere, ekonomik bir faaliyetin ticaret veya esnaf faaliyeti olarak nitelendirilmesinde sadece niyet yeterli olmayıp, işletmeye tahsis edilen emeğin sermayeye oranla baskın olması gerekir [6]. Bir faaliyetin hacmi büyüdükçe bedeni çalışmanın yerini sermaye unsuru almakta ve bu noktada esnaf faaliyeti yerini ticari faaliyete bırakmaktadır [7], [8].
2.2. Belirlenen Gelir Sınırının Aşılmaması
Esnaf sıfatının tespitindeki en önemli nicel ölçüt, gelirin TTK m. 11/2 uyarınca çıkarılacak Cumhurbaşkanı kararıyla (önceki adıyla Bakanlar Kurulu Kararnamesiyle) belirlenen sınırı aşmamasıdır [7], [9], [2]. Kanun koyucu, enflasyon ve değişen ekonomik koşullar karşısında kanun metnini sürekli değiştirmemek amacıyla sınırı belirleme yetkisini yürütme organına bırakmıştır [7]. Gelir sağlama niyet ve amacı ile ekonomik faaliyette bulunmak işletmenin varlığı için yeterli görülmekle birlikte, elde edilmesi hedeflenen gelir düzeyinin esnaf sınırının altında kalması gerekmektedir [10], [4].
2.3. Sanat veya Ticaretle Uğraşma
Maddede kişinin ister gezici olsun ister sabit bir dükkânda bulunsun sanat veya ticaretle uğraşması gerektiği ifade edilmiştir [2]. Burada kullanılan "sanat ve ticaret" kavramı, dar anlamda sanatsal veya ticari faaliyetleri değil, her türlü mesleki ve ekonomik kazanç sağlama faaliyetini (örneğin ayakkabı tamirciliği, küçük çaplı perakende satış) kapsayacak şekilde geniş yorumlanmaktadır [11], [2].
3. Sistematik İlişkiler
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay içtihatlarında esnaf ile tacir ayrımına ilişkin uyuşmazlıklarda şekli kayıtlardan ziyade maddi unsurlar ve Kararname sınırları esas alınmaktadır [22]. Yargıtay, bir kişinin Esnaf ve Sanatkârlar Odasına kayıtlı olmasını esnaf sayılması için kesin bir karine olarak kabul etmemektedir [22], [23]. 2007/12362 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ve VUK m. 177'de belirtilen hadlerin (yıllık alım-satım ve gayrisafi iş hasılatı tutarlarının) aşılıp aşılmadığı bilirkişi marifetiyle ve vergi kayıtları celp edilerek tespit edilmektedir [22], [24].
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve daireleri, kişinin faaliyeti VUK m. 177'de yazılı limitlerin yarısını dahi aşmıyorsa kişinin esnaf olduğuna, bu hadlerin aşılması durumunda ise sermaye unsurunun baskın hale geldiğine ve tacir sıfatının kazanıldığına hükmetmektedir [24], [25]. Ayrıca tüketici hukuku uyuşmazlıklarında da, mesleki amaçla hareket eden esnafın taraf olduğu alım satım ilişkilerinde tacirler arasındaki ticari iş karinesinin (TTK m. 19) uygulanmayacağı, taraflardan ikisinin de tacir olmaması durumunda meselenin "nispi ticari dava" sayılamayacağı yönünde yerleşik içtihatlar mevcuttur [26], [27].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (kurmaca senaryo): Bağımsız bir dükkânda tek başına terzilik yapan (A), işinde yalnızca kendi bedeni emeğini kullanmakta olup yıllık geliri Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle (veya ilgili VUK hadleriyle) belirlenen sınırın oldukça altındadır. (A), dükkânına tamir için bırakılan ancak bedeli ödenmeyen antika bir deri ceket üzerinde hapis hakkı kullanmak istemektedir. Müşteri (B), (A)'nın tacir olmadığını, dolayısıyla ticari hapis hakkı şartlarının (TMK 950/2) oluşmadığını ileri sürmektedir. Hukuki analiz: Somut olayda (A), TTK m. 15 uyarınca bedenî çalışması sermayesinden üstün olan ve gelir haddini aşmayan bir esnaftır [2]. Kural olarak esnafa ticari hükümler uygulanmaz. Ancak TTK m. 15'in son cümlesindeki açık atıf gereğince, TMK m. 950/2'deki ticari hapis hakkı kolaylığından esnaflar da faydalanabilmektedir [2], [18]. Dolayısıyla (A)'nın, alacağı ifa edilene kadar deri ceketi alıkoyma ve ticari hapis hakkı tesis etme işlemi hukuka uygundur.
Olay 2 (kurmaca senaryo): Mahalle arasında küçük bir bakkal işleten esnaf (C), toptancı tacir (D)'den aldığı ürünlerin bedelini zamanında ödememiştir. (D), vade tarihinden itibaren herhangi bir ihtar çekmeksizin TTK m. 20 ve TTK m. 10 çerçevesinde doğrudan avans faizi ve ticari temerrüt faizi talep etmiş, uyuşmazlık Asliye Ticaret Mahkemesine taşınmıştır. Hukuki analiz: Bakkal (C), TTK m. 15 kapsamında esnaftır [4], [2]. Uyuşmazlığın "nispi ticari dava" sayılabilmesi için TTK m. 19 uyarınca her iki tarafın da ticari işletmesini ilgilendiren bir hukuki işlemin varlığı (her iki tarafın da tacir olması) gerekir [28], [29]. (C) esnaf olduğundan uyuşmazlık mutlak bir ticari dava türüne girmiyorsa Asliye Ticaret Mahkemesi görevsizlik kararı vermelidir [27], [30]. Ayrıca (C) tacir olmadığından, TTK m. 19/2'deki "bir taraf için ticari iş olan sözleşme diğeri için de ticari iştir" kuralı katı bir şekilde esnafın aleyhine (özellikle fahiş faiz oranları bakımından) işletilemez, zira esnaf tacirlerin tabi olduğu ticari iş karinesine kural olarak tabi değildir [29], [31].
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
Doktrinde TTK m. 11 ve TTK m. 15 arasındaki sistematik kurgu, bilhassa Ertan Demirkapı, Ünal Tekinalp gibi yazarlar tarafından eleştirilmektedir [32]. Esnaf işletmesi kavramının bağımsız bir varlık olarak tanımlanması yerine, ticari işletme kavramının esnaf işletmesi üzerinden negatif bir şekilde (sınırı aşan) tanımlanması mantıksal bir kısır döngü (totoloji) yaratmaktadır [5], [32].
Bunun yanı sıra, ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınırı belirleyecek olan Cumhurbaşkanlığı kararının (veya mülga Bakanlar Kurulu Kararnamesinin) salt vergi hukuku (VUK m. 177) parametreleri üzerinden şekillenmesi, özel hukukun dinamikleri ve tacir sıfatının gerektirdiği hukuki görünüş teorisi bakımından sakıncalıdır [24], [33]. Bir kişinin sadece vergi dilimindeki yeri sebebiyle aniden ticari defter tutma, iflasa tabi olma (TTK m. 18) gibi ağır külfetlere maruz kalması veya bu çemberin dışına çıkması hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik ilkelerini zedelemektedir. Doktrindeki hakim görüş (Arkan, Bahtiyar, Karahan), kanun koyucunun esnaf tanımını salt matematiksel limitlere hapsetmeyip, "işletmenin hacmi ve sermaye/emek rasyosunu" somut olayın niteliğine göre hakimin takdirine bırakan esnek bir kriter (niteliksel ölçüt) geliştirmesi gerektiğini ileri sürmektedir [8], [6], [34].
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.