1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 131. maddesi, ticaret şirketlerine ilişkin "Genel Hükümler" kısmı altında, ortakların sermaye koyma borcunun ifası ve şirket tüzel kişiliğinin malvarlığı yapısının tesisi sırasındaki bazı temel karineleri düzenlemektedir [1]. Ticaret şirketlerinin, Türk Medeni Kanunu m. 48 çerçevesinde hak ehliyetine sahip bağımsız tüzel kişiler olması [2, 3], ortakların getirdiği sermaye unsurlarının (özellikle ayni sermayenin) değerinin, aidiyetinin ve şirkette hizmet ifa edenlerin hukuki statüsünün kesin sınırlarla belirlenmesini zorunlu kılmaktadır.
TTK m. 131, üç fıkra halinde, ayni sermayeye biçilen değerin kabulü, ayni sermayenin mülkiyetinin şirkete intikali ve kâra iştirakli hizmet sözleşmelerinin ortaklık sıfatı yaratmayacağına dair yasal karineleri (praesumptio iuris) ihdas etmiştir [1, 4]. Bu karineler, ticaret hayatının gerektirdiği hız, işlem güvenliği ve şirket alacaklılarının korunması ilkeleri (sermayenin korunması ilkesi) doğrultusunda, hukuki belirsizlikleri ortadan kaldırma işlevini haizdir [5]. Hemen ardından gelen TTK m. 132 ise, ortakların koydukları sermaye için faiz ve ifa ettikleri hizmetler için ücret alabilmelerinin yasal zeminini ve sınırlarını çizmektedir [6].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Ayni Sermayeye Biçilen Değerin Kabul Edilmesi Karinesi (TTK m. 131/1)
Maddenin birinci fıkrası uyarınca, "Sermaye olarak konulan ayınlara, bilirkişi tarafından biçilecek değerler, ilgililerce kabul edilmiş sayılır" [1]. Bu hüküm, ayni sermaye taahhütlerinde ortaya çıkabilecek değerleme ihtilaflarını baştan kesmeyi hedefler. Sermaye şirketlerinde, ayni sermayeye değer biçilmesi, şirket merkezinin bulunacağı yerdeki asliye ticaret mahkemesince atanan bilirkişilerce gerçekleştirilir [7]. Bilirkişinin hazırladığı değerleme raporunda, uygulanan yöntemin adil ve uygun olduğu, alacakların tahsil edilebilirliği ve ayni varlıkların tam değeri hesap verme ilkesinin icaplarına göre açıklanır [8]. Mahkemenin onayladığı bilirkişi kararı kesindir ve TTK m. 131/1 gereğince bu değerin ilgililerce (kurucular, ortaklar, şirket) kabul edildiği varsayılır [1, 8]. Ancak doktrin ve uygulamada belirtildiği üzere, şahıs şirketlerinde paradan başka sermayeye bilirkişilerce değer biçilmesi yasal bir zorunluluk değildir; değer tespiti hakkı ve görevi bizzat ortaklara bırakılmıştır [9]. Dolayısıyla, bu karine, özellikle sermaye şirketlerinin (anonim ve limited şirketler) kuruluş ve sermaye artırımı süreçlerinde (TTK m. 343 vd.) uygulama alanı bulur [7].
2.2. Ayni Sermayenin Mülkiyetinin Şirkete Geçmesi Karinesi (TTK m. 131/2)
İkinci fıkra, "Şirket sözleşmesinde veya esas sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa, sermaye olarak konan ayınların mülkiyeti şirkete ait ve haklar şirkete devredilmiş olur" kuralını âmirdir [1]. Ticaret şirketlerinde tüzel kişilik ilkesi geçerli olduğundan, şirkete sermaye olarak getirilen malvarlığı değerleri, ortakların şahsi malvarlığından çıkarak bağımsız tüzel kişiliğin mülkiyetine girer [10]. Adi şirketlerde kural olarak elbirliği mülkiyeti söz konusuyken, ticaret şirketlerinde getirilen ayınlar üzerinde tüzel kişilik malik sıfatıyla doğrudan tasarruf yetkisi kazanır [11]. Fıkradaki "aksi kararlaştırılmamışsa" ibaresi, emredici olmayan (tamamlayıcı) bir karineye işaret eder. Ortaklar, şirket sözleşmesinde ayni sermayenin sadece "kullanım/intifa" hakkının şirkete devredildiğini açıkça düzenleyebilirler. Aksi takdirde mülkiyetin (veya ilgili ayni hakkın) tamamen şirkete geçtiği kabul edilir [4, 12].
2.3. Hizmet Karşılığı Kâra İştirakin Ortak Sıfatı Vermemesi (TTK m. 131/3)
Maddenin üçüncü fıkrası uyarınca, "Hizmet karşılığı olarak verilecek ücretin kısmen veya tamamen kâra iştirak suretiyle ifası kararlaştırıldığı takdirde bu kayıt çalışanlara ortak sıfatını vermez" [1]. Modern şirket yönetiminde, özellikle üst düzey yöneticilere veya kilit personellere performansı teşvik amacıyla şirketin dönem kârından pay (kazanç payı) verilmesi yaygın bir uygulamadır. Bu ödeme yöntemi bir tür "kâra iştirakli iş sözleşmesi" niteliğindedir. Kanun koyucu, kâr payı almanın geleneksel olarak "ortaklık" (societas) ilişkisinin temel bir unsuru (affectio societatis) olmasından kaynaklanabilecek muhtemel uyuşmazlıkları ve çalışanın "ben de kârdan pay alıyorum, dolayısıyla şirket ortağıyım" şeklindeki olası iddialarını bertaraf etmek için bu emredici karineyi öngörmüştür [4, 12].
2.4. Sermaye İçin Faiz ve Hizmet İçin Ücret Alma Hakkı (TTK m. 132)
TTK m. 132, "Kanunlarda aksine hüküm yoksa, şirket sözleşmesiyle ortakların, koydukları sermayeler için faiz ve şirketteki hizmetleri sebebiyle kendilerine ücret verilmesi kabul olunabilir" hükmünü içermektedir [6]. Bu hüküm makro düzeyde genel bir izin verse de, mikro düzeyde anonim ve limited şirketlere ilişkin emredici normlarla sınırlandırılmıştır. Nitekim TTK m. 509/1 uyarınca anonim şirketlerde "Sermaye için faiz ödenemez" [13]. Ancak istisnai olarak "hazırlık dönemi faizi" (TTK m. 510) kapsamında, işletmenin tam faaliyete geçmesine kadar olan hazırlık dönemi için Türkiye Muhasebe Standartlarına uygun olmak koşuluyla esas sözleşmede faiz ödenmesi öngörülebilir [14]. Dolayısıyla m. 132, ağırlıklı olarak şahıs şirketleri açısından serbesti tanırken, sermaye şirketlerinde sermayenin korunması ilkesi gereği katı kısıtlamalara tabidir.
3. Sistematik İlişkiler
- TTK m. 127 ve 128 (Sermaye Koyma Borcu): TTK m. 131, m. 127'de sayılan (taşınır, taşınmaz, fikri mülkiyet vb.) ayni sermaye unsurlarının [15] ifa mekanizmasını tamamlar. 128. madde ayni sermayenin tapuya, özel sicillere şerhi ve güvenilir kişiye tevdiini emrederken [16], m. 131 bu işlemlerin mülkiyetin devri karinesini güçlendirdiğini belirtir.
- TTK m. 342 ve m. 343 (Ayni Sermaye ve Değer Biçme): Anonim şirketlerin kuruluşunda ve sermaye artırımında ayni sermayeye değer biçilmesi m. 343'e göre asliye ticaret mahkemesince atanan bilirkişilerce yapılır [17]. M. 131/1'de belirtilen "bilirkişi tarafından biçilecek değerlerin kabul edilmesi" kuralı, m. 343 ile ete kemiğe bürünür [7].
- TTK m. 551 (Ayni Sermayeye Değer Biçilmesinde Yolsuzluk Sorumluluğu): TTK m. 131/1 uyarınca bilirkişi raporu taraflarca kabul edilmiş sayılsa da, TTK m. 551 uyarınca aynî sermayenin veya devralınacak işletmenin değerlemesinde emsaline oranla hileli veya kusurlu yüksek fiyat biçenler (değerlemede yolsuzluk yapanlar) doğan zarardan bizzat sorumludurlar [18, 19]. Bu durum, m. 131/1'deki karinenin, hukuka ve dürüstlük kuralına (TMK m. 2) aykırı yolsuz işlemlere meşruiyet kazandırmayacağının kesin bir göstergesidir.
- TBK m. 620 vd. (Adi Ortaklık): Adi ortaklıkta kâr ve zarara iştirak mutlak ortaklık unsuruyken, TTK m. 131/3 bu durumun ticari işletmelerin çalışanları bakımından (TBK m. 393 hizmet sözleşmesi çerçevesinde) ortaklık sıfatı yaratmayacağını izah eder ve borçlar hukuku ile ticaret hukuku arasındaki sınırları netleştirir.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay kararlarında TTK m. 131 ve ilgili maddeler (özellikle m. 343 ve m. 551 ekseninde), sermayenin korunması ve malvarlığının dürüst resminin çıkarılması bağlamında değerlendirilmektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili ihtisas dairesi (11. Hukuk Dairesi) içtihatlarına göre, Asliye Ticaret Mahkemesince atanan bilirkişilerin biçtiği değere karşı yapılan itirazlar mahkemece kesin karara bağlandıktan sonra, bu değer TTK m. 131/1 kapsamında tescil edilir [17, 20]. Mahkemenin onayladığı bilirkişi kararı kural olarak "kesin" olmakla birlikte, kurucuların veya yönetim organı mensuplarının kast veya ihmaliyle ayni sermayeye emsaline oranla yüksek değer biçtirmeleri halinde, TTK m. 551 çerçevesinde şirketin, ortakların ve alacaklıların sorumluluk davası açma hakkı saklıdır [18, 21]. Yani Yargıtay, m. 131/1'deki "kabul edilmiş sayılır" karinesini, dürüstlük kuralı ve şirketin gerçek malvarlığı ilkesi çerçevesinde ele almakta; hileli aşırı değerlemelerde bu karinenin sorumluluktan kurtuluş (ibra) sağlamayacağını hükme bağlamaktadır.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Kurmaca Senaryo):
Olay: X Anonim Şirketi'nin kuruluşu aşamasında kurucu ortak (A), sahip olduğu bir üretim tesisini ayni sermaye olarak taahhüt etmiştir. Asliye Ticaret Mahkemesince atanan bilirkişi heyeti, bu tesise 10.000.000 TL değer biçmiş ve mahkeme raporu onaylamıştır. Ancak kuruluş sonrası diğer ortak (B), tesisin piyasa rayicinin aslında 6.000.000 TL olduğunu, bilirkişi raporunun tarafları bağlamayacağını ve (A)'nın aradaki 4.000.000 TL'lik farkı nakden şirkete ödemesi gerektiğini iddia ederek dava açmıştır.
Hukuki Analiz: TTK m. 131/1 ve m. 343 uyarınca, mahkeme tarafından onaylanan bilirkişi değerlemesi "kesin" olup, taraflarca kabul edilmiş sayılır [1, 8]. Bu nedenle ortak (B)'nin salt değer farklılığı iddiasıyla eksik sermaye ödenmesine dayalı davası reddedilecektir. Ancak (B), eğer (A)'nın veya değerlemeye katılanların hile veya kusurla, kasten emsaline oranla yüksek fiyat biçtiklerini ispatlarsa, TTK m. 551 uyarınca "ayni sermayeye değer biçilmesinde yolsuzluk" kapsamında (A) aleyhine sorumluluk davası açarak zararın tazminini talep edebilir [18, 19].
Olay 2 (Kurmaca Senaryo):
Olay: Y Limited Şirketi, genel müdürü olan (C) ile yaptığı hizmet sözleşmesinde, (C)'ye sabit bir maaşın yanı sıra, şirketin her yıl elde edeceği net kârın %5'ini "performans primi" olarak ödemeyi kararlaştırmıştır. İki yıl sonra şirket ile ihtilafa düşen (C), şirketin net kârdan pay alması sebebiyle hukuken şirket ortağı statüsü kazandığını iddia ederek, genel kurul kararlarının iptali davası (TTK m. 622 atfıyla m. 446) açmak istemiştir.
Hukuki Analiz: TTK m. 131/3 uyarınca, hizmet karşılığı verilecek ücretin kâra iştirak suretiyle ifasının kararlaştırılması, çalışana "ortak sıfatını" vermez [1, 12]. Bu nedenle (C), yalnızca iş hukukundan kaynaklanan bir işçi alacağı (kâr payı primi alacağı) sahibi olup, ortak sıfatını haiz olmadığından genel kurul kararlarının iptali davası açmakta aktif husumet ehliyetinden yoksundur.
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat yükü: TTK m. 131/2 uyarınca, ayni sermayenin "mülkiyetinin" değil de sadece "intifa/kullanım hakkının" şirkete devredildiğini iddia eden ortak, bu hususun "şirket esas sözleşmesinde açıkça kararlaştırıldığını" ispat etmekle yükümlüdür. Aksi halde mülkiyetin şirkete geçtiği karinesi asıldır [4].
- Zamanaşımı / Süreler: TTK m. 551 çerçevesinde ayni sermayenin hileli değerlemesinden kaynaklanan zararların tazmini için açılacak sorumluluk davaları, davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve her halde zararı doğuran fiilin meydana geldiği tarihten itibaren beş yıllık (TTK m. 560 atfıyla) zamanaşımı süresine tabidir.
- Görevli/yetkili mahkeme: Bilirkişi atanması ve değer tespiti için görevli mahkeme, şirketin merkezinin bulunacağı yerdeki Asliye Ticaret Mahkemesidir (TTK m. 343) [7]. Şirketler hukuku kapsamındaki tüm sorumluluk ve karine ihtilafları mutlak ticari dava niteliğindedir.
- Yaygın uygulama hataları: Şirket ana sözleşmesi hazırlanırken, TTK m. 131/2'nin göz ardı edilmesi sık rastlanan bir hatadır. Bazen kurucu, sadece bir patentinin veya taşınmazının kullanım hakkını sermaye olarak koymak isterken, sözleşmeye sarih bir sınırlandırıcı hüküm (intifa/kullanım devri) yazılmaması nedeniyle, ilgili değerin doğrudan mülkiyeti tüzel kişiliğe geçmektedir [4, 11].
7. Eleştirel Değerlendirme
Doktrinde, TTK m. 131/1 hükmünün lafzi yapısı ile TTK m. 551 (değerlemede yolsuzluk) hükümleri arasındaki hassas denge sıklıkla tartışılmaktadır. Bir yanda, bilirkişi raporunun taraflarca "kabul edilmiş sayılacağı" ve "kesin" olduğu yönündeki mutlak ifadeler (m. 131/1 ve m. 343) işlem güvenliğini sağlarken; diğer yanda, sermayenin korunması ilkesi gereği kusurlu değerlemelerde sorumluluk rejimi işletilmektedir [18]. Şahıs şirketleri açısından kanun koyucunun bilirkişi atamasını zorunlu kılmaması [9], şahıs şirketlerindeki ortakların sınırsız ve müteselsil şahsi sorumluluğuna bağlanabilir. Zira şirket alacaklıları nihayetinde ortakların şahsi malvarlığına (TTK m. 237) başvurabileceği için ayni sermayenin değerlemesinde kamu düzenini sarsacak boyutta bir risk görülmemiştir [5, 9]. Ancak sermaye şirketlerinde şirket alacaklılarının tek teminatı "şirketin malvarlığı" (esas sermaye) olduğundan, objektif değerleme (bilirkişi incelemesi) ve yolsuzluk durumunda yöneticilerin şahsi sorumluluğuna gidilmesi (m. 551) bir zorunluluk olarak hukuk sistemine yerleştirilmiştir [7].
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 131. maddesi, ticaret şirketlerine ilişkin "Genel Hükümler" kısmı altında, ortakların sermaye koyma borcunun ifası ve şirket tüzel kişiliğinin malvarlığı yapısının tesisi sırasındaki bazı temel karineleri düzenlemektedir [1]. Ticaret şirketlerinin, Türk Medeni Kanunu m. 48 çerçevesinde hak ehliyetine sahip bağımsız tüzel kişiler olması [2, 3], ortakların getirdiği sermaye unsurlarının (özellikle ayni sermayenin) değerinin, aidiyetinin ve şirkette hizmet ifa edenlerin hukuki statüsünün kesin sınırlarla belirlenmesini zorunlu kılmaktadır.
TTK m. 131, üç fıkra halinde, ayni sermayeye biçilen değerin kabulü, ayni sermayenin mülkiyetinin şirkete intikali ve kâra iştirakli hizmet sözleşmelerinin ortaklık sıfatı yaratmayacağına dair yasal karineleri (praesumptio iuris) ihdas etmiştir [1, 4]. Bu karineler, ticaret hayatının gerektirdiği hız, işlem güvenliği ve şirket alacaklılarının korunması ilkeleri (sermayenin korunması ilkesi) doğrultusunda, hukuki belirsizlikleri ortadan kaldırma işlevini haizdir [5]. Hemen ardından gelen TTK m. 132 ise, ortakların koydukları sermaye için faiz ve ifa ettikleri hizmetler için ücret alabilmelerinin yasal zeminini ve sınırlarını çizmektedir [6].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Ayni Sermayeye Biçilen Değerin Kabul Edilmesi Karinesi (TTK m. 131/1)
Maddenin birinci fıkrası uyarınca, "Sermaye olarak konulan ayınlara, bilirkişi tarafından biçilecek değerler, ilgililerce kabul edilmiş sayılır" [1]. Bu hüküm, ayni sermaye taahhütlerinde ortaya çıkabilecek değerleme ihtilaflarını baştan kesmeyi hedefler. Sermaye şirketlerinde, ayni sermayeye değer biçilmesi, şirket merkezinin bulunacağı yerdeki asliye ticaret mahkemesince atanan bilirkişilerce gerçekleştirilir [7]. Bilirkişinin hazırladığı değerleme raporunda, uygulanan yöntemin adil ve uygun olduğu, alacakların tahsil edilebilirliği ve ayni varlıkların tam değeri hesap verme ilkesinin icaplarına göre açıklanır [8]. Mahkemenin onayladığı bilirkişi kararı kesindir ve TTK m. 131/1 gereğince bu değerin ilgililerce (kurucular, ortaklar, şirket) kabul edildiği varsayılır [1, 8]. Ancak doktrin ve uygulamada belirtildiği üzere, şahıs şirketlerinde paradan başka sermayeye bilirkişilerce değer biçilmesi yasal bir zorunluluk değildir; değer tespiti hakkı ve görevi bizzat ortaklara bırakılmıştır [9]. Dolayısıyla, bu karine, özellikle sermaye şirketlerinin (anonim ve limited şirketler) kuruluş ve sermaye artırımı süreçlerinde (TTK m. 343 vd.) uygulama alanı bulur [7].
2.2. Ayni Sermayenin Mülkiyetinin Şirkete Geçmesi Karinesi (TTK m. 131/2)
İkinci fıkra, "Şirket sözleşmesinde veya esas sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa, sermaye olarak konan ayınların mülkiyeti şirkete ait ve haklar şirkete devredilmiş olur" kuralını âmirdir [1]. Ticaret şirketlerinde tüzel kişilik ilkesi geçerli olduğundan, şirkete sermaye olarak getirilen malvarlığı değerleri, ortakların şahsi malvarlığından çıkarak bağımsız tüzel kişiliğin mülkiyetine girer [10]. Adi şirketlerde kural olarak elbirliği mülkiyeti söz konusuyken, ticaret şirketlerinde getirilen ayınlar üzerinde tüzel kişilik malik sıfatıyla doğrudan tasarruf yetkisi kazanır [11]. Fıkradaki "aksi kararlaştırılmamışsa" ibaresi, emredici olmayan (tamamlayıcı) bir karineye işaret eder. Ortaklar, şirket sözleşmesinde ayni sermayenin sadece "kullanım/intifa" hakkının şirkete devredildiğini açıkça düzenleyebilirler. Aksi takdirde mülkiyetin (veya ilgili ayni hakkın) tamamen şirkete geçtiği kabul edilir [4, 12].
2.3. Hizmet Karşılığı Kâra İştirakin Ortak Sıfatı Vermemesi (TTK m. 131/3)
Maddenin üçüncü fıkrası uyarınca, "Hizmet karşılığı olarak verilecek ücretin kısmen veya tamamen kâra iştirak suretiyle ifası kararlaştırıldığı takdirde bu kayıt çalışanlara ortak sıfatını vermez" [1]. Modern şirket yönetiminde, özellikle üst düzey yöneticilere veya kilit personellere performansı teşvik amacıyla şirketin dönem kârından pay (kazanç payı) verilmesi yaygın bir uygulamadır. Bu ödeme yöntemi bir tür "kâra iştirakli iş sözleşmesi" niteliğindedir. Kanun koyucu, kâr payı almanın geleneksel olarak "ortaklık" (societas) ilişkisinin temel bir unsuru (affectio societatis) olmasından kaynaklanabilecek muhtemel uyuşmazlıkları ve çalışanın "ben de kârdan pay alıyorum, dolayısıyla şirket ortağıyım" şeklindeki olası iddialarını bertaraf etmek için bu emredici karineyi öngörmüştür [4, 12].
2.4. Sermaye İçin Faiz ve Hizmet İçin Ücret Alma Hakkı (TTK m. 132)
TTK m. 132, "Kanunlarda aksine hüküm yoksa, şirket sözleşmesiyle ortakların, koydukları sermayeler için faiz ve şirketteki hizmetleri sebebiyle kendilerine ücret verilmesi kabul olunabilir" hükmünü içermektedir [6]. Bu hüküm makro düzeyde genel bir izin verse de, mikro düzeyde anonim ve limited şirketlere ilişkin emredici normlarla sınırlandırılmıştır. Nitekim TTK m. 509/1 uyarınca anonim şirketlerde "Sermaye için faiz ödenemez" [13]. Ancak istisnai olarak "hazırlık dönemi faizi" (TTK m. 510) kapsamında, işletmenin tam faaliyete geçmesine kadar olan hazırlık dönemi için Türkiye Muhasebe Standartlarına uygun olmak koşuluyla esas sözleşmede faiz ödenmesi öngörülebilir [14]. Dolayısıyla m. 132, ağırlıklı olarak şahıs şirketleri açısından serbesti tanırken, sermaye şirketlerinde sermayenin korunması ilkesi gereği katı kısıtlamalara tabidir.
3. Sistematik İlişkiler
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay kararlarında TTK m. 131 ve ilgili maddeler (özellikle m. 343 ve m. 551 ekseninde), sermayenin korunması ve malvarlığının dürüst resminin çıkarılması bağlamında değerlendirilmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili ihtisas dairesi (11. Hukuk Dairesi) içtihatlarına göre, Asliye Ticaret Mahkemesince atanan bilirkişilerin biçtiği değere karşı yapılan itirazlar mahkemece kesin karara bağlandıktan sonra, bu değer TTK m. 131/1 kapsamında tescil edilir [17, 20]. Mahkemenin onayladığı bilirkişi kararı kural olarak "kesin" olmakla birlikte, kurucuların veya yönetim organı mensuplarının kast veya ihmaliyle ayni sermayeye emsaline oranla yüksek değer biçtirmeleri halinde, TTK m. 551 çerçevesinde şirketin, ortakların ve alacaklıların sorumluluk davası açma hakkı saklıdır [18, 21]. Yani Yargıtay, m. 131/1'deki "kabul edilmiş sayılır" karinesini, dürüstlük kuralı ve şirketin gerçek malvarlığı ilkesi çerçevesinde ele almakta; hileli aşırı değerlemelerde bu karinenin sorumluluktan kurtuluş (ibra) sağlamayacağını hükme bağlamaktadır.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Kurmaca Senaryo): Olay: X Anonim Şirketi'nin kuruluşu aşamasında kurucu ortak (A), sahip olduğu bir üretim tesisini ayni sermaye olarak taahhüt etmiştir. Asliye Ticaret Mahkemesince atanan bilirkişi heyeti, bu tesise 10.000.000 TL değer biçmiş ve mahkeme raporu onaylamıştır. Ancak kuruluş sonrası diğer ortak (B), tesisin piyasa rayicinin aslında 6.000.000 TL olduğunu, bilirkişi raporunun tarafları bağlamayacağını ve (A)'nın aradaki 4.000.000 TL'lik farkı nakden şirkete ödemesi gerektiğini iddia ederek dava açmıştır. Hukuki Analiz: TTK m. 131/1 ve m. 343 uyarınca, mahkeme tarafından onaylanan bilirkişi değerlemesi "kesin" olup, taraflarca kabul edilmiş sayılır [1, 8]. Bu nedenle ortak (B)'nin salt değer farklılığı iddiasıyla eksik sermaye ödenmesine dayalı davası reddedilecektir. Ancak (B), eğer (A)'nın veya değerlemeye katılanların hile veya kusurla, kasten emsaline oranla yüksek fiyat biçtiklerini ispatlarsa, TTK m. 551 uyarınca "ayni sermayeye değer biçilmesinde yolsuzluk" kapsamında (A) aleyhine sorumluluk davası açarak zararın tazminini talep edebilir [18, 19].
Olay 2 (Kurmaca Senaryo): Olay: Y Limited Şirketi, genel müdürü olan (C) ile yaptığı hizmet sözleşmesinde, (C)'ye sabit bir maaşın yanı sıra, şirketin her yıl elde edeceği net kârın %5'ini "performans primi" olarak ödemeyi kararlaştırmıştır. İki yıl sonra şirket ile ihtilafa düşen (C), şirketin net kârdan pay alması sebebiyle hukuken şirket ortağı statüsü kazandığını iddia ederek, genel kurul kararlarının iptali davası (TTK m. 622 atfıyla m. 446) açmak istemiştir. Hukuki Analiz: TTK m. 131/3 uyarınca, hizmet karşılığı verilecek ücretin kâra iştirak suretiyle ifasının kararlaştırılması, çalışana "ortak sıfatını" vermez [1, 12]. Bu nedenle (C), yalnızca iş hukukundan kaynaklanan bir işçi alacağı (kâr payı primi alacağı) sahibi olup, ortak sıfatını haiz olmadığından genel kurul kararlarının iptali davası açmakta aktif husumet ehliyetinden yoksundur.
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
Doktrinde, TTK m. 131/1 hükmünün lafzi yapısı ile TTK m. 551 (değerlemede yolsuzluk) hükümleri arasındaki hassas denge sıklıkla tartışılmaktadır. Bir yanda, bilirkişi raporunun taraflarca "kabul edilmiş sayılacağı" ve "kesin" olduğu yönündeki mutlak ifadeler (m. 131/1 ve m. 343) işlem güvenliğini sağlarken; diğer yanda, sermayenin korunması ilkesi gereği kusurlu değerlemelerde sorumluluk rejimi işletilmektedir [18]. Şahıs şirketleri açısından kanun koyucunun bilirkişi atamasını zorunlu kılmaması [9], şahıs şirketlerindeki ortakların sınırsız ve müteselsil şahsi sorumluluğuna bağlanabilir. Zira şirket alacaklıları nihayetinde ortakların şahsi malvarlığına (TTK m. 237) başvurabileceği için ayni sermayenin değerlemesinde kamu düzenini sarsacak boyutta bir risk görülmemiştir [5, 9]. Ancak sermaye şirketlerinde şirket alacaklılarının tek teminatı "şirketin malvarlığı" (esas sermaye) olduğundan, objektif değerleme (bilirkişi incelemesi) ve yolsuzluk durumunda yöneticilerin şahsi sorumluluğuna gidilmesi (m. 551) bir zorunluluk olarak hukuk sistemine yerleştirilmiştir [7].
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.